merhabalar
aslında önceki sayfalarda adım adım var yazılarım; burayı ilk başvurduğumuzda keşfetmiştim. sonrasında sürekli yazdım :)
Ama özetlersem, benim kanser başlangıcı nedeniyle eşimle ilk tanıştığımız yıllarda rahmimin yarısı alındı. hamile kalmayla ilgili bir sıkıntım olmayacağı ama bebeği taşıyamacağım söylendi. ondan 5 yıl sonra evlendik eşimle ve sürekli korunduk, sürekli biz zaten çocuk istemiyoruz dedik herkese. yani hiçbir tedavi görmedik biz daha önceki dönemde. bikaç doktor bazı operasyonlar ve 9 ay yatmam şartıyla bir ihtimal doğurabileceğimi söyledi ama biz hiç denemedik. o kadar ilaç, operasyon vs ile karnımda ölme ihtimali yüksek veya sağlıklı doğma ihtimali düşük bir riski almak istemedik.
Sonrasında İzmir'den Ağutos 2014'te başvurduk, terk/rıza farketmez, tüm Türkiye olur dedik. hatta yaş sınırımız da yoktu, ama sanırım burada 40 yaş altına direk 0-1 yaş veriyorlar, eğer sınıra çok yakın değilse. (bu arada bekleme sürecinde yumurtalığım da alındı yeni bir ameliyatla.)
Bizim ilk görüşme, evrak hazırlama, diğer görüşmeler, ev ziyareti, referansların aranması ve onay mektubunu almamız toplam 3 ay falan sürdü. hatta o dönemde sıralar da hızlı atıyordu, bu yüzden ben 2015 yazında gelir diye bekliyordum, hatta odasını da yaz başında hazırlamıştım. ama derler ya evdeki hesap çarşıya uymadı, sıralar aynı hızla atmadı ve yazın daha 20li sıralara anca gelebildik.
ben başvurmadan önce işi bırakmıştım. evde beklemek, hem de birşeylerle oyalanamadan çok zor gelmeye başladı. belki de forumun o açıdan en dip depresyonlarına girip çıkan kişilerinin arasındayımdır o açıdan. gün geçmek bilmiyordu. sanki böyle bişey olacak, mesela ölümcül bir hastalığa yakalanacam veya kaza geçirip sakat kalıcam ve hakkımı kaybedicem o duyguyu asla yaşayamayacağım diye düşünüp düşünüp iyice diplere vuruyordum. bekleme dönemini çok sağlıklı geçiremedim yani
bu arada kuruma başvurdum ve gönüllü anne oldum. neredeyse 1,5 yıldır gönüllü annelik yapıyorum. 10 yaşını geçen hafta bitiren bir oğlum oldu böylece. ayda bir gelip bizimle kalıyor, tatillerde vs daha uzun alabiliyoruz. kızımın gelişini benimle bekledi ve bana hem moral kaynağı, çok büyük destek oldu küçük adamım.
nisan ayında, 20 aylık beklemenin sonunda oldu kavuşmamız kızımla. ama yine kolay olmadı :)
sıram artık başlardaydı ve nerdeyse 2 günde bir arıyordum var mı bir gelişme diye. bir konuşmadan sonra ertesi gün yerleştirilecek bebek olduğu ama cinsiyetini bilmediğini söyledi sırayı öğrendiğim bayan. belki bir sıra daha atıcak umuduyla kapadım telefonu. aynı gün birkaç saat sonra kurum müdürü aradı. kendini tanıtıp nasılsınız diye sordu. Alalh'ım nasıl bir ağlama aldı beni anlatamam, iyiyim diyemiyorum bile. sakinleşin ben geri arayayım sizi dedi. zar zor iyiyim diyebildim. bir bebek varmış 20 günlük, ama çook uzak bir şehirde. tamam dedim hemen. bekleyin haber vericez dediler. eşimi aradım hemen, eşim kaza geçirdim zannetmiş, çığlık çığlığa aramışım çünkü... bu arada kıyafet adına çöp yok evde, dışarda olan bir arkadaşımı aradım dedim acil yenidoğan bikaç parça bişey al. ben telefon bekliyorum evde çıkamıyorum. baktım eşim de geldi eve dayanamamış. kurum müdürü bir daha aradı, gelin imzaları halledelim yola hemen çıkın, anca yetişirsiniz dedi. annemi falan otobüs bileti aldı yola çıktı geliyor bu arada. biz koştur koştur kuruma gidiyoruz. daha önce kırk kere gittiğimiz kurumu bulamadık kaybolduk falan. nasıl bir stres anlatamam. neyse vardık kuruma. anlattılar işte bebeği, tamam mı tamam. bebek küçük uçağa binemez dediler, yol uzun arabayla 17 saat falan, bir şoför daha lazım, ok ayarladık onu da. tam sözleşmenin çıktısı alınacak imzalar atılacak. son dakka yani... kusura bakmayın bebek erkekmiş, yanlış olmuş dediler. mesainin bitmesine de az kalmış, hemen erkek bebek bekleyen aileler aranmaya başlandı o sıra. biz kaldık böyle pelte gibi sandalyede. biz daha odadan çıkmadan bebeği alacaak aileyle iletişime geçmişlerdi bile. o an yaşadığım şoku ve duyguları anlatmam mümkün değil sanırım. odadan çıkmadan önce tek öğrenebildiğimiz ertesi gün yerleşecek bebekler ile ilk sıraya düşmüş olduğum oldu.
o duygu yoğunluğunun peşine yaşadığım şoku nasıl ifade edebilirim ki... aylardır bastırdığım o anne olamayacağım duygu en üst noktaya ulaştı. günlerce uyuyamadım, sürekli bir ağlama. öyle bir ağlama ki, ne eşim ne annem beni susturamıyor. günlerce resmen hasta yattım, ağız göz şişmiş. (bu arada tüm yaşadıklarıma rağmen şuan iyi ki olmamış diyorum. bunun iki nedeni var. bunlardan biri o bebeği alan aile, 20 günlükken bebeklerini kaybetmiş ve 20 günlük aldılar oğullarını kucaklarına. işte bu kaderdir, alın yazısıdır. yazarken bile ağlıyorum inanın. o bebek onlarınmış zaten, ben araya giriyormuşum nerdeyse... diğer nedeni ise, kızım da bizim alın yazımızmış, kucağıma alınca anladım. başka bir bebek olmazmış zaten...)
neyse bu olaydan tam bir hafta sonra yine kurumu aradım. ne daha önce adını duyduğum ne o kadar gidip gelmeme gördüğüm bir bayan çıktı telefona. bekleyin işte değeri artar bebeğin tarzı abuk subuk bişeyler söyledi bana. zaten dipdeyim derken, daha dip varmış dedim o telefon konuşmasının üstüne. bizim uzman kurum dışındaymış konuşamdım kapadım. annem artık ağlama yeter falan derken birkaç saat sonra yine bir telefon geldi. numaraya bakıyorum ama açamıyorum bir türlü.... açtım bizim uzman... sabah aramışsınız yoktum ben dedi, doğum sancınız tutmuş sanırım, gözünüz aydın yarın kucağınıza alıyorsunuz kızınızı dedi...
bir daha o duyguyu yaşayamayacağım diye düşünmüştüm, ne kadar yanılmışım... yine şehirdışı ama bu kez daha yakın. sıfır uykuyla sabah daha gün aydınlanmadan çıktık yola. mesai başlamasıyla da girdik kurumun kapısından. Eski bir binanın dördüncü katına çıktık. Güleryüzlü bir bayan karşıladı bizi. Genel olarak bilgi verdi kızımla ilgili. Eşimin dudakları titriyor sürekli, gözler kıpkırmızı olmuş kendini sıkmaktan. Zaman zaman başını çevirip gözyaşlarını sildiğini görüyorum. Ben sanki sahneye dışardan bakıyorum, orada sadece bedenim var, ruhum havalanmış da olanları izliyor gibiyim. Anlatılan hiçbirşeyi duymuyorum. İlk duyduğum cümle, bebeği getirelim mi, oluyor. Hemen atlıyorum hemen getirin diye.
Telefonlar ediliyor birkaç yere, kızımız gelecek birazdan... İsterseniz bir dolaşın gelin diyor. Yok diyoruz burda bekleyelim gelişini kaçırmayalım... Hatta sözleşmeyi imzalıyoruz kızımız daha gelmeden. O bizim kızımız, görmesek de biliyoruz, daha fazla beklemenin ne anlamı var ki...
Alnım cama yapışık vaziyette binaya yanaşan arabaları görmeye çalışıyorum. Bir araba yanaşıyor ve mavi bir kundak görüyorum hayal meyal... Kızım geldi diye koptuğum nokta o oluyor. Bir binanın dördüncü katında, alnım cama dayalı aşağıda mavi kundağa bakıyorum zıplaya zıplaya, ağlaya ağlaya...
Ömrümüz en uzun dakikaları geçmek bilmiyor. Tırnaklarım avucuma geçmişken yerimde durmak ne mümkün... az sonra kapıdan giriyor o mavi kundak... koşuyorum açıyorum hemen, yüzüne bakıyorum ilk kızımın... Minnacık daha, nokta kadar bir ağzı düğme gibi bir burnu var. Uyuyor... Kucağıma alır almaz nokta ağzına bir gülümseme yayılıyor. Bak babası gülüyor diye babasına döndürüyorum. Ben ağlıyorum, eşim ağlıyor, yan odalardan gelmişler kavuşmamıza tanık olmaya, odada kim varsa herkes ağlıyor.
Tam bir mucize... O güne kadar hayal ettiğimiz herşeyin çok çok ötesinde. 20 aydır beklediğimiz kızım kucağımda artık... Bakıyorum bakıyorum inanamıyorum, böyle bir güzellik olabilir mi? İlk görüşte aşk böyle birşey demek ki... Yüreğim patlayacak nerdeyse, öyle kocaman bir sevgi ki, sığmıyor hiçbir yere.
Ellerim titreye titreye ilk kez mamasını yedirip, üstünü değiştirmeyi beceremediğimde evde bana yardımcı olacak kimse olup olmadığını soruyor. Kızım daha 10 haftalık ve ben öylesine acemiyim ki...
Eve geldikten sonra o acemilikten eser kalmıyor nerdeyse. Günlerce annem de dahil kimsenin kucağına vermedim kızımı. Ne yapılacakse hepsini tek başıma yaptım. Geceleri göğsümde uyudu minik kızım. Ve ödül olarak iki günün sonunda, sabah ilk uyandığında ve günaydın kızım dediğinde bana kocaman bir gülümseme yollayıp neşeli sesler çıkardı güzel kızım.
İlk beş gün yıkanmadım, kızım kokuma alışsın diye. Sürekli kucağımdaydı uyurken, mama yerken, uyanık geçen her bir dakikasında. Eşim bizi koalalara benzetti Göğsümde yatarken o minnacık elleri ile öyle sıkı tutuyor ki beni, sürekli kulağına artık hiç ayrılmayacağız annem, sonunda kavuştuk diyorum.
şimdi 9,5 aylık kuzum. baba demeye başladı. eşimin sadece yüzü değil, tüm vücudu gülüyor. hala ilk günkü heyecan üstümüzde. tam bir mucize. her geçen gün büyüyor, değişiyor. ve hayranlıkla ve gözyaşlarıyla izliyoruz mucizemizi... yok böyle bir sevgi, bugüne kadar eksik yaşamışız. eşim beni üzmemek için yıllarca yeteriz biz birbirimze, çocuk demek değil aile derdi. şimdi gerçek bir aile olduk diyor, o minnacık bedeniyle bizi tamamlıyor ve başka hiçbirşeyle doldurulamayacak o büyük boşluğu dolduruyor. hayat şimdi başladı, mutluluk şimdi başladı. geçmiş sanki hiç yaşanmamış, sanki ilk günümüzden beri bizimle beraber kızımız. Allahım her isteyene yaşatsın bu mucizeyi...
biraz uzun oldu hikayem, kusur bakmayın ama duygu boşalmasıyla anca yazabildim :)