Yok ömür billah burda yaşlanma zorunluluğum yok elbette, ancak üniversitedeki akademik kadrolar çakılı kadrolar, başka bir yere geçmek için bile yukardan tepeden sağlam torpil gerekiyor, o torpil de zaten bende yok, olsa zaten bunlarla uğraşmazdım sanırım, şimdiye doçenttim bile herhalde hatta hiç mesaime gelmiyo bile olabilirdim :/Sorumu cahilliğime verin de
Burayı beğenmedim baska hastaneyi deneyeyim diyemiyor musunuz?
Tamam ömrü billah burda mı yaşlanacaksınız?
Tam olarak aynısı işte ama işleri de en kolay bunların görülüyor, tereyağından kıl çeker gibi hepsinin işi su gibi akıyor bi de.Türkiye'deki bütün üniversitelerde akademi bu şekilde. En iyi boğaziçi, itü'de bile benzer durumlar var. Yeğen olmasa bile kendi okullarından mezun olan öğrenci olsaydı yine aynı ayrım olurdu.
Ben ilk üniversitemi bitirdim, ikinciye başlamıştım, 23-24 yaşındaydım, yeni başladığım okulda doktorasına yeni başlayan bir hoca vardı, onun dersine giriyordum. Aynı sizin yeğen gibiydi, derse gelmek yok, öğrencilere ve diğer hocalara saygısızlık diz boyuydu. Evrak işlerini yapmıyordu her şey birbirine giriyordu. Bölümdeki profesör hocalar bile bu kişiye bir kere ses çıkarmadılar. Bunun keyfi kaçmasın diye 5 tane araştırma görevlisi kadrosu açtılar, onun işlerini yapsın diye.
Tek yapabileceğiniz, yaptıklarınızı onların gözüne sokmak ve duygu sömürüsü yapmak. Öyle insan gibi konuşsanız, tepki gösterseniz bunlar anlamazlar.
Tamamen kişisel bir gözlemde bulunacağım şimdi,Aynen tam olarak dediğiniz gibi, bu durumun kimsenin işini aksatmaması, ama bi yerde patlayacak bu şekilde giderse, yeğene patlayabilir ama arkasında dayısı var patlayacak gibi olsa da patlatmaz.
Zaten ağzımızla kuş tutsak bile tembel, çalışmayan, bir şeyden anlamayan olduk hep, hadi dedik asistandık tamam böyle olması gerekiyodu bunu bile normalleştirdik yani, ama şimdi gün geldi keser döndü sap döndü, onca sene her şeyi sırtımda taşıdığım halde halen daha "seni görmüyorum" u duyunca bi dellenesim geliyor sonra sakinleşiyorum yine sesim çıkmıyor, söylediğinizi söylemeyi düşündüm, evet akademik çalışmalarıma devam ediyorum diye, cesaret edemiyorum, pıstım kaldım, nasıl bir yıldırma politikası geçirdiysem artık.
Hiç şaşırmadım desem yalan olmaz, bu torpilli yeğen de yürüyen merdiveni yürüyerek çıkıyormuşçasına öyle de hızlı yükselecek adım gibi eminim, bizse en dik merdivenleri ağır ağır düşe kalka tırmanıyorken ve acaba sonunu görebilecek miyiz diye düşünürken kendisi en kısa sürede bitirecek. Denecek neler yok ki. Allah'a havale edeyim diyorum, olmuyor.konuşursan işinden olursun ,hatta çalışabileceğin başka yerlerde de önüne taş koyabilirler . Bu torpil olayı benimde bir ara canımı çok sıkmıştı . Daha staj zamanlarımda Anabilim dalı yardımcısının bir torpillisi vardı , Aynı şekilde geç gelir , ya da hiç gelmez .
Ameliyathanede iki kişi olurduk öğrenmek için , damar yolu, entübasyon, hasta takibini hep o alırdı , ben yeltendiğimde teknikerimiz ona yaptırırdı , biz öğrenciler kvc ameliyathanesinde çalışmayı çok isterdik haftada bir olurdu , ne hikmetse haftanın 4 günü o oradaydı .ortopediyi sevmezdi oraya yazmazlardı onu mesele .
Bir gün tartıştım ve beni bilgisayar başına koydular, tüm staj boyunca malzeme giriş çıkışı yaptım .
Öyle böyle stajdan bir şey öğrenemedim
Demek istediğim çok şey varda işte…..
Size ders vermek zorunda öyle kafasına göre olmaz o işler.Korkacak bir şeyim kalmadı evet, kadromu aldım, ama derslerin kime verilip kime verilmeyeceğine karar veren kişi bu abd başkanı, sanırım bende şöyle bir şey var aşamıyorum, aman işte dediklerini yapmaya devam etmezsem ders alamam, bana ders yazmaz, dışlanırım, aslında böyle dişini gösteren hayt huyt yapanlar kıymetli oluyor, ben de aman karşı çıkmiyim huzuru bozmiyim kafasında psikolojimden olmak üzereyim.
size ders yazmasalar ne olur onu anlamadımKorkacak bir şeyim kalmadı evet, kadromu aldım, ama derslerin kime verilip kime verilmeyeceğine karar veren kişi bu abd başkanı, sanırım bende şöyle bir şey var aşamıyorum, aman işte dediklerini yapmaya devam etmezsem ders alamam, bana ders yazmaz, dışlanırım, aslında böyle dişini gösteren hayt huyt yapanlar kıymetli oluyor, ben de aman karşı çıkmiyim huzuru bozmiyim kafasında psikolojimden olmak üzereyim.
Çok da küçük bir üniversite değil, yaklaşık 40 yıllık bir geçmişi var, kesin gidebileceğimi bilsem bi yere kadar daha dayanacağım dicem ama gidip gidemeyeceğim meçhul çünkü akademik kadrolar çakılı kadro, başka bi yere geçmek için yine torpilin dik alası gerekmekteSiz sağlıktasınız ve muhtemelen küçük bir üniversite... Sesinizi çıkartın... Ama doç olunca gitmek istediğiniz için sustuğumuz düşünüyorum. Kadromu alıp gideyim. Mantığı. Sabredin ne diyeyim
Çok doğru noktalara parmak basmışsınız, tespitleriniz nokta atışı evet donma durumu mevcut, uzun vadeli gelecek planı kurmadığım bir yer burası hem şehir hem de üniversite olarak, gidebilmeyi çok istiyorum ama gider miyim o da meçhul çünkü başka bir yere gitmek için yine torpil gerekiyor, ömür boyu burda bu ortamda kalma ihtimali aklıma geldiğinde deliriyorum ve uykularım kaçıyor, metal yorgunluğu mu deniyor bilmiyorum ama böyle üzerimde ölü toprağı var gibi onca senenin angaryası bi de bölümde tek asistandım 3-4 sene her şeye tek ben koştum daha yeni işte altıma asistan geldi, elim hiçbir şeye gitmiyor da, bu olaylar beni yapacağım işlerden alıkoyuyor aslında koymamalı daha cok hırs yapmalıyım ama fazlaca içselleştiriyorum birçok şeyi, bir de bazı üyelerin dediği gibi sessiz bir yapım var, şunu şunu desem şöyle bi durumla karşılaşırım sonra şu hakkımı alamam düşüncesi beni sarıyor, dediğiniz yöntemi deneyeceğim, fikirleriniz için çok teşekkür ederimTamamen kişisel bir gözlemde bulunacağım şimdi,
Savaş-kaç evreleri yerine donmuş durumdasınız. Pısma dediğiniz şey bence bu. Diğer iki durumdan birinde karar kıldığınızda çorap söküğü gibi gelecek. Yine diyorum tamamen kendi fikrim bu, siz işinizi sevdiğiniz için kalmak ve ortamdan dolayı kaçmak arasında kalmış olduğunuz için bir reaksiyon veremiyorsunuz.
Yorgunluğunuz da karar vermenize engel oluyor gibi.
Önce bir düşünün derim ya da yazı tura atın. Çıkan sonuç sizi üzerse zaten diğerini istiyorsunuz demektir. -basit gibi görünüyor ama etkili bir yöntem- kararınızı verince göreceksiniz adım atmaya başlayacaksınız.
o kadar tecrubeli degilim ama ana bilim dali baskanina itiraz edemezsiniz. yapmaniz gereken o gereksiz elemani bir sekilde baska kisilere itelemek.Hanımlar merhaba, bu bir kayınvalide, sorunlu/sorumsuz eş, aile vs. konusu değil belki onlar kadar dikkat çekmeyebilir de ancak artık içimde tutamadığım ve buradaki akademisyen olan ve olmayan herkesten akıl, fikir ve görüş alma ihtiyacı hasıl oldu. Neticede el elden üstündür. Göz kanamasına sebebiyet vermemek için konuyu kısa tutmaya çalışacağım ancak detaylar fazla olduğu için biraz boyu aşabilir, şimdiden uzarsa kusurabakmayın.
7 yıldır akademik kadrodayım (bunun 7 yılı arş gör ve arş. Gör. Dr. luk), son 4 aydır da öğretim üyeliğine atanarak çiçeği burnunda bir dr. Öğretim üyesi oldum. Bölümümü ifşa olmamak adına detaylı yazamayacağım ancak şöyle bahsedeyim: klinik bir bölüm ve angaryası çok fazla, hem hasta bakmakla hem de bilimum diğer işlerle kafayı yedirten ve dibini sıyırtan (akademiyi bilen bilir), insanda akıl ve ruh sağlığı diye bir şey bırakmayan bir alanda bu kadar yılı kafamda hunilerle kah gülerek kah ağlayarak devirdim. Tabi neler yaşadım şimdi burda bunları a’dan z’ye dökmenin lüzumu yok ama bunu da özetle, dışı seni içi beni yakar diyerek vecizelendireyim.
Bölüme, altıma asistan alındı, ancak alınan kişi anabilim dalı başkanının öz yeğeni, tahmin edersiniz ki dert yanacağım ve bahsedeceğim şeylerin içeriğini bu “torpil” mevzusu oluşturacak. Bu arada bölüme zamanında atama sistemiyle dışardan geldiğimi belirteyim, atanırken ne dayım ne amcam vardı, ales, yds, gano puanlarımla tercih yaparak geldim. Hiç bilmediğim bir şehire, huyunu suyunu hiç tanımadığım, daha önce ucundan kıyısından geçmediğim üniversitenin bir bölümüne asistan olarak damdan düşer gibi tak diye bir anda düşüverdim. Ne işten kaçtım, ne hasta bakmazlık yaptım, sallapati çalışmadım, akademisyene mesai kavramı olmamasına rağmen 8-5, hatta çoğu zaman çok daha fazla saatlerce klinikte kalarak çalıştık, bu kısımları övünmek için demiyorum ama iş yükünün ağırlığı çok fazlaydı ve çoğu zaman istifa etmeyi düşünerek direndim bu şartlara, tabi mobbingi ve psikolojik baskısı da cabasıydı. Bu kısımları çok uzatmadan sadede geliyorum hemen. Bunun için yeni bir paragraf başı şart.
Bölüme alınan asistanın şuan yapması gereken tek bir işi var o da hasta muayenesi ve tedavisi, ben öğretim üyesi olmama rağmen halen daha yazı işleri ve diğer işlerle, hatta halen daha hastayla bile uğraşmaktayım, kendisi acemi! ve yeni atandı! diye henüz bu işleri ona geçir(e)medim, pişme süresi gerekiyomuş daha yeniymiş tamam buna okeyim olabilir. Bunu da dayısı olan abd başkanı söyledi. Bölümde öğretim üyeleri her güne bir öğretim üyesinin nöbeti olacak şekilde, nöbet sistemi ile klinikte hasta bakıyorlar ama bu da hak getire, 7 yıldır hiçbiri sabahtan akşama kadar klinikte nöbetinde tam anlamıyla durmadı, yarım ağız, şunu şöyle yap, hı tamam sen gönderirsin hastayı diyerek hasta yükü hep asistanda oldu (yani bende). Hastayla ilgili bir sıkıntı çıktığında hepsiyle başbaşa kaldım, sıkıntılı durumlarda nöbetçi hocayı bulamadım, nasıl olsa asistan hallediyor, sepulik bakar gönderir diye. Ben öğretim üyeliğine atandığımda da uygun bir uslüple hakkım olan nöbet günümü istedim, reddedildi bu talebim, tüm öğretim üyeleri nöbetle hasta bakıyorken ben abd başkanının isteğiyle her gün kliniğe inmek zorundaydım çünkü öyle uygun görülmüştü daha pişmem lazımdı, hastaya tek başıma bakarken en pişmişi de bendim ama. Aman huzur bozulmasın diye neyse dedim daha yeniyiz, hoca oldum ayaklarına girmiyim, gene idare ediyim, yeni asistana yardım ediyim insanlık bende kalsın dedim. Hastaya indim, halen daha da iniyorum da, seviyorum da bölümümü, bu iş zul gelmiyor.
Artık olaylar çığrından çıkmaya başladı. 4 aydır sadece nöbetle hasta bakmam gerekiyorken ve her gün hastaya inme zorunluluğum yokken, ben yeni gelene yardım etmek için kliniğe indim aman yalnız kalmasın ben çok yalnız kaldım diye yanında oldum, öğlene kadar hatta mesai bitimine kadar bile yardımcı oldum bir sürü işim gücüm varken, torpilli yeğen bile olsa alışma sürecine kadar destek çıkayım diye artık akademik işlerimle uğraşmam gerektiği yerde ben hala amiyane tabirle amele gibi hasta baktım, bakıyorum da. Daha ne bir proje ne bir makaleye başlayabildim, 7 senede sadece 1 tane SCI yayınım var, hastadan ve diğer işlerden fırsat bulamadığımdan asıl dolması gereken akademik cv’im güdük gibi kaldı. Millet doktoradan önce döşüyorken yayınları ben hasta peşinde koşmakla uğraşıyodum. Öğretim üyesi şartlarını asgari sağladım.
Torpilli yeğen dayısına güvenerek sürekli işinden kaçıp, yırtmaya, işim var yarın gelemicem diye mesaisini sallamamaya başladı, klinikte hastaya bakması gereken kişi (bu arada hasta bakmak öncelikle asistanın görev tanımında, ondan sonra nöbetçi hoca devreye giriyor, asistan işin içinden çıkamazsa) “anabilim dalı başkanının haberi var ben yarın gelmicem” diyerek ortadan kaybolmaya başladı, bu bir, iki, üç derken derken artık fazla olmaya başladı. Ben bir iki kere idare ettim ama artık alnımda enayi yazıyomuşçasına aptal yerine konmak beni delirtmeye başladı. Kendisi yapması gereken işten kaçıp hasta işini bana yıkmaya çalışmakta, hadi birincisinde ev taşıdı okey, ikincisinde başka bir işi oldu ona da okey ama artık kasıtlı olduğunu düşünüyorum. Nasıl olsa hocanın haberi var diye haftada 4-5 gün kez ortada yok, sepulik de amele zaten asistanın yapması gereken işi o yapacak. Ben asistanlığımda mesai saatini 1 dakika geçirsem abd başkanından fırça yediğimi, bir gün bile işim var gelemicem diye izin alamadığımı biliyorum. Çifte standart değil de ne?
Öğretim üyesi olduğum ve hakkım olan nöbeti alamadığım ve resmi olarak nöbetsiz hasta bakma zorunluluğum olmadığı halde, kliniğe bir gün uğrayamadığımda kendi torpilli yeğenine bol keseden gayriresmi izin dağıtan abd başkanı, ben biraz işim olup kliniğe inmeyip odamda bi makale tarayayım dediğimde “Sepulik, aşağıya inmiyosun, seni aşağıda göremiyorum.” diye ayar veriyor. İndiğim halde sırf indiğim anlarda beni görmedi diye inmedim zannediyor ki inmesem bile resmi olarak bir yaptırımı olamaz çünkü öğretim üyesinin nöbetle hasta bakması gerekiyor. Ama iş kendi yeğenine gelince nasıl olsa sepulik kliniğin amelesi bakar o ne var ya diyerek, yeğeni mesaiye geç gelse bile eminim ki onu uyarmıyor bile. Artık canıma tak etti. İşten kaçan, yatmaya gelmiş torpilli bir asistan, kafasına göre git gel diye izin veren dayısı anabilim dalı başkanı, kliniğin namusunu kurtaracak olansa enayi ben.
Asistanlığımda hasta olduğumda bir kere bile doktora gidememiş, mazeret iznimi bile kullanamamış olan, izinlerimde bile ağız eğerek izin isteyen torpilsiz ben, daha işe başlayalı 4 ay olmuş ve kafasına göre işim var diyip gelmeyen torpilli asistan. Hala asistan gibi benden hastalara bakmamı isteyen, nöbet de vermeyen ancak yeğeni asli görevini yapmadığı için gıkı bile çıkmayan ve çifte standart uygulayan abd başkanı. Bu adaletsizliğe dayanamıyorum. Dolup dolup patlama noktasına gelmekten korkuyorum açıkçası. Bu aşamada bana ne önerirsiniz? Aşırı sakin, iyi huylu, sorun çıkmasın aman ağzımızın tadı kaçmasın Ali Rıza Bey modunda takılmaktan artık patlama noktasına gelmek üzereyim. Hiçbir zaman hocalara karşı bir saygısızlığım olmadı, verilen her işi zamanında yaptım, tamamladım, klinikle ilgili bir gün bile şikayet gelmedi benim çalıştığım dönemde, ama artık bu haksızlığı bağırıp çağırmadan kaos çıkarmadan halledemeyeceğim gibime geliyor. Bu zamana kadar dolmuşluğumun etkisiyle bir anda patlayıp yeter artık diyip her şeyi yerle yeksan edesim geliyor da zor duruyorum. Aşağı inmiyorsun diye haksız yere itham edildiğimde bile cevap olarak "İniyorum hocam, ama tamam daha çok inerim." dedim. Düşünün halimi.
Benzer şeyleri yaşayan, akademide bu şekilde haksızlık yaşayan, çözümleme konusunda yol gösterecek, fikir verecek, yönlendirebilecek kişilerden farklı fikirlere ihtiyacım var. Ya da gemileri yakıp nolacaksa olsun yeter sustuğum kabahat diyip böyle bağırıp çağırmalı aksiyon alanınız oldu mu hiç? Nasıl olsa sessiz, gıkı çıkmıyo diyip iyice üzerime gelmelerinden, enayi gibi benden hala amelelik beklemelerinden bıktım. Aslında sözümü söylüyorum hoşuma gitmeyen yerlerde ama böyle uzun boylu değil yani çıkışmak, terslemek şeklinde olmuyor. Bazı insanlar vardır böyle höd höd girer ama üslubuncadır. Hani bazen bir kaos, bir cıngar gerekir ya bazı şeylerin yoluna girmesi için, böyle bir şey yapsam saygısızlık yapmış olur muyum? Çünkü malum “hoca” onlar, biz saygılı olmalıyız, susmalıyız. Ama bana bu zamana kadar bana yapılan ve yuttuğum saygısızlıklar nolacak? Ben susuyorum diye bunları yutacak mıyım?
Buraya kadar okuduysanız teşekkürler. Görüşlerinizi bekliyorum.
Tamam ben sizin fakülteyi anladım. Bunlar değilmiş. Mesajın süresi dolduğu için de düzenleyemedim.Klinikte çalışanlar TUS ile ar gör olmuyorlar mı? Onun torpili nasıl oluyor ki? Hekim değilseniz de Odyoloji gibi branşlar mı acaba kastettiğiniz ya da diş hekimi misiniz? Oraya DUS dışında da alım oluyor çünkü.
We use cookies and similar technologies for the following purposes:
Do you accept cookies and these technologies?
We use cookies and similar technologies for the following purposes:
Do you accept cookies and these technologies?