- 3 Mart 2016
- 18.150
- 76.557
- Konu Sahibi Yokuspokus
- #1
Güncel: Topiği günce haline getirdim, ilerleyen sayfalarda ilaveleri okuyabilirsiniz
Merhaba hanımlar, nasılsınız? İyisiniz umarım. İyi olun, huzurlu olun hep.
Ben şu ara biraz melankolik, biraz bıkkın-karamsar, biraz sinirli, ters falan filanım; depresyonda değilim bu arada, depresyona birkaç kez girdim-çıktım biliyorum yani oraların havasını, böyle olmam. Cinnetimsi bir şeye yakınım desem, o da değil. Kabul edip-edememe, "Kabul ettim ya böyleyiz-böyleyim" deyip, diyememe, bir dönüşüm evresinde gibiyim. Bilindik öfkeli hallerimden farklı bir sinir gibi, hüzünlü bir şey... Tarif edemiyorum, belki yorumlarla netleşir.
İçimde tutuyorum tabi bu negatif enerji yumağını, anlatmıyorum-anlatamıyorum-şöyle oturup bi isyan modumu açıp ağlayıp ağlayıp sonra "Tamamdır, şimdi yeni doluma geçebiliriz" demedim ne zamandır da, belki de bu yüzden henüz tam rahatlayamadım. (Her ne kadar kendimi dışarılara da atsam arada, farklı şeylere de odaklansam, kendimden kaçamıyorum gibi)
Bire bir tanıyanlar, çevrem, karamsar-hüzünlü-duygusal biri olduğuma ihtimal vermezler, öyle bir maskem var sosyal yaşantım içinde, pek çoğunuz gibi. Polyanna'nın kayıp ikizi gibiyimdir konuşurken, yüzümde tebessüm eksik olmaz. Şöyle otursam, karşıma alsam, ben anlatırken uyuyakalmayacak birini (Yazdığının ucu görünmeyen bi tipin, dert sohbeti nasıl olur artık tahmin edersiniz), sabahlara kadar anlatsam da anlatsam öyle. Gerçi ne anlatırım, onu da bilmiyorum. Yazım dağınık olacak muhtemelen, kusuruma bakmayın olur mu? Yazmaya ihtiyacım var. (Ara ara görüştüğümüz psikologum var, uzun zamandır gitmiyorum, belki bi uğrasam fena olmayacak düşündüm de. Hep hak verir bana o da ne yapsın? Dinlendirir.)
Uyarayım baştan (Daha başındayım bi de, hala konuya giremedim), çok vurmayın he duygusalım şu ara, fena duygusalım, abartabilirim... Düşünüyorum da, "Yazma Gangsta" diyor bir yanım da. Yine sessiz sessiz sindir geç, ne bileyim pcnin bir köşesine yine yaz at geç, suya anlat ya da git balkonda havaya anlat gel filan diyorum filan ama hava da soğuk, üşürüm, kendime de kıyamıyorum, birilerinin okuduğunu, dinlediğini hissetmek de istiyorum.
Geçen hafta sonu sergiye kaçtım arkadaşlarla; hem çok iyi geldi nefes gibi, gözüm gönlüm açıldı, hayran hayran daldım gittim, hem de tokat gibi "Sen daha yolun çok başındasın kızım" cümlesini çarptı yüzüme resim konusunda. Hocamın dediğine göre, ortalamanın üzerinde bir kabiliyetteymişim bu eğitimsizliğe göre ve hatta nerelerdeymişim bunca zamandır, kendisi "Eski çizimlerinle bile çok rahat sergi açar, iyi tanıtımla ses de getirirsin" demişti ve daha pek çok iltifat...
Ben de bi sevindimdi bi sevindimdi, hem utandım hem sevindim öyle iltifatlar alınca, kaçtım da bir noktadan sonra. (İlk gün çizimlerime bakıp -Sen eğitim aldın mı?- diye sormuş, oradan muhabbet gelişmişti, çizimlerim olduğunu söyleyince görmek istedi muhabbet ilerledi öyle...) Ne diyordum, öyle iltifatlar etti filan ama, yok, herhalde gazlamak için söyledi diyorum çünkü gezdiğim o son sergi cidden böcek gibi ezilmiş hissi verdi bana.
İnsan biraz hırsa gelir değil mi şu durumda? Yok, hırsın "H"si yok damarımda, hala daha yayıla yayıla ilerliyorum, sanki ömrümce istediğim şey bu değilmiş gibi, sanki ben benden çıkmışım, çok uzak kalmışım gibi... Bu yönden kendime sinirleniyorum, bi karışıyorum.
Dün kurstan çıktım, apar topar eve geldim; tabak-bardak-küp-küre vb. çiziyoruz hala zaten, sıkıntılar bastı yine. 2 ödevi hatasız verdim, hoca direkt diğerine başla bunlar tamam dedi, zaten "Tamam" demese de "Uğraşamayacağım daha" modunda atacaktım köşeye. Neyse, bir yılgınlık vardı işte üzerimde dün, uykusuzluk-yorgunluk ve farkında olmadan ani kilo verme hali birleşti, vücut uyarı çekti gibi oldu, burnumdan aşağı dağıldı yara filan çıktı. Tipim kayık kaç gündür, bir de uykusuzluktan gözüm acışır filan... "Nalet olsun" dercesine girdim eve, çantayı koltuğun arkasına koydum, yığıldım direkt. Çizime enerji- kafa-beden-göz kalmıyor çocuklu ve ağırkanlı unutkan eşli hayatım içinde... Annemler bizdeydi, sağ olsunlar "Biz oğlanı alalım çıkalım, sen istediğin gibi dinlen" dediler. Eşim de çıktı, "Yalnız kal biraz evinde, özledin yalnız kalmayı biliyorum" dedi. Gittiler, oturdum, ayakta uyur gibi, sarhoş gibi... Vücudumu bıraktım ne zaman sonra, sızım sızım her yanım. Belki 30 dk öyle koltukta uyur uyanık oturdum, tvye bön bön bakarak. Sonra alışmış-kudurmuştan beterdir misali, mutfağa girdim ve "Fırsat bu fırsat, yarının işini kolaylayayım" diye yemek-çamaşır-orayı sil-burayı yerleştir vs vs... Oturmadım yine bir adam akıllı. Bu annemin huyuydu, çok kızardım ona "Kendini öldürüyorsun resmen ya bir otur kadın" diye... Aynı huy 30 yaşımdan sonra bende çıkmaya başladı. Ona da bir içlendim, hüzünlendim, bir yandan salon süpürürüm bir yandan efkarlı efkarlı düşünürüm öyle...
Akşama doğru eşim geldi oturduk, dizi izledik(Ben izledim mi belli değil), benim çizimleri aldı baktı filan eşim, ilgilenesi geldi. Kendince "Şurası şöyle gibi, burasını neden böyle yapmadın?" falan fıstık yorumlar... Güldüm öyle, sevimli geldi. Normalde laf sokardım, belki de dinlenmek iyi geldi ondan öyle sallamadım hatta katıldım "Şuraya da bir mutlu ağaççık çizeydim mesela değil mi?" filan diye... Öyle gırgır yaptık. Sonra şımardı, zaten yüzüm gülüverse coşar, sevincinden şaşırır bi bozar mutlaka, gırgırdan gıcıklaşmaya döndük öyle... Normal hallerimiz neyse.
Annem oğlanı gezdirip kendi evine götürmüş, akşama da deliksiz adam akıllı uyumam için bir gece ben alayım dedi sağ olsun, suratımdan aldı o imdat çağrısını (Ki bu da bu kadar düz bir mevzu değil aslında, yani o imdatlık hale getirilirim illa). Ancak oğlan "İlle de yatağım, ille de anam" diye tutturmuş, uyutamamışlar, yıkmış evi... Saat 22de gittik aldık geldik, onu uyuttum derken dinlenme şeysinin bi hükmü kalmadı gibi oldu... Kendimi çikolatalara vurdum gecenin 12sinde dertlendim. Sonra gece bölük pörçük uyu vs vs... Ağlayasım geldi, ağlayamadım da.
Sabahın körü uyandık oğlanla... Salona geçtim, sabah çizgi filmini açtım, ben de mutfağa girip kahvaltı hazırlayacağım, o sıra adam tipini düzeltmekle, uykudan ayılmakla meşgul... Köşedeki resim çantam ilişti gözüme mutfağa giderken, düşmüş yere, yamulmuş filan. Kaldırdım bir baktım benim çizimler dışarıda, duralit inmiş kağıtların üstüne çizimler buruş buruş... Beynimden vurulmuşa döndüm. Adama da dedimdi akşam, "Ben çocuğu uyuturken (Beni istiyor çocuk ısrarla çünkü), sen çantamı, baktığın çizimleri topla canım kırışır buruşur, kalem malem var mı ortalıkta bak, çocuk sabah bulup bi sakatlık çıkarmasın" diye. Benim laf şeyine dinlenmiş... (Aklıma geldi yine sinirlendim). Ona bi azar kaydım sabah. "Ne var ya bak o kadar kırışmamış" diye aldı düzeltir gibi yapıyor, daha da sinir geldi. Sürekli bir kontrol haline mi olmalıyım? Dediğim yapılmış mı yapılmamış mı, nereye ne yetişmiş yetişmemiş... İttirmekten, her şeyi düşünmekten bıktım.
Az önce çocuğu uyuttum, sessiz kaldım, öyle... Bir hüzünlü, karışık hallerim geldi. Anlatamıyorum galiba tam, anlatamadım. Sinirli, hüzünlü saçma bir şey oldum yine. Bu hayatı ben istedim, çocuklu, eşimle evli, yemekli börekli çörekli... Diğer yönümü de götürürüm dedim, giriştim yeniden... İttir kaktır, kalan vakit-enerji ile gözüm yana yana gece çizdiğim de oluyor... Olsun dedim, olsun da böyle oluversin varsın dedim, ağır aksak gitsin dedim. Pişkinliğe vurdum, annemin de kimi hallerine alttan alıverdim, nihayetinde kadın "Gözü kapalı emanet-güven" dendi mi benim için ilk sıradaki insan... Anne - kız didişmeler olur ya dedim...
Dedim dedim de... Niçin bu kadar insan içinde tek başımaymışım gibi hissediyorum hala?
Niçin söylediklerim tek seferde varmıyor yerine, niçin ciddiye alınmadığımı hissediyorum?
Kurs zamanı benim kursa kaçta gittiğimin, gidip gidemememin, planım olup olmadığının bir önemi yok, bakıyorum davranışlara, öyle. Kadın bastı gitti 10 günlük geziye geçende (Tarihi son gün öğreniyorum) ve ben kursun 2 gününü ekmek, bir gününe de yarım yamalak katılmak zorunda kaldım, eşimin iznini denk getirdik de ancak toparladık. İhtiyacı vardır dedim susturdum kendimi ki gezsin elbette ama bir şey olacağında, bir yere gidileceğinde vs, planından sapması gereken kişi benim bu ailede ve emrivakiye bağlanan. Sabah en geç 9a 10 kala evden çıkmam lazım, kapıda hazır beklerim onca işi halledip, annem gelir saat 10a varır, adam yayılır vs vs... El mahkum olunca işte. Bir şey diyemiyorum ancak üzülüyorum, o sözleri, söz verişleri geliyor aklıma...
Onlarınki aksamaz, benimki esner, benim kağıt buruşmuş, çanta atılmış vs sorun yok, ama adamın arabası söz konusu olunca zemine tek kül düşse bir surat (Bilerek yaptım, senin için önemli bir şeyin önemsenmemesi nasıl oluyormuş? diyerek, anlasın diye). "Gangsta resim yapıyor yav amaaan, nasıl olsa öyle de böyle de yapıyor." ...O kadar önemsiz bir şey. Kıçı kırık bir arabanın zemininin temiz kalması bile daha önemli.
Tam anlatamıyorum valla ya, böyle şeyler işte...
Karışık çok karışık...
Ben bi sürünme haline gelene kadar ciddiye alınmam kendi ailem içinde, bu çoğu kez böyle olmuştur, bu düzene eşim de dahil şimdi evli-çocuklu hayatımda.
Bakarlar sonra zombiye bağlamışım, bi atarlı giderli Gülistan olmuşum, "Hadi sen dinlen" derler.
Yormayın bu kadar değil mi ama? Bu kadar tüketmeyin... Ben de bir düzende kalayım, hep beraber paslaşa paslaşa güzel götürelim. Ya da söz vermeyin, "Tamam kesin" demeyin, ben de bileyim, ona göre beklentiye girmeyeyim. Mesela sabah çizimlerimi o halde görmeyeyim, akşamdan "Toplarım ben canım, aklın kalmasın" denmesin de "Unuturum, sen yerleştir" desin, ben de kendim toplayayım söylene söylene ama sabah görmeyeyim öyle işte. (Buna benzer çok gamsızlık yaşadığımız için, taşıyorum artık) Ya da herkes kendi planı içinde götürsün hayatını. Yok... Vicdanıma şey edeyim... Rahat duramam ki. Hani 10 gün gezi sırasında babamla kardeşimin yalnız başlarına evde Edi ile Büdü gibi kalmasına gönlüm razı gelsin, tınmayayım, ne yerlerse yesinler, çocuk sınava girecek rahat çalışır mı vs. Düşünmeyeyim... Yok, olmuyor. Gönlüm razı gelmiyor.
Aslında ciddiye alınmadıkça, ben de kendimi ciddiye almıyorum sanki...
Hırs yok, üzerime çöken ve içime batan "Olsa da olur olmasa da olur" havaları... Ara ara yoklayan "Genç ve başarılı sıfatını alamayacaksın, şansın varsa bir gün resim konusunda -Başarılı- olursun o kadar." " burukluğu çünkü gençlikten yiyorum, zaman akıyor. Bu kadar zor olmamalı değil mi? İki üç senecik daha böyle gidiverecek, yarım yamalak bile olsa devam ediyorum, üç seneden ne çıkar değil mi? Bir sene bile on sene gibi geçiyor aklımın içinde... Ağırlaştım. Şükredecek çok şeyim var diyorum bazen ama iyilikleri, güzellikleri göremeyecek kadar kör bir yere doğru gidiyorum sanki bu konu için. (Hayır, depresyon değil) Vazgeçiş gibi.
Öylesine yazdım.Tam rahatlayamadım da...
Sabrımın sınırında gezmeye alışkınım oysa, hayatım boyunca sabır gerektiren şeylerin içine çekildim, aceleci yönümün törpülenmesi için sanki. Hayatımın kilometre taşları, hep ağır sabır testi olarak geçti (Açmayayım zaten ıcık cıcık basit mevzuları uzattım iyice)... Diş sıkıp kırdığım zamanlarım oldu, saçlarımın avucuma gele gele döküldüğü... Seneler alan "Geçecek" bekleyişlerim, gayretlerim oldu. Şimdi bir tükenişteyim gibi...
Öyle... Ne diyeyim... Karışık karman çorman çorba bir şey... Okuyanlara teşekkür ederim, cidden yazarken ipin ucunu kaçırıyorum. Hakkınızı helal edin.
Merhaba hanımlar, nasılsınız? İyisiniz umarım. İyi olun, huzurlu olun hep.
Ben şu ara biraz melankolik, biraz bıkkın-karamsar, biraz sinirli, ters falan filanım; depresyonda değilim bu arada, depresyona birkaç kez girdim-çıktım biliyorum yani oraların havasını, böyle olmam. Cinnetimsi bir şeye yakınım desem, o da değil. Kabul edip-edememe, "Kabul ettim ya böyleyiz-böyleyim" deyip, diyememe, bir dönüşüm evresinde gibiyim. Bilindik öfkeli hallerimden farklı bir sinir gibi, hüzünlü bir şey... Tarif edemiyorum, belki yorumlarla netleşir.
İçimde tutuyorum tabi bu negatif enerji yumağını, anlatmıyorum-anlatamıyorum-şöyle oturup bi isyan modumu açıp ağlayıp ağlayıp sonra "Tamamdır, şimdi yeni doluma geçebiliriz" demedim ne zamandır da, belki de bu yüzden henüz tam rahatlayamadım. (Her ne kadar kendimi dışarılara da atsam arada, farklı şeylere de odaklansam, kendimden kaçamıyorum gibi)
Bire bir tanıyanlar, çevrem, karamsar-hüzünlü-duygusal biri olduğuma ihtimal vermezler, öyle bir maskem var sosyal yaşantım içinde, pek çoğunuz gibi. Polyanna'nın kayıp ikizi gibiyimdir konuşurken, yüzümde tebessüm eksik olmaz. Şöyle otursam, karşıma alsam, ben anlatırken uyuyakalmayacak birini (Yazdığının ucu görünmeyen bi tipin, dert sohbeti nasıl olur artık tahmin edersiniz), sabahlara kadar anlatsam da anlatsam öyle. Gerçi ne anlatırım, onu da bilmiyorum. Yazım dağınık olacak muhtemelen, kusuruma bakmayın olur mu? Yazmaya ihtiyacım var. (Ara ara görüştüğümüz psikologum var, uzun zamandır gitmiyorum, belki bi uğrasam fena olmayacak düşündüm de. Hep hak verir bana o da ne yapsın? Dinlendirir.)
Uyarayım baştan (Daha başındayım bi de, hala konuya giremedim), çok vurmayın he duygusalım şu ara, fena duygusalım, abartabilirim... Düşünüyorum da, "Yazma Gangsta" diyor bir yanım da. Yine sessiz sessiz sindir geç, ne bileyim pcnin bir köşesine yine yaz at geç, suya anlat ya da git balkonda havaya anlat gel filan diyorum filan ama hava da soğuk, üşürüm, kendime de kıyamıyorum, birilerinin okuduğunu, dinlediğini hissetmek de istiyorum.
Geçen hafta sonu sergiye kaçtım arkadaşlarla; hem çok iyi geldi nefes gibi, gözüm gönlüm açıldı, hayran hayran daldım gittim, hem de tokat gibi "Sen daha yolun çok başındasın kızım" cümlesini çarptı yüzüme resim konusunda. Hocamın dediğine göre, ortalamanın üzerinde bir kabiliyetteymişim bu eğitimsizliğe göre ve hatta nerelerdeymişim bunca zamandır, kendisi "Eski çizimlerinle bile çok rahat sergi açar, iyi tanıtımla ses de getirirsin" demişti ve daha pek çok iltifat...
Ben de bi sevindimdi bi sevindimdi, hem utandım hem sevindim öyle iltifatlar alınca, kaçtım da bir noktadan sonra. (İlk gün çizimlerime bakıp -Sen eğitim aldın mı?- diye sormuş, oradan muhabbet gelişmişti, çizimlerim olduğunu söyleyince görmek istedi muhabbet ilerledi öyle...) Ne diyordum, öyle iltifatlar etti filan ama, yok, herhalde gazlamak için söyledi diyorum çünkü gezdiğim o son sergi cidden böcek gibi ezilmiş hissi verdi bana.
İnsan biraz hırsa gelir değil mi şu durumda? Yok, hırsın "H"si yok damarımda, hala daha yayıla yayıla ilerliyorum, sanki ömrümce istediğim şey bu değilmiş gibi, sanki ben benden çıkmışım, çok uzak kalmışım gibi... Bu yönden kendime sinirleniyorum, bi karışıyorum.
Dün kurstan çıktım, apar topar eve geldim; tabak-bardak-küp-küre vb. çiziyoruz hala zaten, sıkıntılar bastı yine. 2 ödevi hatasız verdim, hoca direkt diğerine başla bunlar tamam dedi, zaten "Tamam" demese de "Uğraşamayacağım daha" modunda atacaktım köşeye. Neyse, bir yılgınlık vardı işte üzerimde dün, uykusuzluk-yorgunluk ve farkında olmadan ani kilo verme hali birleşti, vücut uyarı çekti gibi oldu, burnumdan aşağı dağıldı yara filan çıktı. Tipim kayık kaç gündür, bir de uykusuzluktan gözüm acışır filan... "Nalet olsun" dercesine girdim eve, çantayı koltuğun arkasına koydum, yığıldım direkt. Çizime enerji- kafa-beden-göz kalmıyor çocuklu ve ağırkanlı unutkan eşli hayatım içinde... Annemler bizdeydi, sağ olsunlar "Biz oğlanı alalım çıkalım, sen istediğin gibi dinlen" dediler. Eşim de çıktı, "Yalnız kal biraz evinde, özledin yalnız kalmayı biliyorum" dedi. Gittiler, oturdum, ayakta uyur gibi, sarhoş gibi... Vücudumu bıraktım ne zaman sonra, sızım sızım her yanım. Belki 30 dk öyle koltukta uyur uyanık oturdum, tvye bön bön bakarak. Sonra alışmış-kudurmuştan beterdir misali, mutfağa girdim ve "Fırsat bu fırsat, yarının işini kolaylayayım" diye yemek-çamaşır-orayı sil-burayı yerleştir vs vs... Oturmadım yine bir adam akıllı. Bu annemin huyuydu, çok kızardım ona "Kendini öldürüyorsun resmen ya bir otur kadın" diye... Aynı huy 30 yaşımdan sonra bende çıkmaya başladı. Ona da bir içlendim, hüzünlendim, bir yandan salon süpürürüm bir yandan efkarlı efkarlı düşünürüm öyle...
Akşama doğru eşim geldi oturduk, dizi izledik(Ben izledim mi belli değil), benim çizimleri aldı baktı filan eşim, ilgilenesi geldi. Kendince "Şurası şöyle gibi, burasını neden böyle yapmadın?" falan fıstık yorumlar... Güldüm öyle, sevimli geldi. Normalde laf sokardım, belki de dinlenmek iyi geldi ondan öyle sallamadım hatta katıldım "Şuraya da bir mutlu ağaççık çizeydim mesela değil mi?" filan diye... Öyle gırgır yaptık. Sonra şımardı, zaten yüzüm gülüverse coşar, sevincinden şaşırır bi bozar mutlaka, gırgırdan gıcıklaşmaya döndük öyle... Normal hallerimiz neyse.
Annem oğlanı gezdirip kendi evine götürmüş, akşama da deliksiz adam akıllı uyumam için bir gece ben alayım dedi sağ olsun, suratımdan aldı o imdat çağrısını (Ki bu da bu kadar düz bir mevzu değil aslında, yani o imdatlık hale getirilirim illa). Ancak oğlan "İlle de yatağım, ille de anam" diye tutturmuş, uyutamamışlar, yıkmış evi... Saat 22de gittik aldık geldik, onu uyuttum derken dinlenme şeysinin bi hükmü kalmadı gibi oldu... Kendimi çikolatalara vurdum gecenin 12sinde dertlendim. Sonra gece bölük pörçük uyu vs vs... Ağlayasım geldi, ağlayamadım da.
Sabahın körü uyandık oğlanla... Salona geçtim, sabah çizgi filmini açtım, ben de mutfağa girip kahvaltı hazırlayacağım, o sıra adam tipini düzeltmekle, uykudan ayılmakla meşgul... Köşedeki resim çantam ilişti gözüme mutfağa giderken, düşmüş yere, yamulmuş filan. Kaldırdım bir baktım benim çizimler dışarıda, duralit inmiş kağıtların üstüne çizimler buruş buruş... Beynimden vurulmuşa döndüm. Adama da dedimdi akşam, "Ben çocuğu uyuturken (Beni istiyor çocuk ısrarla çünkü), sen çantamı, baktığın çizimleri topla canım kırışır buruşur, kalem malem var mı ortalıkta bak, çocuk sabah bulup bi sakatlık çıkarmasın" diye. Benim laf şeyine dinlenmiş... (Aklıma geldi yine sinirlendim). Ona bi azar kaydım sabah. "Ne var ya bak o kadar kırışmamış" diye aldı düzeltir gibi yapıyor, daha da sinir geldi. Sürekli bir kontrol haline mi olmalıyım? Dediğim yapılmış mı yapılmamış mı, nereye ne yetişmiş yetişmemiş... İttirmekten, her şeyi düşünmekten bıktım.
Az önce çocuğu uyuttum, sessiz kaldım, öyle... Bir hüzünlü, karışık hallerim geldi. Anlatamıyorum galiba tam, anlatamadım. Sinirli, hüzünlü saçma bir şey oldum yine. Bu hayatı ben istedim, çocuklu, eşimle evli, yemekli börekli çörekli... Diğer yönümü de götürürüm dedim, giriştim yeniden... İttir kaktır, kalan vakit-enerji ile gözüm yana yana gece çizdiğim de oluyor... Olsun dedim, olsun da böyle oluversin varsın dedim, ağır aksak gitsin dedim. Pişkinliğe vurdum, annemin de kimi hallerine alttan alıverdim, nihayetinde kadın "Gözü kapalı emanet-güven" dendi mi benim için ilk sıradaki insan... Anne - kız didişmeler olur ya dedim...
Dedim dedim de... Niçin bu kadar insan içinde tek başımaymışım gibi hissediyorum hala?
Niçin söylediklerim tek seferde varmıyor yerine, niçin ciddiye alınmadığımı hissediyorum?
Kurs zamanı benim kursa kaçta gittiğimin, gidip gidemememin, planım olup olmadığının bir önemi yok, bakıyorum davranışlara, öyle. Kadın bastı gitti 10 günlük geziye geçende (Tarihi son gün öğreniyorum) ve ben kursun 2 gününü ekmek, bir gününe de yarım yamalak katılmak zorunda kaldım, eşimin iznini denk getirdik de ancak toparladık. İhtiyacı vardır dedim susturdum kendimi ki gezsin elbette ama bir şey olacağında, bir yere gidileceğinde vs, planından sapması gereken kişi benim bu ailede ve emrivakiye bağlanan. Sabah en geç 9a 10 kala evden çıkmam lazım, kapıda hazır beklerim onca işi halledip, annem gelir saat 10a varır, adam yayılır vs vs... El mahkum olunca işte. Bir şey diyemiyorum ancak üzülüyorum, o sözleri, söz verişleri geliyor aklıma...
Onlarınki aksamaz, benimki esner, benim kağıt buruşmuş, çanta atılmış vs sorun yok, ama adamın arabası söz konusu olunca zemine tek kül düşse bir surat (Bilerek yaptım, senin için önemli bir şeyin önemsenmemesi nasıl oluyormuş? diyerek, anlasın diye). "Gangsta resim yapıyor yav amaaan, nasıl olsa öyle de böyle de yapıyor." ...O kadar önemsiz bir şey. Kıçı kırık bir arabanın zemininin temiz kalması bile daha önemli.
Tam anlatamıyorum valla ya, böyle şeyler işte...
Karışık çok karışık...
Ben bi sürünme haline gelene kadar ciddiye alınmam kendi ailem içinde, bu çoğu kez böyle olmuştur, bu düzene eşim de dahil şimdi evli-çocuklu hayatımda.
Bakarlar sonra zombiye bağlamışım, bi atarlı giderli Gülistan olmuşum, "Hadi sen dinlen" derler.
Yormayın bu kadar değil mi ama? Bu kadar tüketmeyin... Ben de bir düzende kalayım, hep beraber paslaşa paslaşa güzel götürelim. Ya da söz vermeyin, "Tamam kesin" demeyin, ben de bileyim, ona göre beklentiye girmeyeyim. Mesela sabah çizimlerimi o halde görmeyeyim, akşamdan "Toplarım ben canım, aklın kalmasın" denmesin de "Unuturum, sen yerleştir" desin, ben de kendim toplayayım söylene söylene ama sabah görmeyeyim öyle işte. (Buna benzer çok gamsızlık yaşadığımız için, taşıyorum artık) Ya da herkes kendi planı içinde götürsün hayatını. Yok... Vicdanıma şey edeyim... Rahat duramam ki. Hani 10 gün gezi sırasında babamla kardeşimin yalnız başlarına evde Edi ile Büdü gibi kalmasına gönlüm razı gelsin, tınmayayım, ne yerlerse yesinler, çocuk sınava girecek rahat çalışır mı vs. Düşünmeyeyim... Yok, olmuyor. Gönlüm razı gelmiyor.
Aslında ciddiye alınmadıkça, ben de kendimi ciddiye almıyorum sanki...
Hırs yok, üzerime çöken ve içime batan "Olsa da olur olmasa da olur" havaları... Ara ara yoklayan "Genç ve başarılı sıfatını alamayacaksın, şansın varsa bir gün resim konusunda -Başarılı- olursun o kadar." " burukluğu çünkü gençlikten yiyorum, zaman akıyor. Bu kadar zor olmamalı değil mi? İki üç senecik daha böyle gidiverecek, yarım yamalak bile olsa devam ediyorum, üç seneden ne çıkar değil mi? Bir sene bile on sene gibi geçiyor aklımın içinde... Ağırlaştım. Şükredecek çok şeyim var diyorum bazen ama iyilikleri, güzellikleri göremeyecek kadar kör bir yere doğru gidiyorum sanki bu konu için. (Hayır, depresyon değil) Vazgeçiş gibi.
Öylesine yazdım.Tam rahatlayamadım da...
Sabrımın sınırında gezmeye alışkınım oysa, hayatım boyunca sabır gerektiren şeylerin içine çekildim, aceleci yönümün törpülenmesi için sanki. Hayatımın kilometre taşları, hep ağır sabır testi olarak geçti (Açmayayım zaten ıcık cıcık basit mevzuları uzattım iyice)... Diş sıkıp kırdığım zamanlarım oldu, saçlarımın avucuma gele gele döküldüğü... Seneler alan "Geçecek" bekleyişlerim, gayretlerim oldu. Şimdi bir tükenişteyim gibi...
Öyle... Ne diyeyim... Karışık karman çorman çorba bir şey... Okuyanlara teşekkür ederim, cidden yazarken ipin ucunu kaçırıyorum. Hakkınızı helal edin.
Son düzenleme: