• Merhaba, Kadınlar Kulübü'ne ÜCRETSİZ üye olarak yorumlar ile katkıda bulunabilir veya aklınıza takılan soruları sorabilirsiniz.

Alıntılar...

Senin nöbetindeyim ben,
Başka yerde sen uyanıkken
Benden çok uzaklarda…..
Başkalarına yakınken…
 
kimi sevsem sensin senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur sende unuttuğum
 
Ayağımın altında cam kırıkları
Neden gittin sen?
Yaralarım kadar gözlerin olsaydı
Kanım kadar çabuk akardı yaşın

Hayatım yıkılmış sarayım benim
Hayatım nerdesinnn ?

Yerdenyüksek
 
Ağır bir hastalık gibi ilerledik,
Masmavi kentin yağmalanmış, küskün âşıklarında...
Ne bir söz doğrultabildi kesik başlarını,
Ne de saçlarına sıcak bir dokunuş kurutabildi,
O iltihap akıtan kalp yaralarını...
Uzanıp, sanki biz kapattık ölü sevgililerin gözkapaklarını...

~Küçük ıskender~
 
BECKMANN: Neredeyim? Allahım, burası neresi?

ELBE: Benim koynumdasın.

BECKMANN: Senin koynunda mı? Sen, sen kimsin?

ELBE: Kim olacağım, St. Pauli'deki iskeleden suya atladığına göre ben kim olabilirim, yavrucak?

BECKMANN: Elbe misin?

ELBE: Ta kendisi. Elbe.

BECKMANN: Demek sen Elbe'sin!

ELBE: Bakıyorum, çocuk gözlerini faltaşı gibi açtın, neden? Yoksa beni solgun yeşil tenli, romantik bir genç kız biçiminde mi düşünüyordun? Çözük saçlarında nilüferler, bir Ophelia gibi, ha? Ebediyeti benim baygın kokulu, zambaklardan beyaz kollarımda geçirmeyi düşündün galiba. Yok evladım, hata ettin. Ne romantizm var bende, ne de baygın kokular. Namuslu bir nehir pis kokar. Evet! Yağ ve balık kokar. Peki, sen ne istiyorsun?

BECKMANN: Uyumak. Yukarıya dayanamıyorum artık. Artık kuvvetim kalmadı. Ben uyumak istiyorum. Ölü olmak. Bütün ömrüm boyunca ölü olmak. Ve uyumak. Nihayet rahat bir uykuya kavuşmak. On binlerce gece uyumak.

ELBE: Kirişi kırmak istiyorsun, öyle mi acemi çaylak? Artık dayanamıyorsun ha? Yukarısı, ha? Çok gördün, çok geçirdin sanıyorsun, küçük korkak çırak. Eee, kaç yaşındasın bakalım, korkak çömez?

BECKMANN: Yirmi beş. Ben artık uyumak istiyorum

ELBE: Bak hele, yirmi beş! Üstünü de uykuya havale. Yirmi beşinde, gece vakti, siste, artık çekilmiyor diye, sen gel de suya atla! Dayanamadığın nedir senin, dedecik?

BECKMANN: Her şey, yukarıda olup biten her şey. Artık açlığa dayanamıyorum. Artık seke seke önüne gelip de yatağımda bir başka erkeğin yattığını görünce topallaya topallaya evimden çıkıp gitmeye dayanamıyorum. Ayak, yatak, ekmek.. artık dayanamıyorum, anlıyor musun!

ELBE: Hayır, seni intihar düşkünü sümsük seni hayır, işitiyor musun? Sen sanır mısın ki karın artık seninle oynaşmak istemiyor, topallıyorsun, karnın zil çalıyor diye burada benim eteğimin altına girivereceksin? Cump diye suya atlayıvermekle olup biter mi bu iş? Azizim, aç kalan herkes kendini suda boğmaya kalkışsaydı bu biçare dünya kel bir hamal kafası gibi çıplak kalırdı, dazlak ve pırıl pırıl. Yağma yok, delikanlı! Bu kaçamak ağızları yutmam ben. Bana sökmez bu ağızlar. Sana bir güzel sopa çekmeli, yavrucuğum, evet! İstersen altı sene askerlik etmiş ol! Bu işi herkes yaptı. Topallayan bir taraf mı ararsın, çook, hepsinde. Yatağında başkası yatıyorsa sen de kendine başka yatak ara! O biçare ve azıcık hayatını istemem ben. Sen benim için nesin ki, yavrum? Bir ninenin sözü kulağına küpe olsun: Hele önce yaşa! Önce çiğnen bakalım! Sen de çiğne! Hele burnunun ucuna kadar, şuraya kadar dol, ensende boza pişsin hele, yüreğin yüzükoyun yerlerde sürünsün bir; bu işi ancak o zaman tekrar konuşabiliriz. Ama şimdi delilik etme, anlaşıldı mı? Şimdi burdan çek git, gözümün nuru! O senin yerin dibine geçesi bir avuçcağız ömrün benim için nedir ki? Senin olsun! İstemem onu, sen ki yeni başladın hayata. Kapa ağzını, benim küçük adamcağızım! Bak, sana bir şey söyleyeceğim, gayet yavaş, kulağına, gel hele : İntiharının içine edeyim senin! Süt kuzusu! Aç gözünü, bak seni ne yapıyorum ben! (Yüksek sesle) Heyy, gençler! Bu yavruyu Blankenese'ye, tekrar kumların üstüne fırlatın! Yeniden deneyecek, şimdi bana söz verdi. Ama yavaş olun, ayağı sakatmış. Hey gidi yontulmamış, acemi çaylak hey!

...Gölgesini, yetkin aydınlatmalarla yok etme düşkünü, bol ışıklı, bol konfetili modern insanın, artık ardını külliyen duvarlarla ördüğü çağın tahta kapısını da beraberinde götüren Borchert'in, yaşamının hesabını dürdüğü bir oyun, bir kumar "Kapıların Dışında". Belki de, tüm açık kapılardan kurtuluş, kapatmak yahut içinde veya dışında kalmaktan ziyade, onu sırtlayıp götürmekle mümkündür a; aynen metin boyunca sürekli Beckmann'ın karşısına çıkarak, bozuk terazinin diğer kefesini boş bırakmamaya çalışan "Öteki"nin dediği gibi:


"Benden kurtulamazsın. Benim binlerce çehrem var. Ben herkesin tanıdığı sesim. Ben her zaman varolan ötekiyim. Öteki, cevap veren. Sen ağlarken gülen. Sen yorgunken dürten. Dürten, gizli kalan, bir vicdan gibi tedirgin edenim ben. (...) Sen hayır derken evet diyenim ben! Ben evet diyenim! Ben..."
 
Ve

Bukowski gelir, gece biter;

sır

tasalanma, kimse o harikulade
kadına sahip değil, öyle görünse bile, ve
kimse o tuhaf ve gizli güce sahip değil
değil, kimse sıradışı ya da olağanüstü ya da
sihirli değil, öyle görünse bile.
bir kandırmaca her şey, numara, yutturmaca,
kanma, inanma.
dünya yaşamları ve ölümleri yararsız insanlardan
geçilmiyor, bunlardan biri havaya
sıçradığında ve tarihin ışığı onları aydınlattığında,
unut gitsin, göründüğü gibi değil, budalaları
uyutmak için başka bir numara sadece.

güçlü adamlar yok, harikulade
kadınlar yok.
en azından, bunu bilerek
ölebilir
mümkün olan
tek
zafere
sahip olabilirsin.

yazmak

bazen seninle
olanaksızlık
arasındaki tek
şeydir.
hiçbir kadının aşkı,
hiçbir servet
boy ölçüşemez
onunla.

hiçbir şey
kurtaramaz seni
yazmaktan başka.

duvarların
çökmesini
engeller.
kalabalığın
üzerine
gelmesini.

karanlığı
aydınlatır.

psikiyatristlerin
şahıdır
yazmak,
tanrıların
en
müşfiği.

ölümü
avlar
yazmak.

ve kendine
güler,
acıya
güler.

son umuttur
yazmak,
son
beklenti.

aynen
öyle.

sihiri tanımlamak

ihtiyacın olduğunda soğuk bir biradır
iyi bir şiir,
acıktığında sıcak bir hindili sandviçtir
iyi bir şiir,
kalabalık seni köşeye kıstırdığında bir silahtır
iyi bir şiir,
ölümün sokaklarında gezinmene olanak tanır
iyi bir şiir,
ölümü sıcak tereyağı gibi eritebilir
iyi bir şiir,
ıstırabı çerçeveleyip duvara asabilir
iyi bir şiir,
ayaklarının Çin'e değmesini sağlayabilir
iyi bir şiir,
çatlak bir zihni uçurabilir
iyi bir şiir,
Mozart'la el sıkışmanı sağlayabilir
iyi bir şiir,
şeytanla barbut oynayıp kazanmanı sağlayabilir
iyi bir şiir,
neredeyse her şeyi yapabilir
iyi bir şiir,
ve en önemlisi
iyi bir şiir
nerede biteceğini
bilir.

şiirler bağlamında

en iyi yazarlar çok az şey
söylemişler
en kötüleri ise,
çok fazla.

tıkanıklık

yazmak, en iyi biçimiyle, bir yarış değildir,
meslek bile değildir,
kendi iradesiyle gelen
tehlikeli bir delilik halidir.
kışkırtırsan yitirirsin.
yazıyor gibi yaparsan, sözcükler
hastalanır.

Deliliğim

İnsanlar mizah duygusundan yoksunlar, kendilerini fazla önemsiyorlar.
 
Gidiyorsun işte!
Bir kenti terkediyorsun.
Belki de sonsuza kadar.
Sonsuzluk neyse,ne halta yararsa,
sonsuza kadar terkediyorsun belki de.

Küçük ıskender
 
"ben yazarken çok korktum; eğer satırlar arasında kaybolursanız, seslenin, gelip sizi de severim. sorun değil."

Küçük ıskender "it cazı"
 
-"Saçmalıyorsun artık!"
Saçmalıklarımdan kimisini hayattan aldım. Kimisini alkol sanıp içtim.

Sen iyisi mi üstüne basacağın bir mayın bul ve beni unut!

K.ı
 
karanlığı aralık bıraksan içeri peri sızar
sıkı sıkı kapatsan karanlığı
ben sende mahsur kalırım
sevişirken yüzüne düşen gözyaşım
eski bir falcının sihirli küresi
tut onu avucunda ve bana oku geleceğimi:
serüvenler, aradenizler, araırmaklar, aşkla alevlenmiş günler mi?

Küçük ıskender
 
Back