- 16 Eylül 2006
- 24.059
- 18.172
- 37
-
- Konu Sahibi KarKralicesi
- #1
Dünya'yı ayakta tutan şeydir sevmek, sevilmek... Bir arkadaşı, dostu, ailenin bir ferdini, aşık olunanı, belki Tanrı'yı, doğayı veya sanatı, zanaatı...
İnsan olan sever, sevilmek ister... Doğa yasaları bunu gerektirir, sevgiden yoksun olanların yaşama amaçları yoktur, ya intihara teşebbüs ederler ya da toplumsal düzeni delik deşik...
Tanrı ve doğa gibi daha soyut ve kanıtsız sevgiden farklıdır insan sevgisi. Uçsuz bucaksız çöller gibi, sevmenin de hududu falan olamaz... Suyun ya da toprağın başladığı yerde nasıl çöl bitiyorsa, çıkarların ve yalanların başladığı yerde de sevgi biter veya bitmesi gerekir; ama seven, sınır tanımaz. O yine, yeniden sever... Vazgeçmek istese de, unutmaya çalışsa da sever... Bilinçaltına itip kaybolana dek sevgisi, acısını yüreğine gizler, fiziksel ve ruhsal olarak tükenene dek sever... Karşısındaki, kin ve nefret adına da, soğukluk adına da ne yaparsa yapsın, gerçekten seven bunları göremez, görse de görmek istemez. Acının ve kederin başladığı yer de burasıdır işte...
Herkes bilir ki, en yakını, ailesidir. Başına bir şey gelse, kanından başkasına güvenmek istemez; güvense de boşa gidebileceği büyük olasılıktır zaten. Aile içinde karşılıksız sevgi vardır. Para, kıskanma, aldatma, hıyanet gibi şeyler aile içine giremez... Arkadaş sevgisi, özellikle toplumumuzda ayrı bir öneme sahiptir; ki bu da insanlarımızın daha duygusal olduğunun en büyük kanıtlarından yalnız biridir. Acısını, mutluluğunu paylaşmak ister insan, paylaşmak isteyeceği insan da çoğu zaman arkadaşlarıdır... Dostluk ise, özellikle benim yere göğe koyamadığım mevkidir; ki bence dost ya bir, ya ikidir, bilemedin üçtür... Arkadaşlığın doruğundadır dostluk. Neredeyse her şeyin paylaşıldığı şeylerden dostlar haberdardır. Güvenin en sıcak tutulduğu bu ilişkide sevmenin özü ve tadı farkedilir bence...
Gelgelelim insanı en fazla etkileyen, aşık olunanı sevmeye... Nedir bu kahrolası duygu, yoksa kahrolası değil de, yüce duygu mu?.. Çıkışların inişleri olacağını kabul edemez çoğu zaman insanoğlu ve bundan da hep tükenir, yıkılır... Hani şarkıda geçer ya: Seni ben, ellerin olsun diye mi sevdim; her şeyimi, uğruna ben, boş yere mi verdim?.. Sanırım insanı yıkan yerde, bu soruyu sorduğu andır. Aldatılma ya da umursanmama sonucu farkına varılan, yaşam boyu akla gelebilecek en kötü sorulardan biridir her hâlde bu. Yazıklar olsun karşısındaki köleye bu eziyeti yapan gaddara...
Aklıma bir de Erkin Koray'ın şarkısı geldi... İnan ki, senden başka hiç kimse yok içimde; yüzüne bakmasam da, başımı çevirsem de, ne kadar kırgın olsam da, dargın olsam da; senden başka hiç kimse yok içimde... İşte gerçekten sevenin, sevdiği ne yaparsa yapsın diyeceğidir bu. Eğer seven, sevdiğinin bozgununa yenik gelipte o da aynısını yaparsa, sevmemiştir yürekten... Ya fiziğe aldanmıştır, cinsel istekleri vardır ya paraya tapmıştır, parasal çıkarları vardır ya da şan veya isim yapmak istemiştir, eziktir... Karşısındakiyle oynayana denebilir mi aşık veya seven?..
İnsan olan sever, sevilmek ister... Doğaya karşı gelinemez! Kim ne derse desin, her insan da sevmiştir, seviyordur ya da sevecektir; ancak yaşamı boyunca en az bir kez de olsa, karşı taraftan bir istek bekleyecektir... Öksüz ve yetimlerin, kendilerine yakın buldukları kişiyi ailelerinin yerine koymaları; arkadaşı veya dostuyla arası açılanın onun yerine başkasını koyması ne kadar güç ise; dile getirdiğim sevgiden tokat yiyenin, kendine bir sevgi bulması da o kadar güçtür... İnsan olan sever, sevilmek ister; işte bu yüzden de sevmekten usanmaz, sevmeyi bırakamaz, unutamaz... En büyük diktatörlerin de, eşkıyaların da, katillerin de yüreğinde yatar bu duygu... Bu duygudan mahrum olanlar, Allah'ın aklî dengesi bozuk kullarıdır; ki bunu da eleştirmek veya onlarla alay etmek değildir amacım... Amacım, insanoğlunun sevme ve sevilme isteğidir, sevmenin her daîm ayakta olacağı gerçeğidir...
Derdine boyun eğecek, mutluluğu paylaşabilecek, karşısındakine aynı ve belki daha fazla sevgiyi verebilecek insanı arar insanoğlu. Merak eder göremediğinde, telefonda da olsa sesini duymak ister; sesi kötüyse aklına onlarca soru işareti takılır, insan bezer artık, pes eder... Sevmek, kahrolası mı, yoksa yüce mi diye bu yüzden ikilem içindeyim sanırım. Hem isteriz, hem acı çekeriz... Mazoşistlik midir bu, karşıdaki de sevilen bir zalimdir o hâlde... (?)
İnsanoğluna, sevgisini gösterebileceği, mutluluğunu da hüznünü de paylaşabileceği insanlar çıkarsın Yüce Yöneten; yoksa sevmekten usanan yok bu dünyada, yazıklar olsun nefsimize...
alıntı........
İnsan olan sever, sevilmek ister... Doğa yasaları bunu gerektirir, sevgiden yoksun olanların yaşama amaçları yoktur, ya intihara teşebbüs ederler ya da toplumsal düzeni delik deşik...
Tanrı ve doğa gibi daha soyut ve kanıtsız sevgiden farklıdır insan sevgisi. Uçsuz bucaksız çöller gibi, sevmenin de hududu falan olamaz... Suyun ya da toprağın başladığı yerde nasıl çöl bitiyorsa, çıkarların ve yalanların başladığı yerde de sevgi biter veya bitmesi gerekir; ama seven, sınır tanımaz. O yine, yeniden sever... Vazgeçmek istese de, unutmaya çalışsa da sever... Bilinçaltına itip kaybolana dek sevgisi, acısını yüreğine gizler, fiziksel ve ruhsal olarak tükenene dek sever... Karşısındaki, kin ve nefret adına da, soğukluk adına da ne yaparsa yapsın, gerçekten seven bunları göremez, görse de görmek istemez. Acının ve kederin başladığı yer de burasıdır işte...
Herkes bilir ki, en yakını, ailesidir. Başına bir şey gelse, kanından başkasına güvenmek istemez; güvense de boşa gidebileceği büyük olasılıktır zaten. Aile içinde karşılıksız sevgi vardır. Para, kıskanma, aldatma, hıyanet gibi şeyler aile içine giremez... Arkadaş sevgisi, özellikle toplumumuzda ayrı bir öneme sahiptir; ki bu da insanlarımızın daha duygusal olduğunun en büyük kanıtlarından yalnız biridir. Acısını, mutluluğunu paylaşmak ister insan, paylaşmak isteyeceği insan da çoğu zaman arkadaşlarıdır... Dostluk ise, özellikle benim yere göğe koyamadığım mevkidir; ki bence dost ya bir, ya ikidir, bilemedin üçtür... Arkadaşlığın doruğundadır dostluk. Neredeyse her şeyin paylaşıldığı şeylerden dostlar haberdardır. Güvenin en sıcak tutulduğu bu ilişkide sevmenin özü ve tadı farkedilir bence...
Gelgelelim insanı en fazla etkileyen, aşık olunanı sevmeye... Nedir bu kahrolası duygu, yoksa kahrolası değil de, yüce duygu mu?.. Çıkışların inişleri olacağını kabul edemez çoğu zaman insanoğlu ve bundan da hep tükenir, yıkılır... Hani şarkıda geçer ya: Seni ben, ellerin olsun diye mi sevdim; her şeyimi, uğruna ben, boş yere mi verdim?.. Sanırım insanı yıkan yerde, bu soruyu sorduğu andır. Aldatılma ya da umursanmama sonucu farkına varılan, yaşam boyu akla gelebilecek en kötü sorulardan biridir her hâlde bu. Yazıklar olsun karşısındaki köleye bu eziyeti yapan gaddara...
Aklıma bir de Erkin Koray'ın şarkısı geldi... İnan ki, senden başka hiç kimse yok içimde; yüzüne bakmasam da, başımı çevirsem de, ne kadar kırgın olsam da, dargın olsam da; senden başka hiç kimse yok içimde... İşte gerçekten sevenin, sevdiği ne yaparsa yapsın diyeceğidir bu. Eğer seven, sevdiğinin bozgununa yenik gelipte o da aynısını yaparsa, sevmemiştir yürekten... Ya fiziğe aldanmıştır, cinsel istekleri vardır ya paraya tapmıştır, parasal çıkarları vardır ya da şan veya isim yapmak istemiştir, eziktir... Karşısındakiyle oynayana denebilir mi aşık veya seven?..
İnsan olan sever, sevilmek ister... Doğaya karşı gelinemez! Kim ne derse desin, her insan da sevmiştir, seviyordur ya da sevecektir; ancak yaşamı boyunca en az bir kez de olsa, karşı taraftan bir istek bekleyecektir... Öksüz ve yetimlerin, kendilerine yakın buldukları kişiyi ailelerinin yerine koymaları; arkadaşı veya dostuyla arası açılanın onun yerine başkasını koyması ne kadar güç ise; dile getirdiğim sevgiden tokat yiyenin, kendine bir sevgi bulması da o kadar güçtür... İnsan olan sever, sevilmek ister; işte bu yüzden de sevmekten usanmaz, sevmeyi bırakamaz, unutamaz... En büyük diktatörlerin de, eşkıyaların da, katillerin de yüreğinde yatar bu duygu... Bu duygudan mahrum olanlar, Allah'ın aklî dengesi bozuk kullarıdır; ki bunu da eleştirmek veya onlarla alay etmek değildir amacım... Amacım, insanoğlunun sevme ve sevilme isteğidir, sevmenin her daîm ayakta olacağı gerçeğidir...
Derdine boyun eğecek, mutluluğu paylaşabilecek, karşısındakine aynı ve belki daha fazla sevgiyi verebilecek insanı arar insanoğlu. Merak eder göremediğinde, telefonda da olsa sesini duymak ister; sesi kötüyse aklına onlarca soru işareti takılır, insan bezer artık, pes eder... Sevmek, kahrolası mı, yoksa yüce mi diye bu yüzden ikilem içindeyim sanırım. Hem isteriz, hem acı çekeriz... Mazoşistlik midir bu, karşıdaki de sevilen bir zalimdir o hâlde... (?)
İnsanoğluna, sevgisini gösterebileceği, mutluluğunu da hüznünü de paylaşabileceği insanlar çıkarsın Yüce Yöneten; yoksa sevmekten usanan yok bu dünyada, yazıklar olsun nefsimize...
alıntı........