Seni çok iyi anlıyorum, yazdıklarının çoğunu birebir yaşamış biri olarak söylüyorum. Şunu en başta net söyleyeyim: sorun iyi niyetli olman değil, iyi niyetini kontrolsüz ve sınırsız sunman. Bu ikisi çok karıştırılıyor.
Ben de eskiden “ayıp olmasın”, “kırılmasın”, “ben yapmazsam kim yapacak” diye diye hem maddi hem manevi çok kaybettim. Şunu fark ettiğim gün hayatım değişti:
İyi niyet, herkese her zaman açık bir kapı olmak değildir.
Üniversitedeki örneğin çok tanıdık… Orada yapılan şey yardım istemek değil, açık açık emek sömürüsü. Sen kötü biri değildin, o kişi de masum değildi. O noktada yapılması gereken şey “hayır” demekti ama bunu bize kimse öğretmedi. Biz hep “iyi kız” olmayı öğrendik.
“Hayır demeyi nasıl yapıyorsunuz?” kısmına gelirsek:
Ben şunu öğrendim → uzun açıklama yapmadan, savunmaya geçmeden hayır demek.
Mesela:
“Bu konuda yardımcı olamayacağım.”
“Buna vaktim yok.”
“Benim için uygun değil.”
Nokta. Açıklama yaptıkça karşı taraf pazarlık alanı buluyor.
Hayatından çıkaramayacağın insanlar (akraba, eş dost) için de şu çok işe yarıyor:
Mesafe + netlik.
Her şeyi anlatmak zorunda değilsin. Her isteğe cevap vermek zorunda hiç değilsin. Soğuk olmak değil bu, kendini korumak.
Sevdiğin insanların çevresindeki zararlı kişiler konusunda da şunu söyleyebilirim:
Orta yolu bulmak, susmak demek değil. Ama patlayarak değil, erken ve sakin uyararak sınır koymak. Senin dediğin gibi patlama yaşandığında haklıyken haksız duruma düşülüyor. Çünkü sınır çok geç konmuş oluyor.
Benim en büyük değişimim şu oldu:
“Beni rahatsız eden şeyi ilk anda, küçükken söylüyorum.”
O zaman kimse seni “yıkıcı” olarak etiketleyemiyor.
Son olarak şunu içtenlikle söyleyeyim:
Değer görmek için daha iyi, daha anlayışlı, daha fedakâr olmaya çalışmak işe yaramıyor.
Değer, sınırı olan insana veriliyor.
Bunu öğrenmek zor ama mümkün. Yalnız değilsin, gerçekten değilsin.