merhaba hanımlar. son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz sosyal bir sorun boşanmak. bende bunun nedenlerini merak ediyorum açıkçası. tek tek ele alınca çok bir anlam ifade etmesede genel olarak değerlendirdiğimizde sorunun daha net çıkacağı anlayışındayım. acaba boşanmada hangi taraf daha kusurlu. "boşanmanın gerekçesi ne" sorusuna verilecek cevap sanırım bunu anlamamıza olanak sağlar. ankete sadece boşanmış olanlar değil , komşusunda, ailesinde, iş yerinde, arkadaşları arasında boşanmış olanlarda katılsın lütfen.
Hemen hemen hepimiz sorunlu bir evlilik birliği ile ilgili olarak konuşulurken “şiddetli geçimsizlik” sözünü duymuşuzdur. Nedir bu şiddetli geçimsizlik? Geçimsizliğin şiddetini kim, nasıl belirlemektedir?
Halk arasında şiddetli geçimsizlik olarak bilinen madde Medeni Kanunumuzun 166. maddesinde düzenlenmiştir ve “evlilik birliğinin sarsılması” başlığını taşımaktadır. Bu maddenin ilk fıkrasına göre “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir”
Buna göre her ailede görülebilecek gündelik, önemsiz geçimsizlikler, ufak çapta aile kavgaları, düşünülmeden, anlık söylenmiş sözler ve yapılmış hareketler evlilik birliğini temelinden sarsacak, boşanmayı gerektirecek olaylar niteliğinde değildir.
Hangi olayların evlilik birliğini temelinden sarsacağı konusunu önceden tek tek belirlemek mümkün değildir. Her olayın farklı ailelerde yaptığı etki de farklı olacaktır. Bu sebeple hakim somut olaylar karşısında, eşler arasındaki öznel ilişkiyi de gözönünde bulundurarak evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığına karar verecektir.
Davada iddia ve ispat edilen olaylar, eşler arasındaki evlilik ilişkisini, bu ilişkinin devamına olanak bırakmayacak derecede etkilemiş ise şiddetli bir geçimsizlik var demektir. Yine ispat edilen olaylar, eşler arasında önemli duygu ve fikir ayrılığı ortaya çıkarmış ve bu evlilik birliğini devam ettirmek için gerekli arzuları sönmüş ise evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını kabul etmek gerekir. Yaşanan olaylar eşler açısından ortak yaşamı çekilmez hale getirmelidir. Tüm bunları ispat yükü ise davacıya aittir.
Bu anlattıklarımızdan ortaya çıkan sonuç evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığı konusu hakimin takdir yetkisindedir. Hakim bu takdir yetkisini kullanırken kişisel önyargı ve eğilimlerinden kurtulmak, eşlerin ve özellikle çocukların menfaatlerini gözeterek adil bir denge kurmak durumundadır. Takdir yetkisinin kullanılmasında hakim, eşlerin sosyal ve kültürel durumlarını, eğitim düzeylerini, yaşadıkları sosyal çevreyi ve çocukların etkilenme olasılığını gözetmelidir.
Çekilmezlik unsurunun her iki eş açısından gerçekleşmesi zorunlu değildir. İspat edilen olayların eşlerden biri için ortak yaşamı çekilmez hale getirmiş olması boşanmaya karar vermek için yeterlidir.
Evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayanarak dava açmak belli bir süreye bağlı tutulmamıştır. Ancak dayanılan olayların uzun yıllar önce yaşanmış olması ve bu yaşanan olaylara rağmen evlilik birliğinin dava tarihine kadar sürdürülmüş olması, bundan sonra da evlilik birliğinin devamına olanak bulunduğu düşüncesine neden olabilir.
Evlilik birliğinin sarsılmasına dayanılarak açılacak bir boşanma davasında kusur şartı aranmaz. Yani boşanmaya yol açan olaylarda davacının kusurlu veya kusursuz olması, hatta diğer eşten daha fazla kusurlu olması boşanmayı talep etmesine engel değildir. Ancak yine maddeye göre davacının kusuru daha ağır ise davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Fakat bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.
Medeni Kanunumuzun “evlilik birliğinin sarsılması“ başlıklı 166. maddesinin diğer fıkraları ise anlaşmalı boşanma ile fiili ayrılık nedeni ile boşanmayı düzenlemektedir. Bu fıkralar ise başka bir yazımızın konusunu oluşturacaktır.
Bütün evliliklerde tarafların her türlü geçimsizlikten uzak ve mutlu yaşaması dileklerimle….
Av. Ayça Özdoğan