Etiket: yemek borusu kanseri

  • Yemek Borusu Sağlığı İçin Gerekli Vitaminler

    Yemek Borusu Sağlığı İçin Gerekli Vitaminler

    Konumuz dahilinde sizlere yemek borusu sağlığı için gerekli vitaminler üzerine bilgiler sunarak bu kapsamda sağlığınızı koruma altına alabilirsiniz. Mide ve ağız arasındaki yemek borusu insanlar için önemli bir nitelik taşır.

    Tıp dilindeki adı “özofagus” olan yemek borusu zaman içerisinde yemek yeme veya sürekli ilaç kullanımından ötürü zarara uğrayabilmektedir. Yemek borusunun zarar görmesiyle birlikte vitaminler alınmasıyla ve aynı zaman’da doğru beslenme çizelgesiyle birlikte zararlı gidişat ortadan kaldırılabilinmektedir.

    Yemek Borusu Kanseri Belirtileri

    Özofagus kanseri belirtileri ve bulgularını bilmeniz erken teşhis açısından büyük önem taşımaktadır. Özafagus kanseri olarak da bilinen yemek borusu kanseri kurtulma şansı diğer kanser türlerine göre zordur. Tespiti zor olan bu kansere yakalanan kişiler genellikle bu kanserin son evresinde durumu anladıkları için hastalığın atlatılması zordur. Erken teşhisin büyük önem taşıdığı bu kanserin belirtileri;

    • Anlık ve istemsiz kilo kayıpları
    • Öksürme ve seste yaşanan kısıklık
    • Yutkunmada zorluk yaşama
    • Hazımsızlık ve mide de yanma hissi
    • Göğüs bölgesinde yanma hissi ve basınç hissetme
    yemek borusu sağlığı
    yemek borusu sağlığı

    Yemek Borusu Kanseri Evreleri

    Yemek borusu kanseri toplam 4 evreden oluşmaktadır. Doktorunuz tarafından yemek borusu kanseri teşhisi koyulduysa bundan sonra yapılması gereken şey kanserin hangi evrede olduğunu tespit edilmesidir. Tespit işlemi esnasında kullanılan yöntemler;

    • PET (Pozitron emisyon tomografisi)
    • BT (Bilgisayarlı tomografi)
    • EUS (Endoskopik ultrason)

    Yemek borusu kanserinde evreleme roma rakamları ile ifade edilip 0 ile 4 arasındadır. Eğer evreniz düşük ise henüz kanserin başlangıç aşamasındasınızdır ve kanserli hücreler henüz herhangi bir organa sıçramamıştır. Ancak yemek borusu kanseri 4. evre son evre olup yemek borunuzda bulunan kanserli hücreler diğer organlara sıçramıştır.

    Yemek Borusu Kanseri Oluşma Nedenleri

    Yemek borusu hastalıkları arasında en korkulan hastalık olan yemek borusu kanserini genellikle 45 yaş ve üzeri kişilerde görülmektedir. Genel olarak bakıldığında yemek borusu tahrişine neden olan çoğu şey bu kanserin sebepleri arasında gösterilmektedir. Bu kansere yakalanma riskinizi arttıran şeyler;

    • Reflü (GERD)
    • Sigara içme
    • Aşırı kilo
    • Alkol tüketimi
    • Aşırı sıcak sıvı içecekleri içme alışkanlığı
    • Az sebze ve meyve tüketimi
    • Yemek borusuna yakın yerlerden radyasyon tedavisi görmek Y

    Yemek Borusu Kanseri Nasıl Önlenir?

    Yemek borusunun eski sağlığına kavuşabilmesi için bir takım besinlerden gerekli olan vitamin ve mineraller alındığı takdirde bu durum düzeltilebilmektedir. Önüne geçilemeyen ve umursanmayan bu durum neticesinde kanser gibi ölümcül hastalıklar nüksederek insan hayatını tehlikeye atabilen bir gidişata girilebilmektedir. Bunun için yemek borusunun iç yüzeyinde yer alan hücreleri vitaminler kapsamında koruyarak aynı zaman’da kanserin oluşmasını da engelleyebilirsiniz.

    Yemek Borusu Sağlığı İçin Gerekli Vitaminler | 1

    Yemek Borusu Sağlığı İçin Vitaminler

    Yemek borusu sağlığı için gerekli vitaminler C, D ve E vitaminleri olmaktadır.”

    C Vitamini

    Yemek borusu sağlığı için ilk sırada C vitamini gelmektedir. Yemek borusuna musallat olan “Barrett” adındaki hastalığın önüne geçerek kanserin oluşumunu engeller. Barrett hastalığı oluşum evresinde kişinin yemek borusunun iç yüzeyindeki hücreleri kötü yönde etkileyerek reflü ve benzeri iç hastalıklarla kendini ileriye taşımaktadır. Mide asitlerini bu şekilde etkileyen Barrett hastalığının önüne portakal, limon ve mandalina gibi C vitaminine sahip meyveleri bol miktarda tüketin.

    D Vitamini

    Kişinin D vitamini almasıyla birlikte vücutta bulunan 15-prostaglandin dehidrojenaz adına sahip bir protein bileşeninin üretimi artmaktadır. Bu proteinin artması ve bağlı olarak güçlü bir yapıya dönüşmesiyle birlikte yemek borusunda oluşum gösterebilecek kanserlere neden olabilecek hücreleri ortadan kaldırarak güçlü bir kalkan görevi oluşturmaktadır. Her yaş için önemli bir kaynak olan D vitamini, 50 yaşına kadar kişinin günlük demir ihtiyacı olan 5mcg, 50 yaş üstü olan kişiler için ise 10 mcg olmaktadır.

    E Vitamini

    E vitamini yemek borusu sağlığı için gerekli olan bir diğer vitamin etkenidir. Sahip olduğu antioksidan özellikleri ile vücuda büyük bir önem taşıyan E vitamini, vücudun daha diri ve hastalıklara karşı daha sağlıklı bir yapıda olmasını sağlayarak kanserlere, olası hastalıklar gibi birçok derde deva olmaktadır.

  • Reflü hakkında bilmeniz gereken herşey

    Reflü hakkında bilmeniz gereken herşey

    Reflü kelime anlamı olarak geriye kaçış demektir. Gastroözofageal reflü (GÖR); asitli mide içeriğinin mideden (Gastro) yemek borusuna (Özofagus) geri kaçışıdır.

    REFLÜ NEDİR? (GASTROÖZOFAGEAL REFLÜ)

    Yediğimiz besinler yemek borusundan mideye gelir. Yani mide, yukarında yemek borusuyla bağlantılıdır. Çeşitli sebeplerden dolayı mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasına reflü denir. Bu durum uzun süre devam ederse, asitli olan mide içeriği yemek borusunu tahriş eder. Yemek borusu kendini mide asidinden koruyamaz hale gelir.

    Reflülü kişilerde, genelde yemekten sonra ağza acı su ve besin gelebilir. Reflünün oluşmasında bir diğer faktör mideyle yemek borusu arasındaki kapağın görevini yerine getirememesi sonucu ortaya çıkar. Bu kapak, mide içeriğinin yemek borusuna geçişini engellemektedir.

    Tüm dünyada sık görülen bir hastalık olan reflü, ülkemizde de bir hayli fazla görülmektedir. Yapılan araştırmaya göre her 5 yetişkinden birinde reflü vardır. A.B.D’ de bu oran yüzde 0.5′tir.

    REFLÜNÜN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Reflü görülen kişilerde şu belirtilerden bazıları vardır:

    Mide yanması en çok şikayet edilen rahatsızlıktır.
    Mide içeriğinin yukarı çıktığını hissetmek,
    Göğüs bölgesinde yanma,
    Ağza acı suyun gelmesi,
    Kalp çarpıntısı,
    Rahatsız edici mide şişkinliği, öksürme,
    Bazı durumlarda boğazda bir kaç belirti ile kendini gösterebilir;

    Boğazda bir şey varmış gibi hissetme ve boğazı temizleme hissi,
    Yutkunurken zorlanma,
    Öksürük,
    Boğaz ağrısı,

    Stres reflüyü arttırmaz. Fakat reflünün şikayetlerinin hissedilmesine neden olur. Zaten stres, gastrit ve ülser gibi mide hastalıklarına yol açacağından ve mide asidini arttıracağından şikayetlerin artmasına yol açar.

    Reflü, ağız kokusuna yol açabilir. Fakat sadece reflü değil, dişlerde meydana gelen bir enfeksiyon, bademcik iltihabı, sinüzit, salyanın azalması da ağız kokusuna yol açar. Bunları reflüden ayırmak gerekir. Bazı durumlarda hasta ağzının kötü koktuğunu söyler; fakat bu diğer kişiler tarafından farkedilmeyebilir. Bu, psikolojik bir problemdir ve tedavi edilir.

    REFLÜ TANISI

    Reflünün tanısında çok kullanılan yöntemlerden biri endoskopidir. Her hastaya uygulanır. Bu yöntemle mide kapağının durumu, yemek borusunun hasarı ve diğer mide yüzeyindeki rahatsızlıklar saptanır.

    Tanıda kullanılan bir diğer yöntemde, ilaçlı bir filmle yemek borusundan, ilacın geçişi izlenir ve herhangi bir problem varsa tedavi edilir. Diğer yöntemlerle de yemek borusundaki reflü, ph metriyle, yemek borusunun besini itme gücü ise manometri ile ölçülür.

    REFLÜ TEDAVİSİ

    Hastaların alacağı bazı önlemler, beslenme konusuna dikkat etmek ve ilaç tedavisi hastalığın kontrol altına alınmasını sağlar. Reflü tedavisinde bir kaç seçenek vardır. Hastalığın ne kadar ilerlediği belirlendikten sonra buna en uygun tedavi doktorunuz tarafından belirlenir.

    Tedavi seçeneklerinden birisi ilaç tedavisidir. Bunun için mide asidini kontrol altına alacak ya da salgısını azaltacak ilaçlar kullanılır. Böylece yemek borusuna kaçan asit miktarı azaltılır. Bir çok reflü hastasında olumlu sonuçlar alınır. Fakat ilacın bırakılmasıyla belirtiler, şikayetler tekrar ortaya çıkmaya başlar. Çünkü bu ilaç tedavisiyle mide kapağındaki sorun ortadan kaldırılamaz. Bu tedaviyle yemek borusunun tahrişi en aza indirilir fakat safra sıvısı asidik olmadığından yemek borusuna yine kaçar ve zarar verir.

    Diğer bir tedavi şekli ise cerrahi tedavidir. Alınan önlemler ve ilaçlarla hastalık kontrol altına alınamıyorsa anti-reflü cerrahisi uygulanmaktadır. Ameliyatla büyük oranda başarı sağlanır ve reflü şikayeti tamamen ortadan kaldırılır. Bu ameliyatta, mide kapağındaki bozukluk düzeltildiği için mide sıvısının, yemek borusuna geçmesi engellenmiş olur. Tercih edilmesi daha doğru bir tedavi şeklidir. İlaç kullanımına gerek yoktur. Hayat boyunca ilaç kullanmak istemiyorsanız, hastalıktan tamamen kurtulmak için ameliyat yeterlidir.

    REFLÜNÜN NEDEN OLDUĞU DİĞER PROBLEMLER NELERDİR?

    Çok sık karşılaşılan bir durum olmasa da, uzun süreli reflü hastalığı ciddi rahatsızlıklara yol açabilir. Normalde yemek borusu mekanik dalga hareketleriyle alınan besinin mideye iletilmesini sağlar. Yani yemek borusu, hiçbir hareket yapılmadan yemeğin geçtiği bir boru değildir. Bu yüzden de yutma işlemi aktif bir olaydır. Bu sayede, uzanırken bile bir şeyler yediğimizde bunlar mideye iletilir. Reflü, uzun sürdüğünde yemek borusunun sürekli tahrişi sonucu hareketliliğinde azalma meydana gelir. Hatta bu tahriş sonucu yemek borusu kısalabilir ve alt ucu daralabilir. Böylece katı besinlerin yutulması güçleşir. Günümüzde uygulanan antireflü ameliyatları bunun gibi geç kalınmış durumlarda uygulanamaz.

    REFLÜ HASTALARININ YAPMASI GEREKENLER

    Asitli içeceklerden, alkol, kahve, baharatlı yiyecekler, çikolata, soğan, sarımsak gibi besinlerden uzak durmak gerekir. Bunlar mide asidini arttırıcı yiyecek ve içeceklerdir.
    Aspirin ya da ağrı kesici ilaçların mümkün olduğunca az kullanılması gerekir.
    Yemek yedikten hemen sonra yatmayın. Çünkü mide asit miktarı yatarken çoktur. Yattığınızda ise baş-boyun bölgenizi yukarıya koyun.
    Sigara ve alkol asit dengesini bozacağından mutlaka bırakmalısınız.
    Az ama sık yemek yemek, her öğün çok fazla yemekten daha iyidir.
    İdeal kilonuzda olmanız gereklidir. Bunun için doktor kontrolünde zayıflamanızda fayda vardır.
    Kemeri çok fazla sıkmayın, dar giysilerden kaçının.
    Çok fazla güç gerektirecek işlerden uzak durun.

    Bacak reflüsü duydunuz ‘mu ?

    İSTANBUL – Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Semih Barlas, özellikle hareketsiz, sürekli oturarak ya da uzun sürekli ayakta çalışmayı gerektiren çalışma koşullarının, çalışan kadınların büyük bir bölümünü venöz reflü hastalığı açısından riskli gruba soktuğunu dile getirerek, hastalığın en belirgin belirtilerinin de bacaklarda yorgunluk, ağrı ve şişme olduğunu ifade etti.

    Bacaklarda çok sayıda ven (toplardamar) bulunduğunu ve sağlıklı bacak venlerinin içinde tek yönlü çalışan kapakçıkların açılıp kapanarak, kirli kanın ayaklardan kalbe geri taşınmasını sağladığını anlatan Barlas, ven kapakçıkları bozulduklarında, aşağıdan-yukarıya doğru olması gereken bu yolculuğun yön değiştirdiğini ve yukardan-aşağıya, ayaklara doğru bir geri-kaçırma başladığını, buna venöz reflü denildiğini belirtti.

    ”60 yaşına gelen kadınların yüzde 75’inde, erkeklerin yüzde 45’inde venöz reflü görülüyor” diyen Barlas, venöz reflünün ilk belirtisinin diz altında ve bileklerde görülen ve gün içinde artan ödem (şişlik) olduğunu kaydetti.

    Hastalık ilerledikçe bacaklarda damarların görülmeye başladığını, önce 1-3 milimetre çapında, örümcek ayağı veya ağaç kökü manzarasında mavi, yeşil, kırmızı kılcal damarların belirdiğini anlatan Barlas, tedavi edilmeden geçen sürenin, bu kılcal damarların çaplarını ve sayılarını artırırken, renklerini koyulaştırdığını ifade etti.

    Cilt altında büyük ”venöz pake” denilen ve spagetti makarnaya benzeyen damarların da zaman içinde ortaya çıktığını kaydeden Barlas, ”Hastalığın son aşamalarında ciltte renk değişiklikleri ve bilek düzeyinde gelişip aylarca iyileşmeyen yaralar belirir” ifadesine yer verdi.

    Hastalarda, sabahtan akşama doğru artan karakterde, ayak tabanından dize doğru, adeta bir çizme tarzında, yanma, yorgunluk ve ağrı hissi, diz altında, bacağın iç yanında, kaşıntı, hareketsiz kalındığında ayaklarda veya parmaklarda kramplar, akşamları uykuya dalınmadan önce geçen sürede, ayakları yorgandan dışarı uzatıp serinletme veya germe ya da altına yastık koyma arzusunun var olduğunu da kaydeden Barlas, şunları kaydetti:

    AKCİĞER DAMARLARINDA TIKANIKLIĞA NEDEN OLABİLİR
    ”Venöz reflü gelişirken, bacaklardaki toplar damarların içindeki kapakçıkların geriye kaçırması yüzünden artan basınç, bu damarları kıvrıntılı bir yapıya dönüştürür. Kıvrımlı bir damarda, kanın akışkanlığı da yavaşlar. Uzun yolculuklar, bacağa gelen darbeler, vücudun susuz kalması gibi durumlarda, toplardamar içindeki zaten yavaş olan kan akımı tamamen durur ve pıhtı oluşur. Bu pıhtı, tedavi edilmediğinde akciğer içindeki bir damarın tıkanmasına yol açabilir.”

    Hastalığın tanısının kalp damar cerrahı tarafından muayene ile konulacağını da dile getiren Barlas, 1-5 milimetre çapında gözle görünen kılcal damarların tedavisinde, çok ince iğnelerle bu damarların içine, karbondioksit ve oksijenle karıştırılıp köpüklü bir hale getirilen ilaç enjekte edildiğini, bu yöntemle damarın büzüştürülerek vücut tarafından tamamen emilip yok edilmesinin sağlandığını anlattı.

    5 milimetreden büyük olarak görünen damarların tedavisinin de lokal anestezi altında, damarın görüldüğü hat boyunca, belli aralıklarla 1 milimetre çapında yapılan minik kesiler içinden uzatılan bir alet ile venöz pake denen damarların vücuttan uzaklaştırıldığını belirten Barlas, bacağın derinlerinde yer alan ve gözle görünmeyen toplardamarların reflüsüne ilişkin tedavilerin de var olduğunu vurguladı.

    Barlas, ”Kadınların en büyük sorularından biri olan venöz reflü, tedavi edilmezse ciddi rahatsızlıklara yol açabiliyor. Venöz reflü ve bunun sonucunda ortaya çıkan varis, kozmetik değil, bir dolaşım hastalığıdır. Bu nedenle de tedavi, kalp damar cerrahisi uzmanlık alanına giriyor” ifadesini kullandı.

    [youtube id=”0-seSNwiKZw” width=”600″ height=”350″]