Etiket: yemek borusu

  • Yemek Borusu Sağlığı İçin Gerekli Vitaminler

    Yemek Borusu Sağlığı İçin Gerekli Vitaminler

    Konumuz dahilinde sizlere yemek borusu sağlığı için gerekli vitaminler üzerine bilgiler sunarak bu kapsamda sağlığınızı koruma altına alabilirsiniz. Mide ve ağız arasındaki yemek borusu insanlar için önemli bir nitelik taşır.

    Tıp dilindeki adı “özofagus” olan yemek borusu zaman içerisinde yemek yeme veya sürekli ilaç kullanımından ötürü zarara uğrayabilmektedir. Yemek borusunun zarar görmesiyle birlikte vitaminler alınmasıyla ve aynı zaman’da doğru beslenme çizelgesiyle birlikte zararlı gidişat ortadan kaldırılabilinmektedir.

    Yemek Borusu Kanseri Belirtileri

    Özofagus kanseri belirtileri ve bulgularını bilmeniz erken teşhis açısından büyük önem taşımaktadır. Özafagus kanseri olarak da bilinen yemek borusu kanseri kurtulma şansı diğer kanser türlerine göre zordur. Tespiti zor olan bu kansere yakalanan kişiler genellikle bu kanserin son evresinde durumu anladıkları için hastalığın atlatılması zordur. Erken teşhisin büyük önem taşıdığı bu kanserin belirtileri;

    • Anlık ve istemsiz kilo kayıpları
    • Öksürme ve seste yaşanan kısıklık
    • Yutkunmada zorluk yaşama
    • Hazımsızlık ve mide de yanma hissi
    • Göğüs bölgesinde yanma hissi ve basınç hissetme
    yemek borusu sağlığı
    yemek borusu sağlığı

    Yemek Borusu Kanseri Evreleri

    Yemek borusu kanseri toplam 4 evreden oluşmaktadır. Doktorunuz tarafından yemek borusu kanseri teşhisi koyulduysa bundan sonra yapılması gereken şey kanserin hangi evrede olduğunu tespit edilmesidir. Tespit işlemi esnasında kullanılan yöntemler;

    • PET (Pozitron emisyon tomografisi)
    • BT (Bilgisayarlı tomografi)
    • EUS (Endoskopik ultrason)

    Yemek borusu kanserinde evreleme roma rakamları ile ifade edilip 0 ile 4 arasındadır. Eğer evreniz düşük ise henüz kanserin başlangıç aşamasındasınızdır ve kanserli hücreler henüz herhangi bir organa sıçramamıştır. Ancak yemek borusu kanseri 4. evre son evre olup yemek borunuzda bulunan kanserli hücreler diğer organlara sıçramıştır.

    Yemek Borusu Kanseri Oluşma Nedenleri

    Yemek borusu hastalıkları arasında en korkulan hastalık olan yemek borusu kanserini genellikle 45 yaş ve üzeri kişilerde görülmektedir. Genel olarak bakıldığında yemek borusu tahrişine neden olan çoğu şey bu kanserin sebepleri arasında gösterilmektedir. Bu kansere yakalanma riskinizi arttıran şeyler;

    • Reflü (GERD)
    • Sigara içme
    • Aşırı kilo
    • Alkol tüketimi
    • Aşırı sıcak sıvı içecekleri içme alışkanlığı
    • Az sebze ve meyve tüketimi
    • Yemek borusuna yakın yerlerden radyasyon tedavisi görmek Y

    Yemek Borusu Kanseri Nasıl Önlenir?

    Yemek borusunun eski sağlığına kavuşabilmesi için bir takım besinlerden gerekli olan vitamin ve mineraller alındığı takdirde bu durum düzeltilebilmektedir. Önüne geçilemeyen ve umursanmayan bu durum neticesinde kanser gibi ölümcül hastalıklar nüksederek insan hayatını tehlikeye atabilen bir gidişata girilebilmektedir. Bunun için yemek borusunun iç yüzeyinde yer alan hücreleri vitaminler kapsamında koruyarak aynı zaman’da kanserin oluşmasını da engelleyebilirsiniz.

    Yemek Borusu Sağlığı İçin Gerekli Vitaminler | 1

    Yemek Borusu Sağlığı İçin Vitaminler

    Yemek borusu sağlığı için gerekli vitaminler C, D ve E vitaminleri olmaktadır.”

    C Vitamini

    Yemek borusu sağlığı için ilk sırada C vitamini gelmektedir. Yemek borusuna musallat olan “Barrett” adındaki hastalığın önüne geçerek kanserin oluşumunu engeller. Barrett hastalığı oluşum evresinde kişinin yemek borusunun iç yüzeyindeki hücreleri kötü yönde etkileyerek reflü ve benzeri iç hastalıklarla kendini ileriye taşımaktadır. Mide asitlerini bu şekilde etkileyen Barrett hastalığının önüne portakal, limon ve mandalina gibi C vitaminine sahip meyveleri bol miktarda tüketin.

    D Vitamini

    Kişinin D vitamini almasıyla birlikte vücutta bulunan 15-prostaglandin dehidrojenaz adına sahip bir protein bileşeninin üretimi artmaktadır. Bu proteinin artması ve bağlı olarak güçlü bir yapıya dönüşmesiyle birlikte yemek borusunda oluşum gösterebilecek kanserlere neden olabilecek hücreleri ortadan kaldırarak güçlü bir kalkan görevi oluşturmaktadır. Her yaş için önemli bir kaynak olan D vitamini, 50 yaşına kadar kişinin günlük demir ihtiyacı olan 5mcg, 50 yaş üstü olan kişiler için ise 10 mcg olmaktadır.

    E Vitamini

    E vitamini yemek borusu sağlığı için gerekli olan bir diğer vitamin etkenidir. Sahip olduğu antioksidan özellikleri ile vücuda büyük bir önem taşıyan E vitamini, vücudun daha diri ve hastalıklara karşı daha sağlıklı bir yapıda olmasını sağlayarak kanserlere, olası hastalıklar gibi birçok derde deva olmaktadır.

  • Reflü hakkında bilmeniz gereken herşey

    Reflü hakkında bilmeniz gereken herşey

    Reflü kelime anlamı olarak geriye kaçış demektir. Gastroözofageal reflü (GÖR); asitli mide içeriğinin mideden (Gastro) yemek borusuna (Özofagus) geri kaçışıdır.

    REFLÜ NEDİR? (GASTROÖZOFAGEAL REFLÜ)

    Yediğimiz besinler yemek borusundan mideye gelir. Yani mide, yukarında yemek borusuyla bağlantılıdır. Çeşitli sebeplerden dolayı mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasına reflü denir. Bu durum uzun süre devam ederse, asitli olan mide içeriği yemek borusunu tahriş eder. Yemek borusu kendini mide asidinden koruyamaz hale gelir.

    Reflülü kişilerde, genelde yemekten sonra ağza acı su ve besin gelebilir. Reflünün oluşmasında bir diğer faktör mideyle yemek borusu arasındaki kapağın görevini yerine getirememesi sonucu ortaya çıkar. Bu kapak, mide içeriğinin yemek borusuna geçişini engellemektedir.

    Tüm dünyada sık görülen bir hastalık olan reflü, ülkemizde de bir hayli fazla görülmektedir. Yapılan araştırmaya göre her 5 yetişkinden birinde reflü vardır. A.B.D’ de bu oran yüzde 0.5′tir.

    REFLÜNÜN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Reflü görülen kişilerde şu belirtilerden bazıları vardır:

    Mide yanması en çok şikayet edilen rahatsızlıktır.
    Mide içeriğinin yukarı çıktığını hissetmek,
    Göğüs bölgesinde yanma,
    Ağza acı suyun gelmesi,
    Kalp çarpıntısı,
    Rahatsız edici mide şişkinliği, öksürme,
    Bazı durumlarda boğazda bir kaç belirti ile kendini gösterebilir;

    Boğazda bir şey varmış gibi hissetme ve boğazı temizleme hissi,
    Yutkunurken zorlanma,
    Öksürük,
    Boğaz ağrısı,

    Stres reflüyü arttırmaz. Fakat reflünün şikayetlerinin hissedilmesine neden olur. Zaten stres, gastrit ve ülser gibi mide hastalıklarına yol açacağından ve mide asidini arttıracağından şikayetlerin artmasına yol açar.

    Reflü, ağız kokusuna yol açabilir. Fakat sadece reflü değil, dişlerde meydana gelen bir enfeksiyon, bademcik iltihabı, sinüzit, salyanın azalması da ağız kokusuna yol açar. Bunları reflüden ayırmak gerekir. Bazı durumlarda hasta ağzının kötü koktuğunu söyler; fakat bu diğer kişiler tarafından farkedilmeyebilir. Bu, psikolojik bir problemdir ve tedavi edilir.

    REFLÜ TANISI

    Reflünün tanısında çok kullanılan yöntemlerden biri endoskopidir. Her hastaya uygulanır. Bu yöntemle mide kapağının durumu, yemek borusunun hasarı ve diğer mide yüzeyindeki rahatsızlıklar saptanır.

    Tanıda kullanılan bir diğer yöntemde, ilaçlı bir filmle yemek borusundan, ilacın geçişi izlenir ve herhangi bir problem varsa tedavi edilir. Diğer yöntemlerle de yemek borusundaki reflü, ph metriyle, yemek borusunun besini itme gücü ise manometri ile ölçülür.

    REFLÜ TEDAVİSİ

    Hastaların alacağı bazı önlemler, beslenme konusuna dikkat etmek ve ilaç tedavisi hastalığın kontrol altına alınmasını sağlar. Reflü tedavisinde bir kaç seçenek vardır. Hastalığın ne kadar ilerlediği belirlendikten sonra buna en uygun tedavi doktorunuz tarafından belirlenir.

    Tedavi seçeneklerinden birisi ilaç tedavisidir. Bunun için mide asidini kontrol altına alacak ya da salgısını azaltacak ilaçlar kullanılır. Böylece yemek borusuna kaçan asit miktarı azaltılır. Bir çok reflü hastasında olumlu sonuçlar alınır. Fakat ilacın bırakılmasıyla belirtiler, şikayetler tekrar ortaya çıkmaya başlar. Çünkü bu ilaç tedavisiyle mide kapağındaki sorun ortadan kaldırılamaz. Bu tedaviyle yemek borusunun tahrişi en aza indirilir fakat safra sıvısı asidik olmadığından yemek borusuna yine kaçar ve zarar verir.

    Diğer bir tedavi şekli ise cerrahi tedavidir. Alınan önlemler ve ilaçlarla hastalık kontrol altına alınamıyorsa anti-reflü cerrahisi uygulanmaktadır. Ameliyatla büyük oranda başarı sağlanır ve reflü şikayeti tamamen ortadan kaldırılır. Bu ameliyatta, mide kapağındaki bozukluk düzeltildiği için mide sıvısının, yemek borusuna geçmesi engellenmiş olur. Tercih edilmesi daha doğru bir tedavi şeklidir. İlaç kullanımına gerek yoktur. Hayat boyunca ilaç kullanmak istemiyorsanız, hastalıktan tamamen kurtulmak için ameliyat yeterlidir.

    REFLÜNÜN NEDEN OLDUĞU DİĞER PROBLEMLER NELERDİR?

    Çok sık karşılaşılan bir durum olmasa da, uzun süreli reflü hastalığı ciddi rahatsızlıklara yol açabilir. Normalde yemek borusu mekanik dalga hareketleriyle alınan besinin mideye iletilmesini sağlar. Yani yemek borusu, hiçbir hareket yapılmadan yemeğin geçtiği bir boru değildir. Bu yüzden de yutma işlemi aktif bir olaydır. Bu sayede, uzanırken bile bir şeyler yediğimizde bunlar mideye iletilir. Reflü, uzun sürdüğünde yemek borusunun sürekli tahrişi sonucu hareketliliğinde azalma meydana gelir. Hatta bu tahriş sonucu yemek borusu kısalabilir ve alt ucu daralabilir. Böylece katı besinlerin yutulması güçleşir. Günümüzde uygulanan antireflü ameliyatları bunun gibi geç kalınmış durumlarda uygulanamaz.

    REFLÜ HASTALARININ YAPMASI GEREKENLER

    Asitli içeceklerden, alkol, kahve, baharatlı yiyecekler, çikolata, soğan, sarımsak gibi besinlerden uzak durmak gerekir. Bunlar mide asidini arttırıcı yiyecek ve içeceklerdir.
    Aspirin ya da ağrı kesici ilaçların mümkün olduğunca az kullanılması gerekir.
    Yemek yedikten hemen sonra yatmayın. Çünkü mide asit miktarı yatarken çoktur. Yattığınızda ise baş-boyun bölgenizi yukarıya koyun.
    Sigara ve alkol asit dengesini bozacağından mutlaka bırakmalısınız.
    Az ama sık yemek yemek, her öğün çok fazla yemekten daha iyidir.
    İdeal kilonuzda olmanız gereklidir. Bunun için doktor kontrolünde zayıflamanızda fayda vardır.
    Kemeri çok fazla sıkmayın, dar giysilerden kaçının.
    Çok fazla güç gerektirecek işlerden uzak durun.

    Bacak reflüsü duydunuz ‘mu ?

    İSTANBUL – Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Semih Barlas, özellikle hareketsiz, sürekli oturarak ya da uzun sürekli ayakta çalışmayı gerektiren çalışma koşullarının, çalışan kadınların büyük bir bölümünü venöz reflü hastalığı açısından riskli gruba soktuğunu dile getirerek, hastalığın en belirgin belirtilerinin de bacaklarda yorgunluk, ağrı ve şişme olduğunu ifade etti.

    Bacaklarda çok sayıda ven (toplardamar) bulunduğunu ve sağlıklı bacak venlerinin içinde tek yönlü çalışan kapakçıkların açılıp kapanarak, kirli kanın ayaklardan kalbe geri taşınmasını sağladığını anlatan Barlas, ven kapakçıkları bozulduklarında, aşağıdan-yukarıya doğru olması gereken bu yolculuğun yön değiştirdiğini ve yukardan-aşağıya, ayaklara doğru bir geri-kaçırma başladığını, buna venöz reflü denildiğini belirtti.

    ”60 yaşına gelen kadınların yüzde 75’inde, erkeklerin yüzde 45’inde venöz reflü görülüyor” diyen Barlas, venöz reflünün ilk belirtisinin diz altında ve bileklerde görülen ve gün içinde artan ödem (şişlik) olduğunu kaydetti.

    Hastalık ilerledikçe bacaklarda damarların görülmeye başladığını, önce 1-3 milimetre çapında, örümcek ayağı veya ağaç kökü manzarasında mavi, yeşil, kırmızı kılcal damarların belirdiğini anlatan Barlas, tedavi edilmeden geçen sürenin, bu kılcal damarların çaplarını ve sayılarını artırırken, renklerini koyulaştırdığını ifade etti.

    Cilt altında büyük ”venöz pake” denilen ve spagetti makarnaya benzeyen damarların da zaman içinde ortaya çıktığını kaydeden Barlas, ”Hastalığın son aşamalarında ciltte renk değişiklikleri ve bilek düzeyinde gelişip aylarca iyileşmeyen yaralar belirir” ifadesine yer verdi.

    Hastalarda, sabahtan akşama doğru artan karakterde, ayak tabanından dize doğru, adeta bir çizme tarzında, yanma, yorgunluk ve ağrı hissi, diz altında, bacağın iç yanında, kaşıntı, hareketsiz kalındığında ayaklarda veya parmaklarda kramplar, akşamları uykuya dalınmadan önce geçen sürede, ayakları yorgandan dışarı uzatıp serinletme veya germe ya da altına yastık koyma arzusunun var olduğunu da kaydeden Barlas, şunları kaydetti:

    AKCİĞER DAMARLARINDA TIKANIKLIĞA NEDEN OLABİLİR
    ”Venöz reflü gelişirken, bacaklardaki toplar damarların içindeki kapakçıkların geriye kaçırması yüzünden artan basınç, bu damarları kıvrıntılı bir yapıya dönüştürür. Kıvrımlı bir damarda, kanın akışkanlığı da yavaşlar. Uzun yolculuklar, bacağa gelen darbeler, vücudun susuz kalması gibi durumlarda, toplardamar içindeki zaten yavaş olan kan akımı tamamen durur ve pıhtı oluşur. Bu pıhtı, tedavi edilmediğinde akciğer içindeki bir damarın tıkanmasına yol açabilir.”

    Hastalığın tanısının kalp damar cerrahı tarafından muayene ile konulacağını da dile getiren Barlas, 1-5 milimetre çapında gözle görünen kılcal damarların tedavisinde, çok ince iğnelerle bu damarların içine, karbondioksit ve oksijenle karıştırılıp köpüklü bir hale getirilen ilaç enjekte edildiğini, bu yöntemle damarın büzüştürülerek vücut tarafından tamamen emilip yok edilmesinin sağlandığını anlattı.

    5 milimetreden büyük olarak görünen damarların tedavisinin de lokal anestezi altında, damarın görüldüğü hat boyunca, belli aralıklarla 1 milimetre çapında yapılan minik kesiler içinden uzatılan bir alet ile venöz pake denen damarların vücuttan uzaklaştırıldığını belirten Barlas, bacağın derinlerinde yer alan ve gözle görünmeyen toplardamarların reflüsüne ilişkin tedavilerin de var olduğunu vurguladı.

    Barlas, ”Kadınların en büyük sorularından biri olan venöz reflü, tedavi edilmezse ciddi rahatsızlıklara yol açabiliyor. Venöz reflü ve bunun sonucunda ortaya çıkan varis, kozmetik değil, bir dolaşım hastalığıdır. Bu nedenle de tedavi, kalp damar cerrahisi uzmanlık alanına giriyor” ifadesini kullandı.

    [youtube id=”0-seSNwiKZw” width=”600″ height=”350″]

  • Sarımsağın kadınlar için faydaları

    Sarımsağın kadınlar için faydaları

    Mutfakların vazgeçilmez yiyeceği sarımsak; her derde deva. Araştırmalar sarımsağın göğüs, yemek borusu, prostat, kolon, cilt ve mide kaynaklı tümörlerin oluşmasını ve gelişmesini engellediğini gösteriyor…

    Sarımsak; başta Amerika olmak üzere bütün ülkelerde en kapsamlı biçimde araştırılan bitkilerden biridir. Az bulunur lezzeti ve kimyasal içeriği açısından birçok bilim dalınca ayrıntılı olarak incelenmiştir. Tıbbi yayınlarla ilgili veri bankalarında yapılan bir inceleme; mucizevi bir bitki ve baharat olan sarımsağın tek bir özelliği üzerine bile binlerce bilimsel makale bulunduğu ortaya çıkmıştır. Vazodilatasyon (damar genişlemesi), kan basıncını düşürmesi, kolestrolü düşürmesi ve trombosit agregasyon inhibisyon gibi kalp-damar hastalıklarına da olumlu etkileri bulunmaktadır.

    MANTARA ETKİLİ
    Sarımsak; vücudun değişik bölgelerinde oluşan en az 6 kanser türünde (göğüs, kolon, özofagus (yemek borusu), prostat, cilt ve mide) kimyasal kaynaklı tümörlerin oluşmasını, ilerlemesini ve gelişmesini hayvanlarda engellemiştir. Besin ve su kaynaklı patojenleri; mantar gibi fungal enfeksiyonlara ve solunum enfeksiyonlarına karşılık antimikrobiyal etkinlik gösterir.

    TÜMÖR ÖNLER
    Kanser üzerine yapılan araştırmalarda ilk modern rapor 1957′de Science dergisinde yayınlanmıştır. Raporda sarımsaktan elde edilen allisin maddesinin; kanserli farelere enjekte edildiği, hayvanların 6 hafta daha uzun yaşadıkları belirtilmiştir. Diallil, disülfit gibi kokulu yağda çözünen sülfür bileşikleri tümörlerin oluşmasına ve gelişmesine engel olurken, kokusuz suda çözünen S-allil sistein bileşiği tümör oluşumunu engellemede etkilidir. Fakat bunların ilerlemiş tümörler üzerine hiçbir etkisi yoktur.

    30 AYRI ARAŞTIRMA
    Sarımsak ve kanserle ilgili gerçekleştirilmiş 30 kadar çalışma incelendiğinde sarımsak ve soğan tüketiminin kanserden ölüm oranını azalttığı sonucuna da varılmıştır. Çin, Hollanda, İtalya ve Amerika’da sarımsak tüketimi ve kanser vakaları ile ilgili epidemiyolojik incelemeler yapılmıştır. Bir araştırma; sarımsak tüketimi ile azalmış burun boşluğu, paranazal sinüz ve gırtlak kanseri arasında bir bağlantı olduğunu tespit etmiştir.

    HALSİZLİĞE DE İYİ
    Bu mucizevi bitki; kanserden korunmada, kanser tedavisinde, arteroskleroz, kardiyovasküler hastalıklar, dolaşım bozuklukları, yüksek kolestrol, hipertansiyon, mikrobik enfeksiyonlar, deri enfeksiyonlarında etkilidir. Baş ağrısı, halsizlik, terleme, hipoglisemi, topikal kullanımda kontakt dermatit olarak yan etkileri olabilir. İnsülin ve pıhtılaşmayı önleyen ilaçların etkisini artırır. Bağışıklık sistemini güçlendiren ilaçların etkinliğini ise azaltır. Sarımsak tüketimi ameliyatlardan yedi gün önce kesilmelidir.

    KADINLAR İÇİN FAYDALARI ÇOK FAZLA
    Japonya’da 41 bin kadın üzerinde 5 yıl süren bir araştırmanın sonundaki gözlemlerde; haftada bir gün sarımsak tüketen kadınlarla, ayda bir sarımsak tüketen kadınlar arasında kolon kanseri vakalarında yüzde 35′lik bir fark olduğu görülmüştür. Hollanda’da 120 bin kişi arasında yapılan bir başka araştırmada ise kanserle sarımsak tüketimi arasında bir bağlantı bulunamamıştır. Öte yandan bu bitkinin enfeksiyonlara karşı etkinliği fazladır. Allisin ekstresi ile amipli dizanteri, bazı mantar türleri ve çeşitli patojenlerde çok başarılı sonuçlar almıştır. Kuru sarımsak ekstresinde S-allil sistein, S-allil merkaptosistein, saponinler, uçucu yağlar, allin, allisin, ajoen, diallil trisülfür, sitral, geranoil, linalool, s-metil-1-sistein sülfoksitprotein, mineraller, vitaminler, lipitler, aminoasitler, prostaglandin A2 ve F1 , allinaz, peroksidazlar,mirosinaz bulunur. Ezilmiş çiğ sarımsak en fazla allisini içerir. Sarımsak tozu ve sarımsak esansiyel yağları allisin ve suda eriyen bileşikleri içermezler.

    15 DAKİKA BEKLETİP PİŞİRİN
    Araştırmacılara göre sarımsağın zeytinyağı içinde ezilerek ya da toz halinde kullanılması daha faydalı. Ayrıca sarımsağın soyulur soyulmaz pişirilmesi, bitkinin anti-kanser özelliklerini yok eden bir kimyasal tepkimeye yol açıyor. Bu nedenle sarımsağı soyduktan sonra en az 15 dakika bekleyin, bu süreden sonra pişirin. Kokusundan hoşlanmıyorsanız sarımsak kapsüllerini de kullanabilirsiniz. Fakat uzmanlar tazesini tercih etmenizi öneriyor.

  • Hamilelikte Mide Yanması ve Sindirim Güçlüğü

    Hamilelikte Mide Yanması ve Sindirim Güçlüğü

    Her ne kadar sindirim güçlüğünüzün nedeni gebeliğiniz öncesi sindirim güçlüğü nedeni ile aynı olsa da gebelikte eklenen bazı etmenler rahatsızlığı etkileyebilir.

    Gebeliğin erken dönemlerinde vücudunuz fazla miktarda östrojen ve progesteron salgılar. Bu hormonlar mide bağırsak sistemini de içine alan birçok yerdeki düz kasları gevşetmektedir. Sonuç olarak yiyecekler şişkinliğe ve sindirim güçlüğüne yol açacak biçiminde yavaş hareket ederler. Sizin için rahatsız edici olabilir. Ancak bu yavaş emilim bebeğiniz için besinlerin daha yavaş ve iyi emilmesini, kana geçmesini, plasentaya ve oradan da doğrudan bebeğin sistemine geçmesini sağlar. Siz mide-bağırsak sisteminizle ilgili ağrı çekerken bebeğiniz bunları hissetmeyecektir. En azından bu rahatsızlık doğru şeyleri yemenizi engellemeye başlayana dek.

    Mide ile yemek borusu arasındaki kas halkası mide özsuyunun, yiyeceklerin geri yemek borusuna geçmesini önler. Bu kas halkasının gevşemesi nedeniyle mide özsuyu yemek borusuna geçer. Mide asitleri duyarlı yemek borusuna geçer. Mide asitleri duyarlı yemek borusu dokusunu tahriş eder ve kalbin bulunduğu hizada yanma hissedilir. Bu nedenle bu yanmaya “yürek yanması” da denir ama kalple hiçbir ilgisi yoktur. Son altı ayda sorun rahim büyüyüp mideye baskı yapması ile artabilir.

    Hamsızlığın olmadığı bir 9 ay geçirmek olanaksız gibi bir şeydir. Bu gebeliğin hoş olmayan yanlarından biridir. Önlemenin ya da azaltmanın bazı yöntemleri vardır.

    – Çok kilo almaktan kaçının. Fazla kilo mideye olan basıncı arttırır.
    -Bel ve karın bölgenizi sıkan giysiler giymeyin.
    -Üç büyük öğün yerine birden fazla küçük öğün yemeye çalışın.
    -Yavaş, küçük lokmalar halinde ve çok çiğneyerek yiyin.
    -Midenizi rahatsız edecek yiyeceklerden uzak durun. Bunlar arasında acı, bol baharatlı, kızartılmış, yağlı yiyecekler, işlemlerden geçmiş etler (salam, sosis, sucuk vb), çikolata, kahve, alkol, karbonatlı içecekler sayılabilir.
    -Sigara içmeyin
    -Belinizi bükerek eğilmek yerinize dizinizi bükün.
    -Başınız 15 cm. yükseltilmiş biçimde uyuyun.

    Eğer bütün bunlar başarısız olursa hekiminize başvurun. Size düşük sodyum içeren antiasidler önerilebilir. Fazla miktarda sodyum ya da sodyum bikarbonat içeren ilaçlardan uzak durun.

  • Beta Karoten Nedir ?

    Beta Karoten Nedir ?

    Beta Karoten Nedir?

    Beta karoten A vitamininin öncül maddesidir. (Provitamin) Karaciğerde depolanır ve ihtiyaç duyulduğu zaman A vitaminine dönüşür. 600 e yakın karotenoid vardır. Bunların hepsi A vitaminine dönüşmez. Dönüşme oranının en fazla olduğu karoten beta karotendir.

    Karotenoidler, meyve ve sebzelere rengini veren maddelerdir.

    Beta Karoten Hangi Besinlerde Bulunur?

    Beta karoten meyve ve sebzelerde bulunur. Ispanak, marul, lahana, brokoli, kavun, şeftali, havuç, kayısı beta karoten açısından zengin besinlerdir. Genel olarak sarı, turuncu ve koyu yeşil sebzeler ile sarı turuncu meyveler beta karoten içeren yiyeceklerdir.

    Beta Karotenin Faydaları:

    – Beta karoten serbest radikallerin nötralize edilmesine yardımcı olan güçlü bir antioksidandır.

    – Bağışıklık sistemini destekleyerek vücudun enfeksiyonlara karşı mücadele etmesini sağlar.

    – Kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Ağız, göğüs, mide, kalın bağırsak, serviks, yemek borusu gibi kanser türlerinin görülme sıklığının yetersiz beta karoten alımıyla ilişkisinin olduğunu tespit eden araştırmalar vardır.

    – Kalp damar hastalıklarını önleyici etkisi vardır. Damar sertliğini ve kalp krizi riskini azaltır.

    – Katarakt oluşumunu engelleyebileceği yine yapılan bazı araştırmalarda görülmüştür.

    Beta Karoten Günlük Kullanım Dozu:

    A vitamini için RDA (Önerilen Günlük Kullanım) değeri günlük 4,000-5,000 IU dür. Beta karoten için resmi bir RDA yoktur ancak 10,000 ve 15,000 IU arası RDA değerinin eşdeğeridir. Beta karotenin 3 mg’ı A vitamininin 5000 IU değerinin karşılığıdır. Genel olarak tavsiye edilen günlük doz 6-12 mg (10.000 IU-20.000 IU) beta karotendir.
    Beta karoten E ve C vitaminleriyle birlikte kullanıldığında etkisi daha da artar.

    Beta Karoten Zararları:

    – Sigara içenlerin beta karoten takviyeleri almamaları gerektiğine dair yapılan uyarılar vardır. Sigara içimi ile birlikte beta karoten takviyesi alımının akciğer kanseri olasılığını artıracağı belirtilmektedir.

    – A vitamini yüksek dozlarda alındığında toksik ( zehirleyici) etki yapar. Oysa Beta karotenin yüksek dozlarda alımında bile toksik etkisi olmadığı düşünülmektedir. 50 mg’a kadar yüksek doz alınmasıyla yapılan araştırmalarda toksik etki görülmemiştir.

    – Beta karoten açısından zengin yiyeceklerin veya beta karoten takviyelerinin aşırı miktarda alınması cilt renginde koyulaşmaya sebep olabilir.

    – Yüksek dozajlı takviye kullanılması uzun vadede sağlık riskleri oluşturabilir ve sadece belirli eksiklik durumlarında düşünülmelidir.

  • Reflü Hastalığı

    Reflü Hastalığı

    Reflü gastro osefageal reflu: Normalde yediğimiz yiyecekler yutkunma fonksiyonuyla yemek borusunda (osefagus) ilerler ve mideye geçerler. Midenin yemek borusuyla birleştiği noktada bulunan kaslar kasılarak diyaframın da yardımıyla kapak görevi görürler. Bu kapak görevi yapan oluşuma sfinkter adı verilir. Çeşitli nedenlerden dolayı kapak sisteminin yetersiz çalışması sonucu mideye giren yiyecekler tekrar yemek borusuna kaçar. Mide içeriği midede eklenen enzimlerle asidik bir yapı gösterir. Mide içeriğinin PH ı oldukça düşüktür. PH nın düşük olması asitlik derecesinin yüksek olması anlamına gelir. Reflüde sfinkter yeterince kasılmadığı için midenin asidik içeriğinin bir kısmı ösefagusa geri döner. Uzun süre bu içerikle temas eden ösefagusta buna bağlı olarak tahribatlar oluşur. Ayrıca ince bağırsaktan mideye safra sızıyorsa içeriğe safra da eklenerek tahribatın artmasına neden olur.

    Reflünün oluşumunda birkaç etken rol oynamaktadır.

    – Kapak sisteminin yetersiz çalışması
    – Mide fıtığı
    – Mide boşalım süresinin uzaması
    – Beslenmede ve davranışlarda yapılan hatalar.

    Reflü çeşitli belirtilerle kendisini gösterse de bazı vakalarda hiç belirti de göstermeyebilir. Genel reflü belirtileri ;

    – Midede yanma hissi
    – Göğüs boşluğunun orta kısmında ağrı, yanma, sıkışma ve çarpıntı hissi
    – Boğaz ağrısı, ses kısıklığı, öksürük (mide içeriğinin yemek borusundan boğaza kadar gelmesiyle boğaz ve ses tellerinde tahriş , gıcıklık , ses kısıklığı ve öksürük oluşabilir.)
    – Ağızda oluşan acı veya ekşimsi tat
    – Şişkinlik hissidir.

    Bu belirtiler kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir.
    Reflünün tanısı endoskopik görüntüleme ve pH değerinin ölçülmesiyle konur.

    Reflünün tedavisi birkaç şekilde olur;

    – İlaç tedavisi
    – Cerrahi yöntemler
    – Davranış ve beslenme şekillerinin düzenlenmesi

    İlgili Konular ;

    – Reflünün belirtileri nelerdir?
    – Mide yanması ve mide ekşimesi şikayetim var, reflü hastası olabilir miyim?
    – Reflü hastaları nelere dikkat etmeli?
    – Reflü nedir?
    – Reflü hastalığının tanısı nasıl konulur?
    – Reflü hastalığı tedavi edilmezse tehlikeli olabilir mi?
    – Reflü hastalığının tedavisinde hangi yöntemler kullanılır?
    – Reflü hastalığının tedavisinde hangi cerrahi yöntemler kullanılır?
    – Reflü ameliyatının başarı oranı nedir?
    – Reflü ameliyatından sonra iyileşme süreci nasıl olur?

  • Mutlu Bayram Günleri Reflüyle Yanmasın

    Bayramlar, geleneklerimizde birlikte yenen yemeklerle, yapılan ikramlarla yaşanır. Ailece oturulan sofralar, leziz yemeklerle beraber yapılan sohbetler… Ancak uzmanlar, tatlı sohbetlerin ve uzun yemeklerin kimi şikayetlere yol açtığını söylüyor. Yemeklerden sonra göğsünde yanma hissi, ağızda acı bir tat hissedenleri uzmanlar uyarıyor: Çağın hastalığı reflü olabilirsiniz.

    Reflü, mide asidi ve sindirimde görev yapan safra salgılarının mideden yemek borusuna doğru yukarı kaçtığı ve yemek borusunda hasar oluşturduğu bir sindirim sistemi hastalığı. Yemek borusunun alt ucundaki halka şeklinde kas yapısının zayıflamasıyla ortaya çıkan bu durum; fazla yemek yendiğinde, yağlı yiyecekler, çikolata, kahve ve kafein içeren diğer içecekler, narenciyeler, sirke ve sirkeli soslar, gazlı içecekler, alkollü içkiler tüketildiğinde şiddetleniyor.

    Kilo alınması da reflüyü artıran bir neden.

    Reflü belirtileri

    Reflü, yemek borusunun tahriş olması sonucunda göğüste yanma hissi ve mide içeriğinin yukarı doğru çıkmasıyla ağza acı tat gelmesine, ses kısılmasına, boğazda yumru hissine neden oluyor. Bu gibi yakınmaların ihmal edilmemesi ve doktora başvurulması gerekiyor çünkü reflü tedavi edilmezse yemek borusu kanamalarına, daralmalara ve hatta kansere neden olabiliyor.

    Reflü genelde ileri tetkik gerekmeksizin tanı konabilen bir hastalık. Bazı durumlarda ise yemek borusunun ince ve esnek bir boruyla görüntülendiği endoskopi tetkiki veya film çekilmesi gerekebiliyor.

    Reflü hastalarına öneriler
    • Yemekten hemen sonra yatmayın.
    • Yatarken yüksek yastık tercih edin.
    • Az az ve sık yemek yiyin ve çikolata gibi reflüye neden olan gıdalardan kaçının.
    • Doktorunuzun önerdiği mide asidini azaltacak ve mide içeriğinin yukarı kaçışını engelleyecek antiasit ve antireflü tedavilerini ihmal etmeyin.