Etiket: sinir sistemi

  • Yeteri Kadar B6 Vitamini Almadığınızı Gösteren 7 İşaret

    Yeteri Kadar B6 Vitamini Almadığınızı Gösteren 7 İşaret

    B6 vitamini eksikliği belirtileri ve etkileri hakkında bilgi veren makale. Yetersiz alımın cilt, enerji, bağışıklık ve sinir sistemine etkileri açıklanmaktadır.

    B6 vitamini, sağlıklı bir yaşam için önemli bir bileşendir ve bir dizi metabolik işlemde rol oynar. Vücudunuzun bu önemli vitamini yeteri kadar almadığınızda, çeşitli işaretlerle size bunu gösterebilir. B6 vitamini eksikliği, enerji seviyelerinde düşüş, cilt sorunları, bağışıklık sistemi zayıflığı, sinir sistemi sorunları, ruhsal durumda değişiklikler, anemi ve uyku sorunları gibi çeşitli semptomlara neden olabilir. Bu makalede, B6 vitamini eksikliğinin işaretlerini detaylı bir şekilde ele alacak ve vücudunuzun bu önemli vitamini yeterince almasının neden bu kadar önemli olduğunu açıklayacağız.

    B6 Vitamini Nedir? Sağlık ve İyilik İçin Neden Önemlidir?

    B6 vitamini, B kompleks vitaminlerinin bir parçasıdır ve sağlığımız için hayati öneme sahip bir vitamindir. Aynı zamanda piridoksin olarak da bilinen B6, vücudumuzun çeşitli işlevlerinde kritik bir rol oynar. Bu makalede, B6 vitamini nedir, sağlık için neden önemlidir ve hangi besinlerde bulunduğu gibi konuları ele alacağız.

    B6 Vitamini Nedir?

    B6 vitamini, suyla çözünen bir vitamindir ve birçok metabolik reaksiyonda katalizör olarak görev yapar. Vücudumuzun protein, karbonhidrat ve yağ metabolizması için gereklidir. Ayrıca beyin fonksiyonları, sinir sistemi sağlığı ve bağışıklık sistemi fonksiyonları üzerinde de önemli bir etkisi vardır. B6 vitamini ayrıca hemoglobin üretiminde ve enerji üretiminde de rol oynar.

    Sağlık için Neden Önemlidir?

    B6 vitamini, sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek için bir dizi önemli fonksiyona sahiptir.

    İşte B6 vitamini sağlığımız için neden önemlidir:

    1. Beyin Fonksiyonları: B6 vitamini, beyin kimyasallarının üretiminde ve sinir hücreleri arasındaki iletişimde önemli bir rol oynar. Bu nedenle, B6 vitamini beyin fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde çalışmasına katkıda bulunur ve bilişsel işlevleri destekler.
    2. Sinir Sistemi Sağlığı: B6 vitamini, sinir sistemi sağlığı için önemlidir. Sinirlerin korunmasına ve hasar görmesini önlemeye yardımcı olur. Ayrıca, sinirler arasındaki iletişimi iyileştirir ve sinir sistemiyle ilgili rahatsızlıkların riskini azaltabilir.
    3. Bağışıklık Sistemi Fonksiyonları: B6 vitamini, bağışıklık sistemi fonksiyonlarını destekler ve vücudun enfeksiyonlara karşı direncini artırır. Bağışıklık sisteminin düzgün çalışması için B6 gereklidir ve vücudunuzun hastalıklara karşı korunmasına yardımcı olabilir.
    4. Kan Hücrelerinin Oluşumu: B6 vitamini, kırmızı kan hücrelerinin üretiminde önemli bir rol oynar. Bu hücreler, oksijeni vücudun farklı bölgelerine taşıyarak enerji üretimine yardımcı olur. Ayrıca, B6, kanın pıhtılaşmasında da önemli bir rol oynar.

    B6 Hangi Besinlerde Bulunur?

    B6 vitamini çeşitli besinlerde doğal olarak bulunur.

    İşte B6 açısından zengin olan bazı besinler:

    • Muz: Muz, B6 vitamini açısından zengin bir meyvedir. Ayrıca lif, potasyum ve C vitamini gibi diğer besin maddelerini de içerir.
    • Somon: Somon, omega-3 yağ asitleri ve protein açısından zengin bir balıktır. Aynı zamanda B6 vitamini de içerir.
    • Tavuk Göğsü: Tavuk göğsü, düşük yağ içeriğiyle sağlıklı bir protein kaynağıdır ve aynı zamanda B6 içerir.
    • Mercimek: Mercimek, protein, lif ve çeşitli vitaminler ve mineraller açısından zengin bir baklagildir. Ayrıca B6 vitamini içerir.

    Yeteri Kadar B6 Almadığınızı Gösteren 7 İşaret

    Yeterli miktarda B6 vitamini almadığınızda vücudunuz çeşitli işaretlerle size bunu gösterebilir. B6, sağlıklı bir yaşam için önemli bir bileşendir ve bir dizi metabolik işlemde rol oynar. Bu nedenle, B6 vitamini eksikliği bir dizi olumsuz semptomla kendini gösterebilir.

    b6 vitamin eksikliği nasıl anlaşılır
    b6 vitamin eksikliği nasıl anlaşılır

    İşte B6 vitamini eksikliğiyle ilişkilendirilen bazı işaretler:

    1. Düşük enerji seviyeleri: B6 vitamini enerji üretim süreçlerinde yer aldığından, eksikliği enerji seviyelerinde düşüşe neden olabilir. Yorgun hissetmek, halsizlik ve enerji eksikliği yaygın semptomlardır.
    2. Cilt sorunları: B6 cilt sağlığı için önemlidir. Eksikliği ciltte çeşitli sorunlara yol açabilir, özellikle kuru ve çatlak cilt, döküntüler ve dermatit gibi sorunlarla kendini gösterebilir.
    3. Bağışıklık sistemi zayıflığı: B6 vitamini bağışıklık sistemi fonksiyonlarını destekler. Eksikliği bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve sık sık enfeksiyonlara yakalanmaya neden olabilir.
    4. Sinir sistemi sorunları: B6 vitamini sinir sistemi fonksiyonlarında önemli bir rol oynar. Eksikliği sinir sistemi sorunlarına yol açabilir, özellikle sinir hasarı, uyuşma, karıncalanma ve kas güçsüzlüğü gibi belirtiler görülebilir.
    5. Ruhsal durumda değişiklikler: B6 vitamini, beyindeki serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterlerin sentezinde rol alır. Bu nedenle, eksikliği ruh halinde değişikliklere neden olabilir, özellikle depresyon, anksiyete ve irritabilite gibi sorunlar ortaya çıkabilir.
    6. Anemi: B6 vitamini, vücuttaki demirin düzenlenmesine yardımcı olur. Eksikliği demir eksikliği anemisine yol açabilir. Bu durumda, halsizlik, soluk cilt, nefes darlığı ve baş dönmesi gibi anemi belirtileri görülebilir.
    7. Uyku sorunları: B6 vitamini, uyku düzenini ve melatonin seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur. Eksikliği uyku sorunlarına, özellikle uyku bozukluklarına ve uykusuzluğa yol açabilir.

    Bu işaretler, B6 eksikliğinin vücut üzerindeki çeşitli etkilerini göstermektedir. Ancak, bu semptomlar tek başlarına her zaman B6 vitamini eksikliği ile ilişkili olmayabilir. Eğer bu semptomları yaşıyorsanız, bir uzmana başvurarak durumu değerlendirmeniz önemlidir. Bir kan testi ile B6 vitamini seviyeniz kontrol edilebilir ve gerektiğinde uygun tedavi planı oluşturulabilir.

    Oku: Hayati fonksiyonlarınız için B6 vitamini Tıklayın!

    Sonuç olarak, sağlıklı bir yaşam için yeterli miktarda B6 almak önemlidir. Eğer yukarıda bahsedilen işaretlerden bir veya birkaçını yaşıyorsanız, beslenme düzeninizi gözden geçirmeniz ve B6 vitamini içeren gıdaları tüketmeye özen göstermeniz önemlidir. Patates, muz, tavuk, balık, avokado, nohut gibi gıdalar B6 vitamini açısından zengin kaynaklardır. Ancak, ciddi semptomlarınız varsa veya B6 vitamini takviyesi almak istiyorsanız, öncelikle bir sağlık uzmanına danışmanız önemlidir.

    Forum: B6 vitamini eksikligi oldugundan kan pihtilasmam oluyormus Tıklayın!

  • İşte aşırı terlemenin çözümü!

    İşte aşırı terlemenin çözümü!

    Terlemenin vücudun bir savunma mekanizması olduğunu ve bu şekilde vücut sıcaklığının ayarlandığıdır. Aşırı terlemenin (hiperhidrozis) ise özellikle eller, koltuk altı, ayaklar, alın, yüzde ve vücudun geri kalan bölgesinde normal fizyolojik ve duygusal durumların ötesinde terleme olması durumu olduğunu , “Bu durum normal ter bezlerinin uyaranlara abartılı cevap vermesinden kaynaklanmaktadır. Ellerde terlemenin fazla olması, koltuk altlarının sık sık ıslanması kişilerin yaşam kalitesini etkiler. Genellikle bu kişiler çekingen, sıkılgan ve utangaçtırlar. İş ilişkileri ve sosyal hayatları etkilenir. Kişi yaşam şeklini bilinçli veya bilinçsiz şekilde değiştirir, sosyal ortamlardan uzak durur. El ve koltuk altında aşırı terleme olması tedavi gerektiren bir durumdur ve kesin tedavisi endoskopik torakal sempatikotomidir. Hasta ertesi gün taburcu edilir ve bir hafta içinde çalışma hayatına dönebilir. El terlemesi için başarı yüzde 99, koltuk altı için bu oran yüzde 90′dır. Ameliyatın hemen sonrası eller, koltuk altı ve çoğu zaman da ayaklar kurumuş olur” dedi.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Tedavi yöntemleri, “Alüminyum klorit ve etil alkol karışımlı kremler, sistemik antikolinerjik ilaçlar, beta blokör ilaçlar, iontoforez (el ve ayaklara elektrik akımı uygulamasıdır), botox uygulaması, liposakşın (yağ aldırma). Bu yöntemlerin çoğu günümüzde uygulanmaktadır ancak hiç biri kesin çözüm değildir. Bazılarının tedaviye bağlı yan etkileri fazla iken bazıları kısa süreli ve pahallı tedavi yöntemleridir” diye konuştu.

    Ameliyatın özellikle el, koltuk altı ve yüz terlemelerinde kesin ve mükemmel sonuç verdiğini , “Genel anestezi altında, kamera yardımıyla kapalı olarak yapılan ameliyat ile sempatik sinir fonksiyonu bölgesel olarak ortadan kaldırılır (klips, sinirin kesilmesi veya yakılması, kesilip çıkarılması). Açık yöntemle yapılan ameliyatlar günümüzde bu hastalarda artık terk edilmiştir” şeklinde konuştu.

    AMELİYAT YÖNTEMLERİ

    Kamera yardımı ile yapılan kapalı ameliyatlar: “Endoskopik torakal sempatektomi: Göğüs boşluğu içinde ilerleyen ve el, koltuk altı ve yüzü etkileyen sempatik sinirin kısmi olarak çıkarılmasıdır. Bu ameliyat yöntemi yan etkileri nedeniyle günümüzde artık uygulanmamaktadır.

    Endoskopik torakal sempatikotomi: Göğüs boşluğu içindeki sempatik sinirin makas veya koter (kesici ve yakıcı özelikte elektirikli cihaz) ile sadece bir bölgeden kesilmesidir. Günümüzde en sık uygulanan yöntemdir.

    Klips ile sempatik blokaj: Göğüs boşluğu içindeki sempatik sinire titanyum veya polimer klipslerle blokaj uygulanmasıdır. Yan etkileri daha az olmasından dolayı tercih edilmekte ve uygulanmaktadır.

    Hastanın klips ile ameliyat sonrası kompensatuvar (dengeleyici) terlemeden veya diğer yan etkilerden rahatsız olması durumunda klipsin çıkartılarak hastanın tekrar eski durumuna döneceği bildirilmektedir ancak bu bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Klipsin sinire yaptığı baskı sonucu sinir dokusunda hasar meydana gelmektedir. Hastaya klips çıkarıldıktan sonra 1-3 ay içinde sinir kendini yenileyip eski fonksiyonlarını kazanabilir ancak bu düşük bir ihtimal olup kesin değildir. Klipsin çıkarılması sonrası şikayetlerin geriye döneceği garanti edilmemelidir.”

    AMELİYAT RİSKLERİ VE YAN ETKİLERİ

    Ameliyatın genel anestezi altında yapıldığını ve herhangi bir ameliyatta ortaya çıkabilecek problemlerin endoskopik torakal sempatikotomi için de geçerli olduğunu , “Bu ameliyattan sonra hastaların yüzde 1-5′inde bazı komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Bunlar pnömotoraks (göğüs boşluğunda hava kalması), interkostal nöralji (ameliyat bölgesinde ağrı), horner sendromu (göz kapağında hafif aşağı inme), kanama gibi durumlardır. Yan etki olarak kompenzatuvar terleme (yüzde 10-70) görülebilir.

    En çok sırt, karın, kalça, bacaklar gibi bölgelerde görülür. Bu durum ameliyat sonrasında en sık rastlanan problemdir ancak hastalar genellikle günlük hayatlarını fazla etkilemeyen bu durumdan şikayetçi olmazlar. Endoskopik torakal sempatikotomi tecrübeli bir cerrah tarafından uygulanırsa son derece güvenli bir yöntemdir. Bu ameliyat yaklaşık 3 yıldır Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahi Anabilim Dalı’nda uygulanmaktadır. Ameliyat video yardımıyla kapalı olarak yapılmakta ve hastalar ertesi gün taburcu edilmektedir. Kliniğimizde aksiler ve palmar hiperhidrozis nedeniyle ameliyat edilen hastalarda başarı oranı yüzde 95′in üzerinde, hasta memnuniyeti yüzde 90′ın üzerindedir.”

    Aşırı Terleme Sorununuza Bitkisel Çözümler

    Aşırı terleme normalde sağlığa zarar vermez. Terlemeyi önleyici pomad ve losyonlar mevcuttur. Terlemeye bitkisel tedavi olarak şu kürleri önerebiliriz.

    – 1 bardak kaynar suya 2-10 gr Adaçayı konur ve 10 dk. bekletilir. Günde 2-3 bardak içilir.
    – Nane suyundan günde 20 gr içilir.
    – Meşe mazısı toz haline getirilir 5 gr. kitre ile içilir.
    – 1 bardak suya 6-10 gr. meşe kabuğı ufalanarak konur. 5 dk. kaynatılır bu su ilayaklar yıkanır.
    – Günde 3-4 damla elma yağı 1 fincan su il içilir
    – 1 bardak kaynar suya 2-10 gr. at kuytuğu konur 10 dk. bekletilir günde 2-3- bardak içilir.
    – Erik hoşafı yapılıp içilir.

  • Hangisi daha kötü : Şeker mi ? Yapay tadlandırıcılar mı ?

    tatlandiricilarBiz diyetisyenler, danışanlarımızdan kilo verme sürecinde harcadıkları enerjiden daha düşük enerji almalarını sağlamaktayız. Bu bağlamda diyetteki yağ ve şeker alımını biraz kısıtlarız. Genel olarak danışanlar, yağlı yiyeceklerin ve kızartılmış ürünlerin tüketimini sınırlandırabilse de; şekerin eksikliğini hissetmekte, doğal karbonhidrat kaynağı olan (tahıllar, kurubaklagiller, peynir dışındaki süt ürünleri, sebze ve meyve gibi) besinlerden aldıkları şeker ile yetinememekte. Zaten çocukluk çağındaki ödüllendirici beslenme alışkanlığında sürekli tatlı verilmesi, kişide yetişkinlik döneminde tatlı yenildiğinde pişmanlık hissinin oluşmamasına, hatta “iyi bir şey yapmış” gibi tatlıyı yerken mutluluk duymasına sebebiyet vermektedir.

    Vücudumuzun Gerçekten Şekere İhtiyacı Var mıdır ?

    Beyin, sinir sistemi ve alyuvarlar normal koşullarda enerji ihtiyaçlarını mutlak surette karbonhidratlardan karşılamak durumundadır. Bazı karbonhidratlar besinlerde doğal olarak bulunurlar (meyvelerde fruktoz, sütte laktoz, tahıllarda nişasta gibi). Bazıları ise sonradan ilave edilirler (sofra şekeri ve şeker içeren besinler). Kaynağı ne olursa olsun, vücut gerçekte bu farkı anlamaz. Karbonhidratlar büyük oranda bitkisel kaynaklı besinlerden alınmaktadır. Bu karbonhidratlar vücudumuzda yapıtaşı olan glikoza dönüşür ve kan şekerinin esas kaynağını oluştururlar. O nedenle Dünya Sağlık Örgütü günlük enerjimizin %55-60’ının karbonhidratlardan karşılanması gerektiğini vurgulamaktadır.

    Fazla Karbonhidrat Tüketiminin Zararları Nelerdir ?

    42-15666011Vücut, kan şekerinin tümünü aynı anda enerjiye çevirememektedir. Kan şekeri düzeyi normalin üzerine çıktığında; pankreastan salınan insülin hormonu fazla şekerin depolanması için karaciğer, kas ve diğer hücreleri uyarır. Glikozun bir kısmı, kas ve karaciğerde glikojen şeklinde depolanır. İhtiyacından fazla enerji tüketimi durumunda vücut, bir kısım glikozu vücut yağına çevirir. Dolayısıyla obezite ve beraberindeki 40’ı aşkın hastalık için davetiye çıkartılmış olmaktadır. Bu nedenle karbonhidratları azı karar çoğu zarar mantığı ile değerlendirmekte yarar vardır. Son zamanlarda şeker kullanımının hızla artmasıyla birlikte kalp – damar hastalıkları, diyabet, kanser, sindirim sistemi hastalıkları ve romatizmal hastalıkların görülme sıklıklarında artışlar olmaktadır.

    Hiç Şeker Tüketmemek Vücutta Bir Eksiklik Yaratmaz mı ?

    Rafine edilmiş haliyle şeker 200 – 300 yıllık kısa bir geçmişe sahiptir. Peki şekerin keşfinden önce insanlar bu ihtiyaçlarını nasıl karşılıyordu, acaba vücutlarında bir eksiklik olmuyor muydu? Nasıl ki arabanın hareket edebilmesi için deposunda benzin olması gerekiyorsa, vücudumuz için de temel enerji kaynağı glikozun bulunması gerekir. Ancak bu glikoz, çayın içerisine atılan ve tatlıların yapımında kullanılan rafine haliyle sofra şekeri olarak görülmemelidir. Yukarıda da belirtildiği gibi doğal besinlerden de bu şekerin elde edilmesi söz konusu olmaktadır. Eğer ki sofra şekerinin eksikliği durumunda metabolizmamız sıkıntı oluştursaydı; sağlık personeli diyabeti olan bireylere de her gün tatlı yemelerini önerirdi. Yoğun olarak 1900’lü yılların başından itibaren beslenmemizde yer alan şeker, daha öncesinde saraylarda kullanılan lüks bir besin maddesi olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde şekerin girmediği bir yer yok gibi. O nedenle bebeklikten itibaren şekerli besinlere alıştırılan bir insana sağlık problemlerinden ötürü “artık şekeri hayatınızdan çıkarmalısınız” demek çok zor.

    Şeker Vücutta Nasıl Bir Sıkıntı Yaratmaktadır ?

    Hızla ve hemen kana karışan, saflaştırılmış ve rafine şeker içeren besinler kan şekerinde ani bir dalgalanmaya neden olurlar. Çok kısa sürede yükselen kan şekeri yaklaşık yarım saat sonra aynı hızda düşmeye başlar. Her çıkışın bir inişi vardır. İşin kötü tarafı; tatlı yenildikten bir süre sonra artan ve azalmaya başlayan kan şekeri seviyesi eski seviyesinin de altına düşmektedir. Dolayısıyla kan şekerinde aniden bir pik yaşanması tekrardan tatlı yeme isteği doğurmaktadır. Bu nedenle kimse bir parça tatlı yiyerek “dur” diyememektedir.

    Peki Şekerin Yerini Nasıl Doldurabiliriz ?

    42-18468401Her zaman için besinlerin doğalını tercih etmekte yarar vardır. Ama bu demek değildir ki: Hiç tatlı yenilmemelidir. Elbette tatlı yenilmemesini gerektiren şeker hastalığı gibi bir durum söz konusu değilse bazen tatlı yenilebilir. Ancak tatlıların tüketim sıklığına ve miktarına dikkat etmek, ayrıca lokma, tulumba gibi şerbetli tatlılar yerine; sütlaç, muhallebi, puding, komposto, hoşaf, kabak tatlısı gibi hafif tatlıları tercih etmek gerekir. İşte bu tatlıların yapımında – enerji alımını azaltmak adına – toz tatlandırıcılardan yararlanılabilir.

    Diyabetliler başta olmak üzere, şeker tadından vazgeçemeyen, iştahını baskılamakta güçlük çeken, formuna önem veren bireyler ve aileleri için çok iyi bir alternatif olarak yapay tatlandırıcıların şeker yerine kullanılması daha uygun görülmektedir. Gerek içeceklerde tablet olarak, gerekse tatlıların yapımı esnasında toz formları ile güvenle kullanılabilen bu tatlandırıcıların enerji değeri yok veya göz ardı edilecek kadar düşüktür. Kan şekeri üzerinde de olumsuz etki yaratmamaları nedeniyle saflaştırılmış ve rafine şeker yerine tercih edilmeleri daha sağlıklı olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; bazı yapay tatlandırıcıların ocağı kapattıktan (besin pişirildikten) sonra ilave edilmesi gerekmektedir. Aksi taktirde topaklanma ve metalik bir tat oluşturabilmektedir.

    Yapay Tatlandırıcılara Geçiş

    Yapay tatlandırıcılar ilk olarak 1900’lü yılların başında ortaya çıkmış, 1940’lardan beri tüm dünyada hem şeker hastaları hem de sağlığına özen gösterenler tarafından yoğun olarak kullanılmaktadırlar. Günümüzde en fazla kullanılan yapay tatlandırıcılardan biri olan aspartam üzerinde 200’ü aşkın bilimsel çalışma yapılmış, yüksek dozlarda kullanımında dahi zararlı bir etkiye sahip olmadığı görülmüştür. Aspartam kullanımı Dünya Sağlık Örgütü tarafından onaylanmıştır.

    Yapay Tatlandırıcılar Kanser Yapar mı ?

    1939 yılında yapılan küçük çapta bir araştırmada sakarin içeren yapay tatlandırıcıların sıçanlarda mesane kanserine yol açtığı saptanmıştır. Ancak bunu izleyen çalışmaların hiçbirinde benzer bir etkiye rastlanmamıştır. Zaten bilim dünyasında “hayvan modelinde karşılaşılan bir durum insanlarda da aynen gerçekleşir” diye bir durum söz konusu değildir. Yaklaşık 70 yıldır yapılan çalışmalarda çok daha yüksek dozlarda insanlara verilen bu yapay tatlandırıcılarda benzer bir yan etkinin görülmemesi üzerine, bugün bizler danışanlarımıza Dünya Sağlık Örgütü’nün onay verdiği bu yapay tatlandırıcıları önermekte ve kullanımlarında bir sakınca görmemekteyiz. Bu şekilde bir kanının oluşmasında 20. yüzyılın sonlarına doğru bulunan aspartamın rolü büyüktür. Aspartam piyasada sakarinin önüne geçmiştir. Sonraları sakarinin aspartama “çamur at izi kalsın” mantığı ile misilleme olarak unutkanlık yaptığına dair demeçlerin verilmesi sonucu her 2 grup yapay tatlandırıcı da “kötü” olarak hafızalara kazınmıştır. Ancak tüm tatlandırıcılar gerek diyabetliler gerekse formuna dikkat edenler ve aileleri tarafından rahatlıkla kullanılabilirler. Formda kalmak, şekerin zararlı etkilerine maruz kalmamak ve ağız tadından vazgeçmemek için yapay tatlandırıcılar güvenle kullanılabilir. Özetle; yapay tatlandırıcılar iyi, rafine şeker kötü olarak tanımlanabilir.

    Uzman Diyetisyen
    M. Turgay KÖSE

    1977 İstanbul doğumlu Köse, ilk ve ortaöğrenimini aynı şehirde tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden 2001 yılında derece ile mezun oldu. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda yedek subay Diyetisyen olarak askerlik görevini tamamladı. Sonrasında Florence Nightingale Hastanesi Diyabet, Obezite ve Metabolizma Hastalıkları Merkezi bünyesinde Diyetisyen olarak çalıştı. 2004 yılında Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nde yüksek lisans programını tamamlayarak “Toplu Beslenme Sistemleri Bilim Uzmanlığı” aldı.

    Türkiye Diyetisyenler Derneği, Obezite Derneği ile Diyabet, Obezite ve Beslenme Derneği ve Yeni Çınar Lions Kulübü’ne üye olan Köse, hem bireysel hem de kurumsal anlamda beslenme danışmanlığı ve eğitimi çalışmalarını 2004’ten beri kurucusu olduğu Etik Diyet Danışmanlık’ta sürdürmektedir. Uzman Diyetisyen Turgay Köse fuar, kongre, seminer, internet TV, radyo ve televizyon programlarında konuşmacı; çeşitli gazete, dergi ve web sayfalarında köşe yazarı olarak yer almaktadır. Uzman Diyetisyen M. Turgay Köse’nin beslenme alanındaki ilk kitabı “Beslenme ve Diyetetik” Ekim – 2007’de piyasaya çıkmıştır.