Etiket: seks

  • Erotizmin dansı

    Erotizmin dansı

    Her insanın için hem erkeksi hem de dişi bir yön var… Erkekte erkeksilik, kadında dişilik ön planda oluyor ve bunlar dengede olduğunda erkek erkeliğini, kadın kadınlığını daha kolay hissedebiliyor ve sağlıklı bir iletişim kurarak birbirini tamamlayabiliyor. Erkek az seks yaptığında ve yeteri kadar takdir edilmediğinde, kadın çok çalıştığında ve anlaşılmadığında denge bozuluyor ve ilişkilerde sorunlar yaşanmaya başlıyor. Bozulan dengenin yeniden sağlanabilmesi için çiftler romantizm ve erotizmin dansına ihtiyaç duyuyor.

    KADINLAR ROMANTİZMİ ERKEKLER EROTİZMİ SEVİYOR…

    Romantizm kadın-erkek ilişkilerinde büyük önem taşıyor. Çünkü günümüzde kadınlar genellikle erkeksi yanlarının ortaya çıkmasına neden olan geleneksel erkek işlerinde çalışıyor. Bu nedenle kadınlar biraz olsun rahatlayabilmek ve gevşeyebilmek için, dişiliklerini kazanmak konusunda eşlerinin yardımına gereksinim duyuyor. Bu konuda en iyi yardım romantizm… Romantizm kadınların zamanla uzaklaştıkları dişilik yanlarını yeniden keşfetmelerine ve erkeklerinde daha kolay erotizm almalarına yardımcı oluyor. Özellikle duygularını açıklayıp paylaşmaktan hoşlanmayan çiftler için romantik dakikalar oldukça önemli… Çünkü romantik anlarda kadınlar erkeklerin gözlerinde özel ve değerli olduklarını, anlaşıldıklarını, oldukları gibi koşulsuzca kabul edildiklerini, sahiplenildiklerini, saygı ve destek gördüklerini hissediyor. Bu hisler kadınların erkeklere erotizm sunmalarını kolaylaştırıyor. Erotizm sonucu yaşanan seks, erkeklerin duygularıyla ve içlerindeki dişi yönle bağlantıya geçmelerini ve kadınlarla daha iyi iletişim kurabilmelerini sağlıyor. Bu nedenle kadınlar romantizmi, erkekler erotizmi seviyor ve vazgeçemiyor. Böylece romantizmin ve erotizmin dansı, tango tadında gerçekleşebiliyor, çiftin arasındaki iletişim ve yakınlık güçleniyor, tutku artıyor.

    ROMANTİK ALIŞKANLIKLAR GELİŞTİRMEK GEREKİYOR…

    Romantizmin canlı kalabilmesi için çiftlerin aralarındaki iletişimin çok iyi olması gerekiyor. “Konuşmak” kadınların, “takdir edilmek” erkeklerin en önemli gereksinimlerinden biri… Romantizmin sürebilmesi için kadınlar dokunulmak, dinlenmek, duygularını paylaşmak ve anlaşılmak isterken, erkekler ise bir kral gibi takdir edilmek, onaylanmak ve zaman zaman yalnız bırakılmak istiyor. Erkekler “Seni seviyorum, sana değer veriyorum!”, kadınlar ise “Sana ihtiyacım var!” duygusunu belirtecek “romantik alışkanlıklar” geliştirdiklerinde aralarındaki yakın ilişki sağlıklı kalabiliyor. Romantik alışkanlıklar, erkeklerin sarılarak veya “İyi misin?” diye sorarak eşlerine değer verdiklerini gösteren ve kadınların partnerlerine “Sen harikasın!” gibi güzel sözlerle takdir ettiklerini belirten çok yalın davranışlar… Romantik davranışların sadece hediyeler ve lüks restoranlar için çok para harcamaktan geçtiğini düşünmek büyük bir yanılgı… Çoğu zaman baş başa mum ışığında yemek yeme, çiçek alma, iltifat etme, duyguları ifade etme, ilgi gösterme, elini tutma, koluna girme, sarılma, fotoğraf albümü hazırlama, beraber romantik bir film izleme, sevilen şarkılardan bir CD hazırlama, ilişkideki ilk’leri hatırlayıp kutlama, birlikte tango kursuna gitme gibi ufak tefek jestler romantizmi canlı tutabiliyor. Burada önemli olan günlük hayat içerisinde fazla vakit ve para harcamadan duygulara dokunabilmek… Bu nedenle “Kadının dişiliğini besle, erkekliğin desteklensin!”, “Bir erkeği sıkıntılı bir zamanında seksle kendine getiren kadın gibisi yoktur!” veya “Bunalımdaki bir kadını anlaşılmak ve dokunmak kendine getirebilir!” deyişlerini yabana atmamak gerekiyor.

    AFRODİZYAK TANGO…
    Son olarak dans etmek, romantizmi ve erotizmi çağrıştıran bir aktivite… Özellikle tango gibi, çiftin kıvrak hareketlerinden oluşan Güney Amerika dansları uyum ve ahenk, dokunma ve ritimgerektirdiği için cinsel sinyaller yayıyor ve aşk hayatlarını canlandırmak isteyen pek çok çift tarafından tercih ediliyor. Çünkü şehvete meyilli olan tango, “bedenlerin dans hali” olarak biliniyor. Sorunlu ilişkilere can suyu verebilen tango, çekiciliğin ve tutkunun dansı olmasının yanında, soluğu kesen, arzuya boyun eğdirten ve tutkuya en güzel yanıtın verildiği birbütünleşmeme ve bir olma oyunu olarak da biliniyor. Bu oyunun temel stratejileri ise, baştan çıkarma ve yakınlaşıp uzaklaşma… Oyunu erkek yönetiyor, kadın uyuyor, görünürde tangonun düzeni bu… Ama bedenlerin ilişkisine sızmış olan erotizm ve romantizm zamanla dengeyi değiştiriyor, kadın direniyor, erkeğe teslim ettiği bedenini bir bakışla geri alıyor, yönetim bedenden bakışa, erkekten kadına geçiyor. Erotizm ve romantizmin dansında yaratıcılık, teslimiyetin açık masumiyetinden yasak olanın gizli günahkârlığına dönüşüyor ve afrodizyak tangoda denge sağlanıyor.

  • Cinsel geğirti bozukluğu

    Cinsel geğirti bozukluğu

    Mide ya da yemek borusundaki havanın karın kaslarının kasılmasıyla zorlu bir biçimde ağızdan çıkartılması olayı olan “geğirme” doğal bir durum ve genelde yutulan hava veya yiyeceklerin sindirim sırasında çökmesi yüzünden oluşuyor. Geğirme sıklıkla mide ülseri, midenin kardia bölümü bozuklukları ya da safra yolları ve kesesi hastalıklarında ortaya çıkan bir belirti olabiliyor. Bunun yanı sıra psikolojik ve cinsel sorunları bulunan bazı kişilerde geğirme belirtisine rastlanabiliyor, cinsel sorunlara ve günlük faaliyetlere engel olduğunda ciddi bir durumun göstergesi olabiliyor.

    HANGİ KADINLARDA GÖRÜLÜYOR…

    20 yıla yakın yürüttüğüm uzun araştırmalar sonucunda, (1) erken yaşta evlenen, (2) kadın olmadan anne olan, (3) ilk geceye dair bilgisiz, tecrübesiz ve anlayışsız bir eşe sahip, (4) cinselliği ayıp, günah ve yasak olarak algılayan, (5) rüyalarında ağabey, erkek kardeş, baba, amca ve dayı gibi erkeklerle seks yaptığını gören (ensestiyöz içerikli rüyalar) ve (6) karabasan tecrübesi olan kadınlarda “cinsel geğirti bozukluğu” adını verdiğim yeni bir cinsel işlev bozukluğu tanımladım.Umarım bilim camiasında en kısa zamanda karşılığını bulur…

    TETİKLEYEN SEBEPLER…

    Aile baskısı sonucu evlenmek zorunda kalma, evliliği aileden kaçış olarak görme, gebe kalınması sonucu evliliği seçmek zorunda kalma ve özenti sonucu evlenme gibi nedenlerle erken yaşta yapılan evlilikler ciddi psikolojik bozukluklara neden olabiliyor. Henüz evliliğe hazır olmadan diğer bir değişle, evlilik bilincine erişmeden yapılan evliliklerde cinsel bilgisizlik ya da yanlış bilgilenme, hatalı bilişsel şemaların oluşumuna yol açabiliyor. Bunun sonucunda da, suçluluk duyguları, gerçek olmayan beklentiler, endişe ve kaygı hissi yaratan psikolojik travmalar meydana gelebiliyor. Ayrıca, yanlış cinsel bilgilendirme sonucu cinselliğin ayıp, günah ve yasak olarak benimsenmesi, ileriki dönemlerde cinsellikle ilgili doğru ve güvenilir bilgi edinmenin zorlaşmasına, cinsel bilgisizlik ve deneyimsizlik sonucu meydana gelebilecek olan psikolojik kökenli sorunların ise kaçınılmaz olmasına neden olabiliyor. Bu tarz birlikteliklereerkek partnerin tecrübesizliği ve anlayışsızlığı da eklendiğinde, kadınların psikolojik durumu bir hayli olumsuz etkilenebiliyor. Bilindiği gibi, kızlık zarına verilen aşırı önemden dolayı, ilk gece kâbusunu kadınlar erkeklere oranla daha çok yaşıyor. İlk gece, kadınlarda genellikle aşırı kanama olacağı ya da kanama olmayacağı ve penetrasyon (penis-vajina birlikteliği) sırasında acı çekileceği korkusundan dolayı, kadın cinsel işlev bozukluklarından en sık karşılaştığımız vajinismus ve yine, aynı şekilde, kadının cinsellikten kaçınmasının bir başka dışavurumu olarak karşımıza çıkan cinsel uyarılma bozukluğu ve cinsel isteksizliğin dışında cinsel geğirti bozukluğuna da rastlanabiliyor. Cinsel geğirti bozukluğunu tetikleyen bir başka ve en önemli neden ise rüyada görülen ensestiyöz ilişkiler… Toplumsal, kültürel, sosyal ve psikolojik süreçleri içinde barındıran pek çok nedenden dolayı,“ensestiyöz içerikli rüyalar”ortaya çıkabiliyor. Freud’un geliştirmiş olduğu ve fallik dönemde ortaya çıkanelektra kompleksi ve ağır ruhsal bozukluklarensestiyöz içerikli rüyaların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Cinsel geğirti bozukluğunda, özellikle rüyada ve erkek partnerle yaşanılan cinsel ilişki sırasında, fantezi ya da flashback şeklinde ortaya çıkan “ensestiyöz görüntüler ve imajinasyonlar” kadını rahatsız ediyor, seks öncesi, seks sırasında ve seks sonrasında geğirmesine yol açabiliyor.

    BASTIRILMIŞ CİNSELLİĞİN DIŞA VURUMU: “GEĞİRTİ VE KARABASAN SENDROMU”

    Toplumsal nedenler, aile bakış açısı ve yetiştirilme tarzı, kültürel farklılıklar, cinsellik hakkındaki doğru bilinen yanlışlar, cinsel bilgisizlik ve deneyimsizlik, dini ve ahlaki açıdan yasaklanmış kadın ve erkek ilişkileri, 3 ile 6 yaş arasında alt benliği (id) oluşturan zihin yapısına kodlanıyor. Bu kodların üst benlikle (süperego) verdiği mücadele sonucunda seksten kaçınma davranışı ortaya çıkabiliyor. Konu cinsellik olunca, özellikle kadınlarda meydana gelen dışavurumlar cinsel geğirti bozukluğu olarak karşımıza çıkabiliyor ve şu belirtilere rastlanıyor: (1) Partnerlerle yapılan cinsel ilişki öncesinde, cinsel ilişki sırasında ve cinsel ilişki sonrasında gerçekleşen istemsiz geğirtiler, (2) göbek altı ve ayak parmak uzuvlarında sıkça rastlanan istemsiz kasılmalar, (3) cinsel ilişki sırasında ağrı ve acı duyma, (4) klitorise ve erojen bölgelere dokunulmasından hoşlanmama, (5) nefes alıp vermede zorlanma …Çoğunlukla dini ve ahlaki açıdan kabul görmeyen erotik-ensest rüya ya da fanteziler, cinsel haz almanın günah ve yasak olduğu bilinciyle, kadının iç dünyasında kendi kendini cezalandırmaya yol açabiliyor. Kendi kendini cezalandırmanın en çok görülen şekillerinden biri de karabasanlar… Bilindiği üzere, rüya sırasında görülen ya da yapılan eylemlerin fizyolojik etkisi olarak “ karabasan” terimi kullanılıyor. Aslında, bilimsel olarak karabasanteriminin anlamı, REM uykusu sırasında, beyindeki hareket emir noktasının çalışmaması nedeniyle, kişinin hareket etmek istemesine rağmen hareket özgürlüğünün olmaması, sesinin çıkamaması… Beynin hareket etme ve konuşma noktasını kapatmasının nedeni, yine kişinin kendisini korumaya yönelik güvenlik sistemi kurmasından kaynaklanıyor. Özellikle heyecanlı durumlar, ensestiyöz rüyalar ve fanteziler gibi olmaması gereken bir şeyin gerçekleştiği rüyalarda ve fantezilerde, bu tarz bir savunma mekanizması görülebiliyor.

    STRES TETİKLİYOR…

    Anksiyete, depresyon, cinsel sorunlar ve stres geğirti oluşumunu tetikleyebiliyor. Kadınların çoğunun stresle geğirme arasında bir ilişki olduğunu bildirmesine karşın, aslında bu stres normal kişilere göre farklı değil… Bu kadınlarda stresin algılanması abartılı oluyor. Yani, bu kişilerde uyaranlara karşı mide-bağırsak duvar gerginliği sağlıklı bireylere göre abartılı algılanıyor. Stres geğirmeyi tetikleyebiliyor veya alevlendirebiliyor. Bu kadınlarda stres sırasında, geğirmenin ortaya çıkması normal bireylerdekinden daha olası… Strese karşı artan bu duyarlılıktan sorumlu mekanizmalar tam olarak anlaşılamamış ise de bağırsağın sinir kontrolü ile ilgili olduğu düşünülüyor.

    PSİKOSOMATİK BOZUKLUK OLARAK ELE ALINMALI…

    Ruh ve beden arasındaki ilişki psikosomatik terimi altında inceleniyor. Psikosomatik tıp, insanı biyolojik ve fizyolojik özellikleri, ruhsal ve psikolojik yapısı ve sosyal, kültürel ve çevresel yapısıyla ele alıyor. Geğirme gibi psikosomatik organ bozuklukları, kalpte çarpıntı gibi fonksiyonel bozukluklar ve kanser gibi somatopsişik bozukluklar olmak üzere psikosomatik bozukluklar birkaç tipe ayrılıyor. Psikosomatik bozuklukların görülmesinde genetik, fizyolojik, bedensel, psikolojik, ruhsal ve çevresel etkenler rol oynuyor. Erken çocukluk döneminde ailesel faktörler çok önemli… Aile bireylerinin geğiren bireylerden oluşması, ebeveynlerden herhangi biri veya ikisinin kronik bir hastalığa sahip olması, ebeveynlerin çocuk sağlıklı iken çok beklentili olup, ödüllendirici olmayan, hastalandığında ise aşırı ilgili, sevecen, ödüllendirici davranışları, ebeveynlerin ruhsal, sosyal ve ekonomik krizlerle baş etmede yetersizlikleri, bir şey elde etmek veya cezadan, ödevlerden, sorumluluklardan, görevlerden kaçmak için kasıtlı hasta taklidi yapmak, bireylerin birbirlerinin ilgilerini çekmek için psikodramatik rollere girmesi, erken çocukluk döneminde çocuğu olumsuz etkileyebiliyor. Psikosomatik bozukluklardaki bedensel belirtiler, kişinin erken çocukluk döneminde ruhsal algı ve duygularının sentezinin bedensel düzeyden ruhsal düzeye geçmesindeki yetersizlikten kaynaklanabiliyor. Böyle kişilerde bireyleşme gelişimindeki aksaklık, eksiklik, kişinin şuur altında bilinçdışı olarak yaşadığıyalnız bırakılma ve terk edilme korkularıçaresizlik, umutsuzluk ve öfke duyguları, ileride fizyolojik ve bedensel faktörlerle de birleşerek, cinsel geğirti bozukluğunun meydana gelişini kolaylaştırıyor. Bu kişiler bilinçdışında ebeveynlerine ya da onlara bakan bakıcılarına tutsak, bağımlı kalıyorlar ve erişkin yaşantılarında bu bağımlılığı eş ve iş ortamındaki bireylere aktararak sorumluluk duygusundan kaçıyorlar, hep bir koruyucu, ödüllendirici destek arıyorlar. Eğitim düzeyi düştükçe, sosyoekonomik düzey geriledikçe, kırsal kesimde ve doğu illerinde cinsel geğirti bozukluğu daha yaygın olarak görülüyor. Çünkü sosyoekonomik etkenler, eğitim ve alt kültür, ruhsal ve psikolojik sıkıntının hangi oranda geğirti olarak dışa vurulacağını belirliyor.

    BİR TÜR CİNSEL AĞRI BOZUKLUKLUĞU…

    Cinsel ilişki esnasında ağrı duyulması nispeten sık yaşanan bir durum… Özellikle cinsel yaşamın başlangıcının ilk aylarında kadınların çoğu az ya da çok ağrı duyuyor. Özellikle kadının yeterince hazır olmadığı ve uyarılamadığı bir zamanda ilişkide bulunulması ağrının oldukça rahatsızlık verici boyutlara ulaşmasına neden olabiliyor. Vajinismus (seks yapma korkusu) vedisparoni (ağrılı cinsel ilişki) cinsel işlev bozuklukları sınıflandırmasında cinsel ağrı bozukluklarının alt tipleri olarak tanımlanıyor. Cinsel geğirti bozukluğunda da ağrı ve kasılma olduğu için, bu bozukluğu bir tür cinsel ağrı bozukluğu alt tipi olarak vajinismus ve disparoninin yanına eklemek gerekiyor.

    TEDAVİDE DİNAMİK YÖNELİMLİ CİNSEL TERAPİ GEREKİYOR…

    Cinsel geğirti bozukluğu henüz tam olarak tanımlanamadığı ve ruh sağlığı profesyonelleri ve jinekologlar tarafından yeterince bilinmediği için, ülkemizde uygun tanı konamıyor ve tedavi edilemiyor. Bu kadınlara klinik tıp branşlarınca tamamen organik gözle bakılıyor, gereksiz ve uzun süre mide ilaçları ve geğirti önleyici ilaçlar veriliyor. Aşırı ve gereksiz ilaç kullanımı, kadınlarda ilaca karşı direnç gelişimine ve madde kötüye kullanımına yol açabiliyor, hasta-hekim ilişkisinde güven kaybına yol açabiliyor, kadınları hoca veya medyum gibi tıp dışı alternatif tedavilere yöneltiyor, ailesel ve ilişkisel sorunlara yol açabiliyor. Kadınların tedavisinde danışan-cinsel terapist ilişkisinin güvenilir olmasına dikkat etmek çok önemli… “Sizde bir şey yok, sizin bütün sorununuz kafanızda!” şeklindeki yaklaşım tamamen yanlış… Kadınların cinsel geğirti bozukluğunun gerçekliğini kabullenmesi gerekiyor. Ayrıca dinamik yönelimli cinsel terapi ile bedensel belirtilerden ziyade bilinçdışındaki sorun ve çatışmalara odaklanılması önem taşıyor. Uygun durumlarda aşırı talepler, dikkat çekici davranışlar ve yönlendirmelere katı sınırlamalar getiriliyor. Depresyon, anksiyete gibi psikiyatrik durumların varlığında psikotrop ilaçlardan yararlanılabileceği gibidinamik yönelimli cinsel terapi, cinsel geğirti bozukluğunda en etkili tedavi metodu olarak kullanılıyor.

    Dr. Cem Keçe

  • Yatakta bağlantı kesilmesin

    Yatakta bağlantı kesilmesin

    Bir tık’la öpüşmenin bir tuşla sevişmenin mümkün olduğu günümüzde gerçek aşkın mı yoksa sanal aşkın mı daha fazla zevk verdiği tartışılmaya başlandı. Kimi bilgisayarın başında, sanal yatağında ilişki yaşamanın tadını çıkarırken kimi de sanal bir rakiple nasıl baş edebileceğinin yollarını arıyor. Durum böyle olunca da akıllara ‘Sanal seks gerçekten eğlenceli olabilir mi?’ sorusu geliyor.

    Sosyal paylaşım siteleri artık hayatımızın vazgeçilmezi oldu. Kimin ne yaptığını ne düşündüğünü bir tıkla öğrenebiliyor, eski sevgilimizi çok rahat takip edebiliyor hatta ilkokuldaki arkadaşımızı bulup, neredeyse onunla evlenebilecek hale gelebiliyoruz. Sosyalleşme bakımından yardımcı olsa da internette de aşırı davranışlar kişileri olumsuz etkileyebiliyor. İlişkiler, yaşanan sanal aşklardan etkilenebiliyor. Özellikle uzun süreli ilişkilerde heyecan yaşamak isteyen çiftler, sanal dünyada kaçamak yapmayı tercih ediyor ve bu da beraberinde sorunları getirebiliyor. Peki sanal seks gerçekten eğlenceli mi? Eğer eğlenceliyse onu bu kadar eğlenceli yapan özellikler neler? Bu soruların cevabını Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği’nden Uzman Psikolog Alper Aksoy’dan aldık.

    Daha güvenli görülüyor

    Sanal seksin neden tercih edildiğini sorduğumuzda Uzman Psikolog Alper Aksoy, “Toplumda internet kullanan kişilerin bir kısmı sadece gereksinimlerini karşılamak amacıyla internet kullanırken, bir kısmı da yaygınlığı ve ücretinin düşük olması nedeniyle çaba harcamadan birileriyle tanışmak için internetten faydalanabiliyor. Özellikle bazı kişiler, mastürbasyon yapmaya düşkün oldukları için internet onları farklı fantezilere yönlendiriyor. Ücretli ya da ücretsiz birçok arkadaşlık sitesi bulunuyor. Bu sitelerde istedikleri fanteziler doğrultusunda istedikleri özelliklere sahip kişileri arayabiliyorlar. Bu arayış ve karşı cevap verilmesiyle kişilerin kendilerine olan güveni artıyor.  Sanal olarak tercih edilmek  kişide olumlu duygular ve hazlar yaratıyor. Bu haz arayışı da davranışın devamını getiriyor. Kişiler daha güvenli olduğunu düşündüğü ve daha rahat konuştukları için sanal seksi tercih ediyor” diyor.

    Cinsel sorunlara sebep olabiliyor

    Genelde benlik değeri düşük olan ve kendine olumsuz bakan kişiler, internet sayesinde sohbet odalarında çeşitli fanteziler kurarak, kişilerle yüzleşmeden sosyalleşebiliyor. Bunlar dışında ciddi cinsel sorunları olan kişiler de sanal seksi tercih edebiliyor.

    Sanal seks gerçekten eğlenceli olabilir mi?

    Uzman Psikolog Alper Aksoy, “Sanal seks başta kişide haz duygusu yaratıyor. Kişi gerçek anlamda gerçekleştiremediği fantezileri bu yolla gerçekleştirdiği için doyuma ulaşıyor. Ama sanal seks bağımlılık haline gelmeye başladığı zaman kişide utanç duygusuna ve suçluluğa yol açıyor. Kişi kendini sanal seks yapmaktan vazgeçiremiyor. O yüzden bazı kişilerde sanal seksten sonra abdest alma, camiye gitme veya namaz kılma gibi birtakım arınma ritüelleri oluşmaya başlıyor” diyor.

    Sanal sekse yönelen kişiler, gerçek cinsellikte de sorunlar yaşamaya başlıyor. Cinsellikten uzaklaşıyorlar çünkü gerçek cinsel ilişkide istedikleri şekilde davranamıyorlar. Cinsellik doğal bir dürtü ama cinsel davranışlar sonradan öğreniliyor. Kişinin yaşamında sanal seks ön plana geçince gerçek bir arayıştan ziyade sanal arayışa yönelme olabiliyor.

    Bazen sorunlar büyüyor

    Kişinin işi, aile yaşamı ve hayatı etkilenmeye başladığında sanal seks kişinin yaşamında sorun haline gelmeye başlıyor. Bazı kişiler sanal seks yapmaktan işe konsantre olamamaya başlıyor. Evde eş ve çocuklarla ilgilenmek yerine onların uyumasını bekleyip sabaha kadar sanal seks yapıp rahatlama yolunu tercih edebiliyor. Kişi, arkadaşlarından uzaklaşmaya, sürekli bir ekranın karşısında oturur hale gelmeye başlayabiliyor.

    Aldatma zihinde başlıyor

    Uzman Psikolog Alper Aksoy, “Aldatmak göreceli bir kavram ve bence zihinde başlıyor. Birçok kişi sanal ilişkileri aldatmak olarak görmüyor çünkü ortada gerçek bir ilişki yok. Fakat sonuçta her ne olursa olsun bu da bir ilişki türü ve arayış. Kadın ya da erkek eşini yakaladığında aldatıldığını düşünüyor. Burada önemli olan sanal seks yapan kişilerin partnerlerinin ne hissettiği oluyor” diyor.

    MSN, facebook gibi sosyal paylaşım siteleri ne kadar etkili?

    MSN ve facebook bir nevi sosyalleşme aracı. Bunların ne kadar sağlıklı olduğundan ziyade kişiye verdiği zarar ve bu sitelerin kullanılış amacı önemli. Uzman Psikolog Alper Aksoy, “Günümüz internet çağı ve internet hayatımız içinde, bunu kabullenmemiz gerekiyor. İnternetle doğan bir nesil var ve ondan önceki nesil bu duruma adapte olamadı. Genelde aileler eşlerinin ve çocuklarının yanlarında ve gözlerinin önünde olmasını istiyor. İnsan olarak sosyal varlıklarız. İnternet ise iletişimimizi kolaylaştırıyor. Ama bunlar takıntı haline gelmeye başladığında sorunlar oluşmaya başlıyor” diyor.

    İlişki bağımlılığı yaratabiliyor

    Bazı kişiler internet sitelerinde birlikte olduğu kişileri takip etmeyi bir hastalık boyutunda yaşamaya başladı. Örneğin sevdiği kişinin sayfasına günde 30 defa bakmak, yorumları takip etmek gibi. Özellikle ilişki bağımlılığı yaşayan kişilerde bu davranış sıklıkla  görülüyor. Erkek arkadaşını ya da kız arkadaşını veya eski sevgililerini takip etmek için facebook kullanılabiliyor. Bunlar takıntılı davranışları olan kişilerde sıklıkla gözleniyor. Bu hastalıklı davranışlar, ilişkinin kalitesini bozarak zarar verebiliyor.

    Ne yapmak gerekiyor?

    Eşlerden birinin sanal dünyaya bağımlı olması durumunda bu konuyla ilgili çalışan bir uzmandan yardım almak gerekiyor. Bu davranış kendi kendine düzelen bir davranış değil, bir hastalık. Kişinin yaşamına sonradan, haz almak için soktuğu bir hastalık. Bu durumun düzelmesi için kişinin davranışlarını kontrol etmeyi, sıkıntı ve öfkeyle başa çıkabilmeyi ve iletişim kurabilme becerisini öğrenmesi gerekiyor.

    Sonrası suçluluk

    Sanal seks yapan kişilerde, ilk başlarda haz, rahatlama ve doyuma ulaşma daha sonraki süreçlerde ise suçluluk ve bu durumdan kurtulma duygusu oluşmaya başlıyor. Kişi, akşam ‘Bir daha yapmayacağım’ deyip söz verirken, sabah kendini aynı kısır döngünün içinde bulabiliyor.

    Formsanté Dergisi

  • İnternet cinselliği bitiriyor mu?

    İnternet cinselliği bitiriyor mu?

    Günümüzde teknolojinin parlayan yıldızı hiç şüphesiz ki, sanal alem olmaya devam ediyor ve görüldüğü üzere, internet iletişimde sınır tanımıyor. Özellikle son birkaç senedir sosyal ağ paylaşım sitelerine ( Blogspot, Facebook, Flixster, Fourmspring, Mypace, Path, Siberalem, Twitter, Windows Live, vb.) olan ilginin hızla arttığı gözlemleniyor. Konu teknoloji olunca, internet iletişimi ve internet vasıtasıyla yapılan her şey, masa üstü bilgisayarlarından sonra laptop, cep telefonlar, tabletler ve akıllı cihazlarda yapılır hale geldi… Hal böyle olunca, kadın-erkek demeden, her yaştan insan istediği zaman, istediği bilgiye ve kişiye, hatta hiç tanımadığı kişilere dahi rahatlıkla ulaşabiliyor. Ayrıca, teknoloji insan hayatına o denli çok işledi ki, insanlar iş yerlerinde, evlerinde ve girdikleri sosyal ortamlarda ya bilgisayar başında sörf yapıyor ya da son teknoloji telefonlarından sanal âleme akıyor. Bu durum, dış mekânlarda da aynı… Bu nedenle hem insanlar karşı cinsle internet üzerinden görüntülü ve sesli sohbet yapma ihtiyacı duyduğu için gerçek cinsellikten uzak duruyor, hem de sosyal bağın ve özellikle iş ortamının internet ağı üzerinden gerçekleşebilirliğinin artması nedeniyle ikili ilişkiler olması gerektiği gibi olmuyor.

    SANAL ALEM ÇİFT İLİŞKİSİNİ OLUMSUZ ETKİLİYOR!

    Günümüz koşullarında internet erişiminin olmadığı ev ve iş yeri kalmadı… Bilindiği üzere iş yerlerinde bile haberleşmek, istek bildirmek, tavsiye vermek, veri göndermek, sunum yapmak ve hatta fırça atmak için bile sosyal ağlar (e-mail adresleri, google talk gibi anlık konuşma sağlanabilecek paneller) kullanılıyor. Dolayısıyla, pek çok işveren ve işçi her türlü iletişimlerini internet üzerinden halledebiliyor. Hal böyle olunca, internet erişiminin ve iş yerlerinde uygulanan internet sisteminin verdiği rahatlıkla hem işveren çalışanından evde çalışmasını talep edebiliyor hem de çalışan yetiştiremediği işleri evde yapmayı tercih edebiliyor. Hal böyle olunca çiftlerin hem bireysel hem de cinsel hayatları olumsuz etkileniyor. Dolayısıyla, eve iş getirmek, belki de tek yüz yüze iletişim sağlanan ortak alanını istila ediyor. Bu durum da, günün özlemini giderebilecek kadar birbirine zaman ayıramayan, ortak alanda farklı köşelerde sessiz sedasız oturmak zorunda kalan ve yatma vakti geldiğinde yalnızlığa mahkûm kalan çiftlerin artmasına, bireysel ilişkilerin ve cinselliğin ikinci hatta üçüncü sıraya atılmasına neden oluyor.

    GERÇEĞİ VARKEN SANAL OLANI TERCİH ETMEYİN…

    Sanal âlemde flört etmenin sınırlarını çizmek oldukça zor… Genellikle bir oyun gibi başlayan yazışmalar daha sonra tutkulu birer ilişkiye dönüşebiliyor. Bireyler yolunda giden ilişkileri olsa bile, zamanla kendilerini sanal ortamdaki cazibeli duruma kaptırabiliyor. Sevgiliden ya da eşten zaman çalınarak, çeşitli bahanelerle sosyal paylaşım ağlarına girilmeye çalışılması ilişkilerde sorunlar yaşanmasına ortam hazırlıyor. Cinsellik sevgi, saygı güvenin paylaşıldığı, dokunmanın verdiği hazların yaşandığı ve ancak ruh, zihin ve beden bütünlüğünde yaşanıldığında sağlıklı olan bir eylem… Oysa sanal seks bu bütünlüğü sağlayamıyor, kişiyi paylaşmanın verdiği hazlardan yoksun bırakıyor ve yalnızlaştırıyor. Dolayısıyla, cinselliği tüm boyutlarından soyutlayıp sadece zevki ön plana alan ve mekanikleştiren sanal seks dünyasına alışmış bir kişi, gerçek yaşamda cinsellikte sorunlarla karşılaşabiliyor. Çünkü sanal seks sonrası, gerçek yaşamda fanteziler daha zor paylaşılıyor, cinsel beklentilerin sadece sanal ortamdaki gibi olacağına inanılıyor. Bu nedenle zamanla sanal ortamda yaşanılan cinselliğin verdiği haz, partnerden alınmaz bir hale geliyor. Bunu biraz daha açacak olursak, kişinin sanal sekste mastürbasyonla boşalması, gerçek yaşamda partneri tarafından yapılan uyaranlara cevap vermesini zorlaştırıyor ve cinsel işlev bozukluklarına zemin hazırlıyor.

    NE YAPMAK GEREKİYOR?

    İş ve ev yani çalışma hayatıyla özel hayat arasındaki farkı anlayabilmek için iyi bir zaman yönetimine ihtiyaç var… Eve iş getirmemek, partnerler arası iletişimi ve cinsel ilişkiyi iyileştirebilmek için olduğu kadar beynin rahatlayabilmesi ve vücutta oluşan stresin boşalabilmesi içinde bir hayli önemli… Özellikle ev ortamına ayak basıldığında, akıllı telefonları kafesine kapatmak, laptop ve tabletleri rafa kaldırmak, sanal alemden uzak durabilmek için önemli bir adım… İkinci adım ise gün boyu mahrum kalınan aile ya da partner ilişkilerine yeterince zaman ayırabilmek için ortak yapılabilecekler listesi (zeka oyunları oynamak, film izlemek, müzik dinlemek, sohbet etmek, sosyalleşmek vb.) hazırlamak olmalı… Böylece geç saatlere kadar olan yalnızlaşma son bulabiliyor ve çiftler ruhu ve bedeni paylaşabilme sanatı olan cinselliği doyasıya yaşayabiliyor. Sosyal ağların kullanımının yaygınlaşması sonucu ortaya çıkan “sanal seks”uygulamasının önüne geçebilmenin üçüncü yolu ise, ev ortamında internet kullanımının sınırlandırılması ve çift odaklı aktivitelerin arttırılması… Aksi takdirde sanal alem bağımlılığı başlayabiliyor.

    DR. Cem Keçe

  • Vajinismus sorunu nasıl çözülür?

    Vajinismus sorunu nasıl çözülür?

    Çiftlerin büyük bir aşkla evlendikten sonra kabusu haline gelen vajinismus hastalığı, toplumsal baskı ve kız çocuklarının omuzlarına yüklenen sorumluluk sonucunda ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabiliyor.

    Genellikle psikolojik nedenler ile ortaya çıkan vajinismusun tepkileri fiziksel oluyor. Cinsel işlev problemi olarak tanımlanan bu rahatsızlık, vajina girişini çevreleyen pelvis kaslarının istem dışı kasılarak cinsel birleşmede acı ve ağrıya neden olması veya bu sebeple cinsel birleşmenin hiç gerçekleşememesi şeklinde tanımlanıyor. Cinsel birleşme için herhangi bir fiziksel engel bulunmamasına rağmen, korku, kaygı, ayıp düşüncesi, suçluluk gibi henüz küçük yaşta ekilmiş düşünceler ve duygular kadınların cinsel ilişkiye izin verememesine neden oluyor.

    Cinsel kimlik çok erken yaşlarda şekilleniyor. Özellikle 3 ile 8 yaşlar arasında “ödipal dönem” adı verilen dönemde kız ve erkek çocuklarda cinsel kimlik belirginleşiyor. Pek çok psikolojik rahatsızlığın ve cinsel sorunun kökeninde bu periyotta aile, çevre tarafından verilen mesajlar ile yaşanılan cinsel travmalar yer alıyor. Cinselliğin erkekler için yaşandığını, yatakta rahat olan ya da gerçekten sevişmekten zevk alan kadının hislerini belli ettiğinde ahlaksız olarak görüleceği kaygısı ile kadın cinsel ilişki sırasında kendisini istem dışı olarak rahat bırakamıyor. Bunun sonucunda da hem duygusal hem de fiziksel yaralanmalar ortaya çıkıyor. Kendini cinsel ilişkiye hazır hissetmeyen ve bunu eşine karşı yerine getirmesi gerektiği bir görev olarak kabul eden kadın, hem yeterli ıslanma ve kayganlığa ulaşamıyor hem de daha sonra kendisini kullanılmış hissediyor. Bu durum da çiftlerin ilişkilerini negatif olarak etkiliyor.

    Nedir bu iyi kız olma sendromu?
    Hepimiz ailemizin iyi kızı olmak isteriz. Ama bahsettiğimiz “iyi kız olma sendromu”, bu masum isteğin biraz dışında gelişip, sonrasında başımıza bela olabiliyor. Terbiyeli, hanım hanımcık, oturup kalkmasını bilen, sevgilisi olmayan, çocuksu ve ayıp olarak öğretilen tüm unsurlardan uzak, cam fanus içerisinde yetiştirilen kız çocukları, ilerde başarılı ve ailenin istenilen öznesi olabiliyorlar ama maalesef bir tabu olarak gösterilen cinsel hayatları ve dolayısıyla evlilikleri pek de başarılı ve hayal ettikleri gibi yürümüyor. Burada parantez açmak gerek; mükemmeliyetçi, çalışkan, idealist ve disiplinli olan aileler, tutucu bir yaklaşımda olmasalar bile çocuğun üzerinde “ailemin yüzünü kızartacak en ufak bir davranışta bulunmamalıyım” baskısı ile vajinismusa neden olabilecek etkide bulunabiliyorlar. Günümüzde çoğu kadın, hangi eğitimi alırsa alsın, iyi kız olma sendromu yüzünden çocuk sahibi bile olamıyor. Pek çok çift vajinismus sorunu yüzünden tüp bebek yapmak için büyük bir çaba içerisinde. Peki bu sorunların çözümü mü? Tabii ki değil!

    Duygusal olalım ama nereye kadar?
    İlişkilerde duygular pek tabii çok önemli. Sevmediğiniz, kendinizi yakın hissetmediğiniz birisi ile birlikte olmak zaten pek mümkün değil. Ancak bize pembe panjurlu ev hayali kurduran duygularımız ile birlikte bir ilişkiyi devam ettiren başka etkiler de var; erkek ile kadın arasındaki çekim ve birbirine dokunarak, birbirine bağlanan vücutlar gibi. İlişkilerde kadınlar da erkekler gibi cinsel doyum yaşamalı ve yatakta eşi ile birlikte kendisini bir suç işliyormuş gibi hissetmemeli. Çünkü cinsel birleşmede yaşanan sorunlar, karşılıklı olarak açıkça konuşulup, ifade edilmediği sürece çiftler arasında duygusal kırılmalara ve ayrılıklara neden olabiliyor.

    Vajinismus olduğunuzu nasıl anlarsınız?
    Cinsel birleşme konusunda taşıdığınız olumsuz düşünceler sizin vajinismus olduğunuza dair kafanızda bir soru işareti oluşturuyorsa bunu çözmenin yolu öncelikle bir jinekoloğa görünmekten geçiyor. Çünkü her ne kadar vajinismus rahatsızlığının psikolojik nedenlerden dolayı çıktığı biliniyorsa da, çok az bir yüzde de olsa fizyolojik bazı nedenlerden de kasılmalar ve cinsel birleşmede zorlanmalar ortaya çıkabiliyor. Bu yüzden öncelikle sorunun temeline inip oradan hareketle hastalığın tanısının konulması ve bundan kurtulmak için hangi yolların denenmesi gerektiğine karar verilmesi gerekiyor. Eğer sorun psikolojik ise jinekolog sonrası psikiyatr ile görüşülmesi gerekiyor.

    Vajinismus ile ilgili olarak en çok görülen belirtilerden biri karşı cins ile cinsel ilişkiye girmekten korkma, bunu ertelemek isteme ya da sürekli olarak kaçınma. Bu durum küçüklükten itibaren erkeklerin zihnimizde ne şekilde konumlandırıldığı ile yakından ilgili. Sık görülen bir diğer belirti “disparoni” yani cinsel birleşme esnasında yaşanan ağrı ve acı. Bazı durumlarda cinsel birleşmenin tam olarak gerçekleşmemesi yani vajina içerisine penisin sadece bir bölümünün girmesi de söz konusu olabiliyor. Vajinismus belirtileri ayrıca kişinin jinekolojik muayeneden çekinmesi, tampon ya da tedavi amaçlı fitil ve benzeri ilaçların vajina içine yerleştirilememesi olarak da görülebiliyor.

    Tabii ki bu sorunlara aslında kadınları oldukça derinden etkileyen bazı tedavi yöntemleri ile yaklaşanlar da oluyor. Örneğin vajinismus olan bir kadının kızlık zarının sert olduğu düşünülerek kızlık zarı kesilebiliyor. Ya da kadın uyutularak eşi ile ilişkiye girmesi sağlanabiliyor. Bu durum çiftlerin ilişkilerini derinden sarsarken, bu sorunu yaşayan kadında da tecavüze uğramış hissi yaratıyor.

    Vajinismus sorunu nasıl çözülür?
    Vajinismus sorunu belirlendiğinde, jinekolog, psikolog ve psikiyatr ile görüşerek bir tedavi yöntemi belirlenmelidir. Görüşülecek kişilerin konusunda uzman olduğuna dikkat etmek gerekir. Çiftlerin birlikte doktora gitmesi ve sorunu birlikte çözmeye çalışması, vajinismus yaşayan kadının bu baskıyı üzerinden daha çabuk atmasını sağlayacaktır. Tedavi hemen cevap verebileceği gibi önce cinsel hayat ile ilgili bilgilendirme yöntemi ile çiftleri yanlış bildikleri bazı konularda rahatlatma, daha sonra da çiftler arasında uygulanabilecek bazı egzersizler ile sonuca ulaşılabilir. Eğer kadın cinsel uyarılma yaşıyor ancak istem dışı olarak pelvis kaslarının kasılması sonucu cinsel ilişkiye giremiyorsa, tedavi süreci çok daha kısa sürecektir. Eğer kadın yaşadığı bir travma sonucu cinsel birlikteliğe karşı soğukluk duyuyorsa tedavi süreci biraz daha uzayabilir. Ancak istenildiği ve doğru yöntemler uygulandığı sürece vajinismus çözülemeyecek bir sorun değildir.

    Vajinismus Nedir? Tecrübe ve deneyimlerimiz için tıklayın !

  • Kilolar yatağa girmesin

    Kilolar yatağa girmesin

    Yatakta mutlu olmak için her ne kadar manken gibi bir vücuda sahip olmak şart olmasa da özellikle göbek bölgesinden alınan kilolar cinsel yaşamı olumsuz etkileyebiliyor.

    Günümüzde fast food tarzı yanlış beslenme, 30 yaşından sonra kolay kilo verememe ya da hamilelik sırasında alınan kiloların verilememesi nedeniyle göbek çevresinde inatçı yağlanmalar görülebiliyor. Kadınlarda hamilelik esnasında karın kaslarının gevşemesi ya da yırtılması, erkeklerde de doğuştan gevşek olması nedeniyle karında fıtıklaşma cilt altı yağı yanında daha göbekli bir görünüme yol açabiliyor. Bu yağlanma ise sadece gündelik hayatı değil çiftlerin ilişkilerini de etkiliyor.

    Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar , “Evli çiftlerde kadında ya da erkekte aşırı sarkmış, genital bölgeyi örten göbek, cinsel yaşamda da sıkıntılara yol açabiliyor. Karın germe isteği ile başvuran hastalarda sıklıkla cinsel yaşamla ilgili sıkıntılar dile getiriliyor. Karın germe ameliyatı geçiren hastalarda ise ameliyat sonrası cinsel yaşam konusunda mutlu olma oranı oldukça yüksek oluyor” diyor.

    Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar, “Karın germe ameliyatı sezaryen çizgisi denilen göbekten 8-10 cm aşağıdaki alandan kesi ile yapılıyor. Karın cildi kas üstünden sıyrılarak fazla yağ cilt gerilerek atılıyor. Göbek deliği tekrar oluşturuluyor ve karın kaslarında da gevşeyen fıtıklaşan bölgeler onarılıyor. Karın kasları tekrar gergin hale getiriliyor ve iz iç çamaşırı içinde kaldığı için belli olmuyor.

    Kadınlar sezaryen izine alışkın olduğundan fazla sıkıntı yaşamayabiliyor. Erkekler iz konusuna daha yabancı olsa da iç çamaşırı içinde kaldığında bu operasyon tercih ediliyor. Özellikle de karın germe sonrasında mutlu bir yaşam ameliyatı daha da cazip hale getiriyor” diyor.

    Erkekler de mağdur

    Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar, kadınlar kadar erkeklerin de karın bölgesindeki yağlanmadan mağdur olduğunu belirtiyor ve “Kadınlarda karın bölgesinde yağlanma kıyafetten, denize girerken seçilecek mayo ya da bikiniye kadar her türlü seçimi etkiliyor. Aynı şekilde toplum içinde utanma duygusuna da neden olabiliyor. Kadın ve erkek arasındaki cinsel ilişkide ise yine unutulmamalıdır ki; erkekler de en az kadınlar kadar bu durumdan şikayetçi oluyor. Erkeklerde genital bölgede aşırı yağlanma cinsel organda yanıltıcı kısalık algısı yaratabiliyor ve cinsel performans düşüklüğüne yol açabiliyor” diyor.

    Karın germe ameliyatı ile daha atletik ve gergin bir vücuda sahip olmak bazen evliliklerde kurtarıcı olabiliyor. Bu ameliyat genel anestezi altında yapılıyor ve ortalama 2 ile 4 saat sürüyor. Ameliyat sonrası 1 gece hastanede kalmak gerekiyor. Pansumanlar ise üçüncü gün açılıyor. Günlük hayata ve işe dönüş için 1 hafta dinlenmek yeterli oluyor.

  • Türkler cinsel olarak ne kadar aktif?

    Türkler cinsel olarak ne kadar aktif?

    8 Avrupa ülkesinde yapılan araştırmadan çıkan ilginç sonuçlar…

    Pfizer’in, bağımsız araştırma ajansı Vision Critical aracılığıyla 8 Avrupa ülkesinde (Türkiye, Rusya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Ukrayna, Sırbistan ve İsrail) toplam 4108 kişiye yaptırmış olduğu cinsel mutluluk ile ilgili “When it comes to sex” (Cinsellik söz konusu olduğunda) anketi Türklerin cinselliğe bakış açısını ortaya koyuyor.

    Bu araştırma Türkiye’de 36-65 yaş arasındaki kadın ve erkeklerin cinsel tavır ve davranışları hakkında ilgi çekici bilgiler sunuyor. Online olarak gerçekleştirilen ankete 36-65 yaşları arasındaki 2087 erkek ve 2021 kadın olmak üzere toplam 4108 kişi dahil edildi. Türkiye’den 289 erkek, 265 kadın olmak üzere 554 kişi anketi yanıtladı. Araştırmanın Türkiye sonuçlarının açıklandığı 18 Aralık’taki basın toplantısında Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Cem İncesu ile Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Haluk Kulaksızoğlu araştırma sonuçlarını yorumladı.

    Cinselliğin çok rahat konuşulamadığı ve doğru bilgiye ulaşmanın zor olduğu toplumumuzda en çok merak edilen konular arasında cinsel sağlık başı çekiyor. Türkiye’de cinsellikle ilgili tutum ve davranışları ortaya çıkarmayı hedefleyen “When it comes to sex” (Cinsellik söz konusu olduğunda) araştırması, kadınların çoğunluğunun (%58) cinsel yaşamlarını iyileştirmek için eşlerinin daha sert bir ereksiyona sahip olmasını istediklerine işaret ediyor.

    Prof. Dr. Cem İncesu “When it comes to sex” (Cinsellik söz konusu olduğunda) araştırması sonuçları hakkında “Bu araştırmanın sonuçları Türkiye’de orta ve ileri yaş grubunun aktif bir şekilde cinsel yaşamlarını sürdürdüklerini göstermesi açısından önemlidir. Bir başka önemli sonuç da bu grubun cinselliği cinsel birleşmeden ibaret görmeyip ön sevişme süresi, partnerin cinselliğe hazır ve istekli olması ve ereksiyon kalitesi gibi unsurlar açısından cinsel yaşamın kalitesine de önem verdiklerinin görülmesidir” şeklinde görüş bildirdi.

    Doç. Dr. Haluk Kulaksızoğlu ise cinsel sorunların gündelik hayata ne kadar ve nasıl yansıdığının bilinmesi için “When it comes to sex” (Cinsellik söz konusu olduğunda) araştırmasının önemini vurgulayarak araştırma sonuçlarıyla ilgili olarak, “Hastalara etkili, güvenli ve kullanımı basit tedavi seçenekleri sunabildiğimiz 1990’ların ikinci yarısından itibaren cinsel sorunlar konuşulur olmaya başladı. Bu konuda tedavi yaklaşımlarının oluşturulması toplumsal cinsel alışkanlıkların bilinmesine dayanmaktadır. Bütün dünyada yapılan araştırmalar 40-70 yaş grubunda neredeyse küresel olarak her 3 erkekten 2’sinde cinsel sorunlar olduğunu ortaya koyuyor” dedi.

    “Konuşulması oldukça sıkıntı verici cinsel sorunlarla ilgili karşılaştığımız en büyük problemlerden bir tanesi insanların kafasındaki yanlış bilgilerdir. Bilimsel olmayan veriler, kulaktan dolma sözler, özellikle de internetin herkes tarafından bu kadar yaygın kullanılması, hastalar üzerinde bu konuda yardım alıp almamaya karar verme veya tedavi aşamasında yanlış yönlendirici olabilmektedir. En basit örnek, toplumda yaş ve cinsellik konusunda kurulan bağlantının bu araştırma sonucuna göre aslında o kadar da doğru olmadığının görülmesidir. Araştırmada 56-65 yaş grubu katılımcılar aktif cinsel hayatlarının devam ettiğini bildirmişlerdir” diyen Doç. Dr. Haluk Kulaksızoğlu “Bu noktada cinsel sorun yaşayan bireylerin doğru bilgiye, en kısa ve etkin şekilde ulaşması için oluşturulan www.sertkonusalim.com web sitesinin hazırlıkları son aşamaya gelmiştir. Bu site sayesinde bireyler kendi şikayetleri ile ilgili bilgiye ulaşabilecek ve gerçekten bir sorun olup olmadığı konusunda kendilerini değerlendirme imkanına sahip olacaktır” diyerek sitenin yaratacağı bilinçlendirmenin kişileri yanlış bilgilerden, kendilerini zor durumda bırakabilecek tedavilerden veya beklentilerden koruyacağına inandığını ifade etti.

    Araştırma Sonuçları

    Araştırma sonucunda, sanılanın aksine orta yaş üstü kişilerin de hareketli bir cinsel yaşam sürdükleri, cinsel ilişki süresinin ortalama olarak birkaç dakika olduğu ve tatmin için ön sevişme ve sertlik gibi bazı unsurların önemli olduğu anlaşılıyor. Cinsel açıdan tatmin olma hissinin yaşama genel bakış açısından yüksek önem taşıdığı da araştırmanın bulguları arasındadır.

    Orta ve ileri yaş grubu hareketli bir cinsel yaşam sürüyor

    Farklı yaş gruplarında cinsel ilişki sıklığının araştırıldığı çalışmada Türkiye’de bireylerin büyük çoğunluğunun (%90) ayda en az 1-3 kez cinsel ilişki yaşadığı ortaya çıktı. Yaş gruplarına göre bakıldığında, Türkiye’de çoğu yaş grubunun oldukça aktif bir cinsel yaşam sürdüğü belirlendi. Araştırmanın ilgi çekici sonuçlarından biri, 56-65 yaş arası insanların %78’inin ayda en az 1-3 kez cinsel ilişki yaşadığını ifade etmeleri oldu. Daha genç yaş grubundakilerin (36-45) yarıdan fazlası (%72) haftada en az 1-3 kez cinsel ilişki yaşarken, 56-65 yaştakilerin yaklaşık yarısı da (%46) aynı derecede aktifler.

    Sadece birkaç dakika sürüyor

    Katılımcılardan cinsel ilişkilerinin ortalama ne kadar sürdüğünü de belirtmelerinin istendiği araştırmaya göre, erkek ve kadınların üçte birinden fazlasının (%38) ilişkisi 3-10 dakika sürüyor. 56-65 yaş arasındakilerin %42’sinde ilişki 10 dakikadan kısa sürüyor. Sonuçlar uzun süreli cinsel ilişkiden ziyade, kısa süreli ve tatmin edici bir cinsellik yaşamanın önemini vurguluyor.

    Tatmin için ön sevişme önemli

    Araştırmada katılımcıların %68’i “fiziksel ön sevişmenin” kendilerinin ve eşlerinin cinsel tatmininde en önemli ya da ikinci önemli unsur olduğunu belirttiler. Hem kadınlar, hem de erkeklerin ön sevişmenin önemini vurgulaması dikkat çekti. Bu konuda ikinci sıradaki yanıt “istediğinde cinselliğe hazır olması” olurken, üçüncü sıradaki yanıt ise “penetrasyona yetecek sertlikte ve sık ereksiyon” oldu. Böylece ilişki anı geldiğinde iyi performans gösterebilmenin bireysel düzeydeki kriterleri belirlenmiş oldu. Erkekler için bu, başarılı ilişki için yeterli sertlikte ereksiyonu sürekli gerçekleştirip sürdürmek olarak tanımlanabilir. Ayrıca fiziksel ön sevişmenin cinsel tatmin sağlama açısından her istediğinde cinselliğe hazır olmaktan daha önemli olduğu ortaya çıktı.

    Partnerler ne ister?

    Genel olarak birçok kişi (%63) cinsel yaşamlarının kalitesini artırmak için daha sert bir ereksiyona sahip olmak (veya partnerinin sahip olmasını) istiyor. Kadınlar açısından bu istek yaş ilerledikçe artarken, tüm yaş gruplarında büyük çoğunluk partnerlerinin ereksiyonunu artırabilmeyi arzu ediyor. Cinsiyete göre bakıldığında, erkekler bu yöndeki ihtiyaçlarını daha fazla vurguluyor. Orta yaş grubunda (36-45 veya 46-55) on erkekten sekizi (%79-82), üst yaş grubunda (56-65) ise on erkekten yedisi (%73) ereksiyon sertliğini artırabilmeyi dilediklerini söylüyor. Benzer şekilde, ortalama dört kadından üçünün (%76) cinsel hayatlarının daha iyi olması için eşlerinin daha sert ereksiyon olmasını istediği ortaya çıkıyor.

    Kişinin hayata genel bakışı açısından önemli

    Araştırmada ayrıca katılımcılara cinselliğin, hayatı algılamaları konusunda ne kadar önemli olduğu sorularak, cinselliğe yönelik tavır daha geniş bir düzeyde de incelendi. Buna göre, kadın ve erkeklerin büyük çoğunluğu cinsel açıdan tatmin olma hissinin yaşama genel bakışları açısından önemli veya çok önemli olduğunu kabul ediyor. Bu durum özellikle, bunu ifade eden erkeklerin dörtte üçünden fazlası (%80) için geçerli. Kadınların da yaklaşık üçte ikisi (%62) cinsel açıdan tatmin olma hissinin önemli bir faktör olduğunu kabul ediyor.

    Anketin ayrıntıları

    Anket 2012 yılında bağımsız araştırma ajansı Vision Critical tarafından Pfizer sponsorluğunda 8 Avrupa ülkesinde (Türkiye, Rusya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Ukrayna, Sırbistan ve İsrail) yapıldı. Online olarak gerçekleştirilen çalışmaya 36-65 yaşları arasındaki 2087 erkek ve 2021 kadın olmak üzere toplam 4108 kişi dahil edildi. Türkiye’den 289 erkek, 265 kadın olmak üzere 554 kişi anketi yanıtladı. Bildirilen sonuçlar sadece Türkiye’den elde edilen yanıtlara dayanmaktadır.

  • Yatakta sessiz kalmayın

    Yatakta sessiz kalmayın

    Bunun için başlangıç olarak sevişme sırasındaki yüz ifadenizden utanmayı bırakın. Yüzünüzdeki kan dolaşımının artması yanaklarınızın parlamasına ve terlemenize neden olurken, gözleriniz ve ağzınız gerilmekle gevşemek arasında gider gelir. Bu görkemli anları en iyi şekilde yaşamak için verdiğimiz ipuçlarını takip edin.

    Derin nefes alın!

    “Derin ve yavaş yavaş nefes almak, konsantre olmanızı sağlar. Sizi, dış dünyanın karışıklığından, tüm duyularınızın daha yoğun olduğu ve bu sayede kolayca rahatlayıp, gevşeyebileceğiniz, iç alanınıza doğru çeker” diye anlatıyor Touch Me There! (Buraya Dokun!) adlı kitabın yazarı, cinsellik uzmanı Yvonne Fulbright. Beyniniz tümüyle duygularınızın etkisi altındayken fiziksel kusurlarınıza kafa yormanız da imkansız olacaktır.

    Onu takip edin!

    Fulbright, “Sevgiliniz gözlerini kısıp, dudaklarını ısırdığında ya da herhangi bir keyif belirtisi gösterdiğinde onun yüzüne odaklanın” diyor. Onun aldığı keyfi yaşamak için sevgilinizin tepkilerinden faydalanabilirsiniz. Keyifle karşılayacağı bu durum ayna etkisi yaratarak size heyecan olarak geri dönecektir. Göreceksiniz; mutluluk daha çok mutluluk getirir.

  • Mutluluğun formülü sabah seksi

    Mutluluğun formülü sabah seksi

    Seksin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri saymakla bitmez, evet bu sağlıklı, faydalı aksiyonu ne zaman yapmalıyız peki, gece mi?

    Seksin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri saymakla bitmez, evet bu sağlıklı, faydalı aktiviteyi ne zaman yapmalıyız peki, gece mi? Hayır. Uzmanlar, sabahları, özellikle erkeklerin ereksiyon halinde olması kadın ve erkeklerin mükemmel bir seks yaşaması için fırsattır. Bu fırsatı en güzel biçimde değerlendirmelisiniz. Şimdi sabah seksinin size ve vücudunuza faydalarını dikkatle okuyalım lütfen ;

    Sabah yapılan seksin mutluluk hormonu oksitosini tetiklediği uzmanlar tarafından açıklanmıştır.

    Sabah yapılan seks gün boyu çifti birbirine daha bağlı hissettirir ve aşk dolu bir gün geçirmelerini sağlar.

    Erkekler en fazla ve en kolay sabahları testesteron üretir. Bu durum daha rahat bir seks yaşayacağınızı gösterir.

    Gün içinde çiftler aynaya baktıkları zaman kendilerini daha güzel hissederler.

    Bağışıklık kazandıran bir antikor olan IgA seviyesini sabah seksi arttırıyor.

    Sabah seksi eşler arasındaki istenilme duygusunu arttırır ve bu şekilde de büyük bir mutluluğa sebep olur.

    Sabah seksinde doyuma ulaştığınızda östrojen seviyeniz yükselir ve bu durum da saç ve cildin dokusunu iyileştirir.

    Sabah seksi işe konsantrenizi arttırır. Nedeni ise akşam seks yapan çiftlerin gün boyu seksi düşündükleri ve işlerinde verimli olamadıklarındandır. Fakat sabah yapılan seks sayesinde bu düşünce olmaz.

    Sabah egzersizi görevi gören seks ayrıca gün boyu dinç olmanızı da sağlar.

  • Yatakta kafamızdaki sorular

    Yatakta kafamızdaki sorular

    Cinsel hayatınızla ilgili soruları siz bize sordunuz, biz de işin uzmanına… Destek için her zaman buradayız ama unutmayın en önemli iş size düşüyor; cinsel sıkıntılarınızı partnerinizle daima paylaşmak çözümün ilk adımı…

    Tarih boyunca erkekler kadınları anlayamamaktan yakındı. Oysa biz bile kendimizi anlayamıyoruz; hele ki konu cinsellik olunca… Cinsel hayatımız da orgazmımız da o kadar karmaşık konular ki adeta bir diyet listesi gibi elimize tutuşturulacak formüller arıyoruz. Her sevişmede orgazm olmak, her zaman istekle yanıp tutuşmak, filmlerdeki sahneleri gerçek hayata taşımak…

    Öncelikle rahat olun, her şey, her an “mükemmel” olmak zorunda değil. İnişler çıkışlar, istekler isteksizlikler, orgazmlar ya da sadece sarılıp yatmalar… Hepsi cinsel hayatın bir parçası… Sizin elinizden gelebilecek şeylerden biri ise cinselliğinizi öğrenmek. Sizlerden sık gelen soruların bir kısmını İstanbul Psikiyatri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Tuğba Kaplanhan’a yönelttik. Şimdi öğrenme vakti…

    Orgazm taklidi yapıyorum, kendimi kötü hissetmeli miyim?

    Cinsellik kadınlar için öğrenilebilen bir konu… Becerilerimizi taklit yaparak öğreniyoruz. Günlük hayatta da bir şeyi öğrenirken ya teorik olarak okuyoruz ya da deneyip yanılarak, taklit yaparak öğreniyoruz. Orgazm da aslında böyle bir şey… Zaman zaman taklit yapmak kadınları kötü hissettirmemeli. Biz hala kadınlığımızla çok barışık değiliz o nedenle orgazm taklidi yapmayı bile suçluluk gibi algılayabiliyoruz. Oysa bu böyle olmamalı… Orgazm zaten çok komplike, kadın cinselliği de öyle. Taklit etmek, cinselliği ve orgazmı öğrenmenin bir parçası… İki yüzlülük olarak düşünmemek lazım. Orgazmı taklit etmek, kadınların cinsel becerilerini ve cinsellikten alacakları keyfi artıracak da bir şey. Kegel egzersizleri dediğimiz; pelvik kaslarını beş saniyelik aralıklarla tutup bırakarak uygulanan bir egzersiz var. Bu egzersizlerle kadınlar orgazmı başta taklit ediyor, sonra öğreniyor. Bir kadın, yatakta “Eyvah orgazm olamıyorum, eyvah şimdi taklit yapıyorum” diye düşünürse, o kadın dışarıdan sorgulayan bir konuşma baloncuğu haline gelir, yatakta olan sadece bedenidir.

    Öte yandan her seferinde orgazm olmak gerekmez, bu da yanlış mitlerden biri… Her seferinde orgazm olamamak bizim iyi bir cinsellik yaşamadığımızı göstermez. Skora ve sonuca takılmamak gerekiyor.

    Bazen o kadar isteksiz oluyorum ki eşimin aklına seks gelmemesi için evde pejmürde geziyorum.

    Her an cinsellik istenmeyebilir ancak biyolojik olarak hayatımızda önemli bir yer tutuyor. İstenmediği zaman nasıl orgazm olunmuyorsa ve kadının bunu rahatça söylemesi gerekiyorsa, istemediğinde de kendini hazır hissetmediğini söyleyebilmesi lazım. Çiftlerin iletişimi çok kuvvetli olmalı ve kadın, “Şu an sevişmek istemiyorum ama bu seni istemediğim, sevmediğim anlamına gelmiyor” diyebilmeli. Çünkü konuşmayınca erkek baskı yapmaya başlıyor ya da istenmediğini düşünüp iyice uzaklaşıyor. Bizim en uygun cinsellik dediğimiz şey soru işaretlerinden arınıp yatağa girmek… “Olur mu olmaz mı, bulunduğumuz mekan uygun mu değil mi” diye düşünmeden yaşamak, sorgulamamak… Eğer istemiyorsak bunu da sorgulamamamız gerekiyor. Bu istemeyişin altındaki nedenleri konuşmak önemli… Kadının isteksiz olduğu hamilelik, aldatılma gibi durumlar da var. Aldatılan birçok kadın eşini affetmiş olsa bile cinsellik için kendini uzun bir süre hazır hissetmeyebiliyor. Hatta iş yerindeki stres de, çocukların evdeki varlığı da kadınların isteğini olumsuz etkileyebiliyor. Tüm bunları eşlerin konuşabilmesi, yıllar geçse bile cinsellikle ilgili fantezileri, değişiklikleri birbirlerinden esirgememeleri çok önemli.

    Anne olunca sevişmekten eskisi kadar hoşlanmaz oldum, değişecek mi?

    Normal doğumlardan sonra vajinanın kendi halini alması altı haftayı buluyor. Özellikle kadın doğum uzmanlarının söylediği egzersizlerle vajina biraz daha hızlı toparlanabiliyor. Biz ise taze annelere rolleri ayırmalarını öneriyoruz. Annelik gömleği giyildiğinde cinsellik rolünü rafa kaldırıyoruz. Oysa adaptasyon sürecinin sonrasında kadının kendini hazırlamış olması, eşlerin de o sürede kadınlara sonsuz destek sağlaması gerekiyor. Annelik hüznü de oluyor, vücut değişiyor, uykusuzluk yaşanıyor. Babaların, “Harika görünüyorsun, çok güzelsin, harikulade bir eşsin” gibi sözleri söylemeleri gerekiyor. Başka bir odada uyumaya başlayan ya da evden uzaklaşan babalar var ve bu anne için çok yaralayıcı bir şey…

    Eşimin erken boşaldığını düşünüyorum, bunu ona nasıl söyleyebilirim?

    Erkeklerde de stres, gerginlik ve işle ilgili sıkıntılar erken boşalmaya neden olabiliyor. Bir de erken boşalmanın aşamaları var; vajinaya girer girmez mi, beş dakika içinde mi? Kadın orgazm olmadan erkeğin boşalması da süre ne olursa olsun erken boşalma kabul edilebilir. Eşinizle bunu uygun bir dille konuşabilirsiniz. “Sürenin biraz daha uzamasını istiyorum, neler yapabiliriz?” diyebilirsiniz. Her erkek hayatının belirli döneminde erken boşalma sorunu yaşayabilir. Onun da bunu rahatça ifade edebilmesi, eşiyle de bunu konuşup kabul edebilmesi önemli. Yargılayarak, suçlayarak değil anlamaya çalışarak iletişim kurulmalı. “Sen yapıyorsun” değil, “Ben böyle hissediyorum” diye konuşulmalı… Erkekler için erken boşalmayı önleyebilecekleri kolay egzersizler var.

    Her sevişmede orgazm olamıyorum ve bunu dert etmiyorum ama eşim kendini kötü hissediyor.

    Bunu cinsellik esnasında değil, başka bir zaman konuşmak gerekiyor. “Cinsellik keyif aldığımız bir şey ama her seferinde orgazm olmayabiliriz” diyebilmek gerekiyor. Bunun cinsellikten keyif almadığımız anlamına gelmediğini söyleyebilmek gerekiyor. Bu konuşulabildiğinde yataktaki gerginlik de azalacaktır. “Eyvah orgazm olmadım, ne düşünüyor?”, “Eyvah, orgazm olmasını sağlayamadım, daha ne yapabilirim?” gibi gerginlikler işleri daha da zorlaştırıyor. Orgazmı, cinselliği, görev gibi görmemek gerekiyor.

    Eşim zaman zaman mastürbasyon yapıyor, kendimi kötü hissetmeli miyim?

    Kötü hissetmeyin, aksine yardımcı olun. Mastürbasyon bizim gözümüzde felaketleştirdiğimiz bir şey olmamalı. Erkeğin de hayal kurması, arzulaması, zihinsel olarak cinselliği yaşaması gerçek cinsellikte de daha etkin olmasına yardımcı olabilir. Ama şöyle bir faktör var; mastürbasyon gerçek cinselliğin yerini alıyorsa sıkıntı var demektir. Gerçek cinsellik daha sosyal, iletişim kurmaya açıktır, mastürbasyon ise asosyal ve tek başınadır. Aynı şey kadın için de geçerli… Eskiden kadınlar ve kadınlık ile ilgili çok az kaynak vardı. Kadınlar artık cinsellik anlatan kitapları çok daha rahat alıp otobüste, parkta, bahçede okuyabiliyor. Bu beni çok sevindiriyor. Kadınlar artık dişilikleri ile daha barışık… Kadınlar da bu tür yayınları daha fazla okuyabilir, kendilerini daha iyi tanıyabilir ve kendilerine dokunabilirler. Ancak sınırı cinselliğin asıl olması, fantezi dünyasının bunun önüne geçmemesi…