Etiket: radyasyon

  • Radyasyondan Korunma Yolları

    Radyasyondan Korunma Yolları

    Radyasyondan korunma yolları konusunda güncel bilimsel araştırmaları temel alarak, sağlık üzerindeki etkileri ve korunma yöntemlerini detaylı bir şekilde inceliyor.

    Hayatımız çerçevesinde artık her alanda yüksek gerilim ve radyasyon dalgaları bulunmakta. Buna en büyük etkenler ise her caddede ve hatta mahalleler içerisinde bile yer alan baz istasyonlar buna örnek olmakta. Tabi sadece bununla değil, birçok farklı materyalde radyasyon ve benzeri dalgaların var olmasına sebep olabilmektedir. İnsanlar teknolojiden fazlasıyla yararlandıklarını düşündüğü sıralarda aynı zaman’da sağlığı açısından zarara da uğradığının bilincini yitirmektedir. Bu kapsamda özelliklede hemen herkesin elinde olan akıllı telefonlar buna en büyük etken. Konumuzun devamında bu durumu en aza indirgeme ile alakalı olarak sizlere radyasyondan korunma yolları üzerine bilgiler sunacağız.

    Radyasyondan Korunma Yolları

    Radyasyon, çevremizde bulunan doğal veya yapay kaynaklardan yayılan enerjinin bir formudur. Günlük yaşamımızda radyasyonla karşılaşmamız kaçınılmazdır, çünkü güneş ışığı, tıbbi görüntüleme teknikleri, kablosuz iletişim cihazları ve nükleer enerji gibi birçok kaynak radyasyon üretir. Radyasyon, doğru ve kontrol altında kullanıldığında faydalı olabilir, ancak aşırı veya yanlış kullanıldığında veya doğal afetler ve nükleer kazalar gibi istisnai durumlarla birleştiğinde, sağlığımız üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Bu nedenle, radyasyondan korunma yöntemlerini anlamak ve uygulamak büyük önem taşır. Bu makalede, güncel bilimsel araştırmaların ışığında radyasyondan korunma yöntemleri incelenecek ve bu yöntemlerin sağlık üzerindeki etkileri ele alınacaktır.

    ELEKTROMANYETİK CİHAZLARA DİKKAT EDİN

    Cep telefonlarınızı olabildiğince daha az kullanmanız radyasyon dalgalarının size daha az işlemesine neden olur. Bu nedenle tekniğe uygun ve az kullanmak daha sağlıklı olacaktır. Araç içerisinde kullanacağınız cep telefonları ile çok az bir miktarda görüşmelerinizi yapın, nedeni ise kafese giren bir cep telefonu içeri alana daha fazla radyasyon yayabilmektedir. Araç içerisinde yapacağınız telefon görüşmelerinde elektromanyetik dalgalar daha fazla yayılmakta ve vücudunuz bu elektronlara daha fazla maruz kalmaktadır. Birçok uzman aksini beyan ederek “Araç içerisinde cep telefonu kullanabilirsiniz, hiçbir zararı yok” deseler de, az evvelde bahsettiğimiz gibi araç içerisindeki elektromanyetik dalgalar olası bir hastalığı nüksedebilir.

    Radyasyondan Korunma Yolları
    Radyasyondan Korunma Yolları

    BAZ İSTASYONLARI EN BÜYÜK ETKEN

    Birçok kişi baz istasyonlarının şehir dışına çıkarılmasını söylemekte, bu durum teknik açıdan mümkün olmamaktadır. Bunun nedeni ise baz istasyonları şehir içinde bulunmadığı vakit sinyal güçlerinin olabildiğince düşük olmasını neden olmaktadır. Herhangi bir baz karşıtı bilgilendirme değil, tam tersine teknolojiden uzak olmamak, fakat teknolojinin vereceği zararlardan da uzak durmak adına sizlere bu bilgileri paylaşıyoruz. Telefon dışında bir diğer insanoğluna yakın materyal ise tasarruflu ampullerdir. Enerji tasarrufu sağlayan ampuller aslında o kadar masum değiller, özelliklede öğrenci masalarında bulunan çalışma lambalarındaki ampullerde birer radyasyon aracı olmakta. Eğer bu ampullere yakın duruyorsanız, aşırı derecede radyasyona maruz kalıyorsunuz demektir. Baş ile ampul arasında en az 1,5 metre uzaklık olması gerekiyor. Her haliyle yine de elektromanyetik ve radyasyon dalgalarına maruz kalabiliyorsunuz.

    Radyasyondan Korunma Yolları: Güncel Bilimsel İnceleme

    Radyasyon, çevremizde bulunan doğal veya yapay kaynaklardan yayılan enerjinin bir formudur. Günlük yaşamımızda radyasyonla karşılaşmamız kaçınılmazdır, çünkü güneş ışığı, tıbbi görüntüleme teknikleri, kablosuz iletişim cihazları ve nükleer enerji gibi birçok kaynak radyasyon üretir. Ancak, aşırı veya yanlış kullanıldığında veya doğal afetler ve nükleer kazalar gibi istisnai durumlarla birleştiğinde, radyasyon sağlık üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Bu nedenle, radyasyondan korunma yollarını anlamak ve uygulamak büyük önem taşır. Bu makalede, güncel bilimsel araştırmaların ışığında radyasyondan korunma yöntemleri incelenecektir.

    1. Radyasyonun Çeşitleri ve Etkileri: Radyasyonun çeşitli tipleri vardır, bunlar arasında alfa, beta, gama ve x ışınları bulunur. Her bir radyasyon türünün farklı penetrasyon gücü ve etkileri vardır. Radyasyonun biyolojik etkileri, hücre hasarı, kanser, genetik mutasyonlar ve akut radyasyon sendromu gibi sağlık sorunlarını içerebilir.
    2. Dozimetri ve İzleme: Radyasyon dozunun doğru bir şekilde ölçülmesi ve izlenmesi önemlidir. Kişisel dozimetreler, çalışanların radyasyon maruziyetini takip etmek için kullanılır. Ayrıca, radyasyonun yayılma yolu ve etkilerini izlemek için çevresel dozimetreler kullanılır.
    3. Radyasyondan Korunma Yöntemleri:
      a. Zaman:
      Radyasyonun maruziyet süresini sınırlamak önemlidir. Mümkün olduğunca az zaman geçirilen radyasyon kaynaklarına maruz kalmak, kişinin radyasyona olan riskini azaltır.
      b. Mesafe: Radyasyon kaynaklarından uzak durmak, maruz kalma düzeyini azaltır. Kaynağa olan mesafe arttıkça, radyasyonun etkisi azalır.
      c. Kalkanlama: Radyasyon kalkanları kullanarak maruziyeti azaltmak mümkündür. Kurşun, beton veya diğer yüksek yoğunluklu malzemeler gibi kalkanlar, radyasyonun yayılmasını engelleyebilir.
      d. Radyasyondan Koruyucu Giysiler: Özellikle nükleer endüstride çalışanlar için radyasyondan koruyucu giysiler kullanılmalıdır. Bu giysiler, cildin maruz kalma riskini azaltır.
    4. Beslenme: Sağlıklı bir beslenme, vücudun radyasyona karşı daha dirençli olmasına yardımcı olabilir. Antioksidanlar açısından zengin gıdalar, hücrelere zarar veren serbest radikalleri nötralize edebilir ve radyasyonun etkilerini azaltabilir.
    5. Radyasyonun İşyerinde Kontrolü: İşyerlerinde radyasyondan korunma, çalışanların sağlığını ve güvenliğini sağlamak için önemlidir. Radyasyon kaynaklarının düzgün bir şekilde kapatılması, koruyucu kalkanlar ve kişisel koruyucu ekipmanın kullanılması gibi önlemler alınmalıdır.

    Sonuç: Radyasyondan korunma, radyasyon kaynaklarına maruz kalan bireylerin sağlığını korumak için kritik öneme sahiptir. Zaman, mesafe, kalkanlama, kişisel koruyucu ekipman ve sağlıklı beslenme gibi önlemler, radyasyondan kaynaklanan riskleri azaltmada etkili olabilir. Ancak, her durumda radyasyonun türü, dozu ve yayılımı dikkate alınmalı ve profesyonel tavsiyelere başvurulmalıdır. Gelecekteki araştırmalar, radyasyondan korunma stratejilerini geliştirmek ve insan sağlığı üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak için önemlidir.

    Kaynaklar:

    1. International Atomic Energy Agency. (2018). Radiation Protection and Safety of Radiation Sources: International Basic Safety Standards. Vienna.
    2. National Council on Radiation Protection and Measurements. (2019). Ionizing Radiation Exposure of the Population of the United States. NCRP Report No. 180. Bethesda, MD.
    3. World Health Organization. (2011). Radiation: Effects. Retrieved from 
    4. United States Environmental Protection Agency. (2017). Radiation Sources and Doses. Retrieved from
    5. Health Physics Society. (2020). Radiation Safety Fact Sheets. Retrieved from

    Radyasyondan Korunma: Haydi, Radikal Önlemlere Geçelim!

    Sevgili okurlar, bugün sizlerle radyasyondan korunma konusunda şaka dolu bir makale paylaşacağım. Evet, evet, yanlış okumadınız! Radyasyon ciddi bir konu olabilir, ancak biraz espritüel yaklaşarak bu konuyu ele almak da oldukça eğlenceli olabilir. Öyleyse kemerlerinizi bağlayın ve radyasyondan korunma yollarına birlikte göz atalım!

    1. Kurşun Giysiler: Eğer radyasyondan korunmanın garantili bir yolu arıyorsanız, neden kurşun giysiler giymiyorsunuz? Evet, doğru duydunuz! Kurşun giysiler, size biraz ağır gelebilir, ama emin olun, radyasyona karşı sizi en iyi şekilde koruyacaktır. Yalnızca arkadaşlarınız sizi ‘Radyasyon Adam’ olarak çağırabilir, ama hiç önemli değil, değil mi?
    2. Plutonyum Kaplamalar: Eğer kendinizi gerçekten cesur hissediyorsanız, plutonyum kaplamalar tam size göre! Düşünsenize, plutonyumun eşsiz parlaklığıyla dolaşırken, radyasyon sizi görmeye bile cesaret edemez! Ama unutmayın, plutonyum tehlikeli bir madde olduğu için kullanmadan önce mutlaka bir uzmana danışın. Aksi halde, süper güçler kazanmak yerine başınızı belaya sokabilirsiniz.
    3. Radyasyon Şemsiyesi: Güneşin zararlı ışınlarından korunmak için güneş şemsiyeleri kullanırız, peki neden radyasyon için de aynı mantığı kullanmayalım? Evet, radyasyon şemsiyesi adı altında bir şey yapmamız mümkün olmayabilir, ancak kafamıza kalın bir alüminyum folyo takarak benzer bir etki yaratabiliriz. Hem radyasyon koruması sağlar hem de tarzınızı tamamlar!
    4. Uzayda Yaşamak: Radyasyondan tamamen uzak durmanın en garanti yolu uzayda yaşamaktır. Evet, yanlış okumadınız, Mars’ta yeni bir ev inşa edebilir veya bir uzay gemisiyle uzay yolculuğuna çıkabilirsiniz. Güzel yanı, radyasyon dışında sizi rahatsız edecek başka hiçbir şey olmamasıdır. Tek sorun, yer çekimi olmayışıyla baş etmektir, ama olsun, bu kadarını göze alabilirsiniz değil mi?
    5. Mutasyon Süper Kahramanı Olmak: Radyasyonu yenemiyorsanız, onunla birleşmeyi deneyin! Siz de radyasyonun etkisiyle süper güçlere sahip olabilirsiniz. Hulk gibi güçlü olabilir, Spider-Man gibi duvarlarda tırmanabilir veya hatta İnanılmaz Aile gibi esnek bir vücuda sahip olabilirsiniz. Ancak unutmayın, süper güçlerinizin yanı sıra, çok fazla yeşil erik yemek veya örümcek ısırığı almak da gerekebilir.

    Bu şakalar bir yana, radyasyondan korunma önemli bir konudur ve ciddiye alınmalıdır. Doğru önlemleri almak, radyasyon kaynaklarından uzak durmak ve uzmanlardan tavsiye almak her zaman en iyisidir. Unutmayın, radyasyonla şakalaşmaya gerek yok!

    İlgili Konular;

    Evde Radyasyondan korunmanın yolları için Tıklayın !

    Cihazın Yanındaki Kaktüs Radyasyondan Korumuyor Tıklayın !

    Bilgisayardayken Radyasyondan korunmak için… Tıklayın !

  • Kanserden korunmak için telefonu ilk çaldığında açmayın…

    Kanserden korunmak için telefonu ilk çaldığında açmayın…

    Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan araştırmada cep telefonu, kablosuz internet, diz üstü bilgisayar ve tablet gibi manyetik etki olan ürünlerin kansere yolaçtığı belirlendi.

    Anne karnındaki bebeğin sıvısından alınan hücre örneklerinde yeni oluşan kromozomlarda hasar tespit eden uzmanlar, özellikle yoğun kullanımdaki cep telefonunun ilk çaldığında açılmaması uyarısında bulundu.

    Gelişen Teknoloji hayatı kolaylaştırsa da, günlük hayatta kullandığımız elektronik cihazlar yaydıkları manyetik dalgalar nedeniyle insan sağlığını olumsuz etkiliyor. Hayatımızın her alanında bulunan bu cihazların insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini bir takım deneylerle inceleyen Çukurova Üniversitesi’nden bilim insanları çarpıcı sonuçlar elde etti. Anne karnındaki bebeğin sıvısından alınan hücre örnekleri üzerinde çalışan uzmanlar, yeni oluşan kromozomlarda hasar tespit etti. Bu olumsuz durum başta kanser olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkarıyor.
    ÇÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Demirhan deney sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı. Prof. Dr. Demirhan “Manyetik alan, kan kanserine neden oluyor. 10 yıldan fazla cep telefonu kullanmak veya manyetik alana maruz kalmak kanseri tetikliyor, arttırıyor ve uyarıyor” dedi.

    Kromozomlarda ortaya çıkan bozulmaların gen yoluyla nesilden nesile de geçebildiğini hatırlatan Demirhan, cep telefonu seçerken soğurma değeri anlamına gelen “sar değerlerine” dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Telefonlarımızı alırken sar değerlerine bakmamız gerekiyor. O telefonun soğurma değeri, yani kaynaktan/uydudan aldığı veya baz istasyonundan çektiği gücün değeridir. O güç çok önemli. Bu güce bakarak telefonlarımızı almamız lazım” diye konuştu.

    Günlük yaşantımızı manyetik alanlar içerisinde geçirdiğimize vurgu yapan Demirhan, deneylerini insan üzerinde manyetik alan vererek yapma olasılıkları olmadığı için anne karnındaki bebeğin etrafındaki sıvı içerisindeki hücreleri kültür ortamında manyetik alana maruz tutarak değerlendirme yaptıklarını açıkladı.

    Demirhan yaptıkları çalışmayı ise şöyle anlattı:
    “Anne karnındaki bebeğin etrafındaki sıvı içerisindeki hücreleri önce normal kültürünü aldık. Daha sonra ise bu hücreleri kültür ortamında 900 megahertzlik ve 1.800 megahertzlik olmak üzere iki grupta çalışmamızı gerçekleştirdik. Her gurubu da kendi içerisinde 3-6 ve 12 saat olmak üzere 3’er gruplara ayırdık. Manyetik alana maruz bıraktığımız kültürleri 12 gün boyunca kontrolünü yaptık. Ve çalışmamızın sonucunda, yeni oluşan kromozomlarda bozulmalar tespit ettik.”
    Manyetik alanların özellikle telefonlarda daha yaygın ve sürekli maruz kalma olasılığımızın yüksek olduğunu belirten Demirhan, ilk aramada telefonda çok yüklü manyetik alan olduğuna dikkati çekerek, telefonun ilk çaldığında açılmaması gerektiğini sözlerine ekledi.

    SAR NEDİR, DEĞERİ KAÇ OLMALIDIR
    Kısaca, ortama yayılan elektromanyetik dalgaların vücutça emilme hızı olarak tanımlanabilecek olan SAR, cep telefonları ile beraber hayatımızın içine girmiş olan bir kavram. Watt/kg olarak hesaplanan bu SAR değeri sınırları ülkemizin de tabi olduğu AB Konseyi tarafından 2 W/kg, ABD tarafından ise 1,6 W/kg olarak belirlenmiştir. Bu limitler yasal olarak belirlenmiş olan limitler olsa da uzmanlar meslekleri gereği elektromanyetik dalgalara maruz kalanlar için 0,4 W/kg, genel halk için ise 0, 08 W/kg üzeri değerleri tehlikeli buluyorlar.

  • 1 tomografi 442 röntgene bedel

    1 tomografi 442 röntgene bedel

    Vücüdun maruz kaldığı radyasoyn Hiroşima’da atom bombasından kurtulan kişilerdeki kadar Normal röntgenden onlarca kat fazla radyasyon verilmesine neden olan tomografi çekimlerine İngiliz Sağlık Bakanlığı’ndan yasak geldi. Sağlıklı kişilerin vücut tomografisi çektirmesi yasaklandı. Bakanlığa göre, vücüdun maruz kaldığı radyasoyn Hiroşima’da atom bombasından kurtulan kişilerdeki kadar.

    İNGİLİZ Sağlık Bakanlığı önceki akşam çok kritik bir karara imza atarak sağlıklı kişilerin vücut tomografisi çektirmesine yasak getirdi. Bu yasağa gidilmesine gerekçe olarak tomografi sırasında yayılan ve vücuda nüfuz eden radyasyon oranının çok yüksek olması gösterildi. Tomografi çektirmek geçen yıllarda osteoropoz, kalp rahatsızlığı, damar tıkanıklığı ve diyabet gibi hastalıkları önceden tespit edebildiği için sağlık uzmanları tarafından sıklıkla tavsiye ediliyordu. Sağlıklı bireylerin her 5 yılda bir tomografi çektirmesini öneren doktorların bu tavsiyesi üzerine harekete geçen bakanlık tüm vücudu tarayan tomografinin normal bir röntgenden 400 kat daha fazla radyasyon yaydığını tespit edince yasak kararı aldı. Tomografiye sağlıklı giren her 50 hastadan birinin maruz kalınan radyasyon nedeniyle çekim sonrasında kansere yakalandığı belirtildi.

    1 tomografi 442 röntgene bedel

    Yayınlanan raporda sık tomografi çektirenlerin vücutlarındaki birikmiş radyasyon seviyesinin II. Dünya Savaşı’nda Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarından kurtulanlarla eş seviyede olduğu belirtildi. Sıradan bir röntgen vücudu görüntülemek için tek bir ışın gönderirken tomografide daha detaylı bir görüntü elde etmek için art arda birçok ışın gönderiliyor. 2009 sonunda California Üniversitesi’nde görevli Prof. Rebecca Smith-Bindman’ın 1.119 kişiyi inceleyerek yürüttüğü araştırmada tek bir tomografinin 442 göğüs röntgenine ve 74 mamografiye (meme röntgeni) eş oranda radyasyon yaydığı ortaya çıkmıştı. Uzmanlar tomografideki bu riske karşın MR’ın hiçbir yan etkisi olmadığı konusunda görüş birliğine vardı. MR çekimleri sırasında sadece radyo dalgaları kullanılıyor. Bunlar da insan sağlığına zararsız.

    Etkileri 30 yıl sonra ortaya çıkar

    * Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

    Türkiye’de bir çok insan tomografi çektiriyor. Hastaya x ışınlarının yani radyasyonun verilmesi kansere sebep olan şeydir. Bunlar vücutta kalıcı olduğu için yok edilemez. Hiç şikayeti olmayan bir kişiyi teşhis edelim diyerek tomografiye sokulmaz. İnsan tomografi çektirdiği anda kanser olmuyor. 30 ya da 40 yıl sonra ortaya çıkıyor.

    * Prof. Dr. Murat Kınıkoğlu

    Diğer tetkiklere göre üstün yönleri var ama kanser riskini artırması büyük bir dezavantaj. Baş ağrısı nedeniyle tomografiye giren 10 bin hastadan birinde beyin tümörü çıkıyor. Zararlı madde X ışınıdır. Tomografilerde, basit röntgen tetkiklerinden 50-200 kez daha fazla X ışını alınır. Küçük yaştakilerde ve hamile kadınlarda radyasyona bağlı kanserojen etki daha çoktur.

    SEVDİKLERİN DE OKUYABİLSİN DİYE PAYLAŞMAYI UNUTMAYIN

  • Göz kuruluğunun nedenleri ve önleme yolları

    Göz kuruluğunun nedenleri ve önleme yolları

    Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İffet Emel Çolakoğlu, toplumda “göz kuruluğu”, tıptaki adıyla “kuru göz” hastalığının oluşmaması için tavsiyelerde bulundu.

    Acıbadem Hastanesi açıklamasına göre, kuru göz hastalığının oluşmaması için üç koşul gerektiğini belirterten Çolakoğlu, bunları gözyaşı miktarının ve kalitesinin iyi olması, kornea yüzeyinin düzgünlüğü ve gözkapaklarının fonksiyonlarını iyi yapabilmesi olarak sıraladı.

    Kuru göz sorununu oluşturan 4 nedenin altını çizen Dr. Çolakoğlu, göz kırpma refleksinin azalması, kapak ve kirpiklere ilişkin sorunlar ile gözyaşındaki azalma nedeniyle göz sağlığının bozulmasını bu sebepler arasında gösterdi.

    GÖZ KIRPMA 9’DA 1’E İNİYOR

    Normalde bir kişi dakikada 12-15 kez göz kırparken, gözyaşı film tabakasının homojenliğini bozmadan 15-45 saniye kornea yüzeyinde kalabildiğine dikkati çeken Çolakoğlu, “Çok dikkatli bir noktaya odaklanmak, kitap okumak, bilgisayar başında uzun süreler geçirmek göz kırpma sayısını azaltabiliyor. Normalde saatte 900 defa göz kırparken, bu sayı 100’e inebiliyor. Klima ve sigara dumanı gibi faktörler de gözyaşı kırılma zamanını azaltıyor. Ayrıca A vitamini eksikliklerinde de kuru göz ortaya çıkabiliyor” ifadelerini kullandı.

    HASTALIK BELİRTİLERİ

    Çolakoğlu, kuru göz hastalığının başlıca belirtileri arasında kızarıklık, acıma, yanma ve batma, bulanık görme, yapışma, takılma hissi, aşırı sulanma geldiğini belirterek, göz kuruluğunun körlüğe kadar gidebilecek bir sorun olduğuna dikkati çekti.

    Gözyaşının fonksiyonları ortadan kalkınca, gözlerin enfeksiyona yatkın hale geldiğini aktaran Çolakoğlu, “Oksijen sağlıklı bir şekilde taşınamıyor. Kornea damarsız bir yapı olduğundan oksijenle besleniyor, bu beslenme bozulunca korneada damarlanmalar, çatlaklar meydana geliyor. Bunlar enfeksiyon için bir odak oluşturuyor. Gerçekten kalıcı görme kaybına neden olacak yapısal değişiklikler oluşabiliyor. Bu nedenle gözyaşını mümkün olduğu kadar korumak ve gözü ıslak tutmak önem taşıyor” açıklamasını yaptı.

    Çolakoğlu, kuru göz hastalığının başlıca nedenlerini şöyle sıraladı:

    “Göz kırpma refleksinin azalması durumunda bazı hastalıkların varlığı nedeniyle kırpma mekanizmasını düzenleyen sinirlerde sorunlar olabiliyor ve keratit oluşuyor. Kapak sorunlarında ise yüz felcinin gelişmesiyle kapak fonksiyonunda zayıflık ortaya çıkabiliyor. Tiroid veya tümör gibi nedenlerle gözün dışa fırlak olması, yaşlılıkta ya da travma sonrasında kapağın dışa doğru dönmesi gözyaşı taşınmasını bozan faktörleri meydana getiriyor.

    MENOPOZDA DA GÖZYAŞI AZALABİLİR

    Kirpik sorunları varsa, yağ bezlerinin enfeksiyonu, trahom gibi göz hastalıkları, özel konjoktivit tipleri, bazı ilaç reaksiyonları ve cilt hastalıkları göz yapısındaki dengeleri bozabiliyor. Gözyaşında azalma durumunda gözyaşı bezlerinde sorun oluyor. Bu sorunlar gözyaşı bezinin yokluğu veya küçüklüğü olabildiği gibi enflamasyon, tümör, radyasyon, yanık ve travma gibi nedenlerle gözyaşı bezinin zarar görmesi ile de ortaya çıkabiliyor. Vücutta salgı yapan diğer bezlerde de eş zamanlı bozuklukların araştırılması gerekiyor. Menopoz ve hamilelikte hormonal etkilerle gözyaşı miktarı azabiliyor.”

    Kuru göz hastalığının tedavisinin mümkün olduğuna ve tedavide birçok yöntem kullanıldığına dikkati çeken Çolakoğlu, şunları kaydetti:

    “Çeşitli ilaçlar yardımıyla gözyaşı üretiminin artırılması hedefleniyor. Gözyaşının kaçmasını engellemeye çalışılıyor. Gözyaşı normalde gözyaşı bezinden üretiliyor, kapak fonksiyonlarıyla taşınıp gözyaşı kesesine geliyor. Gözyaşı kesesinde bir kanal sistemi var, bu kanallar burnun alt kısmına açılıyor. Gözyaşını göllendirilirse kuruluk azaltabiliyor. Kanallara geçişi sağlayan minik delikler var, bunlar tıkanıyor. Laser uygulaması veya silikon tıkaçlar konuluyor. Bu tıkaçlar altı aydan bir yıla kadar orada kalabiliyor.

    Düşük su içerikli lensler ve/veya gözlük uygulamaları ile gözyaşının buharlaşmasını azaltmaya çalışılıyor. Gözyaşını yerine konulabiliyor. Bunlar damla ve jel şeklinde olabileceği gibi, pomat şeklinde de olabiliyor. Eğerr kişinin vücudunda A ve B12 vitamini eksikliği varsa vitamin desteği yapılıyor. PH oranının belli seviyede tutulması gerekiyor. Kapak dışa dönmüşse ve kapak felci varsa kapak cerrahisi yapılabiliyor. Kişinin çevresel faktörleri dengeleyerek daha sağlıklı bir ortam yaratması gerekiyor. Sigarasız ortam, klima kullanmamak, bilgisayarda daha az zaman geçirmek ve evin nem dengesini ayarlamak önemli. PH oranının belli seviyede tutulması gerekiyor. Kapak dışa dönmüşse ve kapak felci varsa kapak cerrahisi yapılabiliyor. Kişinin çevresel faktörleri dengeleyerek daha sağlıklı bir ortam yaratması gerekiyor. Sigarasız ortam, klima kullanmamak, bilgisayarda daha az zaman geçirmek ve evin nem dengesini ayarlamak önemli.”

  • Çalışan kadın açısından hamilelik

    Çalışan kadın açısından hamilelik

    İşim gebelikle birlikte nasıl devam edecek? Bu süreçte hamilelik kariyerimi, kariyerim hamileliğimi nasıl etkiler?

    Hamilelikte çalışmaya devam etmek sağlıklı ve normal midir?

    Eğer sağlıklı bir kadınsanız ve normal bir gebelik geçiriyorsanız doğuma çok kısa bir süre kalana kadar çalışmanızda hiçbir sakınca yoktur. Bazı durumlarda sözgelimi iş yerinde ağır kaldıran, uzun süre ayakta duran, iş saatleri çok düzensiz veya uzun ise işinizle ilgili bazı değişiklikler veya uyarlamalar yapmanız gerekebilir. Çünkü bu denli yoğun fiziki aktivitenin erken doğum yapma, gebelikte yüksek tansiyon gelişimi ve düşük gibi riskleri mevcuttur. Eğer böyle bir işiniz varsa mümkünse çalışma koşullarını hafifletmeye çalışın bu da mümkün değilse bütün izinlerinizi doğum sonrasına saklamak yerine aralıklarla izin kullanıp yeterince dinlenmeye çalışmalısınız.

    İş yerinde (kimyasallar) maddeler söz konusu ise ne yapmalı?

    Bu tür bir iş ortamından uzak durulmalıdır.(ağır metaller, kurşun, civa, organik çözücüler, bazı biyolojik maddeler ve radyasyon). Bu maddeler tıp dilinde teratojen olarak bilinen düşüğe,erken doğuma, bebekte yapısal anomalilere yol açar. İş yerinizde olası zararlı maddelerle temas riskini mutlaka doktorunuzla da paylaşın.

    Hamilelikte hangi durumlarda çalışmayı bırakmalıyım?

    En önemlisi erken doğum için risk taşıyorsanız işinizi bırakmalısınız. Özellikle ikiz,üçüz gibi çoğul bebek bekleyen kadınlarda bu durum daha sık görülür. Ayrıca gebelik hipertansiyonu(pre-eklampsi),geç bir haftada düşük yapma öyküsü veya rahim ağzı yetersizliği öykünüz varsa ve bebeğinizin gelişimi olması gereken gibi değilse(çok büyük veya çok küçük) çalışma konusunu doktorunuzla değerlendirmeniz gerekir.

    Bulantı problemiyle iş yerinde nasıl başa çıkabilirim?

    Bu durumla ilgili doktorunuzla görüşüp onun tıbbi önerilerini alın. Bazı durumlarda doktorlar bulantı için çeşitli ilaçlar vermeyi tercih edebilir. Ayrıca ofisinizde veya işyerinizde, aracınızda yanınızda tuzlu kraker ve leblebi gibi midenizi bastırabilicek besinler bulundurun. Bu dönemde genellikle su içmekten de uzaklaşılır ancak siz azar azar su tüketmeye çalışın. Vücudunuzun susuz kalması iyice halsizleşmenize neden olacaktır. İş yerinizdeki amirinize veya işverenenize mutlaka hamileliğinizden bahsedin ve sizin için gerekli olan anlayışı, iş bölümünü ve gerekirse izinleri ayarlamasını rica edin. En kötü bulantılar bile genellikle gebeliğin 3. ayında sona ermektedir.

    İş yerinde nasıl daha rahat çalışabilirim?

    Çalışırken mola verin. Eğer uzun süre hareketsiz ayakta durduysanız oturup bacaklarınızı kaldırın veya yürüyüş yapın. Bu iki aktivite bacaklarda ve ayaklardaki kan sıvısının tekrar dolaşıma katılmasını sağlayıp kalbe geri yollayacaktır. Devamlı oturuyorsanız da her iki saatte bir kalkıp yürüyüşler yapın ve özellikle ayaklarda ve ayak bileklerinde ödem oluşmasını engelleyin. Hamilelikle uyumlu rahat elbiseler ve ayakkabılar tercih edin. Sık ve bol su için ve tuvaleti yeterince ziyaret etmekten çekinmeyin. Düzenli beslenmeye çalışın ve ara öğün yapmak için yanınızda meyve, kuru meyve, kraker vb. gibi yiyecekler bulundurun. Düzenli yeme kan şekeri oynamalarını ve bulantıyı engeller. İş yerinde stresi azaltmaya çalışın ve dinlenebileceğiniz her anı iyi değerlendirin. Yardım isteyin ve size gelen yardım önerilerini geri çevirmeyin.