Etiket: kan testi

  • CRP Yüksekliği Nedenleri Nelerdir? Kandaki CRP Yüksekliği Nasıl Düşürülür?

    CRP Yüksekliği Nedenleri Nelerdir? Kandaki CRP Yüksekliği Nasıl Düşürülür?

    CRP Yüksekliği Nedenleri Nelerdir? Açılımı C-Reaktif Protein olan CRP, vücutta iltihap oluşumunda karaciğerde üretilen bir protein olarak tanımlanabilmektedir. Kandaki CRP oranı, enfeksiyonlar başta olmak üzere birçok iltihabik durumda yükselebilmektedir. Kanda çıkan CRP oranının normal değeri <0,3 mg/dL olmalıdır.

    CRP Yüksekliği Nedenleri Nelerdir?

    CRP testi genel olarak vücuttaki enfeksiyon varlığını araştırmak için yapılmaktadır. CRP yüksekliği neyi gösterir merak ediyorsanız, CRP değerini yükselten enfeksiyonların başlıcaları şu şekilde sıralanmaktadır;

    • Boğaz Enfeksiyonları
    • Sinüzit
    • Böbrek ve İdrar Yolları Enfeksiyonu
    • Bronşit
    • Kulak Enfeksiyonu
    • Kemik Enfeksiyonları
    • Bağırsak Enfeksiyonları
    • Menenjit
    • Abseler
    • Eklem Enfeksiyonu
    • Açık Yara Enfeksiyonu
    • Kalp Dokusunda Oluşan Enfeksiyonlar

    Genel olarak bakteri kaynaklı enfeksiyonlar CRP değerinden aşırı derecede yükselişe sebep olmaktadır. Tek başına CRP yüksekliği bakteri kaynaklı enfeksiyon belirtisini göstermektedir. Nezle, grip gibi virüs kaynaklı hastalıklarda CRP değeri normal veya hafif yüksek çıkabilir ve bu durum normaldir.

    CRP Yüksekliği Nedenleri Nelerdir? Kandaki CRP Yüksekliği Nasıl Düşürülür? | 1

    Hamilelikte CRP Yüksekliği Sebepleri

    CRP vücutta oluşan ani değişikler ve enfeksiyon sonucu yükselebilmektedir. Bu sebeple hamilelikte CRP yüksekliği belirli bir noktaya kadar normal sayılabilmektedir. CRP değerleri tek başına yüksek seviyelerde çıkıyorsa ve anne adayında herhangi bir şikâyet görülmüyorsa belli aralıklara test tekrarlanarak takip edilmektedir. CRP yüksekliği her hamile kadında görülmediği gibi, kapılan enfeksiyona bağlı olarak değişkenlik gösterebilmektedir.

    CRP seviyesinde aşırı bir yükselme olduğu durumlarda, anne adayına fayda sağlayacak ilaçlar ile tedavi süreci başlatılmaktadır. Bu süreçte doktor tarafından tavsiye edilen ilaçların kullanılması son derece önemlidir. Aksi takdirde bebek zarar görebilmektedir. Hamilelik döneminde CRP yüksekliği belirtileri ise şu şekildedir;

    • Aşırı karın ağrısı
    • Şişkinlik
    • Yeme sorunları

    Bu sorunlar sürekli devam ediyorsa bir doktora danışılmasında fayda vardır. CRP yüksekliğinin neden kaynaklandığı araştırılmalı ve bu şekilde oluşturulan tedavi sürecine uyulmalıdır. Uygulanacak olan tedavi hem anne hem de bebeğin sağlığı göz önünde bulundurularak oluşturulmaktadır.

    CRP Nedir? Yüksekliği ve Düşüklüğü Neden Olur? Tıklayın !

    CRP Yüksekliği Neyi Gösterir? CRP Antibiyotikle Düşer Mi? Nedenleri Tedavisi !

    MPV Nedir? MPV Yüksekliği Düşüklüğü Tehlikeli Mi?

    Ferritin Yüksekliği Nedenleri Ve Tedavi Yöntemleri Tıklayın !

  • MPV Nedir? MPV Yüksekliği Düşüklüğü Tehlikeli Mi?

    MPV Nedir? MPV Yüksekliği Düşüklüğü Tehlikeli Mi?

    MPV (ortalama trombosit hacmi), trombositlerin ortalama boyutunu gösteren bir laboratuvar testidir. Bu makalede, MPV nedir, MPV yüksekliği, MPV düşüklüğü nedenleri ve tehlikeli mi, nasıl ölçüldüğünü ve potansiyel anlamlarını öğreneceksiniz.

    Asıl adı “Mean Platelet Volume” olan MPV kanın pıhtılaşmasını sağlayan elemanların yaklaşık boyutları anlamına gelirken, en doğru MPV değerlerinin trombosit yani PLT değerleriyle birlikte değerlendirilmesi çok önemlidir. Trombositler kemik iliğinde üretilirken, yeni üretilen trombositlerin daha büyük olduğu göze çarpmaktadır. MPV testi ile üretilen trombosit miktarı ve bu miktarın değişkenlikleri ile ilgili kontroller yapılmaktadır. MPV yüksekliği tehlikeli mi diye sorulacak olursa, bu sorunun cevabı kesinlikle evet olarak belirtilebilir. MPV değerlerinin sadece yüksekliği değil, düşüklüğü de tehlikeli durumlara yol açabilirken MPV değerlerinin yüksek olması kanın pıhtılaşması daha kolaylaşabildiği için kalp ve damar sorunları, damarda kan pıhtısı oluşması, felç, emboli ve tromboz gibi durumların görülebilmesi daha da kolaylaşmaktadır.

    MPV Nedir?

    MPV Yüksekliğinin Nedenleri

    MPV yüksekliği şeker hastalıklarında ve kan zehirlenmelerinde sıkça görülürken, özellikle kan zehirlenmelerinde kandaki trombosit miktarı azalmışsa kandaki trombositlerin yıkıma uğradığı değerlendirilebilmektedir. Bunun haricinde preeklampsi denilen hamilelik zehirlenmesi, immun trombositeponi, bazı kalıtsal hastalıklar, kan kanseri, tiroid hormunun yüksekliği, b12 yetmezliği ve kemik iliği problemlerinde MPV yüksekliği nedenleri olarak belirtilebilir.

    MPV Nedir? MPV Yüksekliği Düşüklüğü Tehlikeli Mi? | 2

    MPV Yüksekliği Tehlikeli mi?

    Kanda MPV (ortalama trombosit hacmi) yüksekliği, trombositlerin ortalama boyutunun normalden daha büyük olduğunu gösterir. Trombositler, kan pıhtılaşması sürecinde önemli bir rol oynayan hücrelerdir. Ancak, kanda yüksek MPV seviyelerinin doğrudan bir tehlike oluşturduğunu söylemek doğru değildir.

    İşte bu konuda bilmeniz gereken bazı önemli noktalar:

    1. MPV’nin Normal Değerleri: MPV değerleri laboratuvar testleriyle ölçülür ve normalde laboratuvarlara göre belirlenen bir referans aralığı vardır. Bu aralık, sağlıklı bireylerin MPV değerlerinin genellikle ne kadar olması gerektiğini belirtir. Her laboratuvarın referans aralığı farklı olabilir, bu yüzden test sonuçlarınızı değerlendiren sağlık uzmanıyla konuşmanız önemlidir.
    2. Olası Nedenler: Yüksek MPV seviyeleri, bir dizi farklı durumun belirtisi olabilir. En yaygın nedenlerden biri vücutta iltihaplanma sürecinin bulunmasıdır. Bununla birlikte, yüksek MPV seviyeleri bazen demir eksikliği anemisi, bazı enfeksiyonlar, böbrek hastalığı, romatoid artrit, kanser gibi ciddi sağlık sorunlarının belirtisi olabilir. Her durumda, yüksek MPV seviyeleri başka testler ve muayeneler ile değerlendirilmelidir.
    3. Bireysel Durumlara Bağlı Değişkenlik: Yüksek MPV seviyeleri, her bireyde farklı sonuçlara yol açabilir. Bazı durumlarda, yüksek MPV değerleri hiçbir semptom veya sağlık sorununa neden olmazken, diğer durumlarda altta yatan bir rahatsızlığın belirtisi olabilir. Bu nedenle, yüksek MPV seviyelerinin her zaman bir tehlike oluşturduğunu söylemek yanlış olur.
    4. Tanı ve Tedavi: MPV seviyelerinde bir artış fark ederseniz, endişelerinizi doktorunuzla paylaşmalısınız. Doktorunuz, tam bir sağlık değerlendirmesi yapacak, diğer testlere ihtiyaç duyacak ve doğru tanıyı koymak için gereken adımları atacaktır. Tedavi, altta yatan nedenlere bağlı olacaktır.

    Yüksek MPV seviyeleri doğrudan bir tehlike oluşturmadığından, endişelerinizi sağlık uzmanınızla paylaşmanız ve tam bir değerlendirme yapılmasını sağlamanız önemlidir.

    MPV Düşüklüğünün Nedenleri

    MPV nedir düşüklüğü trombositlerin toplam hacim ve etkinliğinin azalması anlamına gelirken, kanın çok daha yavaş pıhtılaşması olarak da nitelendirilebilir. Kanın yavaş pıhtılaşması olası bir kanamanın durdurulamaması anlamına gelirken iç kanama durumunun yaşanabilmesi de mümkün hale gelmektedir. MPV düşüklüğü nedenlerine bakılacak olursa iltihaplı hastalıklar ve bazı kanserlerin MPV düşüklüğüne yol açması yanında trombosit değerlerini de oldukça arttırırken, kronik böbrek yetmezliği, kan kanseri, kemoterapi ilaçları, Wiskott Aldrich sendromunun da MPV düşüklüğünün nedenleri arasında olduğu görülmektedir. İlaç kullanımlarında trombositlerin ölmesi söz konusu olurken, MPV değerleri de olabildiğince düşük seyrettiği de söylenebilir.

    Kanda MPV Düşüklüğü Tehlikeli mi?

    Kanda MPV (ortalama trombosit hacmi) düşüklüğü, trombositlerin ortalama boyutunun normalden daha küçük olduğunu gösterir. Trombositler, kan pıhtılaşması sürecinde önemli bir rol oynayan hücrelerdir. MPV düşüklüğüne ilişkin bazı önemli noktalar şunlardır:

    1. Normal Değerler: MPV değerleri laboratuvar testleriyle ölçülür ve her laboratuvarın belirlediği referans aralığına göre değerlendirilir. Normal değerler laboratuvarlara göre değişebilir. MPV düşüklüğü, normal referans aralığının altında bir değere işaret eder.
    2. Olası Nedenler: MPV düşüklüğü, bazı durumların belirtisi olabilir. Trombosit üretiminin azalması veya trombositlerin hızla tükenmesi gibi durumlar MPV düşüklüğüne neden olabilir. Örneğin, kemik iliği bozuklukları, bazı enfeksiyonlar, kanser tedavisi, aplastik anemi, bazı otoimmün hastalıklar ve bazı ilaçların yan etkileri MPV düşüklüğüne yol açabilir.
    3. Potansiyel Riskler: MPV düşüklüğü, kanın pıhtılaşma yeteneğinde azalmaya neden olabilir. Trombositler, kanamanın durdurulmasında önemli bir rol oynarlar. Düşük MPV seviyeleri, kanama eğilimini artırabilir ve yara iyileşmesi sürecini etkileyebilir. Bununla birlikte, MPV düşüklüğü yalnızca tek başına bir tehlike belirtisi değildir ve diğer faktörlerle birlikte değerlendirilmelidir.
    4. Tanı ve Tedavi: MPV düşüklüğü, doktorunuz tarafından değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Doktor, genellikle kan testleri ve ilgili semptomları değerlendirerek altta yatan nedenleri belirlemeye çalışacaktır. Tedavi, temel nedenlere bağlı olacaktır. Örneğin, kemik iliği bozuklukları veya otoimmün hastalıklar gibi durumlarda, temel hastalığın tedavisi amaçlanır.

    Kanda MPV düşüklüğü tehlikeli olabilir ve altta yatan bir sağlık sorununun belirtisi olabilir. Bununla birlikte, doğru teşhis ve uygun tedaviyle genellikle yönetilebilir. Herhangi bir endişeniz varsa, sağlık uzmanınıza danışmanız önemlidir.

    İlgili Konular;

    CRP Yüksekliği Neyi Gösterir? CRP Antibiyotikle Düşer Mi? Nedenleri Tedavisi ! Tıklayın !

    CRP Yüksekliği Nedenleri Nelerdir? Kandaki CRP Yüksekliği Nasıl Düşürülür? Tıklayın !

    Ferritin Yüksekliği Nedenleri Ve Tedavi Yöntemleri Tıklayın !

    TAHLİL SONUCU PLT DEĞERİ Tıklayın !

    Yüksek PLT Bitkisel Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

  • PDW Nedir? PDW Yüksekliği, Düşüklüğü Ve Normal Değerleri Kaç Olmalıdır?

    PDW Nedir? PDW Yüksekliği, Düşüklüğü Ve Normal Değerleri Kaç Olmalıdır?

    PDW yüksekliği ve düşüklüğü kan testleri yapılarak belirlenmektedir. PDW kandaki trombositlerin büyüklüklerinin dağılımlarını gösteren kan sayımlarıdır. PDW normal değerleri ve olması gereken referansları şu şekildedir;

    • Empedans açıklığına göre PDW 9.0-14.0fl,
    • Optik sisteme göre PDW %44-56 şeklinde belirlenmiştir.

    PDW Testi Hangi Durumlarda Yapılır?

    • Ciltte meydana gelen ve nedeni bilinmeyen morarmalar ve kızarıklıklar
    • Burun kanamaları
    • Aşırı derecede olan âdet kanamaları
    • Kesikler sonucu meydana gelen kanamaların durmaması
    • Kan pıhtılaşması

    PWD testi yaptırılması için gerek görülen durumlar olmaktadır.

    PDW Nedir? PDW Yüksekliği, Düşüklüğü Ve Normal Değerleri Kaç Olmalıdır? | 3

    PDW Yüksekliği Nedenleri Nelerdir?

    PDW yüksekliği bazı nedenler dolayı oluşabilmektedir. Kandaki trombosit büyüklüklerindeki farklılıkları gösteren PDW yüksekliğine neden olan durumlar şunlardır;

    • İltihabi hastalıklar
    • Kansızlık
    • Doğum kontrol hapları kullanımı
    • Bazı kanser türleri
    • Bulaşıcı hastalıklardan bazıları PDW yüksekliği nedenleri arasında bulunur.

    PDW Düşüklüğü Nedenleri Nelerdir?

    Kandaki trombositlerin boyutlarının birbirleri ile çok benzerlik göstermesi ile PDW düşüklüğüne neden olan durumlar şunlardır:

    • Bazı ilaçların yan etkileri
    • Kanser
    • Mononükleoz, kızamık ve hepatit gibi viral enfeksiyon durumlarının yaşanması
    • Nadiren görülebilecek bir durum olan Bernard-Ssoulier olarak adlandırılan genetik bir hastalığa bağlı olan durumlarda PWD düşüklüğü nedenleri arasında bulunmaktadır.

    PDW Nedir? PDW Yüksekliği, Düşüklüğü Ve Normal Değerleri Kaç Olmalıdır? | 4

    PWD Yükseklik Ve Düşüklüğünde Uygulanacak Tedaviler

    PWD değerleri yapılan testlerle belirlenmektedir. Dahiliye bölümü doktorları tarafından yaptırılan testlerde PWD değerleri yüksek veya düşük çıkmış ise bu durumda doktor başka testler isteyerek durumun altında yatan sebepleri araştıracaktır. Bu sebeplerin kaynağına göre izlenecek tedavi yöntemleri doktor tarafından reçete edilerek hastalara gerekli ilaçlarla gerekli tedavi yöntemler uygulanmaktadır. PWD değerlerinin yüksek ya da düşük oluşu tek başına teşhis için yeterli olmamaktadır. Bu durumda doktorun isteyeceği ek testler ve biyopsiler olacaktır.

    CRP Yüksekliği Nedenleri Nelerdir? Kandaki CRP Yüksekliği Nasıl Düşürülür? Tıklayın !

    Ferritin Yüksekliği Nedenleri Ve Tedavi Yöntemleri Tıklayın !

    PLT Nedir? PLT Yüksekliği Düşüklüğü Ne Anlama Gelir? Tıklayın !

    Gastrin Nedir, Gastrin Hormonu Yüksekliği Düşüklüğü Ve Normal Değerleri Tıklayın !

    Kreatinin Kaç Olursa Tehlikeli? Kreatinin Normal Değerleri Kaç Olmalı? Tıklayın !

    Baso Nedir? Baso Yüksekliği Düşüklüğü Nedenleri Tıklayın !

  • Ferritin Yüksekliği Nedenleri Ve Tedavi Yöntemleri

    Ferritin Yüksekliği Nedenleri Ve Tedavi Yöntemleri

    Ferritin, vücuttaki demir depolarını azalmasını sağlayan bir ana proteindir. Bu yüzden ferritin, vücutta yer alan demir deposunun da bir göstergesidir. Ferritin yükselmeleri sorunlara yol açabilmektedir. Ferritin yüksekliği hakkındaki tüm sorular için makalenin devamı okunmalıdır.

    Ferritin Normal Değerleri

    • Yetişkin erkek için 12 – 300 ng / ml veya 12 – 300 Mg / l
    • Yetişkin bayanlar için 15 – 150 ng / ml veya 12 – 150 Mg / l
    • 2-5 aylık bebeklerde 50 – 200 ng / ml veya 50 – 200 Mg / l
    • 1 aylık bebeklerde 200 – 600 ng / ml veya 200 – 600 Mg / l
    • Yeni doğan bebeklerde 25 – 200 ng / ml veya 25 – 200 Mg / l
    • 6 ile 15 yaş arasında ki genç bireylerde 7 – 140 ng / ml veya 7 – 140 Mg / l

    Ferritin Yüksekliği Nedenleri Ve Tedavi Yöntemleri | 5

    Ferritin Yüksekliği Nedenleri

    Ferritin yüksekliği nedenleri bazıları şunlardır:

    • Hepatit hastalığı ve kronik hepatit
    • Vücuda yapılan kan nakli
    • Tip 2 Diyabet
    • Dışarıdan demir alımı
    • Kan hastalıkları
    • Karaciğer hastalıkları
    • Alyuvar aktarımı
    • Kronik kan nakli tedavisi
    • Hodgkin lenfoma
    • Hemolitik anemi
    • Megaloblastik anemi
    • Hemokromatozis
    • Lösemi
    • Hipertiroidi
    • Kronik enflamatuar hastalıklar
    • Deri veremi
    • Eklem iltihabı
    • Lenfoma ve göğüs kanseri gibi hastalıklar
    • Porfiria hastalığı
    • İltihaplı hastalıklar
    • Demir içeren besinleri çokça tüketmek gibi nedenler ferritin seviyesini arttırabilmektedir.

    Ferritin Yüksekliği Nedenleri Ve Tedavi Yöntemleri | 6

    Ferritin Yüksekliği Tedavisi

    Yüksek ferritin sonucu birçok hastalık ortaya çıkabilmektedir. Peki, ferritin yüksekliği nasıl düşürülür?

    En yakın hastanenin dahiliye bölümüne randevu alınıp gidilerek sorunun nedeni tespit edilerek doktor kontrolünde ferritin yüksekliği düşürülmesi için tedaviler uygulanabilmektedir.

    Bundan farklı bir tedavi olarak da düzenli olarak verilmesi ile ferritin yüksekliği düşürülebilmektedir. Vücuttan belirli bir miktarda kanın alınması ile ferritin seviyesi yeniden dengelenir ve düşüş gerçekleşir.

    CRP Yüksekliği Neyi Gösterir? CRP Antibiyotikle Düşer Mi? Nedenleri Tedavisi ! Tıklayın !

    Ferritin düşüklüğü ve kansızlık Tıklayın !

    Demir Eksikliği Anemisi Tıklayın !

  • CRP Yüksekliği Neyi Gösterir? CRP Antibiyotikle Düşer Mi? Nedenleri Tedavisi !

    CRP Yüksekliği Neyi Gösterir? CRP Antibiyotikle Düşer Mi? Nedenleri Tedavisi !

    Kısaca CRP olarak adlandırılan C-Reaktif protein, iltihaplı durumlarda kandaki miktarları oldukça artan yağ hücreleri ve karaciğer hücreleri tarafından üretilen bir protein çeşididir. CRP yüksekliği neyi gösterir sorusuna verilecek spesifik bir cevap olmamakla birlikte kandaki CRP seviyesinin birçok durumda yükselebildiği ve bunun tek bir tanıya indirilmemesi gerektiği belirtilmelidir. Genel anlamda CRP seviyesinin yüksekliği kandaki enfeksiyon ve iltihap miktarının fazlalığına işaret ederken, CRP antibiyotikle düşer mi sorusu için de çoğunlukla hekim tarafından takdir edilen antibiyotiklerin bu konuda işe yaradığı görülmektedir.

    CRP Yüksekliği Neyi Gösterir? CRP Antibiyotikle Düşer Mi? Nedenleri Tedavisi ! | 7

    CRP Proteini Özellikleri Nelerdir?

    CRP proteini normal şartlarda vücutta çok düşük değerlerde bulunabilen bir protein olmakla birlikte sağlıklı kişilerde CRP türbidimetrik normal değerleri 0.8 mg/L civarında olmaktadır. Romatizmal durumlar, iltihabi hastalıklar ve bazı kötü huylu tümörlerde değer yükselerek, belirgin yüksek bir değere çıkabilse de CRP protein yüksekliği herhangi bir hastalığa özgü olmadığından CRP yüksekliği nedeniyle kesin bir teşhis koyulması da mümkün değildir. İlk belirlenen tanıdan sonra gerekli tedavi sonucunda CRP değerinin düşmemesinin ardından daha ayrıntılı incelemelerde bulunulabilir. Bunun yanında CRP değerlerinin uzun süre yüksek olarak seyretmesi, uzun süren bir iltihabi durumun varlığını da işaret edebilir. CRP seviyesi;

    • Geçirilen herhangi bir ameliyattan sonra vücutta enfeksiyon oluşup oluşmadığının tespiti için kanda CRP değeri tespiti yapılır.
    • Her türlü iltihabın takibinde CRP testi uygulanır.
    • Lenfoma adı verilen kanserlerin takiplerinde kanda CRP testi sıklıkla istenmektedir.
    • Kemik enfeksiyonlarının belirlenmesinde CRP değeri önemli veriler sağlamaktadır.
    • Bağırsak kanamaları ve şişmelerinde durumun öneminin tespitinde CRP testi önemli bir yer tutmaktadır.
    • Baş ile boyun bölgesi arasındaki şişliklerde CRP seviyesinin tespiti sağlanırken uygulanacak olan tedavi bu değerlere göre belirlenmekte, buna göre ilaç tespiti yapılmaktadır.

    CRP Yüksekliği Nedenleri Nelerdir? Kandaki CRP Yüksekliği Nasıl Düşürülür? Tıklayın !

    CRP Nedir? Yüksekliği ve Düşüklüğü Neden Olur? Tıklayın !

    Ferritin Yüksekliği Nedenleri Ve Tedavi Yöntemleri Tıklayın !

  • Doğmamış Bebeğin Sağlık Testi

    Doğmamış Bebeğin Sağlık Testi

    Doğmamış Bebeğin Sağlık Testi

    Sağlıklı çocuk sahibi olabilmek için gebelik sürecinin en erken döneminde yapılacak Prenatal Tarama Testleri bebeğin gelişimi hakkında bilgi verir. Unutmamak gerekir ki her hamile kadın kromozomal bozukluğu olan bir bebek sahibi olma riski ile karşı karşıyadır. Bahçeci Sağlık Grubu Fulya Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Burçak Erzik konuyla ilgili bilgi verdi…

    Anne karnındaki bebeğin sağlık durumundaki riskleri tespit etmek üzere uygulanan bazı testler vardır. Bunlar tanı değil riski belirleyen testlerdir. Konuyla ilgili Bahçeci Sağlık Grubu Fulya Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Burçak Erzik şu bilgileri verdi…

    1.Trimester Tarama Testi / İkili Test     

    Nt Ölçümü (Ense kalınlığı ölçümü)

    1. TMTT gebeliğin 11-14. haftaları arasında yapılan bebeğinizin sağlık durumu hakkında bilgi veren prenatal bir testtir.

    1. TMTT iki basamaktan oluşur;

    * kanda gebeliğe özgü 2 maddenin değerlerinin ölçülmesi (PAPP-A, free BhCG)

    * ultrasonografi ile ölçülen nukal translüsensi (bebek baş ve vücuduyla tam yan pozisyondayken ense arkasındaki serbest dokunun kalınlığı)

    Yaş, kan testleri ve ultrason bulguları bir araya getirilerek fetusta Down Sendromu (trizomi 21) veya Edward Sendromu (trizomi 18) olma olasılığı hesaplanır. Risk belirleyen bir tarama testidir, tanı testi değildir. Ense kalınlığındaki artış aynı zamanda yapısal kalp ve iskelet sistem bozukluklarına da işaret edebilir.

    Test sonucunda risk seviye düşük ise 1. TMTT %85 doğrulukla sağlıklı bir gebeliği işaret eder. Risk seviyesi yüksek ise tanı testleri olan koriyonik villüs örneklemesi veya amniyosentez uygulamasını düşünebilir.

    1. TM taraması rutin prenatal takibin önemli bir testidir. Yapılması herhangi bir risk içermez. Test öncesi anne adayının aç olmasına gerek yoktur. Ultrason muayenesi ve kan testi aynı gün içinde yapılır.

    1. TM Tarama Testi sonucu bebeğin Down Sendromu ve Edward Sendromu için taşıdığı riski belirler, örneğin 1/1000 gibi. Genel olarak risk 1/300 ve üzerinde ise test pozitif olarak kabul edilir ve tanı testi uygulaması gerekebilir.

    Test sonuçları değerlendirirken unutmamak gerekir ki, 1. TMTT bebeğin down sendromu veya edwards sendromu taşıma riskini belirler. Düşük risk bebekte bu sendromların olmadığını garantileyemeyeceği gibi yüksek riskte bebekte kesinlikle sendrom olduğunu göstermez.

    Amniyosentez gibi girişimsel tanı testlerinin uygulanmasını gerektirir. Girişimsel tanı testleri Down sendromu veya Edwards Sendromunun saptanmasının tek kesin yöntemidir.

     

    2. Trimester Tarama Testi    Üçlü Test / Dörtlü Test

    2. TMTT gebeliğin 16-20. haftaları arasında yapılan bebeğinizin sağlık durumu hakkında bilgi veren doğum öncesi bir testtir.

    2. TMTT gebenin kanında bulunan biyokimyasal ölçümlere dayanır;

    * Alfa-fetoprotein (AFP)  bebeğin karaciğeri tarafından üretilen bir proteindir.

    * Human Koriyonik Gonadotropin (HCG) plasenta tarafından üretilen bir hormondur.

    * Estriol (E3) plasenta ve bebeğin karaciğeri tarafından üretilen bir hormondur.

    * Inhibin A plasenta tarafından üretilen bir hormondur.

    Üçlü test AFP, HCG ve E3, dörtlü test ise bunlara inhibin A değerlendirmesinin eklenmesi ile yapılır.

    2. TM taraması doğum öncesi takibin önemli bir testidir. Ancak 1. TMTTnin daha yüksek oranda güvenilir olması ve daha erken haftada uygulanması nedeniyle günümüzde kullanılma oranı azalmıştır. Yapılması herhangi bir risk içermez. Test öncesi anne adayının aç olmasına gerek yoktur. Ultrason muayenesi ile fetusun gelişimsel haftası saptanır ve kan testi ile risk belirlenir.

    Test sonucunda risk seviyesi düşük ise 2. TMTT %75 doğrulukla sağlıklı bir gebeliği işaret eder. Risk seviyesi yüksek ise tanı testi olan amniyosentez uygulamasını düşünülebilir.

    2. TMTT bebekte hangi yapısal ve kromozomal bozuklukları taşıma riskini belirler?

    • Spina Bifida – bebeğin gelişmekte olan spinal kordunun (omuriliğinin) çevreleyen kemik (omurga) ve cilt dokusu tarafından tam olarak kapatılmaması sonucu oluşan ciddi bir doğum kusurudur.
    • Anensefali – beyin dokusunun yetersiz geliştiği ve kafatası bütünlüğünün korunmadığı durumdur, yaşamla bağdaşmaz.
    • Down Sendromu (trisomy 21) – zeka geriliği ve diğer tıbbi problemlerin eşlik ettiği genetik bir anomalidir.
    • Edwards Sendromu (trisomy 18) – ciddi zeka geriliğine yol açan genetik bir anomalidir, genellikle en fazla 1 yaşına kadar yaşayabilirler.

    2. TMTT sonucu, bebeğin Down Sendromu, Edwards Sendromu ve Nöral Tüp Defekti için taşıdığı riski belirler. Örneğin 1/1000 gibi. Genel olarak risk 1/250 – 1/300 ve üzerinde ise test pozitif olarak kabul edilir ve girişimsel tanı testi olan amniyosentez uygulaması düşünülebilir.

    Test sonuçları değerlendirilirken unutmamalıdır ki, 2. TMTT bebeğin gelişimsel veya kromozomal bozuklukları taşıma riskini belirler. Düşük risk bebekte bu sendromların olmadığını garantileyemeyeceği gibi yüksek riskte bebekte kesinlikle sendrom olduğunu göstermez. Girişimsel tanı testleri Down Sendromu veya Edwards Sendromu’nun saptanmasının tek kesin yöntemidir.

  • Hamileler bu testleri mutlaka yaptırmalı!

    Hamileler bu testleri mutlaka yaptırmalı!

    Bir asır önce temelleri oluşturulan gebelik takibi, hem annenin hem de bebeğin sağlığı için yaşamsal öneme sahip…

    Gebelik takibi önceleri 16. haftada başlatılıyor ve ayda bir kez yapılan rutin takipler, 30. haftadan sonra genellikle 2 haftada bir, 36. haftadan sonra ise haftada 1 olarak doğuma kadar sürdürülüyordu. Bunun nedeni ise gebelik zehirlenmesi (preeklamsi) ve ani başlayan kanamalar gibi çeşitli komplikasyonların hamileliğin ikinci yarısından sonra görülmesiydi. Oysa son yıllarda tıp teknolojisindeki gelişmeler ve bilgi birikimi sayesinde anne ile bebeğin yaşamını tehdit edebilen pek çok komplikasyon 3 basit yöntemle hamileliğin henüz ilk haftalarında belirlenebiliyor; anne adayının öyküsünün alınması, kan tahlili ve ultrason muayenesi.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Lütfü Önderoğlu, bu 3 yöntemle anne ve bebekte hangi sağlık sorunlarının tespit edilebildiğini anlattı. Prof. Önderoğlu, 11.14. haftalar arasında yapılan tek bir muayene ile anne ile bebeği düşük veya yüksek riskli grup olarak ayrılabildiğini belirterek şunları söyledi:

    “Özellikle ilk üç ay sonunda kontrollerin yapılıp, bundan sonraki bakım programlarının kişiye ve ihtiyaca özgü yeniden planlanması hem anne hem de bebek için yaşam kurtarıcı oluyor. Çünkü bu sayede sağlık hizmeti çok daha verimli ve etkili verilebiliyor. Riskli gruplar erken dönemde belirlendiğinde anne veya bebekte oluşabilecek gebelik kayıpları, erken doğum, doğum öncesi kanamalar, büyüme geriliği, preeklamsi ve Down Sendromu gibi ciddi komplikasyonlar tespit edilerek, önlenebiliyor ya da sorun hafifletilebiliyor. Dolayısıyla her anne adayının 11-14. haftalar arasında, en ideali ise 12. haftada kontrole gelmesi çok önemli.”

    MUAYENENİN 3 SİLAHŞÖRÜ: ÖYKÜ, TAHLİL, ULTRASON
    1- Annenin öyküsü: Muayenenin ilk adımında anne adayına daha önceki hamilelikte erken veya ölü doğum, gebelik tansiyonu, gebelik zehirlenmesi, bebeğin anne karnında iyi büyümemiş olması gibi sorunların olup olmadığı soruluyor, yapmış olduğu doğum varsa bunun tam bir hikayesi alınıyor. Anne öyküsünün alınması yüksek risk taşıyan ve doğumu 34 haftadan önce yapılma tehlikesi olan anne adaylarını seçebilme ve önlem alma şansını sunuyor.
    2- Kan tetkikleri: Anne adayının kan grubu, RH faktörü ve tam kan sayımı, geçirmiş olduğu enfeksiyonların araştırılmasının yanı sıra bu döneme ilişkin bazı özel hormon ve plasental proteinlerin bakılarak, anne yaşı ile gebelik haftasının birleştirildiği birinci ilk üç ay testi yapılabiliyor. Elde edilen test sonucu olasılık hesabı ile anne adayının kromozom anomalili bebek doğurma, preeklampsi ve buna bağlı büyüme geriliği riskleri sayısal olarak tespit ediyor. Çok yüksek risk taşıyanlar ile düşük risk taşıyan gebelerin ayrımına da böylece olanak tanınıyor. İlk trimester kan testinden en iyi sonucun alınabilmesi için bu test, ultrasonografi ile bakılan bebeğe ilişkin bazı özel ölçümlerle birleştiriliyor.
    3- Ultrasonografi: 11-14 hafta arasında yapılacak ultrasonografi ile gebeliğe ilişkin pek çok bilgi alınabiliyor. Bu dönemde özellikle ense saydamlığı ölçümü birinci trimester tarama testi olarak biyokimyasal değerler ile kombine edildiğinde ve gerekirse kalbe uygulanan duktus venozus doppleri, kalp kapağı doppler ölçümlerinin yanı sıra burun kemiği değerlendirilmesi ile bebekte down sendromu gibi önemli kromozom anomalilerinin tahmin edilme şansı yüzde 90’lara ulaşıyor. Aynı zamanda çok erkenden bebekte majör yapısal anomalilerden anensefali, karın ön duvar anomalileri, mesane ve ağır nörolojik sistem anomalileri de görülebiliyor.

    HANGİ RİSKLER TESPİT EDİLİYOR?
    Prof. Dr. Lütfü Önderoğlu, hamileliğin ilk 3 ayında yapılan kontrollerde tespit edilip, alınan tedbirler ve tedavilerle ortadan kaldırılabilen veya zararları büyük oranda hafifletilebilen riskleri şöyle sıraladı:
    ANNE ADAYINDA…
    Gebelik hipertansiyonu: Anne adayının tansiyonunun 140/90 mmHg ve üzerinde seyretmesi, beraberinde böbrekten idrara protein kaçağı olmasına preeklampsi, bir başka deyişle gebelik zehirlenmesi adı veriliyor. Yüzde 6-8 sıklıkla rastlanan hamilelik zehirlenmesi annede beyin kanamasından akciğer ödemine, görme kaybı, böbrek ve kalp yetmezliğinden ölüme kadar çok ciddi tablolara yol açabiliyor. Anne karnında bebekte büyüme ve gelişme geriliği olabiliyor, plasentanın erken ayrılma riski de artıyor.
    Erken doğum: Özellikle 34 haftanın altında gerçekleşen doğumlar sonucunda bebek ölümleri ve nörolojik kalıcı hasarlarla karşılaşılması bugün için en başta gelen sorun olarak görülüyor. Önceki gebeliklerde erken doğum, erken su kesesi açılması gibi öykü alınması ve mevcut gebelikte rahim ağzı ile kanalın sonografik takibi bu yönde yüksek risk taşıyan gebeliklerin saptanmasına yardımcı oluyor.

    BEBEKTE…

    Down Sendromu: 11- 12 haftada anne yaşı, kan tetkikleri ve ultrasonografi takibinden alınan sonuçlar birleştirilerek bebekte kromozom anomali riski tespit edilebiliyor. Eğer bebek yüksek risk grubundaysa, örneğin down sendromu riski yüzde 1 civarında ise koriyon villüs biyopsisi önerisi yapılarak erkenden kromozom analizine olanak sağlanabiliyor. Yapılan bu birinci trimester taraması ile kromozom anomalileri yüzde 90 oranında tahmin edilebiliyor. Fetal anomaliler: 11-14 hafta sonografisi ile majör anomalilerin önemli bir bölümü tanınabiliyor. Örneğin bebeğin kafatası ve beyin dokusundaki gelişme sorunu, karın ön duvarındaki açıklık, dışarıya doğru fıtıklaşan bağırsak veya karaciğer, idrar kesesinde tıkanıklık veya dev bir idrar kesesi tespit edilebiliyor. Ayrıca gebeliğin ilerleyen dönemlerinde kendini gösterebilecek kalp anomalileri ile iskelet sistemine ait anomaliler hakkında ön fikir elde edilebiliyor ve bu gebeler yakın takibe alınabiliyor.

    Büyüme ve gelişme geriliği: Yetersiz gelişme ve büyüme nedeniyle anne karnında ölüm olabileceği gibi doğum sonrası kalıcı özürler de gelişebiliyor. Bu bebeklerin önceden tespiti, daha farklı bir takip önerilmesi ve gerekirse erkene alınabilecek doğum kararları ile anne ile bebeğin yaşamları kurtulabiliyor.

    Gebelik – Hamilelik hakkında bilgi için tıklayın…

  • Küçük Evlilik Büyük Sorun

    Küçük Evlilik Büyük Sorun

    Uzmanlar uyarıyor: “Erken yaşta evlilik kesinlikle ağır travmalara ve kalıcı psikolojik rahatsızlıklara neden olur”

    Türk toplumunun kanayan yaralarından biri de erken yaşta yapılan evliliklerdir. Son günlerde kamuoyunda büyük yankı alan bu olgu üzerine, konunun önde gelen uzmanları çok dikkat çekici uyarılarda bulunuyorlar.

    Uzmanlar, toplum tarafından önemli bir sorun olarak görülmeyen erken yaşta evliliklerin, hem çiftleri, hem ailelerini hem de toplumu, hem kısa vadede hem de uzun vadede büyük sorunlarla karşı karşıya bırakacağının altını çizdiler. Uzmanlara göre erken yaşta evlilik Türk toplumunun aile yapısını tehdit ediyor.

    Konuyla ilgili çok çarpıcı tespitlede bulunan Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Başkanı Dr. Cem Keçe,Türkiye’de yapılan her 4 evlilikten birinin küçük yaşlarda olduğuna dikkat çekerek, artık normalleşen meşrulaşanbu olgunun derhal ortadan kalkması gerektiğini vurguladı.

    Dr. Keçe şunları kaydetti:

    “ERKEN EVLİLİK HAYATTAN ÇALMADIR”

    “Ataerkil ve geleneksel toplum yapısı, erken yaşta evlilikleri normalleştirmiş ve meşrulaştırmıştır. Oysa erken yaşta yapılan evlilikler özellikle kız çocuklarının toplumdaki eşitsiz konumunu pekiştirmekte ve hayat tercihlerini azaltmaktadır. Ruhsal ve bedensel gelişimini henüz tamamlamamış, kendi yaşamının iplerini eline henüz alamamış, haklarını bilmeyen yüzlerce genç kız, ya kendi istekleri ile ya da ailelerinin zorlaması ile evlenmektedir. Toplumun erken yaştaki evlilikler için nedenleri veya mazeretleri her zaman mevcuttur. Bazen yoksulluktan kurtulma isteği, bazen yalnızca bir aidiyet arayışı, bazen mevcut durumda kurtulup daha iyi görülene koşma, bazen köle gibi satılma, bazen “Evde kalırsın, yaşın geçerse kimse seni almaz” gibi yüz yıl öncesinden getirilip halen terk edilemeyen baskılar, bazen bir aşk, bazen de kendini ifade etme isteği, küçük yaşta evliliklerin nedenleriarasındadır.”

    “ERGENLİĞİNİ AŞAMAYAN EVLİLER, SORUNLARLA BOĞUŞUYORLAR”

    “Ülkemizde evlilikler genellikle bir maharet, bir başarı veya bir yetişkinlik hareketi gibi algılanır ve çiftler kararlarını özgürce verirler. Ancak bazen bunun olmadığı evliliklerde olur. Bazen 13–15 yaş arasındaki genç kızlar aileleri tarafından zorla evlendirilmeye çalışılır, bazen de özentiyle genç kızlar evlenmek isterler ve aileleri evliliklerine onay vermediği için evden kaçarlar ve evlendirilmek zorunda kalırlar. Her ne sebeple olursa olsun, erken yaşta yapılan evlilikler yanlıştır. Çünkü halen genç kız olan bu bireyler biyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimlerini tamamlamamıştır. Bununla birlikte erken yaşta yaşanan evliliklerde erken hamilelikler sıktır, daha kadın olmadan anne olan bireyler yaşam evrelerini sağlıklı geçirip, sağlıklı bir kişilik yapısı geliştiremezler ve evlilik ilişkilerinde çözümleyici yaklaşımlar gösteremezler. Kendi ergenlik sorunlarını halletmeden önce ebeveyn olan bu tip ailelerin çocukları da sorunlu kişilik yapısına sahip olabilmektedir.”

    “ERKEN EVLİLİK SAĞLIKLI TOPLUM İÇİN TEHDİTTİR”

    “Toplum olarak ilerlemiş bir ülke, iyi koşullarda yaşamını sürdüren insanlar ve mutlu çocuklar beklentimiz var, ancak erken yaşta yaşanan evlilikler bizi bu beklentilerden uzaklaştırmaktadır. Bu noktada hem devletimize hem medyamıza hem ruh sağlığı profesyonellere hem de ailelere çok fazla iş düşmektedir. Evliliğin nasıl bir düzen olduğuna, aile ortamının ne tür şartlara sahip olması gerektiğine ve diğer benzer durumlara açıklık getirilmesi gerekmektedir.

    “18 YAŞ ALTI EVLİLİK YASAKLANMALI”

    Ebeveynlerin çeşitli eğitimlerle görsel ve işitsel medya kullanılarak erken yaşta evlilik, kadın hakları, çocuk hakları, aile içi şiddet gibi önemli konularda bilinçlendirilmeleri gerekmektedir. Aile planlaması hizmetlerinin yaygınlaştırılması, aile planlaması olgusunun topluma daha açıklayıcı bir şekilde yansıtılması, din görevlilerinin günümüz koşullarında erken evliliğin sakıncalarını gerekli yerlerde gündeme getirerek vurgulaması önemli hususlardandır. 18 yaş altındaki evliliklerin yasalarla kesin bir şekilde engellenmesi, özellikle kız çocuklarının eğitime dâhil edilmesi, kadınların ekonomik anlamda özgürlüğünün sağlanması, kadınların iş kurma ve meslek edinmelerinin sağlanması, cinsel istismar, cinsiyet ayrımcılığı ve toplumsal halk sağlığı konularında toplumun bilinçlendirilmesi, ekonomik koşulların iyileştirilmesi gerekmektedir.”

    “EVLİLİK ÖNCESİ EĞİTİM ŞART”

    Evlenmeyi düşünen bireylerin ani kararlar almadan önce uzun bir süre birbirlerini tanımamaları gerekir. Unutulmamalıdır ki erken evlilikler o kişilerin çocukluğundan, gençliğinden ve yaşamından çalınan bir takım özgürlükleri akla getirir. Evlilik öncesi fiziksel tahlilleri zorunlu tutan devlet, evlilik öncesi eğitimi şart koşmalıdır. Evlenmeden önce anne-baba ve eş eğitimleriyle çiftlere sertifika verilmeli ve ancak bu sertifikaya sahip çiftler evlenebilmelidir. Annelik, babalık, karılık veya kocalık bir meslektir ve dünyanın en ucuz mesleği gibi eğitimsiz yapılmamalıdır. Ayrıca hem devletimiz, hem medyamız hem de ruh sağlığı profesyonelleri ilk üç yıl çocuk yapılmaması için kamuoyunda ortak bir bilinç yaratmalı ve çiftlerin birbirlerine alışmaları için zaman tanımalıdırlar. Aslında ne koşulda olursa olsun erken yaşta yapılan evliliklerin sonucu baştan bellidir. Bu evlilikler yeni neslin sağlıksız ve yetersiz bir şekilde gelişmesine neden olmaktadır.”

    “KÜÇÜK YAŞTA EVLİLİK TRAVMADIR”

    CİSED Genel Sekreteri Psikolog Serap Güngör ise küçük yaşta evliliğin çiftler için travmadan başka bir anlamı olmadığına dikkat çekti. Henüz gelişimini tamamlamamış gençlerin evliliğin getirdiği ağır sorumlulukları yüklenmesinin psikolojik travmaların ortaya çıkmasına neden olabileceğini belirten Güngör, çiftler için evlilikten önce yaşanması ve deneyimler kazanılması gereken birçok olgu olduğunu kaydetti.

    Psikolog Güngör şunları kaydetti:

    “Erken yaşta yapılan evliliklerde pişmanlık, öfke, özlem, hayal kırıklığı gibi duygular yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Erken evliliklerde ortaya çıkan sorunlar arasında en çok depresyon, kaygı bozuklukları, fobik problemler, güven problemleri, sağlık ile ilgili problemler ve intihar girişimleri bulunmaktadır. Erken yaş evlilikler erken gebelik ve doğumlara yol açabilmektedir. Fiziksel gelişimini ve ruhsal olgunlaşmasını tamamlayamamış gençler erkenden evlendiklerinde, gebelik ve doğumlarda anne veya çocuğun ölümüne, çocukların sağlıklı bir şekilde gelişimlerini tamamlayamamalarına neden olabilmektedirler. Ayrıca, erken yaş evliliklerinde aile içi sorunlar daha fazla görülmekte, çocuk bakımı ve çocuğu büyütme noktasında çift yeterli bir olgunlukta olamadığından ciddi sorunlar yaşamaktadırlar. Aile içi şiddet ve evlilikten mutlu olamamaları, kadında ve erkekte psikolojik sorunların görülmesine yol açabilmektedir. Bu tür evlilikler kadın için katlanılması gereken bir durum, erkek içinse mutluluğu dışarıda aramak için bir bahane olabilmektedir. Genç karı koca arasındaki sorunlar ailelerini de etkilemekte, aile ve eşler arasında kavgalara, kıskançlıklara, şiddete neden olmaktadır. Bu durum yıpranmış ailelere, mutsuz çiftlere, ortada kalmış ve psikolojik sorunlarla büyüyen çocuklara yol açmaktadır.”

  • Evde cinsiyet belirleme testi : OnHafta

    Evde cinsiyet belirleme testi : OnHafta

    Testi Nasıl Uygularım ?

    Testimizi yapmak son derece kolaydır. (Hamile olduğunuzdan emin olunuz.) Sadece Testimizin kutusunda gelen talimatları eksiksiz uygulamanız yeterlidir. Sabah ilk idrarınızı toplayın ve belirtilen miktarı test şişesinin içine şırınga ile yavaşça ekleyin. Şişenin ağzını kapayın ve sadece yatay dairesel hareketlerle çevirin ve düz bir yere koyun. 10 dakika sonra testinizin sonucunu göreceksiniz.  Test şişesinin içindeki sıvının rengini, şişenin üzerindeki renklerle eşleştirip bebeğinizin cinsiyetini öğreneceksiniz. Detaylı kullanım kılavuzu kutu içeriğinde TÜrkçe Ve İngilizce olarak mevcuttur. Sarı ya da Turuncu = KIZ Yeşil ya da dumanlı puslu yeşil = ERKEK,

    Daha da detaylı bilgi almak için Onhafta Intelligender

    Enerken ne zaman uygulayabilirim ?

    Hamile olduğunuzdan emin olduktan sonra, hamileliğinizin 10′cu haftasından 34′üncü haftasına kadar testimiz uygulanabilir. Sonuçları almak sadece 10 dakikanızı alacaktır. Testimiz son derece kolay, evinizin güvenli ortamında ve çabuk olduğundan sevinçli haberi sevdiklerinizle hemen paylaşabilirsiniz!

    Testin doğruluk oranı nedir ?

    Laboratuvar ortamında yapılan testlerde, IntelliGender® USA Cinsiyet belirtme Testinin 90% üzerinde doğru sonuçlar verdiği görülmüştür. IntelliGender® USA devamlı olarak bağımsız test ve araştırmalar yaptırmakta olup gerçek hayat deneyimlerini de kontrol etmektedir. Bu sonuçlar incelendiğinde kullanıcılarımızın 82% üzerinde doğru sonuç aldıkları görülmektedir. Testimiz devamlı olarak iyileştirme amaçlı takip edilmektedir.

    Sonucu neler etkiler ?

    Testimizin sonuçlarını, hamile kadının sabahki ilk idrarının kullanılması (gece çıkarılan son idrardan en az 2.5 saat geçmiş olmalıdır), test şişesine 10 dakikalık bekleme süresince hiç karışmamak doğru yönde etkilerken testten 3 saat üncesine kadar fazla miktarda sıvı içmek, test şişesini çalkalamak, testten 48 saat öncesine kadar korunmasız cinsel ilişkide bulunmak ters yönde etkileyecektir. Polikistik Over Sendromu (PCO) olan hamile kadınlarda testimizin yanlış ERKEK sonucu vermesi kuvvetle muhtemel olup bu kadınların test olmalarını tavsiye etmiyoruz. Progesteron alan hamile kadınların testimizi bu ilacı kullanmayı bıraktıktan en az 10 gün sonra almaları gereklidir.

    İkiz yada üçüz durumlarında ne oluyor ?

    Test sonuçları, Aynı Yumurta İkizleri’nde tek bebek gibi sonuç verir (ikisi de kız veya erkek). Fakat eğer farklı yumurtadan bebeklere hamile iseniz, tipik sonuç olasılıkla şöyle olacaktır; test sonucunuz kız ise muhtemelen tüm bebekler kızdır, erkek ise en az 1 tanesinin erkek olması muhtemeldir. Bazı test sonuçları göstermiştir ki, eğer test sonucunuz beş (5) dakikadan önce erkek rengine dönmüş ise tüm bebeklerin erkek olması kuvvetle muhtemeldir. UNUTMAYINIZ Kİ PİYASADAKİ HİÇBİR CİNSİYET ÖĞRENME TESTİ KESİN SONUÇ VERMEZ VE BEBEĞİNİZ (VEYA BEBEKLERİNİZ) DOĞANA KADAR %100 EMİN OLAMAZSINIZ.

    Polikistik Over Sendromu(PCOS) veya polegesteron alıyor olmak teste etki eder mi ?

    Progesteron alırken ve Progesteron tedavinizin bitmesinden en az 10 gün sonraya kadar testimizi yapmanızı tavsiye etmiyoruz.. Polikistik Over Sendromu (PCO) olan hamile kadınlarda ise testimizin yanlış ERKEK sonucu vermesi muhtemel olup yine testimizi yapmanızı yapmanızı tavsiye etmiyoruz.. Bu durumlarda testimiz doğru sonuç vermeyebileceğinden IntelliGender test sonuçlarının doğruluğunu gösteremez.

    Cinsel ilişki test sonuçlarını etkiler mi ?

    Ön veriler göstermiştir ki, yakın zamanda girilen cinsel ilişkiden dolayı testimiz yanlış ERKEK sonucu verebilmektedir. Bu sebepten dolayı eğer TESTTEN ÖNCEKİ 48 SAAT İÇİNDE CİNSEL İLİŞKİYE GİRİLMİŞSE TESTİMİZ YAPILMAMALI VE BU SÜRENİN DOLMASI BEKLENMELİDİR.

    Sabah ilk idrar ile kastedilen nedir ?

    Gece birkaç kez idrar yapmış isem ne yapmalıyım?Gece fazla miktarda sıvı içmediyseniz ve yeterli vakit geçti ise (sabah ilk idrarınızdan önce en az 150 dakika (2½ saat) idrar çıkarmamış ve sıvı içmemiş olmanız gereklidir) testimiz iyi sonuç verecektir. BU KONUYA HASSASİYET GÖSTERMENİZ GEREKLİDİR.

    Bu test ile hamile olup olmadığımı öğrenebilirmiyim ?

    KESİNLİKLE HAYIR. Testimiz, doğum öncesi Ultrasonografik Görüntüleme gününe kadar merakınızı gidermenize ve merak yerine eğlenceli günler geçirebilmenize yardımcı olşabilmek amacı ile geliştirilmiştir. IntelliGender test sonucuna göre, maddi, manevi, duygusal veya aile planlaması YAPILMAMASI GEREKTİĞİNİ TEKRAR ÖNEMLE HATIRLATIRIZ. Sözkonusu planlama çocuk odasının rengini belirlemek kadar küçük bir konu dahi olsa! Mümkün olduğu kadar erken, bir Doğum Uzmanı Doktor kontrolünde olmak Anne ve Bebeğin sağlığı için çok önem taşımaktadır. Hamille kadınlar, uzman doktorlarının tavsiyelerine göre hamileliklerini yönlendirmelidir.

    Ultrason testi yerine bu testi kullanabilir miyim ?

    KESİNLİKLE HAYIR. Testimiz, doğum öncesi Ultrasonografik Görüntüleme gününe kadar merakınızı gidermenize ve merak yerine eğlenceli günler geçirebilmenize yardımcı olşabilmek amacı ile geliştirilmiştir. IntelliGender test sonucuna göre, maddi, manevi, duygusal veya aile planlaması YAPILMAMASI GEREKTİĞİNİ TEKRAR ÖNEMLE HATIRLATIRIZ. Sözkonusu planlama çocuk odasının rengini belirlemek kadar küçük bir konu dahi olsa! Mümkün olduğu kadar erken, bir Doğum Uzmanı Doktor kontrolünde olmak Anne ve Bebeğin sağlığı için çok önem taşımaktadır. Hamille kadınlar, uzman doktorlarının tavsiyelerine göre hamileliklerini yönlendirmelidir.

    Ultrason testi bebeğin cinsiyetini en erken ne zaman tespit edebilir ?

    Hamile kadınlara, 20. haftadan sonra hamilelikleri ile ilgili belirlemeler (tarihler, tek veya çoklu hamilelik, plasenta konumu veya komplikasyonlar gibi) yapılabilmesi amacı ile Ultrasonografik Görüntüleme yapılabilir. Genellikle bu görüntülemede bebeğin cinsiyetini öğrenmek mümkün olabilir. Hamileliğin hangi safhada olduğu, görüntülemeyi yapan doktor veya teknisyenin becerisi, fetüs’ün konumu gibi çeşitli faktörler sonucu etkileyebileceğinden, %100 EMİN OLMAK İÇİN DOĞUMU BEKLEMEK GEREKLİDİR.

    Ultrason testi doğum öncesi mutlaka yapılması gereken birşey midir ?

    Genellikle Ultrason tıbbi endişe var ise mutlaka gereklidir. Ultrason, bakım sağlayıcınızın veya doktorunuzun kullandığı, bebeğinizin genel sağlık durumunu ve olası sorunları teşhis edilmesine ve değerlendirilmesine olanak tanıyan bir araçtır. Sorunsuz hamileliklerde Ultrason gerekli değildir.

    Doktorlar bu testi öneriyormu ?

    Hamileliklerde, doktorun rolü anne ve bebeğin sağlığına odaklanmaktır. Doğmamış bebeğinizin cinsiyetini öğrenmenin bilinen en kesin yöntemi Aminosentez veya Koriyonik Villus Örnekleme gibi tıbbi ve kadın vücuduna müdahele gerektirebilen testlerdir. Doktorlar genellikle bu gibi testleri sadece bebeğin cinsiyetini öğrenmek için yapmayı tercih etmezler. Ultrasonografik Görüntüleme (Ultrason) bebeğinizin cinsiyetini öğrenmek için kullanılabilir fakat bu da kesin olmayabilir. Ultrason sonuçlarını etkileyen etkenler arasında hamileliğinizin devresi, Ultrasonu yapan teknisyenin tecrübesi ve fetüs’ün anne karnındaki konumu sonuçları etkileyebilen unsurlar arasındadır. %100 emin olabilmek için doğumu beklemek gereklidir!

    Gereğinden fazla idrar koyarsam ne olur?

    Bu fazlalık eğer çok küçükse, sonucu etkilemez.

  • Gebelik (Hamilelik) Testi

    Gebelik (Hamilelik) Testi

    Kanda ve idrarda yapılan gebelik (hamilelik) testleri

    Gebelik rahim içinde (dış gebelik durumunda tüplerde ya da karın boşluğu gibi bir yerde) yerleştiği andan itibaren trofoblast hücreleri tarafından HCG (Human chorionic gonadotropin) adı verilen bir hormon salgılanmaya başlanır. Normalde kanda ve idrarda eser miktarda bulunan bu hormonun arttığının çeşitli testlerle gösterilmesi (HCG salgılayan tümörlerin olduğu çok ender durumlar hariç) vücutta bir gebelik olduğunun kesin kanıtıdır.

    Kandaki ve idrardaki HCG seviyesinin bu hormona yapısal olarak çok benzeyen luteinizan hormon (LH) adlı yumurtlamadan sorumlu hormon ile karışmasını önlemek için HCG hormonunun beta fraksiyonu yani ß-HCG ölçümü yapılır.

    İdrar testleri:

    Kanda ß-HCG belli bir eşik seviyesine ulaştığında idrara çıkmaya başlar ve gebeliğin ilerlemesiyle idrardaki seviye artar. İdrarla yapılan gebelik testlerinin esası bu ß-HCG’nin varlığının ya da yokluğunun saptanmasına dayanır. Çeşitli testlerin hassasiyeti arasındaki farklılıklar idrardaki seviyeyi tanıyıp tanıyamamalarına bağlıdır. Hassas bir test idrarda gebeliğin en erken dönemlerindeki düşük seviyedeki ß-HCG’yi tanıyabilirken, hassas olmayan testler gebelik biraz daha ilerleyip idrardaki seviye yükseldiğinde, yani daha geç bir dönemde gebeliği tanıyabilirler.İdrar testlerinde “gebelik müspet” sonucu alındığında hata oranı oldukça düşüktür. Ancak “gebelik menfi” sonucu veren testin bir süre sonra tekrarlanması uygundur.

    Eczanelerde ya da evlerde hazır test kitleri yardımıyla uygulanan idrarda gebelik testlerinin güvenilirliği üretici firma tarafından her ne kadar %99 olarak belirtilse de yapılan çalışmalar özellikle adet gecikmesinin 10 günden daha az olduğu durumlarda hata oranının %50′lerde olabileceğini göstermektedir (“Hata” genellikle testin hassasiyetinin düşük olması nedeniyle varolan bir gebeliği saptayamaması şeklinde olmaktadır. Ancak tam tersi de mümkündür).

    Laboratuvarda uygulanan idrarda gebelik testleri ise adet gecikmesinin beşinci gününden itibaren güvenilir sonuç verebilmektedir. Bu testler daha düşük hormon seviyelerini tanıyabilen ve bu yüzden de hazır test kitlerine göre daha hassas olan testlerdir.

    Kan testi (beta HCG):

    İdrar testleri ß-HCG’nin varlığını ya da yokluğunu saptayabilirken kan testleri ß-HCG’nin kandakiseviyesini saptarlar. Böylece hormon salgısının başladığı en erken dönemlerde, henüz adet gecikmesi bile olmadan kanda ß-HCG seviyesi saptanarak gebeliğin tanısı konabilir, ya da gebelik oluşmadığı yönünde kesin karar verilebilir.

    Kanda ß-HCG testi gebelik testi olarak kullanılmasının yanında dış gebelik, mol gebeliği, düşük gibi durumların tanısında da kullanılan oldukça değerli bir tanı aracıdır.

    İlgili Konular ;
    Hamilelik Belirtileri
    Üstüne görme nedir?
    Tahmini doğum tarihi – Gebelik Hesaplama
    Ovulasyon-Yumurtlama tarihi hesaplama
    Gün gün Hamilelik – Gebelik Takvimi