Etiket: kan değerleri

  • Hamilelikte Monosit Yüksekliği Tehlikeli Mi? Nedenleri nelerdir?

    Hamilelikte monosit yüksekliği tedavisinde mutlaka iyi araştırma yapılmalı ve yüksekliğin altında yatan sebep bulunmalıdır. Tedavi altında yatan sebebe göre değişiklik gösterecektir. Monosit yüksekliği tedavisi için bir dahiliye doktoruna başvurulması gerekmektedir. Monosit yüksekliği tedavisinde eğer altında yatan başka bir neden yoksa;

    • Kilo kontrolü için bazı tedbirler
    • Düzenli egzersiz
    • Omega 3 yağ asidi ağırlıklı gıda tüketimi
    • Uyku düzeni için bazı tedbirler önerilmektedir.

    Monosit beyaz bir kan hücresidir ve bakteri, mantar ve virüsler gibi yabancı maddelerle savaşırlar. Bağışıklık sistemindeki en büyük beyaz kan hücresi olan monosit, genellikle vücutta bulunan mikroplarla savaş için çoğalırlar. Monosit yüksekliği tek başına özellikle hamilelik döneminde sık görülmez. Çünkü hamilelik döneminde en sık görülen rahatsızlardan bir tanesi kansızlıktır. Monosit yüksekliği hamilelik döneminde görüldüğünde ve herhangi bir hastalık sebebiyle gerçekleşmiyorsa teşhisi stres kaynaklı olarak konulabilmektedir.

    Hamilelikte Monosit Yüksekliği Tehlikeli Mi?

    Hamilelik dönemi, bir kadının hayatındaki en önemli süreçlerden biridir. Bu süreçte anne adayları, sağlıklı bir gebelik ve doğum gerçekleştirmek için pek çok sağlık kontrolünden geçerler. Bu kontrollerde yapılan kan testleri arasında monosit sayısının yüksekliği de gözlemlenebilir. Peki, hamilelikte monosit yüksekliği tehlikeli midir?

    hamilelikte monosit yüksekliği
    hamilelikte monosit yüksekliği

    Monositler, vücudumuzda bulunan bir tür beyaz kan hücresidir. Bu hücreler, enfeksiyonlarla mücadele etmek ve vücudumuzdaki yabancı maddeleri yok etmek için önemli bir rol oynarlar. Normal şartlarda, hamile olmayan bir yetişkinin kanında monosit sayısı 200-800/mm³ arasındadır. Ancak hamilelik döneminde, monosit sayısında hafif bir artış görülebilir. Bu artışın nedeni, anne adayının bağışıklık sisteminin gebelik boyunca değişiklik göstermesidir.

    Hamilelikte monosit yüksekliği genellikle tehlikeli bir durum değildir. Ancak bazı durumlarda monosit yüksekliği, ciddi sağlık sorunlarına işaret edebilir. Örneğin, gebelikte yüksek monosit seviyeleri, enfeksiyon ya da inflamasyon gibi birçok farklı sağlık sorununun belirtisi olabilir. Ayrıca, monosit yüksekliği, preeklampsi gibi gebelik komplikasyonlarının bir belirtisi olarak da karşımıza çıkabilir.

    Hamilelikte monosit yüksekliğinin nedenleri arasında enfeksiyonlar, viral veya bakteriyel hastalıklar, iltihaplı bağırsak hastalığı, romatizmal hastalıklar, kanser gibi ciddi hastalıklar da yer alabilir. Bu nedenle, hamilelikte monosit yüksekliği tespit edildiğinde mutlaka doktorunuzla iletişime geçmelisiniz.

    Sonuç olarak, hamilelikte monosit yüksekliği genellikle tehlikeli bir durum değildir. Ancak, yüksek monosit seviyeleri ciddi sağlık sorunlarına işaret edebilir. Bu nedenle, gebelik sürecinde yapılacak düzenli sağlık kontrolleri ve kan testleri, anne adayının sağlığı ve bebeğinin sağlıklı bir şekilde gelişimi için son derece önemlidir.

    Mono Yüksekliğimi Yorumlar Misiniz? Tıklayın

    Hamilelik Döneminde Monosit Yüksekliğinin Nedenleri Nelerdir?

    Hamilelik döneminde görülebilen monosit yüksekliği bazı hastalıkların yan etkisi olarak ortaya çıkabilmektedir. Hamilelik döneminde %15’in üzerine çıkan monosit değeri yüksek sayılır ve mutlaka doktor kontrolüne gidilmesi gerekmektedir. Hamilelikte monosit yüksekliği nedenleri şu şekilde sıralanabilmektedir;

    • Kabakulak
    • Ağır şekilde oluşan enfeksiyonlar
    • Öpücük hastalığı
    • Vücut iltihapları
    • Stres
    • Zatürre
    • Cushing hastalığı
    • Kortizol hormonu yükselmesi
    • Bazı alerjiler
    • Sarkidoz hastalığı
    • Tüberküloz
    • Kızamık
    • Astım

    Hamilelik döneminde monosit yüksekliği nasıl düşürülür?

    Hamilelik döneminde monosit yüksekliği, anne adayları için endişe verici bir durumdur. Monositler, bağışıklık sistemi hücrelerinden biridir ve enfeksiyonlara karşı koruma sağlarlar. Ancak, yüksek monosit seviyeleri bazen hamilelik sırasında anormal bir durumun habercisi olabilir. Peki, hamilelik döneminde monosit yüksekliği nasıl düşürülür?

    Öncelikle, monosit yüksekliği olan hamile kadınların doktorlarıyla iletişim halinde olmaları çok önemlidir. Hamile kadınların kendilerini iyi hissetmeleri ve bebeklerinin sağlığı için doktorlarının önerilerine uymaları gerekmektedir.

    Ayrıca, doğal yollardan monosit seviyelerini düşürmek için bazı gıdalar tüketebilirsiniz. Örneğin, antioksidanlar açısından zengin olan meyve ve sebzeler, bağışıklık sistemini destekleyerek monosit seviyelerini azaltmaya yardımcı olabilir. C vitamini açısından zengin meyveler, portakal, mandalina, limon gibi turunçgiller, elma, armut, kivi, çilek, ahududu gibi meyveler tercih edilebilir. Yeşil yapraklı sebzeler, lahana, brokoli, karnabahar, ıspanak, pazı gibi sebzeler de antioksidan ve anti-enflamatuar özellikleri sayesinde monosit seviyelerini düşürmeye yardımcı olabilir.

    Bununla birlikte, stres yönetimi ve düzenli egzersiz yapmak da monosit seviyelerini azaltmak için etkili yöntemlerdir.

    Hamilelik Döneminde Monosit Düşüklüğü Nedenleri Nelerdir?

    Hamilelik döneminde monosit düşüklüğü çok daha sık rastlanılan bir durumdur. Hamilelik döneminde kansızlık sık görüldüğü için monosit değerlerinin düşük olması normal sayılmaktadır. Hamilelik döneminde 0 ya da 0’ın altına düşen monosit değerleri tehlikeli sayılmakta olup böyle bir durumda mutlaka uzman bir doktora gidilmesi gerekmektedir. Hamilelik döneminde monosit düşüklüğüne sebep olabilecek rahatsızlar şu şekilde sıralanabilmektedir;

    • Kansızlık
    • Romatoid Artrit
    • Lupus
    • B12 ve Folat eksikliği
    • Tüberküloz
    • Bağışıklık sistemi hastalıkları

    Hamilelik döneminde yaşanan monosit düşüklüğü için genellikle vitamin takviyesi ve uygun egzersizlerin yapımı önerilmektedir. Doktor kontrolünde yapılacak olan tedavi yöntemleri hem anne hem de bebeğin sağlığı için büyük önem taşımaktadır.

    Hamilelikte Monosit Yüksekliği Düşüklüğü Nedir? Tıklayın !

    Hamilelikte kan değerlerinin yükselmesi için ne yapmalı?

    Hamilelik sırasında kan değerlerinin yükselmesi oldukça önemlidir, çünkü anne ve bebek sağlığı için gerekli olan oksijen ve besinlerin taşınmasına yardımcı olan kırmızı kan hücrelerinin üretimini arttırmaya yardımcı olur. Bununla birlikte, kan değerlerinde yükselme olması, bazı durumlarda anemiye neden olabilecek bir kanama veya hastalık belirtisi olabilir.

    Kan değerlerinin yükselmesi için öncelikle sağlıklı bir beslenme programı izlemeniz önerilir. Yüksek demir içeriği olan gıdalar, kırmızı et, tavuk, balık, kurubaklagiller, kuru meyveler, yeşil yapraklı sebzeler, kahverengi pirinç gibi tahıllar, yumurta ve koyu çikolata gibi gıdalar tüketilmelidir. Ayrıca, C vitamini, folik asit ve B12 vitamini gibi kırmızı kan hücresi üretimini artıran besinleri de diyetinize eklemek önemlidir.

    Bunun yanı sıra, egzersiz yapmak da kırmızı kan hücresi üretimini artırabilir. Hamilelik sırasında doktorunuzun önerdiği uygun egzersizleri yaparak, kan akışınızı arttırabilir ve kırmızı kan hücrelerinin üretimini destekleyebilirsiniz.

    Son olarak, doktorunuzun önerdiği takviyeleri düzenli olarak almak da kırmızı kan hücrelerinin üretimini artırmaya yardımcı olabilir. Özellikle demir, folik asit ve B12 vitamini takviyeleri, hamilelikte kırmızı kan hücrelerinin üretimini arttırmak için sıklıkla kullanılır.

    Özetlemek gerekirse, kan değerlerinin yükselmesi için sağlıklı beslenme, egzersiz ve doktorunuzun önerdiği takviyeleri düzenli olarak almak oldukça önemlidir. Bununla birlikte, kan değerlerinizde bir artış fark ederseniz veya anemi belirtileri görürseniz, hemen doktorunuza danışmanız önerilir.

  • Kilonuzun sebebi insülin direnci olabilir!

    Kilonuzun sebebi insülin direnci olabilir!

    İnsülin Direnci Nedir?

    Normalde yiyecekler şeker formunda kana karışır. Kandaki şeker yüksekliği pankreasın daha fazla insülin depolamasına neden olur. Normalde bu hormon hücrelere eklenir. Kandaki şekeri alarak enerjiye dönüştürür.

    İnsülin direnci durumunda vücuttaki hücreler insülin hormonunun hareketlerini ayırt edemeyecek hale gelir. Kandaki insülin direncini dengelemek için pankreas daha fazla insülin salgılar.

    İnsülin direnci olan insanlarda insülinin yüksek seviyelere ulaşması belirti olmaktan çıkar. Hastalığın ta kendisi olur. Zamanla insülin direnci olan kişilerde yüksek insülin seviyesi şekeri kontrol etmeye yetmeyince diyabet riski doğar.

    İnsülin Direncini Etkileyen Faktörler

    • Bozulmuş açlık şekeri, bozulmuş glikoz tolerans seviyesi ya da tip 2 diyabet olabilecek sağlık sorunlarından. Bütün bunların nedeni pankreasın insülin direncinin hakkından gelecek düzeyde insülin üretememesi. Böylece kanda şeker at koşturmaya başlıyor. Çok geçmeden de diyabet ortaya çıkıyor.

    • Yüksek tansiyon. Nedeni çok belli değil. Ancak çalışmalar tansiyon ne kadar yüksekse insülin direncinin de o kadar fazla olduğunu gösteriyor.

    • Anormal kolesterol seviyesi. Kolesterol seviyesi insülin direnci olan insanlarda düşüktür. Hemen sevinmeyin: bahsettiğimiz iyi kolesterol. Kötü kolesterol ise yüksek olur.

    • Kalp hastalıkları. İnsülin direnci damarlarda plak oluşumuna, damarların tıkanmasına neden olabilir.

    • Obezite. İnsülin direncini doğuran başlıca faktör obezite. Kilo kaybı vücudun insülini doğru miktarda kullanmasına yardımcı olabilir.

    • Böbrek hastalıkları. İdrardaki protein seviyesi böbrek hastalıklarının habercisi. Ancak bazı uzmanlar insülin direncinin protein fazlasına neden olmayacağı görüşünde.

    Uzmanlara göre, uzun zamandır diyet yapan ve yürüyüşlerini aksatmayan bir kişinin kilo vermekte güçlük çekmesindeki sebep; insülin direnci olabiliyor.

    Özel Biyofiz Fizik Tedavi ve Romatizmal Hastalıklar Tıp Merkezi Beslenme ve diyet Uzmanı Başak Kefeli, diyet ve spor yapmasına rağmen kilo veremeyen kişilerin mutlaka insülin direncini kontrol ettirmesi gerektiğini söyledi. İnsülin direncinin şeker hastalığının başlangıcı olduğuna işaret eden Kefeli, “Şeker hastalığında insülin salgılamayan pankreas bezimiz insülin direncinde gereğinden fazla insülin salgılamaya başlamıştır. Gereğinden fazla insülinin kanımızda bulunması ise dokularda insüline karşı duyarsızlık oluşturuyor. Bu duruma da insülin direnci deniliyor. Yani bu süreçte vücudumuz tüketilen besinleri yağ olarak depolamak için can atıyor.” dedi.

    Beslenme ve diyet Uzmanı Başak Kefeli özellikle; ailesinde şeker hastalığı olan, karın bölgesinde yağlanması fazla olan, uzun süre hareketsiz oturan, uzun süre aç kalan, çok sık (2 saatten de sık) atıştıran, çok sık şeker ve şekerli ürün tüketenler ile aniden hızlı kilo alanların risk altında olduğuna dikkat çekti. ‘Su içsem dahi kilo alıyorum’ diyenlerin kan değerlerine baktırarak HOMA değerinin 2,7’yi aşıp aşmadığını kontrol etmelerini tavsiye eden Başak Kefeli, insülin direncinin şiddetine göre her gün yarım saat yapılacak tempolu yürüyüşün de tedavide önemli bir yere sahip olduğunu belirtti.

    Başak Kefeli, dikkat edilecek hususları şöyle sıraladı: “Tam buğday ekmeği veya çavdar ekmeği tüketilmeli. Pirinç yerine bulgur kullanılmalı. Meyve suyu yerine meyvenin kendisi tercih edilmeli. Meyveler kabukları ile yenilmeli. Her gün mutlaka 1 tabak sebze yemeği veya salata yenilmeli. Esmer makarna tercih edilmeli. Unlar yarı yarıya tam buğday unu ile karıştırılmalı. Etlerin yağlı kısımları ve tavuğun derisi yenilmemeli. Haftada 1 gün kırmızı et, 2 gün tavuk ve 3 gün balık eti tercih edilmeli, kurubaklagillerin yemeği veya çorbası haftada 1 defa mutlaka tüketilmeli. Her öğün mutlaka 1 çay bardağı kadar yoğurt tüketilmeli. Süt ve süt ürünleri az yağlı tercih edilmeli. Günde 3-4 defa küçük ara öğünler yapılmalı. Ara öğünlerde süt-meyve/yoğurt-ekmek / sütlü kahve-bisküvi gibi alternatifler tercih edilebilir. 4-5 saatten daha fazla aç kalınmamalı, tuz tüketimi sınırlandırılmalı. 1 günde toplamda 1 tatlı kaşığından daha fazla tuz tüketilmemeli. Şeker içeren besinlerden mümkün olduğunca uzak durulmalı. Bir diyetisyenden beslenme planının oluşturulması için yardım alınmalı.”

    İnsülin Direnci Tanısı

    İnsülin direncini tespit etmek için belirli bir test yok. Ancak doktorunuz bazı durumlardan şüphelenip üstüne gidebilir:

    • Kardeşlerde ya da anne babada tip 2 diyabet, yüksek tansiyon ya da kalp hastalıkları varsa

    • Obezseniz

    • Karın bölgesinde ve kalçada aşırı yağlanma varsa

    • 40 yaşından büyükseniz

    • Hamilelik diyabeti geçirdiyseniz

    • Polikstik over sendromu geçirdiyseniz

    • Gizli şekeriniz varsa

    • Güney Asyalı ya da Afrikalıysanız. Bazı ırklar insülin direnci konusunda biraz daha şanssız oluyorlar.

    İnsülin Direnci Tedavisi

    Belli reçeteli ilaçlar insülin direncini ortadan kaldırmada etkili. Bu ilaçlardan dolayı vücudunuz insülin hareketlerine karşı daha hassas olabilir. Kolesterol düşürücü ilaçlar ya da yüksek tansiyon ilaçları insülin direncinin neden olduğu başka hasarlara iyi gelebilir.

    İnsülin Direncinin Önlemi Var mı?

    İnsülin direnci kesinlikle önlenebilir. Sağlıklı bir yaşam sürerek insülin direncini ve ilişkili diğer sağlık sorunlarını engelleyebilirsiniz. İnsülin direncini engellemek için birkaç ipucu:

    Egzersiz yapın. Haftada 5 gün günde yarım saat yürüyüş yapın. İsterseniz 30 dakikalık süreyi 10’ar dakikalık 3 bölüme ayırabilirsiniz. Haftada 150 dakikayı tamamlamaya bakın.

    Sağlıklı kilonuzu koruyun. Boyunuzu da göz önünde bulundurarak ideal kilonuzu belirleyin ve bu aralıkta kalın.

    Düzenli beslenin. Düzenli beslenmek için sağlıklı, kalori kontrolü olan bir diyet şart.

  • Kan değerleriniz ve siz !

    Kan değerleriniz ve siz !

    Kansızlık sorunu yaşıyorsanız yalnız değilsiniz. Bu soruna toplumda çok sık rastlanıyor. Kansızlık kadınlarda jinekolojik, erkeklerde mide-bağırsak sistemi, çocuklarda hızlı büyüme kaynaklı olabildiği gibi bunların dışında kalan farklı nedenler de bulunuyor.

    Kansızlık tıp dilinde, ‘anemi’ olarak adlandırılıyor ve kana rengini verip kırmızı kan hücreleri olarak adlandırılan alyuvarların (eritrosit) azalması olarak tanımlanıyor. Bu sorunun bir hastalık değil, bir laboratuvar bulgusu olduğuna dikkat çeken Hematoloji ve Hücresel Tedaviler Koordinatörü Prof. Dr. İhsan Karadoğan, ” Kansızlık sorunu yaşayan bir hastada öncelikle kansızlığa neden olan hastalığın bulunması gerekir” diyor.

    Bu nedenle hastaya asıl tanının konulabilmesi için öncelikle var olan kansızlığa yol açan hastalığın araştırılması gerekiyor. Kansızlığa yol açabilen yüzlerce hastalık konusu olduğu için aynı anda olası tüm hastalıkları saptamaya yönelik testlerin yapılması hem zaman hem de ekonomik açıdan mümkün olmuyor. Bu nedenle hastanın cinsiyeti ve o sıradaki yaşında en sık görülen hastalıklar dikkate alınarak, bu hastalıkları saptamaya yönelik değerlendirmelerin adım adım yapılması büyük önem taşıyor.

    Bunun için öncelikle hastanın öyküsü ve muayenesinde saptanan anormalliklerin belirlenmesi ve ardından tanı amaçlı çeşitli laboratuvar testlerin yapılması gerekiyor. Yapılan testlerin birincil amacının hastada gerçekten bir kansızlık olup olmadığının saptanması, eğer kansızlık varsa derecesinin belirlenmesi olduğu belirtiliyor. İkinci aşamada ise kansızlığa yol açan asıl hastalığın adının konabilmesi için gereken testler yapılıyor.

    TAM KAN SAYIMI KANSIZLIĞA İLİŞKİN BİLGİ VERİYOR

    Bir hastada kansızlık olup olmadığının ortaya konulması için yapılması gereken ilk kan testi “tam kan sayımı” olarak adlandırılıyor. Tam kan sayımı günümüzde otomatik kan sayım cihazları ile yapılıyor. Bu cihazlar hızlı, ucuz ve pratik olarak hem kansızlık derecesi hem de kansızlığa yol açan hastalıklar hakkında önemli ipuçları sunuyor. Cihazdan çıkan veriler, kansızlığın derecesiyle ilgili de bilgiler veriyor.

    Buna örnek olarak, “eritrosit sayısı denilen ve 1 milimetre küpte bulunan hücre sayısı, hemoglobin düzeyi ve hematokrit oranı en sık kullanılan parametrelerdir” diyen Karadoğan, elde edilen değerlerin normalin altında olmasının bir kansızlık göstergesi olduğunu söylüyor. Bunlara bakarak kansızlığın düzeyi saptanmış oluyor. Bu ilk aşamadan sonra yapılacak diğer testler kansızlığa yol açan hastalıkların saptanması için gerçekleştiriliyor. Bu yapılırken bu soruna yol açabilecek yüzlerce çeşit hastalık olduğunun unutulmaması gerekiyor.

    BİRÇOK HASTALIĞIN KANSIZLIK YAPICI ETKİSİ VAR

    Kansızlığa yol açacak birçok hastalık bulunuyor. Kadınlarda, erkeklerde ve farklı yaş gruplarında kansızlık yapan hastalıklar birbirinden farklılıklar gösteriyor. Dr. Karadoğan demir eksikliğine bağlı kansızlığın toplumda en sık görülen kansızlık nedeni olduğunu belirtiyor.

    Demir eksikliği dışında folik asit ve B 12 vitamini eksikliği gibi vitamin eksiklikleri de en sık görülen kansızlık nedenleri arasında yer alıyor. Kansızlık birçok kronik gidişli hastalığa da eşlik edebiliyor. Romatizmal hastalıklar, otoimmün hastalıklar, kronik seyreden enfeksiyon hastalıkları, bir çok kanser türleri, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, karaciğer hastalıkları ve hipotroidi gibi bazı endokrin hastalıklar da kansızlığa yol açabiliyor.

    Akdeniz anemisi olarak bilinen talasemi gibi birçok kalıtsal hastalık da özellikle çocuklarda kansızlık yapan önemli hastalıklar arasında yer alıyor. Travma veya mide-bağırsak kanaması gibi nedenlerle oluşabilen akut kanamalar da önemli bir kansızlık nedeni olabildikleri gibi şok tablosu yaratarak yaşamı tehdit edebildikleri için ayrı bir önem taşıyor. Özellikle kadınlarda en sık görülen kansızlık türü, demir eksikliği anemisinden kaynaklanıyor. Bu sorunla her üç kadından birinde karşılaşıldığı belirtiliyor.

    Prof. Dr. İhsan Karadoğan, demir eksikliği anemisinin bir tanı olmadığını söylüyor. Kansızlığın demir eksikliğinden kaynaklandığı gösterildikten sonra buna yol açan nedenin mutlaka ortaya çıkarılması gerekiyor. Doğurganlık çağındaki kadınlarda kan değeri düşüklüğünün en önemli nedeninin her ay adet kanamaları nedeniyle yaşanan kan kayıpları olduğu belirtiliyor. Gebelik sırasında annenin depolarında bulunan önemli miktarda demir bebeğe aktarıldığı için tekrarlayan doğumlar kadın için risk anlamına geliyor.

    En önemli neden kadın hastalıkları

    Kadınlardaki kansızlığın en önemli kayıp kaynağını jinekolojik nedenler oluşturuyor. İkinci sırada gelen kan kayıp nedeni ise mide bağırsak sisteminden kaynaklanan kanamalar olarak görülüyor. Midede ülser nedeniyle gizli ya da açık kanama, bağırsakta olabilecek ülser, polip, divertikül, hemoroid gibi iyi huylu hastalıkların yanında mide ve bağırsakta gelişen kanserler de vücutta kan kayıplarına neden olabiliyor. Bu nedenle demir eksikliği tanısı konulan kişide mutlaka bunun altında yatan nedenin araştırılması gerekiyor.

    Hamilelikte Kansızlık ve Demirin Önemi için tıklayın !

    Erkeklerde ilk sırada mide-bağırsak hastalıkları var

    Erkeklerde demir eksikliği kadınlara göre daha az oranda görülüyor. En önemli nedenin, mide bağırsak sisteminden kaynaklanan kanamalar olduğu belirtiliyor. Bu soruna; mide ülserleri, hemoroid, alkol ve sigara tüketimi fazla olan kişilerde gastrit nedeniyle oluşan yaralar neden oluyor. Erkeklerde demir eksikliğine bağlı kansızlık saptanması durumunda öncelikle mide ve bağırsak sisteminde görülebilecek sorunların araştırılması gerekiyor.

    Erkekler ve 40 yaş üzeri kadınlar dikkatli olmalı

    Mide ve bağırsaktan olan kanamalar hem erkek hem de kadınlarda önemli bir demir eksikliği nedeni. Ne iyi ki bu problemlerin altında hastaların çoğunda kolay tedavi edilebilen ülser, gastrit, hemoroid gibi iyi huylu hastalıklar yatıyor. Ancak erkekler ve 40 yaş üzeri kadınların yüzde 10 kadarında mide ve bağırsak sisteminden kaynaklanan kanserler kendini demir eksikliğine bağlı kansızlık şeklide gösterebiliyor. Demir eksikliğine yol açan nedenin zamanında saptanması bu tür kanserlerin erken tanınmasına yol açarak tedavi şansını yükseltiyor. Ancak tanıda geç kalınması hastanın kanser açısından tedavi şansını yitirmesine ve yaşamını yitirmesine yol açabiliyor. Prof. Dr. İhsan Karadoğan, demir eksikliği saptanan erkek ve 40 yaş üzeri kadınlarda mide-bağırsak sistemine ait bir yakınma olmasa bile bu sistemin endoskopik yöntemlerle taranmasının çok önemli olduğunu belirtiyor.

    Kanserin ilk belirtisi olabilir

    Kanamaya bağlı gelişen demir eksikliği dışında başka mekanizmalarla gelişen kansızlıklar da bazı kanserlerin ilk belirtisi olabiliyor. Örneğin başta kan kanserleri olmak üzere çeşitli kanserlerin kemik iliğini işgal etmesi kansızlık nedeni olabiliyor. Bu nedenle, sorunun ortaya çıkış nedeninin ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Kansızlığın nedeninin saptanması bazen kolay olabildiği gibi bazı durumlarda tanı haftalar sonra konabiliyor.

    Çocuklarda kansızlık hızlı büyüme kaynaklı olabilir

    Vücudun demir ihtiyacı hızlı büyüme sırasında artıyor. Çocukluktan gençliğe hızlı geçiş dönemi olan ergenlikte, eğer besinlerden alınan demir yeterli olmuyorsa, yine bir kansızlık tablosu oluşabiliyor. Demir emilimini bozan nedenlerden biri olan kronik ishal ve emilim bozuklukları gibi nedenler bu tip sorunlara yol açsa da bunların nadir görüldüğü belirtiliyor. Kansızlık bazı durumlarda doğuştan kalıtsal hastalıklar nedeniyle de oluşabiliyor. Bu tip hastalıklar özellikle çocuk çağında tanınıyor. Bu nedenle hastanın kansızlığının nedeninin kalıtsal mı yoksa sonradan başka bir nedenle mi ortaya çıktığının detaylı şekilde araştırılması gerekiyor.

    Habertürk

  • Anoreksiya Nervoza Hastalığı Nedir

    Anoreksiya Nervoza Hastalığı Nedir

    Anoreksiya Nervoza bir psikolojik hastalıktır. Genelde genç yaştaki ve zayıflama tutkunu bayanlardan görülen Anoreksiya Nervoza hastalığı tedavi edilmemesi durumunda ölümle sonuçlanabilir. Anoreksiya Nervoza hastalığına yakalananlar yemek yemezler, uyku sorunları vardır ve bunlara rağmen sürekli enerjik dururlar. Bu durum metabolizmanın çalışmasını tamamıyla etkileyen bir durumdur. Anoreksiya Nervoza hastalığına yakalanan bir kaşı istediği kadar zayıf ve ideal kiloda olsun mevcut kilosunu asla kabul etmez ve sürekli zayıflamak ister. Bir deri bir kemik dahi kalsa bu kilosunun hala çok olduğunu düşünür ve bu duruma kendini inandırır. Eğer sizlerinde bu tarz sorunlarınız varsa hiç vakit kaybetmeden uzman bir doktorla görüşünüz. Hepinize sağlık kokan uzun bir yaşam dileriz.

    Anoreksiya Nervoza Belirtileri Nelerdir

    Anoreksiya Nervoza hastalığına yakalananlarda görülen başlıca belirtileri siz değerli takipçilerimizle paylaşmak istiyoruz. Bu belirtileri kendinizde de gözlemliyorsanız en kısa zaman içerisinde uzman bir doktora görününüz.

    Anoreksiya Nervoza Hastalık Belirtileri ;

    – Aşırı derecede ve fiziki olarak da kendisini gösteren kilo kayıpları yaşanır.
    – Kişi içine kapanık hale gelir ve sosyal çevresinden kopar.
    – Kendisini spora verir ve hiç yorulmuyormuş gibi egzersiz yapar.
    – Şişmanlamaktan korkar ve bu bir psikolojik sorun haline gelir.
    – Kişi aşırı derecede yorgunluk çeker ama bunu belli etmemeye çalışır.
    – Kişi sürekli üşür
    – Kendisini herkül gibi güçlü zanneder fakat kaslarda güçsüzlük görülür.
    – Yemek yememek için sürekli bahane bulur ve bu bahanelere kendisini inandırır.
    – Kişi çok zayıftır fakat sürekli çok şişmanladım der.
    – Başkaları için yemek pişirir ama kendisi asla yemez.
    – Kişi yemek yediği için utanır ve kendisini suçlu hisseder.
    – Bu hastalığa yakalanan kişi bayansa düzensiz adet görür.
    – Ten rengi beyazlaşır ve soluk bir hal alır.
    Hepinize sağlık kokan uzun bir yaşam dileriz. Bu belirtiler sizde varsa en kısa zaman içerisinde uzman bir doktora görününüz.

    “Eğer hastalık tedavi edilmezse kansızlık, vücut sıvı ve elektrolit dengesizlikleri, saç dökülmesi, kemik erimesi, bağırsak tıkanması, kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği ve sonuçta ölüm görülebilir. Unutmayalım ki A.N. psikiyatrinin tek ölümcül hastalığıdır. Bu hastalığa tutulan her 100 hastadan 5’i ne yazık ki kaybedilmektedir.”