Etiket: İlker Manavbaşı

  • Güzelleşmenin doğal yöntemi; YAĞ TRANSFERİ

    Güzelleşmenin doğal yöntemi; YAĞ TRANSFERİ

    Yağ dolgusu operasyonları vücudun hemen hemen her bölgesinde kullanılıyor. Yapılan yağ enjeksiyonlarıyla popo, meme, baldır büyütmek, ayak bileği kalınlaştırmak, bacaklardaki şekil bozukluklarını gidermek de mümkün. İmep Estetik’ten Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlker Manavbaşı, yağ dolgusu işlemiyle ilgili merak edilenleri açıklıyor.

    Yağ Dolgusu Yağ Transferi ile Yeni Bir Görünüm Kazanın

    Her kadının şikayetçi olduğu yağların, bir gün güzelleşmek için kullanılan sihirli bir çözüm olacağı kimsenin aklına gelmezdi. Günümüzde vücudun herhangi bir bölgesinden alınan yağlar, gözaltı, elmacık kemikleri alın başta gelmek üzere; el sırtı, popo, göğüs, ayak bileği, basenlerde istenen görünümü elde etmek amaçlı uygulanıyor.

    Yağ transferi işlemiyle ilgili bilinmesi gerekenleri açıklayan Opr. Dr. İlker Manavbaşı, “Yağ transferi, kişinin herhangi bir yerinden alınan yağın vücudun başka bir yerine enjekte edilmesi işlemidir. Pek çok kadında bölgesel yağ fazlalığı olduğu gibi, bir kısmında da bölgesel yağ eksikliğine bağlı kontür bozukluğu görülür. Bu sorunların düzeltilmesi, vücut yağlarının fazla olduğu bölgelerden az olduğu bölgelere transfer edilmesi ile gerçekleşir. Bu yönteme, yağ şekillendirme anlamına gelen liposculpturing, liposhaping gibi isimler verilir.” diyor.

    Vücuttan alınan yağlar kısa sürede tekrar vücuda verilmeli

    Yağ fazlalığı olan bölgelerden liposuction yöntemi ile alınan yağlar, yine benzer kanüllerle, yağ eksikliği olan bölgelere verilir. Bu bölgeler, genelde; basen-bel arası, poponun üst kısmı, uyluk iç-orta kısmı ve baldırlar olur. Verilen miktar, liposuction ile alınan yağ dokusuna bağlı olarak toplamda 1 litreye yaklaşabilir. Verilen yağ miktarının yaklaşık yüzde 40’ı birkaç ay içinde vücut tarafından emilse de kalan miktar hastayı memnun eder. Hastaya sadece yağ enjeksiyonu yapılacak ise çoğu zaman sedasyon ve lokal anestezi yapılır. Ancak bu işlem başka bir ameliyat ile beraber yapılacaksa genel anestezi tercih edilir.

    Yağ Dolgusu

    Opr. Dr. İlker Manavbaşı, yağ transferi işlemi sırasında dikkat edilmesi gerekenleri ise şu şekilde açıklıyor: “Alınan yağlar o anda herhangi bir işleme tabi tutulmadan transfer edilebilir. Çünkü yağları saklamak canlı yağ hücresi sayısını ciddi miktarda azaltır. Yağ dokusu çok hassas bir dokudur, sıcaklık, kuruma ve fiziksel stresler ile hemen canlılığını kaybeder. Yaklaşık bir saat süren bir zaman zarfında bu işlemler tamamlanmalıdır. Eğer daha uzun sürecek ise alınan yağın soğutulması gerekmektedir. Ancak alınan yağların saklanarak başka bir seansta tekrar enjekte edilmesi önerilen bir yaklaşım değildir. Bu tip uygulamalarla canlı yağ dokusu son derece azalmaktadır. Alınan yağ miktarı, enjekte edilecek bölgenin durumuna göre değişir. Örneğin yüze ve ellere genelde 15-45 cc yağ enjekte etmek yeterli olurken, popoya ve göğüse 600-700 cc enjekte edilebilir.

    Yağ Transferi hem doğal, hem risksiz

    Yağ transferi ile hem bölgesel incelme sağlandığını, hem de istenilen bölgede arzu edilen şekle kavuşulduğunu belirten İlker Manavbaşı, “deyim yerindeyse bir taşla iki kuş vurulur” diyor: “İşlemde amaç fazlalıkları almaktan öte, transfere yetecek kadar yağ almaktır. Yağ dokusu çok ince liposuction kanülleri ile alındığı için birkaç milimetrelik kesi ile bu işlemler yapılabilmektedir. Bu küçük operasyonda yağ çekilen yerler kendiliğinden iyileşir, yara izi kalmaz. Hatta hastalar işlem yapılan yeri bile fark etmezler. Operasyondan birkaç gün sonra hasta işine, normal hayatına rahatlıkla dönebilir. Her hastaya kendi yağı kullanıldığı için hastalık kapma riski de yoktur.

    Opr. Dr. İlker Manavbaşı, yağ transferinin aynı zamanda yanık izleri veya travmaya bağlı yumuşak doku eksikliği durumlarında da çözüm sunduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Enjekte edilen yağ kişinin kendi dokusu olduğu için vücudun bunu kabul etmemesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Ayrıca enjekte edilen yağ dokusunun içindeki kök hücreler sayesinde enjekte edildiği bölgede hücre yenilenmesine katkı sağlar. Hasta açısından değerlendirdiğimizde ve piyasadan temin edilen geçici dolgularla karşılaştırıldığında steril şartlar ve ek cerrahi aletler gerektirir. Fakat bu sayede hasta kalıcı bir sonuç elde edilmiş olur.

    Vücut güzelleştirmede en kalıcı çözüm;Yağ dolgusu

    Yağ enjeksiyonu, etki süresi olarak kalıcı dolgu kategorisindedir. Enjekte edilen yağlar uygulanan tekniğe göre yüzde 40-70 oranında kalıcıdır. Yağ enjeksiyonu temelde iki bölgeye yani; yağ içeren ve içermeyen bölgelere uygulanır. Bu iki farklı bölgede enjekte edilen yağlar farklı davranış sergilerler. Dudak, el sırtı, alın gibi normalde sadece çok ince cilt altı yağ dokusu içeren bölgelerde bu yağların hiçbir zaman erimeyeceği kabul edilmektedir. Elmacık kemikler, şakak bölgesi gibi bölgelerde ise enjekte edilen yağların o bölgelerdeki yağların fizyolojik değişimine uğrayacağı ve çok uzun yıllar varlığını devam ettireceği tespit edilmiştir. Bu sürenin de uzunluğu göz önüne alındığında tüm bölgelere enjekte edilen yağ dokusunun kalıcı olduğu kabul edilmektedir. İlker Manavbaşı, burada belirleyici unsurun, vücut dokuları ile dolgu amacıyla uygulanan maddelerin uyumlu olması, vücuda zarar vermemesi olduğunu ve bu bağlamda, en uygun materyalin kişinin kendi yağı olduğunu belirtiyor.

    Yağ enjeksiyonu ortakları: Botoks ve PRP

    Botoks uygulaması, bir tür bakterinin ürettiği toksinin çok düşük dozlarda belli kasların içine verilmesi sayesinde o kaslarda geçici hareket kaybı elde edilmesini sağlar. Estetik cerrahide kullanımı ise; yüzde mimik oluşturan bazı kasların geçici fonksiyon kaybına uğratılarak zamanla oluşmuş kırışıklıkların düzeltilmesini içerir. Bunlar çoğunlukla, kazayağı, alındaki çizgiler ve boyun altı bantlarıdır. Botoks ile yağ enjeksiyonunun etkilerinin birbirlerinden çok farklı olduğunu belirten Opr. Dr. İlker Manavbaşı, birbirlerinin yerine değil birbirlerini tamamlayacak şekilde kullanılmalıdır açıklamasını yapıyor:

    Yağ Dolgusu

    “PRP, kişiden alınan kandan hazırlanan ve kan hücreleri tarafından üretilen bir takım hormonların daha konsantre hale getirilerek o kişinin arzu edilen bölgesine enjekte edilmesidir. Dolgu yapmak amacıyla kullanılmaz. Bu hormonların etkisi ile enjekte edilen bölgede, fibroblastlar, saç derisine uygulandıysa, saç kökü hücreleri uyarılarak, cildin daha gergin, tonunun daha artmış olması, lekelerin azalması ve saç köklerinin daha canlı hale gelmesi sağlanır. On beşer gün ara ile 4 seans uygulanması ve 6 ay sonra tekrarlanması önerilir. Yağ enjeksiyonu ile beraber kullanılması o bölgedeki gençleştirici etkiyi artırır.”

    Yüz ve El sırtı uygulamaları

    Yaşlanma sebebiyle yüzde yumuşak doku erimesi ve zayıflama aynı anda görülür. Kırışıklar da bu tabloya eşlik eder. Yaşlanmanın erken dönemlerinde yüzde zayıflık ve boşalmanın daha yoğun olduğu hastalarda uygulanması gereken ilk çözüm yağ enjeksiyonudur. Cilt altı dolduğunda mevcut kırışıklıklar da bir miktar açılacaktır. Yaşlanmanın etkisi sadece yüzde değil, el sırtında ve dekolte bölgesinde de gözlenir. Cilt altı dokularda incelme ve ciltte leke oluşumu en belirgin göstergedir.

    Bu sorunlara yönelik yapılan işlemlerin yine PRP ve yağ enjeksiyonu olduğunu vurgulayan İlker Manavbaşı, PRP ile cildin daha gergin, parlak ve canlı olurken yağ enjeksiyonu ile daha dolgun ve genç bir yapıya kavuştuğunu, kombine müdahalelerde başarının bir basamak yukarı taşınarak, çok doğal ve mutlu edici sonuçlar alınmaya başlandığını söylüyor.

  • Estetik burun ameliyatında revizyona son

    Estetik burun ameliyatında revizyona son

    “DOĞAYA VE DOĞALA DÖNÜŞ”

    Geliştirdiği pek çok burun ameliyatı tekniği dünyanın en prestijli estetik cerrahi dergilerinde yayınlanan Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlker Manavbaşı, revizyon korkusunun ortadan kaldırıldığı burun estetiği ameliyatlarına imza atıyor. İlker Manavbaşı aynı zamanda, dünya çapında 99 üyesi olan The Rhinoplasty Society Derneği’nin en genç üyesi…

    Estetik burun ameliyatı planlama ve uygulama aşamasında son yıllarda ciddi gelişmeler gösterdi. Güzellik trendleri değiştikçe genel beğeniler de buna uygunluk gösteriyor. On beş-yirmi yıl öncesine kadar uygulanan ameliyat teknikleri aşağı yukarı her hasta için aynı olduğundan bütün hastaların burunları birbirine benzerken sokakta gezen, bir kafede oturan kadınları birbirinden ayırmak neredeyse imkansızdı. Eskinin bu kopya ameliyatlarından sonra günümüzde daha doğal sonuçlar elde edilmeye başlandı. Bu sonuçların alınmasında en önemli etkenlerden bir tanesi de hastanın yüzüne, cinsiyetine ve vücut yapısına uygun burun ameliyatı planlaması oldu. Bu sayede “estetik görünüm” kavramı da belirgin olandan daha doğal ve uygun görünene doğru kaydı. Burnu oluşturan parçalar değerlendirilirken yüzün alt üniteleri de bu değerlendirmede göz önüne alınmalı.

    Güzelliğin bütünü oluşturan parçaların uyumundan geçtiğini bilen Dr. İlker Manavbaşı, tüm hastaları için ayrıntılı resim çalışmaları yapıyor. Resim ve modelleme yapılması artık estetik burun ameliyatı (rinoplasti ameliyatı) muayenesinin ilk basamağını oluşturuyor. İlker Bey; ameliyat öncesi yapılan çizimlerin ve modellemelerin ameliyatta uygulanmasını sağlayan teknikler geliştirerek, bu aşamaya kişisel katkı sağladı.

    10 yılı aşkın bir süredir estetik burun ameliyatları yapan Op. Dr. İlker Manavbaşı bu süre zarfında ameliyat olup sorunları devam eden ya da istediği fonksiyonel ve estetik sonuçları elde edemeyen sayısız hastayla karşılaştı.

    Sorunların kaynağını bulmak üzere araştırmalarına başladığında, başarılı ameliyat sonuçlarının burnun doğal yapısını koruyarak yapılan ameliyatlardan sonra elde edildiği sonucuna vardı. “Doğal olan”ı ve “doğanın verdiğini koruma” anlayışını benimseyen Op. Dr. İlker Manavbaşı’nın bu prensiplere bağlı kalarak geliştirdiği burun ameliyatı teknikleri ile Aesthetic Plastic Surgery, Plastic Reconstructive Surgery ve Journal of Plastic Reconstructive and Aesthetic Surgery dergilerinde yayınlanmış 6 adet burun estetiği makalesi bulunuyor.

    Burun Estetiğinde Klipsleme Yöntemi

    Op. Dr. İlker Manavbaşı’nın burun eğriliklerini düzeltmeye yönelik geliştirdiği ameliyat teknikleri dünyanın en saygın plastik cerrahi dergilerinden Journal of Plastic Reconstructive and Aesthetic Surgery’de “The use of titanium clips in septal surgery for correction and strengthening” adı altında yayınlanmıştır.

    Son yedi yıldır bu felsefeyle çalışmalarını sürdüren Op. Dr. İlker Manavbaşı, işe burnun temeli olarak görülen orta direği ve pek çok burun eğriliğinin kaynağı olan septumun düzeltilmesi ile başladı. Geliştirdiği “Klipsleme” yöntemi ile son 6 yıldır, düzeltilmesi neredeyse imkansız olarak kabul edilen burunlarda son derece başarılı sonuçlar elde etti. Bu konuyla ilgili çalışmalarını, dünya çapında pek çok kongrede sunmak üzere davetler aldı. Bu vakaların sonuçlarını içeren İngilizce yayını ise, dünyanın en saygın dergilerinden Journal of Plastic Reconstructive and Aesthetic Surgery isimli dergide 2012 yılında yayınlandı.

    Doğal Yapıya Dönüş

    Op. Dr. İlker Manavbaşı’nın bir sonraki çalışması ise burun sırtında estetik ameliyatları sonrasında oluşan düzensizliklerin önlenmesi oldu. Geleneksel burun ameliyatlarında kemeri oluşturan kıkırdak kısım çıkartılırken, İlker Bey ise bu kısmı kendi geliştirdiği dikiş atma tekniği ile burun içine kıvırarak burnun doğal yüksekliğini ve genişliğini korumaya yönelik bir yaklaşım sergiliyor. İlker Bey bu tekniği 2008 yılında İtalya’da bir sunumunda anlattı. Sunumu dinleyen Aesthetic Plastic Surgery dergisinin editörü Amerikalı Plastik Cerrah Prof. Dr. Thomas Biggs, İlker Bey’in çalışmasını aynı isimli dergide yayınladı.