Etiket: ideal evlilik

  • ideal evlilik yaşı kaç?

    ideal evlilik yaşı kaç?

    Her insan için değişkenlik gösteren bu konu hakkında sosyaolojik ve psikoljik araştırmalar ne diyor. İdeal evlilik yaşı kaç? Kaç yaşında evlenmek normal, evlenmek için geç mi kaldım demeden önce bu yazıya göz atın.

    ideal evlilik yaşı kaç?

    ideal evlilik yaşı kaç?
    ideal evlilik yaşı kaç?

    İdeal evlilik yaşı aslında kişiden kişiye göre değişen bir kavramdır. Kişinin evlilik kararını almadan önce hem kendisini hemde karşısındaki kişiyi tam olarak tanıması gerekiyor. Evlilik gibi hayatınızın geri kalanını etkileyecek bir kararı acele etmeden almak en iyi yol olacaktır.

    Evlilik için acele ettiğinizi düşünüyorsanız ilişkinize ve kendi yaşınızın olgunluğuna bakın. Erken yaşta yapılan evliliklerde sonrasında pişmanlık  ihtimali yüksektir. Zaman içerisinde oturan karakter ve hayattan ne beklediğinizin netleşmesi sizi daha sonrasında mutsuz bir evliliğe götürebilir. Erken yaşlarda yapılan evliliklerin arasında sağlam temeller üzerine kurulu evlilikler var. Dikkat etmeniz gereken yaşınızın olgunluğundamısınız? ve bu karar için gerçekten hazır mısınız?

    ideal evlilik yaşı kaç? | 1

    Evlilik için geç kaldığınızı düşünüyorsanız durum erken evlilik kararında biraz daha farklı ilerleyebilir. Her birey aynı yaşta evlenmek zorunda değildir. Tüm arkadaş çevreniz evlenmiş ve yakınlarınızdan bu konuda baskı görüyor olabilirsiniz. Sizin için en ideal durum evlilik gerçekleştirmek için yanlış ve size uygun olmayan kişiler ile evlilik kararı almak olacaktır. Hayatınızın sizin elinizde olduğunu unutmayın ve kendinizi ne zaman tam anlamıyla hazır hissederseniz o zaman evlenin.

    Bilimsel araştırmalara göre ideal evlilik yaşı 26! Bu sadece bir araştırma mutlu bir evlilik için ideal yaşı bulmak aslında tamamen sizin elinizde.

  • İdeal koca ‘nın sahip olması gereken 10 özellik

    İdeal koca ‘nın sahip olması gereken 10 özellik

    Evlendiğiniz ya da evleneceğiniz kişinin doğru insan olduğuna ne kadar eminsiniz? İşte hayalleri süsleyen bir koca adayında “mutlaka” olması gereken O 10 özellik..

    Bu dünyada kimse mükemmel değildir. Ama bir kere aşık olduğun zaman nasıl oluyorsa tüm kusurlar bir anda yok oluyor. Ardından da karşınızdaki kişinin “doğru insan” olup olmadığına dair şüpheler başlıyor.

    İdeal bir kocanın sahip olması gereken 10 özellik

    O yüzden gelin ideal bir kocada hayal edilen ve kesinlikle olması gereken özelliklere birlikte göz atalım. Bakalım sizin kocanız ya da koca adayınız iyi bir karar mı?

    GÜÇLÜ VE KORKUSUZDUR

    Sevgilinizin ya da eşinizin yanında, kendinizi güvende hissediyor musunuz? Korkusuz ve cesur erkekler her zaman kadınlara çok çekici gelmiştir. Bir de böyle bir erkeğin kocanız olduğunu düşünsenize…

    MUTFAKTA DA USTADIR

    Bir erkek mutfağa  o kadar yakışıyor ki. Özellikle de elinin hamuruyla size yemekler pişiriyorsa. Kadın olarak hiçbir erkekten 3 ayrı menü çıkarmasını falan beklemiyoruz. Sadece mutfakta “biraz” yardımcı olsunlar yeter.

    AKILLI AYNI ZAMANDA DA PRATİK ZEKADIR

    Bilmediğiniz şeyler konusunda sizi aydınlatabilecek bir kişiyi hayatınızda istemez miydiniz? Özellikle de stresli zamanlarda pratik zekasıyla tüm sorunlara hızlı çözüm üreten birini?

    EV İŞLERİNE YARDIM EDER

    Eğer sevgiliniz ya da eşiniz ev işlerine yardımcı oluyorsa o erkeği tutun!

    İş yerinde ne kadar yorulduğunuzu anlar ve ona sorarsanız evin eksiklerini almadan eve gelmez. Dahası, ev işlerini birlikte yapmak; bir çift olarak zaman geçirmek için mükemmel bir yoldur.

    SİZİN GÖRÜŞÜNÜZE ÖNEM VERİYORSA

    Karı koca arasındaki ilişki yalnızca birlikte yaşamakla kalmamalı – aynı zamanda birbirleriyle arkadaş olmayı da getirmeli.

    Ancak bu, bir erkeğin eşinin her dediğini yapması anlamına gelmesin. Kararları nasıl birlikte alacağınızı öğrenmek, mutlu bir evlilik için çok önemli bir unsurdur

    HATALARINIZA RAĞMEN SİZİ SEVİYORSA

    Hepimiz hata yaparız, ve o zaman en çok değer verdiğiniz kişi daima yanınızda olmalı (Yanılıyorsan bile). Her durumda, kocanız sizi suçlamak yerine size destek olmalı.

    SORUNLARINIZI DİNLİYOR VE ÇÖZÜM ARIYORSA…

    Erkekler genellikle aynı anda birden fazla göreve odaklanmakta zorlanırlar. Ama sevecen bir kişi daima sorunlarınızı ön planda tutar ve hiçbir zaman problemlerinizi görmezden gelmez.

    UZLAŞMAYI VE PAZARLIK YAPMAYI İYİ BİLİYORSA

    İdeal bir erkek; polis memurlarından tutun tesisatçıya kadar herkesle iş bitirici bir dilde konuşuyor olması lazım.

    SİZİ NASIL NEŞELENDİRECEĞİNİ BİLİYORSA

    Kendinizi kötü hissettiğiniz zaman, eşiniz de sizin moralinizi nasıl yerine getireceğini bilmeli.

    HER AN HER YERDE DUDAĞINIZA ÖPÜCÜK KONDURUYORSA

    Hayata bir kere geliyoruz. Sevgimizi harcamak için de zamanımız çok kısıtlı. Bu yüzden her kadına mutlaka kadın ruhundan anlayan bir erkek gerekir.

    Hiç beklemediğiniz bir anda bir öpücükle ya da bir sarılmayla size sevgisini göstermeli.

     

     

    Kaynak: Posta.com.tr

  • Evlilik öncesi sendromu

    Evlilik öncesi sendromu

    Bu bir peri masalı olmalıydı! Ama hissettiğiniz tek şey huzursuzluk ve gerginlik… Sanki içinizde başka biri var. Ve o tanımadığınız biri nikah masasına oturduğunuzda “Hayır!” diye haykıracak ve duvağını atıp, gözyaşları içinde koşarak salonu terk edecek… Korkmayın, hepsi geçecek… Hemen her gelinin başına gelen şeyi, evlilik öncesi sendromunu yaşıyorsunuz.

    Aslında onu çok seviyordunuz. Yani davetiye listesi ile ilgili o büyük patırtı kopmadan önce her şey gayet yolundaydı. Hele düğün pastasının kaç katlı olacağına kesinlikle karışmayacaktı! Hem evlenince kıyafetlerinize de karışmayacağı ne malum? Ayrıca bugün nikah şekeriyle ilgilenmeyen yarın sizinle hiç ilgilenmez! Böyle bir adamla ömrünüzü tüketeceğinize emin misiniz? Yoksa yol yakınken vaz mı geçmelisiniz? Ya sizi mutlu edemezse? Acaba o doğru kişi mi? Gerçekten ruh eşinizi buldunuz mu? Acaba yanlış seçim mi yapıyorsunuz?

    Durun! Öncelikle sakin olun. Sakın endişelenmeyin ve kendinizden şüphe etmeyin. Çünkü evleniyorsunuz ve bu durum birçok sorumluluğu beraberinde getiriyor. Yalnızca hem kendinizin hem de partnerinizin bu sorumlulukları sağlıklı bir şekilde yerine getirebileceğinizden endişe duyuyorsunuz. Bu noktadan baktığınızda altında ezilecek gibi hissettiğiniz o sorumluluklar aslında sandığınız kadar ağır değil. Ömür boyu sürmesini hayal ettiğiniz bir aşk anlaşmasına imza atıyorsunuz. Yıllardır belki de sadece günü gününe yaşamaya alışmışken, artık iki kişilik düşünmek ve yaşamınızın bundan sonraki kısmını sevdiğiniz insana göre ayarlamak ilk bakışta korkutucu gelebilir. Ama evlilik aslında hiç de içinden çıkılamayacak duygusal bir kaos değil. Sizin yaşadığınız şeyin tam adı evlilik öncesi sendromu… Ve inanın bunu yaşayan ne ilk ne de son gelin adayı siz değilsiniz!

    Aşkın gözü kör mü?

    Evliliğe hazırlanan birçok kadının yaşadığı bu çıkmazı psikiyatristler son derece normal buluyor. Belki de yaşanan sorunu çözebilmek için işin en temeline inmek ve “insan neden evlenir” sorusuna yanıt bulmak gerekiyor. Toplumun değer yargılarına göre her birey belirli bir yaş dönümüne geldiğinde evlilik ve çocuk sahibi olmakla ilgili aile ve çevre baskısı yaşamaya başlar. Cinsel çekim, psikolojik gelişim, sevgi ve aşk gibi duygular da bireye evliliği çağrıştırır. Sevginin coşkulu dönemini yaşayan kişi karşısındakinin iyi, güçlü ve olumlu özelliklerini idealleştirir. Aşık insan kendini olduğundan çok daha mutlu, coşkulu ve bütün hisseder. Sevilene yakınlık göstermek, onu anlamaya çalışmak ve onun yanında bulunmak isteği ön plandadır. Güçsüz ve yetersiz yanlar algılanmaz. Kısaca aşkın gözü kördür de denebilir…

    Aynı dönemdeki sahiplenme tutkusu, yaşanan duyguların devamının sağlanması çiftleri evlilik kararına itebilir. Düğün hazırlıkları yaptığınıza göre buraya kadar bir sorun olmamalı. Büyük ihtimalle siz ve müstakbel eşiniz de aynı evrelerden geçerek bu kararı aldınız. Ancak toplum evliliği idealleştirip, onu sonu olmayan bir yaşantı biçimi gibi sunma eğiliminde… Evlilik öncesindeki bu stres de işte tam da bu nedenle ortaya çıkıyor.

    Uzmanlar bu stresten arınmanın ilk adımını evliliği her şeyin gönlünüzce olduğu bir cennet olarak görmekten vazgeçmek olarak tanımlıyor. Uzman psikolog Handan Arslantaş sevginin aşama aşama ilerlediğini ve yüceleştirilmiş sevgiyi coşku sonrası düş kırıklığının takip edeceğini dile getiriyor: “Yaşanan düş kırıklığına dayanan, onları işleyebilen kişiler saygı ve güven ağırlıklı sürekli ilişkiler kurabilir. Kendini düşünürken karşısındakinin çıkarlarını da gözetme, eşitlik ve aynı haklara sahip olma ilkesi, ortak duygudaşlık, karşısındakiyle özdeşleşme prensiplerini yakalamak gerekir. Evlilikler genellikle bir seçme süreci sonrasında gerçekleşir. Evlilik kararı ile toplumsallaşma aileler, arkadaşlar ve ortak yaşam alanlarının paylaşılması söz konusudur. Kişi, duyguları, kendi gerçeklik algılaması ve yakın çevresinin önerileri arasında gerginleşir. Alıngan ve hassas durum güvensizliğe, şüpheciliğe, ufak olayları abartmaya, karşı tarafı denemek adına uygunsuz taleplere neden olur. Coşkulu sevginin yerini eksiz, güçsüz, yetersiz yanlarla yüzleşme ve düş kırıklığı alır. Coşkulu sevgi özlemi, alışkanlıklar, tutkular, birlikte bütünleşme isteği farklı iki algılamaya neden olur. Sevgi ile hoşlanma, aşk ile sıradan sevgi arasında ayrım yapmak zorlaşır.”

    Ruh eşi mi, baş belası mı?

    Özellikle bizimki gibi gelişmekte olan toplumlarda kız çocukları küçük yaşlardan itibaren büyüyünce özel birine aşık olacakları, sonsuza dek sürecek mutlu bir evlilik yapacakları ve bir gün anne olacakları söylemleriyle büyütülür. İlk bakışta tek eşlilik tüm çağdaş toplumların beklentisi gibi görünse de, dünya üzerindeki farklı kültürlere ait farklı topluluklar üzerinde yapılan sosyolojik araştırmalar bu beklentinin ancak beşte bir oranda gerçekleşebildiğini gösteriyor. Dolayısıyla tek eşli bir yaşamın insan doğasının ideali olduğunu söylemek pek de gerçekçi görünmüyor.

    Handan Arslantaş evlilik öncesi yaşadığımız bu stresi bilimsel olarak şu şekilde açıklıyor: “Sevgili rolünden eş rolüne geçmek aynı zamanda anne-baba evindeki genç rolünden dönüşümsüz olarak vazgeçmeyi gerektiriyor. Sorumluluk almak kişiliğin olgunlaşmasında ve yetişkinliğe geçişte en önemli dönüm noktalarından biri. Evlilik öncesi dönemde bireyler birbirini bu yönde tartmaya başlar. Özgürlüklerin yönetimi, cinsellikteki doyum, maddi konularda işbirliği, ortak gelecek beklentileri, problem çözme yetenekleri, farklılıkları hoşgörüyle karşılayabilme, dini eğilimler, karşıdaki kişinin bilgi ve görgüsüne saygı duyma, ailelerin kabulu ve ebeveynleri ilişkiye karıştırmayacak kadar bireyselleşmiş olmak, neşe, espri gücü, öfke yönetimi ve günlük yaşam alışkanlıkları hep bu dönemde alıcı gözle sorgulanır. Tüm yakın çevre de bu sorgulamaya gönüllü olarak katılır. Davetiye seçimi, ailenin yanındaki bir bakış, basit bir bilginin paylaşılmaması, çıkarlardaki ufak eşitsizlikler gibi çok ufak detaylar ileride ciddi bir soruna temel olacakmış gibi masaya yatırılır.

    Ve evlilik öncesinde süre, güç mücadelesi, üstünlük ve taviz vermeme savaşına doğru kaymaya başlar. Birlik ve bütünlük kavramı, kız ya da erkek tarafı rekabetlerine, karşılıklı saldırı ve savunma durumuna dönüşebilir. Böylece beni tamamlayan doğru eşi buldum mu, yoksa başımı belaya mı sokuyorum soruları gündeme gelmeye başlar.”

    İdeal evlilik nedir?

    Evliliğe giden yolda çiftler zaman zaman ara yollara saparak amaçlarından uzaklaşabiliyorlar. En ufak bir problem ortalığı savaş alanına çevirebiliyor. Satın alınacak kanepenin rengi aslında yaşamınızı temelden etkilemeyecek bir konu olduğu halde her nasılsa bu dönemde kendinizi müstakbel kocanızla ilgili korkunç planlar yaparken bulmanıza neden olabiliyor. Unutmayın, siz evleniyorsunuz ve aslında ikiniz de aynı tarafta duruyorsunuz. Hiç de hayati olmayan bir konuyla ilgili alınacak bir kararda bile soğukkanlılığınızı kaybedecek noktaya gelmeniz, anlaşamadığınızı değil, üzerinizdeki yoğun baskılardan kaynaklanıyor. Gelinlik seçimi, evin dekorasyonu, davetli listesi, nikah şekeri gibi evlilik öncesi dönemde önem kazanan işlerin aslında birbirinizi kırmaya değecek şeyler olmadığını geriye dönüp baktıktan sonra fark ediyorsunuz. Aslında ne gelinliğinizin modelini ne de nikah şekerinizi davetlilerden hiçbiri bir süre sonra hatırlamayacaktır. Ama bir ömrü birlikte geçireceğiniz insanın kırılan kalbini onarmanız çok daha zor olacaktır.

    Stres ve gerginlik bazen öyle noktalara gelir ki, hayatınızın en güzel hatırası olması gereken düğününüzü bir kabus gibi yaşar ve tadına varamazsınız. Şunu unutmamak gerekiyor ki mükemmel ilişki yoktur. Herkes kendi kişilik sınırları içinde ve kendi doğrularıyla yaşar, ilişkilerini de bunlara göre seçer. Bir ömrü birlikte geçirmek için çiftlerin karbon kopya olması gerekmez.

    Evlilikte de birey olarak varlığını sürdürmek hem kişinin ruhsal sağlığı hem de ilişkinin sağlığı açısından oldukça önemli. Hayatını birbirine odaklanmadan, kişisel ilgi alanlarından vazgeçmeden, kariyer ve iş yaşamlarını da dengeleyerek yürütülen evlilikler her zaman daha uzun soluklu olacaktır. Ayrıca partnerinizin başlangıçta görmezden geldiğiniz, zaman içinde tahammül edilemez bulmaya başladığınız kusurlarını onunla konuşmaya çalışın. Bunlarla yüzleşmek, yıllar sonra otomobilini park ettiği yeri bulamıyor ya da dişlerini fırçalarken hırıltılı sesler çıkarıyor diye ondan soğumanızdan ya da “Benim evlendiğim erkek bu mu?” diye isyan etmenizden çok daha iyidir. Unutmayın ki, güzel bir gelin olabilmeniz stres ve gerginlikten uzak olmanıza bağlı. Siz iyisi mi bazı şeyleri oluruna bırakıp evliliğin keyfini çıkarın.

    Eğer bunu başaramıyorsanız ve şüpheleriniz sizi yiyip bitirmeye başladıysa da sağlıklı bir karar verebilmek için profesyonel bir yardım alın. “Kaçak Gelin” filmini de bir an önce unutmaya bakın…