Etiket: hijyen

  • Vajinada Geçmeyen Kaşıntı ve Yanma: Nedenleri ve Tedavi Yöntemleri

    Vajinada Geçmeyen Kaşıntı ve Yanma: Nedenleri ve Tedavi Yöntemleri

    Vajinada geçmeyen kaşıntı ve yanma sorununun nedenleri ve etkili tedavi yöntemleri. Uzmanlarla doğru tanı ve sağlık desteği alın.

    Vajinada geçmeyen kaşıntı ve yanma, kadınların günlük yaşamlarını olumsuz etkileyen yaygın bir sorundur. Bu makalede, vajinal bölgede sürekli tekrarlayan veya uzun süren kaşıntı ve yanmanın nedenlerini ve etkili tedavi yöntemlerini ele alacağız. Vajinal mantar enfeksiyonları, bakteriyel vajinozis, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve dermatolojik sorunlar gibi çeşitli faktörler bu semptomlara yol açabilir. Uzmanlardan alınacak doğru tanı ve sağlık desteğiyle, vajinal kaşıntı ve yanma sorununu etkin bir şekilde çözebilirsiniz.

    Vajinada Geçmeyen Kaşıntı ve Yanma

    Vajinada meydana gelen kaşıntı ve yanma, kadınların yaşamlarını olumsuz etkileyen yaygın bir sorundur. Bu semptomlar rahatsızlık verici olabilir ve kişinin günlük aktivitelerini etkileyebilir. Özellikle sürekli tekrar eden veya uzun süreli olarak devam eden kaşıntı ve vajinal yanma durumunda, ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabilir. Bu makalede, vajinada geçmeyen kaşıntı ve yanmanın nedenlerini ve tedavi yöntemlerini ele alacağız.

    1. Nedenleri:

    a. Mantar Enfeksiyonları: Vajinal mantar enfeksiyonları, kadınlarda en sık görülen kaşıntı ve yanma nedenlerinden biridir. Candida türü mantarların aşırı büyümesi sonucu meydana gelir ve enfeksiyonun tekrarlaması durumunda geçmeyen semptomlara neden olabilir. Geçmeyen vajinal mantar ve çözüm adımları Tıklayın!

    b. Bakteriyel Vajinozis: Bakteriyel vajinozis, vajinada doğal olarak bulunan bakterilerin dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkar. Kaşıntı, yanma ve kötü kokulu akıntı gibi semptomlarla kendini gösterir. Uzun süreli tedavi gerektirebilir.

    c. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar: Belirli cinsel yolla bulaşan hastalıklar, vajinada kaşıntı ve yanmaya yol açabilir. Örneğin, klamidya ve gonore gibi enfeksiyonlar, bu semptomları beraberinde getirebilir.

    d. Dermatolojik Sorunlar: Vajinada geçmeyen kaşıntının nedeni bazen dermatolojik sorunlardan kaynaklanabilir. Egzama, sedef hastalığı veya kontakt dermatit gibi cilt rahatsızlıkları vajinal bölgede kaşıntı ve yanmaya neden olabilir.

    Vajinada Geçmeyen Kaşıntı ve Yanma
    Vajinada Geçmeyen Kaşıntı ve Yanma
    1. Tedavi Yöntemleri:

    a. İlaç Tedavisi: Mantar enfeksiyonları için antifungal ilaçlar, bakteriyel enfeksiyonlar için antibiyotikler ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar için uygun tedavi rejimleri kullanılabilir. Ancak, doğru tanı ve tedavi için bir doktora danışmak önemlidir.

    b. Hijyen ve Bakım: Vajinal hijyenin düzenli olarak sağlanması önemlidir. Parfümlü sabunlar veya duş jelleri yerine, pH dengesini koruyan özel temizleyiciler tercih edilmelidir. Ayrıca, sık sık iç çamaşırı değiştirmek ve pamuklu iç çamaşırları tercih etmek de faydalı olabilir.

    c. Doğal Tedavi Yöntemleri: Bazı durumlarda, doğal tedavi yöntemleri semptomları hafifletebilir. Yoğurt gibi probiyotik gıdalar tüketmek, vajinal flora dengesini korumaya yardımcı olabilir. Ayrıca, bazı bitki özleri veya yağları da kaşıntıyı hafifletebilir. Ancak, doğal tedavilerin etkinliği konusunda daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

    Oku: Asla Geçmeyen Vajinal Yanma Tıklayın !

    Sonuç

    Vajinada geçmeyen kaşıntı ve yanma, kadınların yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir sorundur. Mantar enfeksiyonları, bakteriyel vajinozis, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve dermatolojik sorunlar gibi farklı nedenlerden kaynaklanabilir. Doğru tanı ve tedavi için bir doktora danışmak önemlidir. İlaç tedavisi, hijyen ve bakım önlemleri, ve doğal tedavi yöntemleri, semptomları hafifletebilir. Ancak, vajinal sağlık konusunda her zaman uzman bir sağlık profesyonelinin yönlendirmesine başvurmak önemlidir. Unutmayın, bu makale sadece bilgilendirme amaçlıdır ve sağlık sorunlarınız için bir teşhis veya tedavi niteliği taşımamaktadır.

    Sıkça Sorular Sorular (SSS)

    Soru 1: Vajinada geçmeyen kaşıntı ve yanmanın en yaygın nedenleri nelerdir?

    Uzman Cevabı: Vajinada geçmeyen kaşıntı ve yanmanın en yaygın nedenleri arasında vajinal mantar enfeksiyonları, bakteriyel vajinozis, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve dermatolojik sorunlar bulunur. Mantar enfeksiyonları, Candida türü mantarların aşırı büyümesi sonucu meydana gelir ve enfeksiyonun tekrarlaması durumunda semptomlar geçmeyebilir. Bakteriyel vajinozis, vajinadaki doğal bakteri dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkar ve kaşıntı, yanma ve kötü kokulu akıntı gibi belirtilere neden olabilir. Bazı cinsel yolla bulaşan hastalıklar da kaşıntı ve yanmaya yol açabilir. Dermatolojik sorunlar da vajinal bölgede kaşıntı ve yanmaya sebep olabilir.

    Soru 2: Geçmeyen kaşıntı ve yanma için hangi tedavi yöntemleri önerilir?

    Uzman Cevabı: Geçmeyen kaşıntı ve yanmanın tedavisi, altta yatan nedenlere bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Mantar enfeksiyonları için antifungal ilaçlar kullanılırken, bakteriyel vajinozis için antibiyotik tedavisi uygulanabilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavisi, uygun antibiyotiklerle gerçekleştirilir. Dermatolojik sorunlar için ise dermatolog tarafından önerilen tedavi yöntemleri uygulanabilir. Ayrıca, hijyen ve bakım önlemleri de önemlidir. Vajinal hijyenin düzenli olarak sağlanması, pamuklu iç çamaşırlarının tercih edilmesi ve parfümlü ürünlerden kaçınılması önemlidir. Tedavi sürecinde, bir sağlık uzmanına danışmak ve doğru tanıyı almak önemlidir.

    Soru 3: Doğal tedavi yöntemleri vajinada geçmeyen kaşıntı ve yanmaya yardımcı olabilir mi?

    Uzman Cevabı: Bazı durumlarda doğal tedavi yöntemleri semptomları hafifletebilir. Probiyotik içeren gıdalar, vajinal flora dengesini destekleyerek kaşıntı ve yanmayı azaltabilir. Yoğurt, kefir gibi probiyotik içeren gıdalar tüketilebilir. Ayrıca, bazı bitki özleri veya yağları da kaşıntıyı hafifletebilir. Örneğin, aloe vera jeli veya lavanta yağı gibi doğal ürünlerin yerel olarak uygulanması bazı kişilere fayda sağlayabilir. Ancak, doğal tedavilerin etkinliği ve kişiye özel uygunluğu konusunda daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Doğal tedavi yöntemleri kullanmadan önce, bir sağlık uzmanına danışmak önemlidir.

  • Boraks Nedir? Nerelerde Nasıl Kullanılır? Faydaları Zararları Nelerdir?

    Boraks Nedir? Nerelerde Nasıl Kullanılır? Faydaları Zararları Nelerdir?

    Boraks nedir? Nasıl kullanılır? Boraks, bir mineral türüdür. Boraks formülü, oksijenli su, sodyum ve bor elementlerinin karışımı şeklindedir. Genellikle temizleme ürünlerinde kullanılır. İçerdiği maddeler nedeniyle beyazlatma etkisi bulunmaktadır. Aynı şekilde küflenmeyi de önlemektedir.

    Günümüzde yaygın bir şekilde kullanılan boraks, yararları ile birlikte zararları da olan bir maddedir. Bilinçsiz tüketimi sonucunda oldukça tehlikeli olabilir. Bazı ülkelerde kullanılması yasaklanmıştır. Boraksın en bilinen faydası üstün bir leke çıkarıcı olmasıdır. Bu sebeple temizlik ve kimya sektöründe oldukça kullanılmaktadır. Aynı şekilde dikkat edilerek evde de temizlik amaçlı kullanılabilir.

    Boraks, borik asitin sodyum tuzu olarak da bilinen bir kimyasal bileşiktir. Sodyum borat veya sodyum tetraborat olarak da adlandırılan boraks, çeşitli endüstriyel süreçlerde kullanılmaktadır. Temizlik ürünleri, deterjanlar, sabunlar, cam ve seramik ürünleri, ahşap koruma, metal işleme, tarım, tıbbi uygulamalar gibi farklı alanlarda kullanılan boraks, doğal olarak bulunan bir madendir ve çevre dostu olduğu düşünülmektedir. Ancak, yüksek seviyelerde solunması veya yutulması insan sağlığına zararlıdır. Bu nedenle, boraks kullanırken uygun önlemlerin alınması ve atık yönetimi konusunda hassas davranılması gerekmektedir.

    Bazı malzemeler ile dikkatli karıştırılması sonucu leke çıkarıcı özelliği evde temizlik yaparken kolaylık sağlayacaktır.

    Boraks Zararları Nelerdir?

    Boraks solunduğunda zehire dönüşmektedir. Fazla solunması halinde akciğerlerde hasara sebebiyet verir. Kimyasal ürünlere alerjisi olanlar için oldukça tehlikelidir. Deri döküntüsü, kaşıntıya sebep olur. Doğada tık maddelerde bulunması hayvanlara ve bitkilere zarar vermektedir.

    Boraks, yüksek seviyelerde solunması veya yutulması halinde insan sağlığına zararlıdır. Bazı zararları şunlardır:

    1. Solunum yolu tahrişi: Boraks, toz formunda solunduğunda solunum yolu tahrişine neden olabilir.

    2. Cilt tahrişi: Boraksın deri ile teması tahrişe neden olabilir ve kaşıntı, kızarıklık ve yanma hissine sebep olabilir.

    3. Göz tahrişi: Boraks, göz ile temas ettiğinde gözlerde tahrişe neden olabilir ve gözlerin kızarmasına ve sulanmasına sebep olabilir.

    4. Üreme sağlığı: Boraksın uzun süreli ve yüksek doz kullanımı, erkeklerde sperm sayısını azaltabilir ve kadınlarda doğurganlık sorunlarına neden olabilir.

    5. Zehirlilik: Yutulan boraks, mide bulantısı, kusma, ishal, baş dönmesi ve zehirlenme gibi belirtilere neden olabilir.

    6. Çocuklar için tehlike: Boraksın yutulması özellikle küçük çocuklar için tehlikelidir. Boraks, diğer kimyasallarla karıştırılmış olabilir ve çocukların erişemeyeceği yerlerde saklanmalıdır.

    7. Hamile kadınlar için risk: Hamile kadınların boraks ile teması, anne karnındaki bebekler için risk oluşturabilir ve düşük yapma ihtimalini artırabilir.

    Bu nedenle, boraks kullanırken gerekli önlemlerin alınması ve uygun atık yönetimi uygulanması önemlidir.

    Boraks Nedir? Nerelerde Nasıl Kullanılır? Faydaları Zararları Nelerdir? | 1

    Boraks Nelerde Kullanılır?

    Boraks, genellikle temizlik ürünleri ve kozmetik sektöründe kullanılmaktadır. Bazı kozmetik ürünleri içeriklerindeki boraks sayesinde daha etkili bir güce sahip olmaktadır. Ölü hücreleri gidermek için, bakterileri ve sivilceleri önlemek için çoğu kozmetik ürününde boraks bulunur.

    Boraks aynı zamanda temizlik maddelerinde bulunmaktadır. Özellikle çamaşır temizliğinde boraksın beyazlatıcı etkisinin bulunması sebebiyle ürünlerin içeriğine eklenmiştir.

    Boraks çamaşır temizliğinde arap sabunu ile karıştırılarak kullanılır. Halı temizliğinde sirke ve karbonat ile karıştırılır. Tuvalet temizliğinde, çamaşır sodası ile karıştırılarak kullanılmaktadır.

    Boraks Nedir? Nerelerde Nasıl Kullanılır? Faydaları Zararları Nelerdir? | 2

    Ve boraksın ev dışında kullanıldığı yerler şunlardır:

    • Ahşap korumalarında,
    • Enerji sektöründe,
    • Deterjan sektöründe,
    • Borcam yapımında,
    • Zırhlı askeri araçlarında,
    • Atık temizliklerinde.

    Boraks, genellikle eczanelerden alınabilmektedir. Boraks fiyatı ve boraks eczane fiyatı genel olarak piyasada aynı miktarlarda bulunmaktadır. Boraks fiyatı: 1 kg boraks 13 Tl‘dir.

    Boraks hakkında sıkça sorulan sorular (SSS)

    S: Boraks sağlığa zararlı mıdır?
    C: Boraksın yüksek seviyelerde solunması veya yutulması sağlık sorunlarına neden olabilir. Özellikle çocuklar ve hamile kadınlar için zararlıdır. Ayrıca, boraksın deriye teması tahrişe neden olabilir.

    S: Boraksın kullanımı yasak mıdır?
    C: Bazı ülkelerde boraks kullanımı kısıtlanmış veya yasaklanmıştır. Özellikle Avrupa Birliği, boraksın insan sağlığına olumsuz etkileri nedeniyle bazı ürünlerde kullanımını yasaklamıştır. Ancak, boraks hala birçok ülkede kullanılmaktadır.

    S: Boraksın alternatifleri nelerdir?
    C: Boraksın alternatifleri arasında sodyum karbonat (soda külü), sodyum bikarbonat (kabartma tozu) ve sodyum lauril sülfat bulunmaktadır. Bu maddeler, boraksın yerine temizlik, deterjan ve sabun üretiminde kullanılabilir.

    S: Boraksın çevreye etkisi nedir?
    C: Boraksın çevreye etkisi, kullanımı ve atık yönetimine bağlıdır. Boraks, doğal olarak bulunan bir madendir ve topraktaki borik asit miktarını artırabilir. Ayrıca, boraksın sularda birikmesi ve toksik etkileri nedeniyle çevreye zarar verebilir. Ancak, doğru atık yönetimi uygulanarak boraksın çevreye zarar vermesi önlenilebilir.

  • Ev Temizliğinde Elma Sirkesi Nasıl Kullanılır?

    Ev Temizliğinde Elma Sirkesi Nasıl Kullanılır?

    Ev temizliğinde elma sirkesi nasıl kullanılır hangi alanlarda kullanılır? Elma sirkesi beden temizliğinin yanı sıra genel temizlikte de kullanılır. Önceleri negatif enerjini giderilmesi için kullanılan sirke, günümüzde evde genel temizlik alanlarında da kullanılıyor.

    Mutfakta Elma Sirkesi

    Salataların vazgeçilmez tadı elma sirkesi, bakterileri tamamen temizlediği için özellikle meyve ve sebzelerin temizliğinde, yıkanmasında kullanılır. Hijyenik temizlik için meyve ve sebzeleri sirkeli suda bekletmek, mikroplardan arınmasına olanak sunar.

    Bulaşıklara muazzam parlaklık sağlayan elma sirkesi hem elde yıkamada hem de bulaşık makinesinde kullanılabilir. Makineyi çalıştırmadan önce 1-2 damla ilave etmeniz yeterlidir.

    Ev Temizliğinde Elma Sirkesi Nasıl Kullanılır? | 3

    Genel Temizlikte Elma Sirkesi

    Özellikle toz almada ve yer silme suyuna eklenen elma sirkesi, mikropların arınmasında oldukça etkilidir. Hem negatif enerjinin temizlenmesini sağlar hem de zeminlerin parlamasına, temizlenmesine olanak sunar.

    Cam silinirken ve aynalar silinirken elma sirkesi kullanmak, cam yüzeylerin ışıltıyla parlamasını sağlar. Zorlanmadan kolayca temizlenmesi sağlanırken, daha uzun sürede toz almasına da olanak sunar.

    Avizelerin temizliğinde, cam aksesuarların temizliğinde ve parlak yüzeylerin temizliğinde su içerisine birkaç damla elma sirkesi ilave etmeniz yeterlidir. Mobilyaların tozlarını alırken de hazırladığınız duru veya deterjanlı su içerisine birkaç damla ilave ederek, derinlemesine temizlik yapabilirsiniz.

    Ev Temizliğinde Elma Sirkesi Nasıl Kullanılır? | 4

    Kişisel Temizlikte Elma Sirkesi

    Cilde iyi gelen, temizleyen ve bakterileri yok eden elma sirkesi, sivilce ve cilt sorunlarının giderilmesinde oldukça sık bir biçimde kullanılıyor. Beden temizliğinde de 15 günde 1 kez tüm bedeninize uygulamanız ölü hücrelerin ve mikropların temizlenmesine yardımcı olacaktır.

    Bir tas suyun içerisine 4-5 damla elma sirkesi katın ve başınızdan dökün. Sonrasında normal şekilde duşunuzu alın, şampuanınızı ya da duş jelinizi yapın. Düzenli kullanımlar sonunda cilt yüzeyinde sıkılaşma, lekelerin giderilmesi, sivilcelerin azaltılması ve yok edilmesi gibi avantajlar elde edeceksiniz.

    İlgili Konular;

    Camların Parlaması İçin Püf Noktalar Tıklayın !

    Organik temizlik malzemeleri için Tıklayın !

    Sirke İle Ev Temizliği Tıklayın !

    Halı Temizliği İçin Sirkeli Tarif Tıklayın !

    Doğal Yollarla Banyo Nasıl Temizlenir? Tıklayın !

  • Evimizde en çok bakteri nelerde var?

    Evimizde en çok bakteri nelerde var?

    Evde her gün kullandığımız ürünlerin de son kullanma tarihi var. Hatta mutfakta kullandığınız sünger ya da bezleri her hafta değiştirmeniz gerekiyor ki bu evde bakteri yuvası olan yardımcılardan sadece birkaçı…

    En Çok Bakteri Olan 10 Eşya

    İşte günlük yaşantınızda kullanıp da asla atmayı düşünmediğiniz O 10 eşya ve kullanma süreleri:

    BULAŞIK SÜNGERİ (HER HAFTA)

    Bulaşıkları yıkarken hala eski süngerinizi kullanıyorsanız her seferinde etrafınıza ne kadar mikrop saçtığını bilmiyorsunuz demektir. Aktif olarak kullanılan bir sünger, 10 milyondan fazla mikrop barındırmaktadır.

    YASTIK (HER 18 AYDA 1)

    Her ne kadar çoğumuz rahat yastıklarından vazgeçmek istemese de yastıklar ter, nem ve maytlar yüzünden tam bir bakteri mıknatısı gibidir.

    Daha da kötüsü, bir yastık ortalama 350 bine kadar canlı bakteri içeriyor. Yastığın ömrünü her üç ayda bir 60 derecede yıkayarak uzatabilirsiniz.

    DİŞ FIRÇASI (HER 3 AYDA 1)

    Eskimiş diş fırçaların işlevini kaybettiği gerçeğini bir kenara bırakın, yapılan son bir araştırmaya göre eskimiş diş fırçası barındırdığı nem nedeniyle gastrit hastalıklara neden olan milyonda bir bakteri içeriyor.

    MUTFAK BEZİ (HER HAFTA)

    Mutfak masasına nemli bir şekilde bıraktığınız bez aslında tam bir mikrop yuvası.
    Yapılan bir araştırmada, mutfak bezlerinin %89’unun E. Coli denilen bakteri barındırdığı ve bunun da mide hastalıklarına neden olabileceği belirtildi. Siz siz olun mutfak bezinizi haftada bir kez 60 derecede yıkayın.

    KESME TAHTASI (HER YIL)

    Ahşap doğrama tahtaları daha hijyenik olsa da, çalışmalar; doğrama tahtalarının tuvaletteki klozetten % 200 daha fazla bakteri barındırdığını gösteriyor.

    Zaten tahtanın üzerindeki derin kesikler ve rengin solması artık yeni bir tahta alma vaktinin geldiğini göstermiyor mu?

    KONTAKT LENS (HER 3 AYDA 1)

    Gözleriniz vücudunuzun en hassas organlarından biri olduğunu göre kirli kontakt lens kullanmaktan kaçınmak akıllıca olacaktır, değil mi?

    Araştırmalar, lens kutularının, bakteri oluşumunu ve yayılmasını sağlayan lens çözeltisi tarafından oluşturulan nem nedeniyle bakteri mıknatısları olduğunu gösteriyor.

    SAKLAMA KAPLARI (HER 3 AYDA 1)

    Organik ve daha sağlıklı bir yaşamı kendi hayatına adapte etmeye çalışıyorsanız ilk iş olarak plastik saklama kaplarından kurtulmanız gerekiyor. Öyle hemen dolabınızda ne kadar kap varsa atmaya kalkmayın. Özellikle de yenilerse. Tek yapmanız gereken her 3 ayda bir tüm plastik kap ve şişelerinizi çöpe atmak.

    TUVALET FIRÇASI (HER 6 AYDA 1)

    Banyonuzun en sevdiğiniz parçası olmayabilir ama bu çöpe atmayı hiç düşünmediğiniz tuvalet fırçası aslında tam bir bakteri yuvası.

    Kullanım ömrünü hijyenik bir şekilde uzatmak istiyorsanız bir kaba kaynar su dökün ve tuvalet fırçasını çamaşır suyu ile temizleyin. Bunu her kullanımdan sonra yapmanızda fayda var.

    BAHARATLAR (HER YIL)

    Mutfağınızda bulunan baharatları ne kadar iyi bir yerde saklıyor olursanız olun her yıl değiştirmeniz gerekiyor. Her ne kadar baharatların son kullanma tarihi diye bir şey olmasa da bir süre sonra zaten tatlarını kaybediyor ve faydalı olduğu tüm özellikleri kaybediyor. Buna rağmen hala saklamaya gerek var mı?

    TIRAŞ BIÇAĞI (HER 2 HAFTADA 1)

    Tıraş bıçağınızı duşta bırakmadan önce bir daha düşünün. Nem, kıl kalıntısı, bakterilerin yayılmasını artırıyor ve kızarıklığa neden oluyor.

    Tıraş bıçağınızı temiz tutmak istiyorsanız kapalı bir kaba koyun ve her kullanımdan sonra alkolle yıkayın.

  • Çocuklarınızı karda dışarı çıkarın!

    Çocuklarınızı karda dışarı çıkarın!

    Birçok insan grip, bronşit, zatürre gibi kışın daha çok görülen hastalıkların sebebi olarak soğuk havayı hatta karı suçlar. İstanbul Florence Nightingale Hastanesi’nden Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Başak Namdar Çelikkan, bu klasik düşüncenin son 15 yıldır bilim adamları tarafından yapılan birçok çalışma sonucunda değiştiğine dikkat çekti:

    “Çoğu Avrupa ülkesinde karda, soğuk havada çocuklarını sıkıca giydirip mutlaka dışarı çıkarırlar. Antartika’da gönüllü bir grup insan üzerinde yapılan çalışmalar, soğuk havanın grip, bronşit gibi solunum sistemi hastalıklarına sebep olmadığını göstermiştir. Hatta kar yağışının havada bulunan mikropları kırdığı için dezenfektan görevini de üstlenir.

    SOĞUK HAVA DOĞAL BİR SAVUNMA SİSTEMİ OLUŞTURUYOR

    Soğuk havanın solunum sistemi üzerindeki etkilerinden de bahsetmek gerek. Solunum sisteminin girişinde ince bir mukus örtüsü olup kapı görevi görür. Çeşitli mikropların akciğerlere ulaşmasını engeller. Soğuk hava da mukus üretimini artırır, böylece mukus örtüsü daha kalın bir hal alır ve mikroplar için bariyer görevi görür. Ayrıca soğuk havada nefes aldığınızda, burun çeperindeki kan dolaşımı artarak burun dokusu şişer ve böylece mikropların içeri girmesi zorlaşır. Bu sebeple soğuk hava doğal bir savunma sistemi oluşturur.”

    PEKİ HASTALIKTAN KORUNMAK İÇİN NELER YAPMALIYIZ?

    Korkmayın soğuk havayı soluyun: Mutlaka soğuk havayı içinize çekin. Bol bol nefes alın.

    Her şeyin başı su: Bol sıvı tüketin.

    Hijyene dikkat: Sık sık ellerinizi yıkayın. Böylece mikropların ağız ve burun kanalıyla vücuda girmesini önleyebilirsiniz.

    Kapalı ortamlardan uzak durun: Hasta kişilerle teması en aza indirin.

    Kıyafet seçimi önemli: Mevsime uygun giyinin.

  • Temiz mutfak için ipuçları

    Temiz mutfak için ipuçları

    Dağınıklık toparlanıp dolaplara yerleştirilmeden, ocak ve fırın iyice temizlenmeden, evyeler parlamadan temiz bir mutfaktan söz etmek mümkün değil. Gelin temiz ve hijyenik bir mutfak için küçük ipuçlarına kulak verelim…

    Temizliğe başlamadan
    Düzenli ve toplu bir mutfak temizliğin en önemli koşulu olarak kabul edilmelidir. Bu sebeple öncelikle mutfağınızın toplu ve düzenli olmasına dikkat edin. Mutfakta temizliğin sağlanabilmesi için tüm alet ve gereçlerin temiz olması gerekir. Bunların temizliği için de doğru sünger ve bezin seçimi çok önemlidir. Ocak, fırın, çatal, bıçak gibi tüm alet ve gereçlerin temizlenmesi öncesi sünger veya bezinizin temiz olmasına mutlaka özen gösterin. Islak bezler bakterilerin üremesi için çok uygun ortamlardır. Mutlaka mutfak bezlerinin haftada bir çamaşır makinesinde yıkanması gerekir. Süngerlerin temizliği daha kolay olup her zaman temiz ve kuru bırakmanız yeterlidir.

    Tezgâh
    Lavaboda biriken yemek artıkları temizlik konusunda sizi zorlayacaktır. Lavabolar yine bakteriler için ideal ortamlardır ve sık temizlik ve bakımı önemlidir. Düzenli olarak temizlik maddeleriyle temizlenmesi mutfağınızdaki hijyenik koşulları iyileştirecektir. Lavabo gibi çelik yüzeylerin sürekli parlak ve temiz bir görünüme sahip olmasını istiyorsanız özel çelik parlatıcılarını tercih edebilirsiniz. Bunların ardından her temizlik sonrasında leke kalmaması için tezgâhınızı kuru bir bezle silmeyi unutmayın.

    Fırın ve ocaklar
    Mutfakta en çabuk yağlanan ve temizliğine dikkat edilmesi gereken bir diğer bölüm ise fırın ve ocaklardır. Fırın ve ocakta bakteri ve kokuyu önlemek için yağ çözücü ürünler ve krem temizleyiciler kullanılıp, her kullanım sonrası bir mutfak süngeri yardımıyla temizlenmelidir. Fırın tepsilerini sıcak su ve yağ çözücülerle bir süre beklettikten sonra yıkamak hızlı sonuç almanızı sağlayacaktır.

    Mutfak dolapları
    Mutfağın genel temizliğini ihmal etmezken dolap içlerini de unutmamalıyız. Belli periyodlarla temizliğin tekrarlanması gerekmektedir. Bunun için de mevsim geçişleri beklenebilir ve en az yılda 4 kez bu temizliğin yapılması gerekir. Daha sık yapılan temizlik mutfağınızdaki hijyen ortamının uzun süreli olmasına yarayacaktır. Dolapları temizlerken üzerinde lekeler kalsın istemiyorsanız ve dolaplarınız ahşapsa, ahşaplar için özel temizleyiciler tercih edebilirsiniz.

    Buzdolabı temizliği
    Buzdolabı temizliği de mutfak temizliğinin en önemli parçalarından biridir. Kimse kokuların karıştığı bir buzdolabına sahip olmak istemez. Buzdolaplarındaki ürünler mutlaka kapalı olmalı, açık ürünlerin de saklama kapları, poşetler ve kapaklarla muhafaza edilmesine dikkat edilmelidir. Düzenli olarak hafif nemli bir sünger veya bez yardımıyla buzdolabınızı temizleyin. Buzdolabı içi gibi dışını da temizlemek için bir süngerden yararlanabilirsiniz.

    Pratik bilgiler

    Teflonda oluşan lekeler için
    Teflon tavada oluşan lekeleri çıkarmak için bir su bardağı suya iki çorba kaşığı karbonat ve yarım su bardağı sirke karıştırın. Sirkeli ve karbonatlı suyu tavanın içine döküp on dakika kaynatın. Lekenin tamamıyla çıktığını göreceksiniz.

    Izgaraları temizlerken
    Fırın ızgaralarını, özellikle de et pişirdikten sonra temizlemekte zorluk çekebilirsiniz. Üzerinde çabucak kuruyup kalan lekeler ne kadar sıcak su altında tutarsanız tutun çıkmayabilir. Bu durumda ovma süngeriyle ızgarayı iyice ovmak gerekir. Lekeden eser kalmadığını göreceksiniz.

  • Fazla temizlik Alzheimer riskini artırıyor

    Fazla temizlik Alzheimer riskini artırıyor

    İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi’nde görevli bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre, aşırı temizlik ve hijyen Alzheimer riskini artırıyor.

    Bilim insanları 192 ülkenin istatistiklerini inceledi ve şu sonuca ulaştı: Hijyen sorunlarını çözmüş, enfeksiyon riski düşük, başka deyişle gelişmiş ülkelerde Alzheimer hastası sayısı daha yüksek! Sonuçlara göre, temiz içme suyu kaynağı olan ülkelerdeki Alzheimerlı sayısı, diğer ülkelere oranla yüzde 9 fazla. Enfeksiyon ve bulaşıcı hastalıkların daha az görüldüğü ülkelerde ise bu oran yüzde 12. Araştırma ekibinin başındaki Dr Molly Fox’un açıklaması şöyle:

    Bağışıklık dengesini bozuyor
    “Bir ulusun temizlik ve hijyen karnesinin Azlheimer ile olan ilişkisini saptadık. Örnek vermek gerekirse, İngilizlerin hastalığa yakalanma riski, Kenya, Kamboçya gibi temiz içme suyu, kanalizasyon altyapısında sorun yaşayan, salgın hastalıkların kol gezdiği ülkelere göre daha yüksek. Modern, mikroplardan mümkün olduğu kadar arındırılmış kent yaşamının yaygın olduğu ülkelerde risk yüksek.” Fox, aşırı temiz, bakteriden arınmış ortamda yaşamanın bağışıklık sisteminin dengesini bozduğunu, geçmişte, alerji, astım ve egzamayla ilintisinin de saptandığını anımsattı.

    Alzheimer’a Karşı Havuç Kürü için tıklayın !

    65 yaşını geçen her 3 İngiliz’den 1’inin bunama tehlikesiyle karşı karşıya olduğunun da altını çizdi. Alzheimer Birliği ise araştırmanın sonuçlarını “İlginç” olarak nitelerken “hastalığın sadece hijyenik ortamla ilgili olduğunu düşünmek hatalı olur” dedi.

  • Tatilcileri bekleyen gizli tehlike: Havuz sistiti

    Tatilcileri bekleyen gizli tehlike: Havuz sistiti

    Sağlık için gerekli şartlara sahip olmayan havuzlar ve kimi zaman da deniz suyu idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Havuz enfeksiyonları arasında en sık rastlanan şikâyet ise ‘havuz sistiti’ olarak gösteriliyor.

    Medicana Samsun Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Ahmet Gençbay tatilcilere önemli uyarılarda bulundu.

    Sistit nedir?
    Sistit; mesanenin (idrar kesesi) iltihaplanmasıdır. Anatomik olarak erkeklerden farklı olmalarından dolayı kadınlarda daha sık görülen sistit, ihmal edildiği takdirde kronikleşebilir ve üriner sistemde (mesane ve böbreklerde) kalıcı hasara neden olabilir.

    Bakteriyel sistitler genellikle 20-40 yaşları arasındaki genç kadınlarda daha sık görülür. Her 5 kadından biri, yaşamının herhangi bir döneminde en az bir kez sistit geçirmektedir. Kadınlarda sistitin daha fazla görülmesinin en sık sebebi üretranın daha kısa olmasıdır. Sistitin en sık görülen etkeni, vakaların yüzde 85’inden sorumlu olan Koli basilidir. Normalde bu bakteriler kalın bağırsakta bol miktarda bulunurlar. Bazı risk faktörlerinin varlığında bu bakteriler mesaneye ulaşarak sistite neden olurlar.

    Sistite neden olan risk faktörleri nelerdir?
    Kötü genital temizlik
    İdrar akımının engellendiği durumlar (üriner sistemde taş, tümör veya sonda gibi yabancı cisim bulunması)
    Nörolojik olarak mesanenin boşalamaması
    Şeker hastalığı
    Hamilelik
    Yaşlılık
    Düzensiz cinsel ilişki ( sistit yeni evlilerde daha sık görülür ki, buna ‘balayı sistiti’ denir )
    Menopoz dönemi
    Erkeklerde prostat ve üretra hastalıkları

    Sistitin belirtileri nelerdir?
    Dizüri (idrar yaparken yanma, sızı, ağrı)
    Pollaküri (sık idrara çıkma) ve az idrar yapma
    Acil idrar yapma hissi
    Tam boşalamama hissi
    Kötü kokulu ve bulanık idrar
    Disparoni (cinsel ilişki sırasında ağrı duyulması)
    Kasıklarda ve göbek altında ağrı olması
    Hematüri (idrarda kan olması)

    Sistitin tanısı nasıl konur?
    Sistitin tanısında en önemli bulgu anamnezdir. Hastaların çoğunda yukarıda bahsedilen şikayetlerden birçoğu vardır. Bu şikayetlerle gelen bir hastaya ilk yapılacak tetkik, idrarın mikroskobik incelenmesidir. Sistitli bir hastanın idrarında alyuvarlar, akyuvarlar ve bakteriler görülmelidir. Enfeksiyona neden olan bakteriyi tanımlayabilmek için de idrar kültürü gerekebilir. Sistite sebep olan birincil bir hastalık düşünülüyorsa hastaya üriner ultrason, İVP (ilaçlı böbrek filmi) ve sistiskopi (ışıklı bir aletle mesaneye bakma işlemi) de yapılabilir. Sistit ve altta yatan neden tedavi edilmezse, kronikleşebilir ve hastayı zayıf ve bitkin bırakabilir.

    Sistit nasıl tedavi edilmelidir?
    Bakteriyel bir hastalık olduğundan dolayı tedavide antibiyotikler kullanılmalıdır. Kültür sonuçları çıkana kadar tedaviye gram negatif basillere etkili ilaçlarla başlanmalıdır. Daha sonra tedavi kültüre göre düzenlenmelidir.

    Sistitten korunmak için neler yapılmalıdır?
    Günlük su alımı en az 2 litre olmalıdır. Su, bakterilerin mesaneye tutunmasını engeller ve dışarı atılmasını sağlar.

    Kahve, koyu çay, alkol gibi içecekler ve acılı baharatlı yiyecekler en aza indirilmelidir. Bunların mesane üzerinde uyarıcı etkileri vardır.

    Mümkün olabildiği kadar sık idrara çıkılmalıdır. İdrarı tutmak mesanedeki bakterilerin mesane duvarına yapışmasını ve enfeksiyon oluşmasını kolaylaştırır.

    Tuvaletten sonraki temizlik doğru olmalıdır. Temizlik önden arkaya doğru yapılmalıdır. Böylece bakterileri idrar kanalına doğru taşımamış olursunuz. Sadece kağıtla silinmek yeterli değildir. Anal bölge mutlaka bol suyla yıkanmalıdır. Ancak aşırı hijyen takıntısı normal vajinal florayı bozabileceğinden dikkatli olunmalıdır.

    Vajinal deodorant, parfümlü sabun, pudra kullanımı idrar kanalını tahriş edebileceğinden bu tür ürünler kullanılmamalıdır.

    İç çamaşırı tercihi doğru yapılmalıdır. Sıkı, dar pantolonlar ve naylonlu iç çamaşırları giymeyin. Bahsedilen giysiler genital bölgenin nemlilik oranını artırarak bakterilerin üremesini kolaylaştırır.

    Pamuklu iç çamaşırları tercih edilmeli ve her gün değiştirilmelidir.

    Cinsel ilişkiden sonraki erken dönemde idrara çıkılmalıdır. Bu durum bakterilerin yayılmasını önlemektedir.

    Menopoz sonrası dönemde östrojen kremleri kullanılmalıdır.

    Özellikle yaz aylarında havuz sistitine dikkat edilmelidir. Kalabalık ve kirli havuzlara girmekten kaçınılmalıdır.

  • İdrar yolu enfeksiyonları

    İdrar yolu enfeksiyonları

    Tersine bilinçsizce kullanılan hijyenik maddeler ve antiseptikler genital organlarda mikrop florasını bozarak zararlı mikropların artışına, dolayısıyla enfeksiyon riskine yol açabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Yalçın İlker konuyla ilgili olarak antiseptiklerin, vajinada mevcut olan mikrop florasını bozarak zararlı mikropların artışına, dolayısıyla enfeksiyon riskine yol açabileceğinin altını çiziyor ve ekliyor “Tuvaletten sonra temizlik alışkanlığı da, idrar yolları enfeksiyonlarının önlenmesinde önemli rol üstleniyor. Temizliğin önden arkaya doğru olması gerekiyor. Aksi halde anal yoldaki mikroplar idrar yoluna taşınabiliyor.”

    İdrar yolları enfeksiyonları, erişkinlerde en sık antibiyotik kullanılan rahatsızlıkların başında geliyor. Genellikle sağlıklı kişilerde ortaya çıkan bu rahatsızlık ayakta tedavi ediliyor. Ancak, tedavi ihmal edildiğinde hastalık ağır tablolara neden olabiliyor. Özellikle genital organların temizlenmesinde antiseptiklerin kullanılması önerilmiyor.

    Prof. Dr. Yalçın İlker, “Bu enfeksiyonların tedavi edilmemesi böbrek iltihabına, böbrek kaybına ve hatta ölüme kadar gidebiliyor. Tüm idrar yolu enfeksiyonlarının %75’ine koli basili bakterisi neden oluyor. Kadınlarda erkeklere oranla 25 kat daha fazla görülmesinin nedeni ise, idrar kesesinden sonraki idrar yolunun kadınlarda çok daha kısa olması. Erkeklerde de prostat bezi enfeksiyonları önemli sağlık sorunlarına yol açıyor ve tedavi süreci daha zorlu geçiyor. Çünkü prostat bezine yerleşen bakterilerin tamamen ortadan kaldırılması mümkün olmuyor.” diyor ve ekliyor “Bakteriler, idrar olunca esas olarak idrar yaptığımız delikten içeri giriyorlar. Vücut direnci genellikle, bu esnada idrar yollarına ilerlemeye çalışan bakterileri öldürüyor. Ama öldürülmediğinde ya da çok sayıda bakteri girdiğinde enfeksiyona neden oluyor. Kadınlarda görülmesinin en büyük nedeni ise cinsel ilişki sırasında giren bakteriler. Bundan korunmak için de, cinsel ilişkiden sonra idrara çıkmak gerekiyor. Çünkü ilişkiden sonra idrar kesesini boşaltmak koruyucu etki yapıyor.”

    İdrar Yollarında En Çok Görülen Enfeksiyonlar ve Belirtileri
    En sık görülen idrar yolu enfeksiyonu, idrar kesesi kaynaklı oluyor. “Sistit” olarak adlandırılan bu enfeksiyonun ilk belirtisi de, çok sık idrara çıkmak oluyor. Sıklığı 1.5 saatte bir den, 15 dakikada bire kadar değişiyor. Bu duruma, idrar yaparken hissedilen yanma da eşlik ediyor. İdrarda kanama ve hafif ateş de nadiren görülen belirtiler arasında yer alıyor.

    Tanı ve Tedavi Yöntemleri
    Prof. Dr. Yalçın İlker idrar yolu enfeksiyonlarında tanı koyma ve tedavi yöntemlerinin önemine dikkat çekiyor. İlker, “Kişiyi hekime getiren bu şikayetlerin ardından, fizik muayene yapılıyor. İdrar kesesinin olduğu bölgede hassaslık saptanıyor. İdrar tahlili ve idrar kültürü yaptırılıyor. Bu tahlillerde enfeksiyon bulguları ortaya çıkarsa, enfeksiyonun türüne göre antibiyotik belirlenerek tedaviye başlanıyor. Genellikle 3-5 gün süren tedavi süreci, enfeksiyonun ortadan kaldırılması için yeterli oluyor.” diyor.
    Prof. Dr. Yalçın İlker, Sistit’in gebelikte çok rastlanan bir durum olduğunu, ancak hamilelikte her antibiyotik kullanılmadığı için kadınların mutlaka hekime başvurup, uygun ilacı alması gerektiğini belirtiyor. İlker, “Cinsel aktivitenin aniden arttığı durumlarda da Sistit sık görülüyor. Bu nedenle, özellikle balayına çıkan çiftlerde ortaya çıkan idrar yolu enfeksiyonları “balayı sistiti” olarak adlandırılıyor.” diyor.

    İdrar Yolu Enfeksiyonlarında Mikrobiyolojik Örnek Almanın Önemi
    Kadınlarda daha sık görülmekle beraber, erkek hastalarda da azımsanmayacak derece yaygın olan idrar yolu enfeksiyonları, doğru antibiyotikle tedavi edilmeyen hastalarda ağır tablolara neden olabiliyor. Bu konuya dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Hakko, bu denli sık görülen ve ciddi sonuçlar yaratabilen enfeksiyonların tedavisinde kullanılacak olan antibiyotiklerin mikrobiyolojik veriler ışığında seçilmesinin gerekliliğini vurguluyor. Dr. Hakko konuyla ilgili olarak şu bilgileri veriyor: “İdrar yolu enfeksiyonlarına genel olarak barsakta bulunan bakteriler neden oluyor. İdrar yolu enfeksiyonuna en sık yol açan, toplumda koli basili olarak bilinen ‘Escherichia coli’ oluyor. Bu ve bunun benzeri diğer bakteriler antibiyotiklerle karşılaştıkça direnç geliştiriyor ve antibiyotikleri etkisiz hale getiriyor. Bu nedenle tedaviye başlamadan önce (tek bir doz dahi antibiyotik almadan) hastadan mikrobiyolojik kültür alınarak, hangi antibiyotiklere karşı duyarlı olduğunun saptanması gerekiyor. Bu sayede doğru antibiyotikle etkili tedavi yapılması ve bakterinin direnç geliştirmesi önleniyor.”

    Uzun dönemli tedavi gerektiren prostat enfeksiyonları; ağır seyreden, damardan antibiyotik tedavisi gerektiren böbrek enfeksiyonları ve sık tekrarlayan enfeksiyonlarda Antibiyogram yapılmasının şart olduğunu söyleyen Dr. Hakko, kültürde üremeyen mikoplazma, klamidya ve üreoplazma gibi bazı bakterilerin tanısında kullanılan başka yöntemler de olduğunu belirtiyor. İdrar ve kan örneklerinde çalışılabilen bu testler, doğrudan bakterinin saptanması ve hedefe yönelik tedaviyle etkin tedavinin uygulanmasına yardımcı oluyor. Dr. Hakko, idrar kültüründe üreme olmaması, verilen antibiyotiğe yanıt vermeme ve tekrarlayan enfeksiyonlarda da bu testlerin yapılmasının yararlı olacağını vurguluyor.

  • İyi bir cinsellik için vajina estetiği

    İyi bir cinsellik için vajina estetiği

    Çoğu kadın cinsel organının zamanla deforme olmasından dolayı cinsel hazzı yaşayamıyor. Oysa yeni tıbbi uygulamalarla kadın cinsel organının şekli düzeltiliyor, küçültülüyor, vajina yolu daraltılıyor hatta yeni bir vajina bile yaratılıyor!

    Sevişmekten kaçınan veya cinsel ilişkiden yeterince haz alamadığından yakınan kadınların sorunlarının altında yatan en önemli nedenlerden biri, cinsel organlarıyla ilgili estetik kaygıların olması.

    Özellikle doğum sonrası genişleyen vajina, hem kadınların hem de partnerlerinin cinsel ilişki sırasında yeterince haz almalarını engelliyor. Üstelik sorun sadece bununla da kalmıyor; kadınlar, genişleyen vajinaları yüzünden idrar kaçırma gibi sağlık problemleriyle de karşı karşıya kalabiliyor. Kadınların cinsel organlarıyla ilgili en çok yakındıkları bir başka sorun ise iç dudakların sarkık ve büyük olması. Bu görüntüyü estetik bulmayan kadınlar bikini veya dar pantolon giymekten kaçındıkları gibi partnerlerine de çıplak görünmek istemiyor. Hal böyle olunca da zamanla cinsel ilişkiden soğuma, hatta takıntı veya anksiyete gibi ciddi sorunlar da ortaya çıkmaya başlıyor. Oysa sağlıklı ve mutlu bir birlikteliğin yolu, öncelikle insanın kendine duyduğu özgüvenden geçiyor. Partneri tarafından beğenildiğini hissetmek de cinsel yaşamda önemi bir rol oynuyor. İşte tüm bu nedenlerden dolayı günümüzün modern kadını artık cinsel yaşamda aktif bir rol almak için utansa da sıkılsa da hekimlerden yardım alacak kadar kararlı görünüyor. Son sürat gelişen estetik cerrahi de yeni uygulamalarla daha estetik bir görüntüye kavuşmak isteyen kadınların yüzünü güldürüyor! Biz de Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Kuran ile Marmara Üniversitesi’nden Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Erdem Tezel’e günümüzde kadınlara özel uygulanan tüm yöntemleri tek tek sorduk. Operasyonların ücretleri konusunda bilgi almayı da ihmal etmedik!

    Geniş vajina

    Vajina bölgesinin geniş olması kadının yapısından kaynaklanabildiği gibi ilerleyen yaş ve normal doğuma bağlı olarak da gelişebiliyor. Vajina kaslarının gevşemesi, cinsel ilişki sırasında önemli bir sorun haline gelebiliyor. Özellikle doğumdan sonra düzgün onarılmayan yırtıklar nedeniyle genişleyen vajina, kadın ile partnerinin cinsel ilişkiden haz almasını engelliyor. Bunun sonucunda kadın zamanla özgüvenini yitirebiliyor ve cinsel yaşamdan uzaklaşabiliyor. Oysa günümüzde vajina daraltmaya yönelik operasyonlar sayesinde kadının cinsel ilişkiden yeniden haz alması sağlanabiliyor. Ayrıca operasyon sonrasında yaşla birlikte daha sık rastlanan bir şikayet haline gelen idrar kaçırma sorunu da ortadan kalkabiliyor. Bunun yanı sıra epizyotomi, yani doğum sırasında rastgele yırtılmayı engellemek için cerrahi olarak yapılan kesi işleminden sonra kabarık ya da kötü görünümlü izler oluşabiliyor. Günümüzde bu izlerin düzeltilmesi için yararlanılan çeşitli tekniklerden oldukça başarılı sonuçlar alınabiliyor.

    Ne yapılıyor? Basit bir cerrahi girişim olduğu için genel veya lokal anestezi ile sedasyon adı verilen iki uygulamanın bir arada kullanılmasıyla gerçekleştiriliyor. Ameliyatla vajinal kanalın daraltılması ve vajinanın gevşemesi sonucu oluşan (estetik) görünümün düzeltilmesi hedefleniyor. Yaklaşık bir saat süren operasyonda vajinanın arka duvarına sıkılaştırıcı işlem yapılıyor. Operasyon sonrasında dikişlerin alınmasına gerek duyulmuyor.

    Nelere dikkat etmeli? Vajinanın tam anlamıyla iyileşmesi iki-üç haftayı buluyor. Bu süreç içerisinde enfeksiyon gelişmemesi için kadının hijyen kurallarına özen göstermesi, yani tuvalet sonrası temizliğini vajinadan anüse doğru yapması ve cinsel ilişkiden kaçınması yeterli oluyor.

    Büyük dudaklar

    İç dudaklar (labia minör), klitorisin üst kısmından vajina girişinin altına kadar uzanan kıvrımlı yapıları oluşturuyor. Bazı kadınlarda iç dudakların dış dudaklardan biraz taşması doğal olarak kabul ediliyor. Ancak dış dudaklardan sarkacak şekilde uzun olması tıbben önemli bir sorun yaratmasa da estetik görüntüyü bozarak kadını çözüm arayışına itiyor. Doğuştan var olan ya da doğum sonrasında gelişen bu şekil bozukluğu, kadının cinsel hayatını adeta kabusa dönüştürebiliyor. Vajinasını estetik bulmayan kadın özgüvenini yitirerek partnerine çıplak görünmek istemeyebiliyor. İç dudaklar aşırı sarkık olduklarında cinsel ilişki sırasında araya girerek kadının acı duymasına da neden olabiliyor. Ayrıca vulvada, yani kadının cinsel organında terleme sonucunda oluşan salgıların bu bölgede birikmesi sonucu kötü kokulu mantar enfeksiyonları da gelişebiliyor. Tüm bu sorunlar da kadının zamanla özgüvenini yitirmesine, cinsel yaşamdan soğumasına, hatta orgazm güçlüğü çekmesine yol açabiliyor.

    Ne yapılıyor? Lokal anestezi altında uygulanan basit bir operasyonla iç dudakların kesilerek dış dudakların içinde kalması sağlanabiliyor. Yaklaşık 30 – 40 dakika süren işlemde eriyen dikişler kullanıldığı için dikiş alma sorunu da yaşanmıyor. Kadın operasyondan sonra aynı gün normal yaşantısına dönebiliyor, bir hafta sonra da cinsel ilişkiye girebiliyor.

    Nelere dikkat etmeli? İşlem sonrasındaki ilk iki gün iç dudakların olduğu bölümde şişlik oluşabiliyor. Bu nedenle antibakteriyel pomatla günlük pansuman gerekebiliyor. Kadının hijyen kurallarına özen göstermesi yeterli oluyor.

     

    Ameliyatsız vajinal gençleştirme

    Vajinal Operasyonlar Nelerdir?