Etiket: demir eksikliğine bağlı kansızlık

  • Kan değerleriniz ve siz !

    Kan değerleriniz ve siz !

    Kansızlık sorunu yaşıyorsanız yalnız değilsiniz. Bu soruna toplumda çok sık rastlanıyor. Kansızlık kadınlarda jinekolojik, erkeklerde mide-bağırsak sistemi, çocuklarda hızlı büyüme kaynaklı olabildiği gibi bunların dışında kalan farklı nedenler de bulunuyor.

    Kansızlık tıp dilinde, ‘anemi’ olarak adlandırılıyor ve kana rengini verip kırmızı kan hücreleri olarak adlandırılan alyuvarların (eritrosit) azalması olarak tanımlanıyor. Bu sorunun bir hastalık değil, bir laboratuvar bulgusu olduğuna dikkat çeken Hematoloji ve Hücresel Tedaviler Koordinatörü Prof. Dr. İhsan Karadoğan, ” Kansızlık sorunu yaşayan bir hastada öncelikle kansızlığa neden olan hastalığın bulunması gerekir” diyor.

    Bu nedenle hastaya asıl tanının konulabilmesi için öncelikle var olan kansızlığa yol açan hastalığın araştırılması gerekiyor. Kansızlığa yol açabilen yüzlerce hastalık konusu olduğu için aynı anda olası tüm hastalıkları saptamaya yönelik testlerin yapılması hem zaman hem de ekonomik açıdan mümkün olmuyor. Bu nedenle hastanın cinsiyeti ve o sıradaki yaşında en sık görülen hastalıklar dikkate alınarak, bu hastalıkları saptamaya yönelik değerlendirmelerin adım adım yapılması büyük önem taşıyor.

    Bunun için öncelikle hastanın öyküsü ve muayenesinde saptanan anormalliklerin belirlenmesi ve ardından tanı amaçlı çeşitli laboratuvar testlerin yapılması gerekiyor. Yapılan testlerin birincil amacının hastada gerçekten bir kansızlık olup olmadığının saptanması, eğer kansızlık varsa derecesinin belirlenmesi olduğu belirtiliyor. İkinci aşamada ise kansızlığa yol açan asıl hastalığın adının konabilmesi için gereken testler yapılıyor.

    TAM KAN SAYIMI KANSIZLIĞA İLİŞKİN BİLGİ VERİYOR

    Bir hastada kansızlık olup olmadığının ortaya konulması için yapılması gereken ilk kan testi “tam kan sayımı” olarak adlandırılıyor. Tam kan sayımı günümüzde otomatik kan sayım cihazları ile yapılıyor. Bu cihazlar hızlı, ucuz ve pratik olarak hem kansızlık derecesi hem de kansızlığa yol açan hastalıklar hakkında önemli ipuçları sunuyor. Cihazdan çıkan veriler, kansızlığın derecesiyle ilgili de bilgiler veriyor.

    Buna örnek olarak, “eritrosit sayısı denilen ve 1 milimetre küpte bulunan hücre sayısı, hemoglobin düzeyi ve hematokrit oranı en sık kullanılan parametrelerdir” diyen Karadoğan, elde edilen değerlerin normalin altında olmasının bir kansızlık göstergesi olduğunu söylüyor. Bunlara bakarak kansızlığın düzeyi saptanmış oluyor. Bu ilk aşamadan sonra yapılacak diğer testler kansızlığa yol açan hastalıkların saptanması için gerçekleştiriliyor. Bu yapılırken bu soruna yol açabilecek yüzlerce çeşit hastalık olduğunun unutulmaması gerekiyor.

    BİRÇOK HASTALIĞIN KANSIZLIK YAPICI ETKİSİ VAR

    Kansızlığa yol açacak birçok hastalık bulunuyor. Kadınlarda, erkeklerde ve farklı yaş gruplarında kansızlık yapan hastalıklar birbirinden farklılıklar gösteriyor. Dr. Karadoğan demir eksikliğine bağlı kansızlığın toplumda en sık görülen kansızlık nedeni olduğunu belirtiyor.

    Demir eksikliği dışında folik asit ve B 12 vitamini eksikliği gibi vitamin eksiklikleri de en sık görülen kansızlık nedenleri arasında yer alıyor. Kansızlık birçok kronik gidişli hastalığa da eşlik edebiliyor. Romatizmal hastalıklar, otoimmün hastalıklar, kronik seyreden enfeksiyon hastalıkları, bir çok kanser türleri, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, karaciğer hastalıkları ve hipotroidi gibi bazı endokrin hastalıklar da kansızlığa yol açabiliyor.

    Akdeniz anemisi olarak bilinen talasemi gibi birçok kalıtsal hastalık da özellikle çocuklarda kansızlık yapan önemli hastalıklar arasında yer alıyor. Travma veya mide-bağırsak kanaması gibi nedenlerle oluşabilen akut kanamalar da önemli bir kansızlık nedeni olabildikleri gibi şok tablosu yaratarak yaşamı tehdit edebildikleri için ayrı bir önem taşıyor. Özellikle kadınlarda en sık görülen kansızlık türü, demir eksikliği anemisinden kaynaklanıyor. Bu sorunla her üç kadından birinde karşılaşıldığı belirtiliyor.

    Prof. Dr. İhsan Karadoğan, demir eksikliği anemisinin bir tanı olmadığını söylüyor. Kansızlığın demir eksikliğinden kaynaklandığı gösterildikten sonra buna yol açan nedenin mutlaka ortaya çıkarılması gerekiyor. Doğurganlık çağındaki kadınlarda kan değeri düşüklüğünün en önemli nedeninin her ay adet kanamaları nedeniyle yaşanan kan kayıpları olduğu belirtiliyor. Gebelik sırasında annenin depolarında bulunan önemli miktarda demir bebeğe aktarıldığı için tekrarlayan doğumlar kadın için risk anlamına geliyor.

    En önemli neden kadın hastalıkları

    Kadınlardaki kansızlığın en önemli kayıp kaynağını jinekolojik nedenler oluşturuyor. İkinci sırada gelen kan kayıp nedeni ise mide bağırsak sisteminden kaynaklanan kanamalar olarak görülüyor. Midede ülser nedeniyle gizli ya da açık kanama, bağırsakta olabilecek ülser, polip, divertikül, hemoroid gibi iyi huylu hastalıkların yanında mide ve bağırsakta gelişen kanserler de vücutta kan kayıplarına neden olabiliyor. Bu nedenle demir eksikliği tanısı konulan kişide mutlaka bunun altında yatan nedenin araştırılması gerekiyor.

    Hamilelikte Kansızlık ve Demirin Önemi için tıklayın !

    Erkeklerde ilk sırada mide-bağırsak hastalıkları var

    Erkeklerde demir eksikliği kadınlara göre daha az oranda görülüyor. En önemli nedenin, mide bağırsak sisteminden kaynaklanan kanamalar olduğu belirtiliyor. Bu soruna; mide ülserleri, hemoroid, alkol ve sigara tüketimi fazla olan kişilerde gastrit nedeniyle oluşan yaralar neden oluyor. Erkeklerde demir eksikliğine bağlı kansızlık saptanması durumunda öncelikle mide ve bağırsak sisteminde görülebilecek sorunların araştırılması gerekiyor.

    Erkekler ve 40 yaş üzeri kadınlar dikkatli olmalı

    Mide ve bağırsaktan olan kanamalar hem erkek hem de kadınlarda önemli bir demir eksikliği nedeni. Ne iyi ki bu problemlerin altında hastaların çoğunda kolay tedavi edilebilen ülser, gastrit, hemoroid gibi iyi huylu hastalıklar yatıyor. Ancak erkekler ve 40 yaş üzeri kadınların yüzde 10 kadarında mide ve bağırsak sisteminden kaynaklanan kanserler kendini demir eksikliğine bağlı kansızlık şeklide gösterebiliyor. Demir eksikliğine yol açan nedenin zamanında saptanması bu tür kanserlerin erken tanınmasına yol açarak tedavi şansını yükseltiyor. Ancak tanıda geç kalınması hastanın kanser açısından tedavi şansını yitirmesine ve yaşamını yitirmesine yol açabiliyor. Prof. Dr. İhsan Karadoğan, demir eksikliği saptanan erkek ve 40 yaş üzeri kadınlarda mide-bağırsak sistemine ait bir yakınma olmasa bile bu sistemin endoskopik yöntemlerle taranmasının çok önemli olduğunu belirtiyor.

    Kanserin ilk belirtisi olabilir

    Kanamaya bağlı gelişen demir eksikliği dışında başka mekanizmalarla gelişen kansızlıklar da bazı kanserlerin ilk belirtisi olabiliyor. Örneğin başta kan kanserleri olmak üzere çeşitli kanserlerin kemik iliğini işgal etmesi kansızlık nedeni olabiliyor. Bu nedenle, sorunun ortaya çıkış nedeninin ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Kansızlığın nedeninin saptanması bazen kolay olabildiği gibi bazı durumlarda tanı haftalar sonra konabiliyor.

    Çocuklarda kansızlık hızlı büyüme kaynaklı olabilir

    Vücudun demir ihtiyacı hızlı büyüme sırasında artıyor. Çocukluktan gençliğe hızlı geçiş dönemi olan ergenlikte, eğer besinlerden alınan demir yeterli olmuyorsa, yine bir kansızlık tablosu oluşabiliyor. Demir emilimini bozan nedenlerden biri olan kronik ishal ve emilim bozuklukları gibi nedenler bu tip sorunlara yol açsa da bunların nadir görüldüğü belirtiliyor. Kansızlık bazı durumlarda doğuştan kalıtsal hastalıklar nedeniyle de oluşabiliyor. Bu tip hastalıklar özellikle çocuk çağında tanınıyor. Bu nedenle hastanın kansızlığının nedeninin kalıtsal mı yoksa sonradan başka bir nedenle mi ortaya çıktığının detaylı şekilde araştırılması gerekiyor.

    Habertürk

  • Kolon ve Rektum Kanserinde Tedavi

    Kolon ve Rektum Kanserinde Tedavi

    Kalın bağırsak (kolon) ve bunun son kısmı olan rektumun kanserleri kadınlarda meme, erkeklerde akciğer kanserinden sonra kanserden ölüme yol açan ikinci büyük sebeptir. Özel BSK Eskişehir Anadolu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bekir Yaşar, barsak kanserlerinin önlenebilir ve erken teşhis durumunda tam tedavi edilebilir olduğunu söyledi.

    Kolon ve rektumda kanserlerin büyük bölümü poliplerden kaynaklanır. Yapılan araştırmalar bağırsak tümörlerinin sadece küçük bir bölümünün polip olmadan geliştiğini göstermektedir.

    Bağırsak içini döşeyen mukoza isimli dokuyu oluşturan hücreler bazen polip adını verdiğimiz küçük yumrular oluşturabilirler. Polipler iyi huylu tabir edilen ve çevreye yayılma potansiyeli olmayan büyümelerdir.

    Bağırsak polipleri ortalama 45-50 yaşından itibaren belirmeye başlarlar. Gelişen poliplerin %10-20 kadarı ortalama 8-10 yılda habis özellik kazanırlar, yani kanserleşirler.

    Poliplerin çapı 1cm’den büyüdükçe, sayıları çoğaldıkça kansere dönüşme ihtimali artar.

    Yakın akrabalarında bağırsak kanseri ve ailesel geçiş gösteren polipleri olanlarda, inflamatuar bağırsak hastalığı (ülseratif kolit ve crohn) olan bireylerde ve daha önce meme, yumurtalık ve rahim kanseri nedeniyle tedavi görmüş hastalarda bağırsak polip ve kanserinin gelişme riski daha yüksektir.

    Hiçbir ilave risk faktörü olmayan kişilerde ise risk 40-50 yaşından sonra yaş ile doğru orantılı olarak artmaya başlar

    Polipler ve bağırsak kanseri büyük boyutlara ulaşmadıkça önemli bir rahatsızlık vermezler. Erken tanı ancak tarama testleri ile konur.

    Makattan kan gelmesi üzerinde önemle durulması gereken bir şikayettir. Ancak bu genellikle kişi tarafından hemoroid (basur) olarak kabul edilip hekime başvurulmaz. Bu da çok değerli olan zamanın ziyan edilmesine yol açar.

    Dışkılama alışkanlığının değişmesi teşhise gitmede en önemli şikayetlerden birisidir. Her bireyin belli bir dışkılama alışkanlığı vardır. Bir günde 3 kez ile, haftada 3 kez dışkılama gibi geniş bir yelpaze tıbben normal olarak kabul edilir. Ancak düzenli bağırsak alışkanlığı olan bir insanda zaman zaman halsizlik ve ishallerin birbirini takip etmesi mutlaka araştırılmalıdır.

    Bağırsak kanserinin tama yakın bölümü poliplerin bir takım değişiklikler sonrası 5-10 yıllık bir süreç içinde habis özellikler kazanmasıyla gelişir. Polipler bulunup yok edildiğinde bağırsak kanserine dönüşüm de olmayacaktır.

    Ancak poliplerin ve bağırsak kanserinin büyümeden herhangi bir bulgu vermemesi nedeniyle teşhis için şüpheci olmak ve özellikle yüksek risk taşıyan grupta tarama testlerinebaşvurmak önem taşır.

    Araştırmalar bağırsak kanseri gelişiminde beslenmenin çok büyük rolü olduğunu göstermiştir. Posadan zengin, hayvansal gıdalardan fakir beslenen toplumlarda bağırsak kanseri az görülmektedir. Protein ve yağ bakımından zengin gıda ile beslenen ABD gibi ülkelerde barsak kanseri daha çok görülmektedir.

    Dışkıda gizli kan bakılması, parmakla rektal muayene ve kolonoskopi ile şikayeti olmayan hastalar taranır. Bunlardan en objektif ve faydalı yöntem kolonoskopidir. Kolonoskopi kalın bağırsak (kolon) ve son kısmının (rektumun) içinin ayrıntısıyla görülmesini sağlayan endoskopik bir tetkik yöntemidir. Kolonoskopi yapılırken bağırsaklar içinde bulunan polipler çıkartılabilir ve şüphe edilen bölgelerden örnek alınabilir.

    Herhangi bir risk faktörü olmayan bireylerde imkanlar nispetinde 40 yaşından itibaren her yıl dışkıda gizli kan ve parmakla rektal muayene, 50 yaşından itibaren 5-10 yıl arayla kolonoskopik tetkik yapılması uygundur.

    Yüksek risk grubuna tarama testlerinin uygulanması çok daha önemlidir. Bu kişilerde 50 yaşından itibaren tüm kolon ve rektum ayrıntısı ile tetkik edilmelidir. Ailede bağırsak kanseri olan bireylerde akrabadaki kanser 50 yaşından önce teşhis edilmişse bu yaştan beş yıl önce endoskopik tetkik uygulanmalıdır. Örneğin, 45 yaşındaki bir kişide bağırsak kanseri teşhis edilmişse, bu kişinin oğlu/kızı ve kardeşlerine 40 yaşına geldiklerinde kolonoskopi yapılmalıdır.

    Kolonoskopi sırasında polip bulunursa bunlar o an endoskopik olarak alınırlar. Bu kişilerin kolonoskopisi 1-3 yıl sonra yeni belirebilecek poliplerin de yok edilmesi için tekrarlanmalıdır.

    Kolonoskopi sırasında polip bulunamazsa riskli grupta 3-5 yıl, risksiz grupta 5-10 yıl sonra kolonoskopi tekrar edilir.

    Ailevi kolon polipozu adı verilen ve kalın bağırsakta binlerce polip olan ve nadir görülen bir grupta çocuklar 13-14 yaşından itibaren tarama testlerine alınmalıdır.

    İnflamatuar bağırsak hastalıklarında (ülseratif kolit ve crohn) hastalık süresi uzadıkça bağırsak mukozasında kanser gelişme riski fazlalaşır. Bu kişiler hem hastalığın gidişatının hem de habis tümör gelişiminin incelenmesi açısından yakın takip altında olmalıdırlar.

    Polipler kansere dönüşünce buradaki hücreler bir süre bulunduğu yerde büyür ve habis hücreler belli bir aşamadan sonra vücudun çeşitli yerlerine dağılmaya başlar (metastaz).

    Bağırsak tümörü en çok lenf yollarını kullanarak metastaz yapar. Lenf yolları bağırsaklardan emilen gıda ve bağırsaklara gelen sıvının fazlasını dolaşıma taşıyan lenfatik sistemin bir parçasıdır.

    Bağırsak tümörü lenf yolları ile karaciğere, kan damarları yoluyla da diğer organlara metastaz yapabilir. Bulunduğu yerde büyüyen tümör bağırsakta geçişi engelleyip bağırsak tıkanıklığına da yol açabilir.

    Tedavinin esası cerrahidir. Tümörü barındıran bağırsak bölümü lenf yolları ve kan damarları ile beraber çıkartılır. Kalan bağırsak parçaları birbirine anastomoz ismi verilen bir işlemle birleştirilir ve devamlılık sağlanır.

    Tümör ve lenf yollarının birlikte çıkartılması çok önemlidir. Lenf sistemine yayılım varsa çıkartılacağı için tedaviye katkıda bulunmuş olur.

    Ayrıca ameliyat sonrası yapılacak patoloji tetkikinde lenf düğümlerinde habis hücre aranır. Lenf düğümlerinde metastaz olması durumunda hastanın iyileşme şansını arttırmak için kemoterapi yapılır.

    Rektum kalın barsağın son kısmıdır. Rektum anüs ile sonlanır. Bu bölgede dışkının tutulmasını sağlayan çok hassas kaslar (sfinkter) ve sinirler vardır. Rektumda tümör olunca geçmişte rektum, anüs ve sfinkterler tamamen çıkartılır ve hastaya kolostomiuygulanırdı. Kolostomi kalın barsağın karın duvarına açılmasıdır. Bunun dışına cilde bir torba yapıştırılarak dışkının birikmesi sağlanır. Günümüzdekolon ve rektum cerrahisi ile ilgilenen cerrahlar anatomik bilgilerini ve ameliyat tekniklerini geliştirmişlerdir. Bu sayede 10 yıl öncesine göre kolostomiye daha az gerek duyulmaktadır. Rektumdaki tümörün altında sağlıklı bir-iki santimetrelik bir bölüm varsa rektum çıkartılıp yukarıdaki sağlıklı bağırsak parçası anüs ve sfinkterlerin olduğu son kısma anastomoz edilebilmektedir (birleştirilebilmektedir). Bazı durumlarda ameliyat öncesitümöre radyoterapi(ışın tedavisi) ve kemoterapiuygulanıp tümörün büzüşmesi (küçülmesi) sağlanmaktadır. Bu sayede ameliyatın başarı şansı artmaktadır. Günümüzde sadece anüs ağzına 3-4 cm yakınlıktaki tümörlerde anüs çıkartılmaktadır.

    Kolostomi kalın barsağın karın duvarına açılmasıdır. Bunun dışına yapıştırılacak özel bir torba ile dışkının birikmesi sağlanır. Eskiden beri kolostomi ve torbası kalın bağırsak kanseri olan hastalar için dehşet verici bir simge olmuştur.

    Günümüzde konu ile ilgilenen cerrahların tecrübe ve bilgisi artmış ve çok daha az sayıda hastanın kolostomiye ihtiyacı olmaya başlamıştır. Ne var ki hala bazı hastalar için kolostomi gerekmektedir. Kolon ve rektum cerrahisi ile ilgilenen cerrahın birinci görevi hastanın hayatını kurtarmaktır. Bu yüzden gereken durumlarda kolostomi çekinmeden uygulanmalıdır. Ancak bu işlem hastaların hayatını neredeyse hiç etkilemeyecek hale gelmiştir. Bunun iki sebebi vardır. Birincisi artık cerrahlar kolostominin hastaya en uygun nasıl yapılması gerektiğini daha iyi öğrendiler. İkincisi belki de en önemlisi teknolojik gelişmeler mükemmele yakın kolostomi torba sistemlerinin yapılabilmesine olanak sağladı. Torbalar ortama herhangi bir koku yaymayan, cilde sıkıca tutunup kesinlikle açılmayan ve işi bitince atılıp yenisi kolayca takılabilen hale geldi. Bu gelişmeler sonucu kolostomi insanın sosyal ve mesleki hayatında herhangi bir olumsuz etki yaratmamaktadır. Pek çoğumuzun çevresinde bulunan başarılı bir yönetici, işadamı, sanatçı vb meslek grubundaki kişiler pekala kolostomi taşıyor olabilirler ve çevrelerinde hiç kimse bunu fark etmemiştir.

    Sonuç olarak gereken durumda uygulanan kolostomi artık korkulan değil bağırsak kanserinden kurtuluşun simgesi haline gelmelidir.

    Erken teşhis edilen ve bağırsak dışına çıkmamış durumlarda sadece iyi yapılmış bir cerrahi hastayı sağlığına kavuşturmaktadır.

    Bağırsak dışına ve lenf yollarına yayılma olmuş ise etkili ameliyatın yanı sıra kemoterapi ve bazen radyoterapi şifa ihtimalini arttırmaktadır. Bağırsak kanserindeki kemoterapi uygulamaları zannedildiği kadar vücudu sarsıcı özellik taşımamaktadır. Bu yüzden ileri yaştaki hastalara bile kemoterapi endişe duyulmadan yapılmaktadır.

    Bağırsak kanserinin en çok yayıldığı organlar olan karaciğer ve akciğerdeki metastazlar uygun şartlar oluştuğunda artık ameliyat ile çıkartılmakta ve bu da hastaların sağlığına büyük katkıda bulunmaktadır.

  • Kadınlarda Kansızlık (Anemi)

    Kadınlarda Kansızlık (Anemi)

    Kansızlık, adet düzensizliğine, gebe kalmada riske, kalp damar hastalıklarında artışa, kadının yaşam süresinin kısalmasına, yorgunluk, tırnaklarda beyazlık, sağlıklı insanlarda alt göz kapağı aşağıya çekildiğindeki kırmızı görüntünün beyaza yakın olması, cilt renginin kara sarı durması, nefes almada sıkıntı çekilmesi ile belirti veriyor.

    Türkiye’de kadınların yarısından fazlası kansızlık (anemi) problemi yaşıyor. Türkiye Aile Planlaması Derneği Başkanı Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, kadınların yaşamları boyunca ciddi oranlarda kan kaybettiklerini belirterek, kansızlığın, adet düzensizliğine, gebe kalmada riske, kalp damar hastalıklarında artışa, kadının yaşam süresinin kısalmasına, iş ve yaşam performansında azalmaya neden olabileceğini kaydetti. Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda çok çalıştığını ifade eden Şatıroğlu, bakanlığın, geçtiğimiz 3 yıl boyunca ücretsiz demir hapı dağıttığını söyledi.

    ERKEN YAŞLANMA RİSKİ

    Şatıroğlu, kansızlık çeken kadınların dokularının yeterince beslenemediğini ve erken yaşlanma riski taşıdıklarını ifade ederek, “Kansızlık çabuk yorgunluk, tırnaklarda beyazlık, sağlıklı insanlarda alt göz kapağı aşağıya çekildiğindeki kırmızı görüntünün beyaza yakın olması, cilt renginin kara sarı durması, nefes almada sıkıntı çekilmesi ile belirti verir” diye konuştu.

    BEBEĞİ DE ETKİLİYOR

    Prof. Dr. Şatıroğlu, kansızlık sorunu yaşayan gebelerin, bebeğiyle paylaşacak kan miktarının da az olacağını belirterek, annedeki anemi nedeniyle bebeklerde de düşük doğum ağırlıklı doğma, gelişimleriyle ilgi sıkıntı ve sakat olma ihtimali bulunduğunu söyledi. Kansızlık problemi olan kadının, gebe kalma ihtimalinin azaldığına, istediği zaman çocuk sahibi olma şansının düştüğüne işaret eden Şatıroğlu, aneminin, gebe olan kadınlarda düşük ve erken doğum ihtimalini artırdığını kaydetti.

    ISPANAĞIN SUYUNU ATMAYIN

    Doğru beslenme yöntemi ile kan yapımının artacağını belirten Şatıroğlu, önerilerde bulundu: Ispanak yemeği yapılırken acı suyu çıksın diye haşlandıktan sonra sıkılıp, suyu atılmamalı. Böyle yapıldığında sebzenin suyunda kalan tüm demir kullanılamadan atılmış oluyor. Demirden zengin makarna da az suda haşlanmalı, soğuk sudan geçirilmeden haşlandığı su ile tüketilmeli.

    BEYAZ EKMEĞE DİKKAT

    Diyet programlarındaki gibi her şey haşlama ile yenmemeli. Beyaz ekmek çok tercih edilmemeli. Bunun yerine tam tahıllı köy ekmeği ya da yufka tüketilmeli. Çay ve kahve ya yemek yedikten 1-2 saat sonra tüketilmeli ya da yemekten önce içilmeli. Konsantre meyve suları yerine taze sıkılmış meyve suları içilmeli. Yemeklerin tadına bakılmadan tuz dökülmemeli. Keçiboynuzu, üzüm ya da dut pekmezinden, sabahları bir kahve fincanı dolusu içilmeli.

    DOKTORA BAŞVURUN

    Kadınların, özellikle adet dönemlerindeki kanamalarının şiddetine ve süresine dikkat etmeleri gerektiğini belirten Şatıroğlu, adet kanamalarının çokluğunun sağlıklı olmanın göstergesi olduğu yönündeki inanışların tamamen yanlış olduğunu söyledi. Şatıroğlu, 3-4 günden fazla devam eden şiddetli adet kanaması durumunda, kadın doğum uzmanına gidilmesi gerektiğini belirterek, “Bu kadının sağlığını tehdit eden bir durum. Bu durumda kadın, yediği içtiği her şeyi gereksiz yere dışarı atıyor demektir” dedi. Şatıroğlu, kandaki hemoglobin oranının ortalama 14 olması gerektiğini, hemoglobin değerinin 6’ya düştüğü zamanlarda ayaklarda ve yüzde ödem görülebileceğini, uyku bozuklukları ve yorgunluk şikayetleri ile karşılaşılabilineceğini de sözlerine ekledi.