Etiket: Çevre

  • Kadınlarda ve erkeklerde ideal evlenme yaşı

    Kadınlarda ve erkeklerde ideal evlenme yaşı

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yaptığı araştırmaya göre evlilik için ideal yaşın kadınlarda 18-24, erkeklerde 25-29 yaş olduğu ortaya çıktı.

    Kadınların 18-24, erkeklerin 25-29 yaş aralığında nikah masasına oturması ideal olarak değerlendiriliyor. Kadınların evlenmesi için 30-34 yaş aralığının uygun olduğunu düşünenler ve 18 yaşından önce evlenmenin uygun olduğunu belirtenlerin oranı ise çok düşük.

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, kadın ve erkek için en uygun ilk evlenme yaşının kaç olduğunu, 10 bin 307’si kadın olmak üzere 20 bin 730 kişiye sordu.

    Kadın için en uygun ilk evlenme yaşı ne olmalıdır” sorusuna ankete katılanların yüzde 66,3’ü “18-24 yaş” cevabını verdi. Katılımcıların yüzde 29,9’u kadınların 25-29 yaş aralığında evlenmesini uygun bulurken, 30-34 yaş aralığının uygun olduğunu düşünenlerin oranı ise yüzde 2,4’te kaldı. Evliliğin 18 yaşından önce olması gerektiğini dile getirenlerin oranı da yüzde 1,2 oldu.

    Erkekler için uygun evlilik yaşına ilişkin soruya yanıt verenlerden yüzde 49,4’ü 25-29 yaş arasını erkek için ideal olarak niteledi. Katılımcıların yüzde 30,6’sı 18-24 yaş aralığını erkeklerin evlenme dönemi olarak belirtirken, yüzde 17,9’u ise 35-44 yaş aralığında evlenmek gerektiğini söyledi.

    Evlenecek kişiler kararı alıyor, aileler destekliyor

    Araştırmaya katılanlara, yaptıkları ilk evliliklerinde eşleriyle nasıl tanıştıkları da soruldu. Katılımcıların yüzde 41’i ilk eşleriyle aile ve akraba çevresinde tanıştığını, yüzde 39,6’sı komşularından veya mahalledekilerden biriyle evlendiklerini söyledi.

    Ankete katılanların yüzde 7,4’ü eşiyle arkadaş ortamında tanıştığını, yüzde 3,5’i okul ve dershane arkadaşlarıyla nikah masasına oturduğunu ifade etti. Katılımcıların sadece binde biri eşiyle internet üzerinden tanıştıklarını kaydetti.

    Araştırmada, evlilik kararının nasıl alındığı da incelendi. Buna göre evliliklerin büyük çoğunluğunun, evlenecek kişinin kararı, ailenin desteği ve onayıyla kurulduğu belirlendi. Evlilik kararının aile içinde ortaklaşa alındığını ortaya koyan araştırmayla, evliliklerin yüzde 82,9’unun evlenecek kişinin kararı ve ailenin rızasıyla gerçekleştiği tespit edildi. Evlenecek kişinin rızası olmadan aile kararıyla yapılan evliliklerin oranı ise yüzde 9,4 oldu.

  • Boşandınız.. Peki ya sonra?

    Boşandınız.. Peki ya sonra?

    Boşanmayı isteyen taraf olsanız da olmasanız da , bu süreci sağlıklı bir şekilde geçirmek çok kolay olmayabilir.

    Yaşam biçiminiz, evlilik kararı aldığınız zaman nasıl hızla değiştiyse bitirme kararı verildiğinde de hızla değişmeye başlar. Bu değişime duygusal olarak uyum sağlamak , boşanmayı , artık hayatların ayrı devam edeceğini , birlikte birşeyler paylaşılamayacağını bilmek içinizde bir boşluk veya acı hissi yaşamanıza neden olabilir.

    Bu zorlu duygular içerisindeyken boşanma aşamasında çok güçlü olmak ve herşeyin mükemmelce üstesinden gelmek gibi yorucu bir davranış süreci içerinde olmaya çalışmamalı, kendinize ve zarar görmüş olan duygularınıza biraz daha zaman ayırmalısınız.

    Psikolog Eda Gökduman

    Zaman ilerledikçe güçlü olmanız gerektiğini , kendiniz için , daha iyi hissetmek için yeni şeyler planlamanız gerektiğini düşünmelisiniz tabi ki ama bu düşünce sürecine geçene kadar biraz dinlenmeniz gerektiğinin farkında olmalısınız . Sonuçta olumlu duygularla başladığınız bir şey sonlanıyor ve yaşadıklarınız sizi bir süre etkisi altına aldı.

    Bir işe girseniz, bir süre orada çalışsanız , zamanla o tempoya alıştıktan sonra işten çıkarılsanız veya kendi isteğinizle ayrılsanız duygusal olarak az da olsa etkilenmenizi , beklenilen bir tepki olarak değerlendirirken evlilik gibi yaşamda daha büyük anlamlar ve paylaşımlar içeren bir sürecin sonlanmasında duygusal olarak etkilenmeniz normal bir süreç olarak değerlendirilir.

    Duygusal etkilenme dereceniz , ilk zamanlarda biraz yüksekken zamanın iyileştirici gücü, kabullenme süreçleri ve ufak ufak oluşturulan yeni yaşam planlarıyla yavaş yavaş azalmaya başlayacaktır. Paylaşılan iyi ve kötü anılara, geçmişte yaşananların derecesine , evliliğinizin süresine ve kişilik yapınıza bağlı olarak bu süre değişkenlik gösterebilir.

    Boşanma sonrası çok uzun süren üzüntüler ve yaşamın doğal akışından uzaklaşmalar ruh sağlığıaçısından tehlikeli olarak algılanabilir. Bu durumlarda bir uzman desteğine başvurmanız süreci daha sağlıklı atlatmanızda size yardımcı olacaktır.

    Hukuki olarak ilerleyen süreçlerde duygusal olarak zorlandığınız durumlarda avukatınızdan da destek isteyebilir, bu süreci daha zor atlatmanıza neden olacak çatışmalardan uzak durmaya çalışmalısınız.

    Çevrenizdeki kişilerin size bu süreçte vereceği duygusal destek de önemlidir. Yaşadığınız duyguları onlarla paylaşabilir, paylaşmanın verdiği rahatlıkla , yalnız olmadığınızı ve şimdi yanınızda olmalarının size verdiği güvenle kendinizi biraz daha iyi hissedebilirsiniz.

    Fakat bu paylaşımların sıklıkla yaşanması ve kafanızı karıştıracak bir nitelikte olmaya başlaması sizi duygusal olarak olumsuz etkileyebilir. Sizi seven veya yakından tanıdığını düşünen kişiler size karşı hissettiği yakın duygularla farkında olmadan süreci ve duygularınızı olumsuz etkileyebilir.

    Evliliğiniz boşanma ile sonuçlansa da çevrenizdeki kişiler yaşadıklarınızı tam olarak bilemeyebileceği için sizi yanlış yönlendirebilir.

    Eger bir çocuk sahibiyseniz eski eşinizle ilgili olarak sizin veya çevrenizdeki kişilerin yapacağı olumsuz yorumlara tanık olmamasını sağlamanız çocuğunuzun psikolojisi açısından çok önemli. Bu dönemde çok güçlü olamayacağınızı bilsek de güçlü olamadığınız zamanlara çok fazla tanık olmamasını sağlamayı başarmalısınız.

    Üzüldüğünüzü veya eski eşinizin sizi üzdüğünü görmesi ebeveynleri ile hayat boyu kuracağı duygusal ilişkiye zarar verebilir. Kişilik gelişimini olumsuz etkileyebilir.

    Tanık olacağı üzüntüleriniz , mutsuzluklarınız çocuğunuzda yaşı kaç olursa olsun sizi koruma duygusunu ortaya çıkarabilir. Bu duyguya sahip olan birçok çocuk yaşamına daha yorgun veya duygusal olarak zarar görmüş bir şekilde başlayabilir.

    Anne ve babası ayrılmış5 yaşlarında bir çocuğun annesi ile birlikteyken acaba babam şimdi ne yiyordur , çamaşırlarını nasıl yıkıyordur diye uykuya dalarken düşünmesinin duygusal olarak onu ne kadar yorduğunu tahmin edebilirsiniz. Bu durumlara sıklıkla raslayabiliyoruz.

    Çocuğunuzun sağlıklı gelişimi ve psikolojisi açısından eski eşinizle belli dönemlerde iletişim kurmanız gerekecek. Bu onun gereksinimleri ve ileride içinde bulunacağı sosyal çevredeki benlik algısı açısından çok önemli.

    Her ne kadar ayrılmışolsanız da anne baba olma rolünü kabullenerek yaşamınıza devam etmelisiniz. Bunu başarabilen aileler var. Siz de başarabilirsiniz….

    Boşanma gerçekleştikten sonra ruhunuzu ve bedeninizi dinlendirdiniz. Zamanla hayatınıza duygusal olarak sizi yeniden heyecanlandırabilecek , güven duyabileceğiniz bir kişi girebilir. Bu kişinin çocuğunuzla gerekli iletişimi kurabilecek bir olgunluğa sahip olması çok önemlidir.

    Çocuğunuzun hayatında nasıl bir yerde olmalı, onunla nasıl bir iletişim kurmalı, nerelerde durmalı bilebilmelidir. Bu dengenin nasıl kurulabileceği ile ilgili bir uzman desteğini 2. evliliğiniz gerçekleşmeden , hatta çocuğunuzla henüz tanıştırmadan önce almanız daha sağlıklı olacaktır.

    Eski eşinizin hayatına duygusal olarak bir kişinin girdiğinin haberini alırsanız çocuğunuzu duygusal olarak korumaya devam etmek için , yanında olumsuz yorumlardan kaçınmalı, bu yeni konu ile ilgili eski eşinizle çocuğunuz için dengeli bir iletişim kurmanız gerekirse gerekli olgunluğu göstermeye çalışmalısınız.

  • Alternatif Depresyon Tedavisi

    Alternatif Depresyon Tedavisi

    Depresyon; sizi hedeflerinizi gerçekleştirmekten uzaklaştıran, duygu durumunuzu olumsuz yönde etkileyen ve motivasyonunuzu düşüren bir ruhsal bozukluktur. Farklı şekillerde ortaya çıkan hastalık hayatınızda önemli bir rol oynayabilir. Günümüzde depresyon tedavisinde terapi ve ilaçlar bir arada kullanılmaktadır ve tedavisi mümkündür. Alternatif depresyon tedavisi yöntemleri arıyorsanız beslenme ve düzenli egzersizlerle bu profesyonel tedavi sürecine katkıda bulunabilirsiniz.

    Kaçınılması Gereken Gıdalar
    Beslenme programınıza özen göstererek depresyonun bazı belirtilerini azaltmanız mümkün. Uzak durulması gereken ilk şey alkol. Alkol başlangıçta belki ruh halinizi üst seviyelere çıkarıp olumsuz düşüncelerden kurtulmanıza yardımcı olabilir ancak gerçekte bir depresandır ve bir süre sonra duygu durumunuzu daha da kötü yapar. Depresyon döneminde alkol tüketimi cazip gelebilir ancak bunun sonunun alkol bağımlılığı olabileceğini unutmayın.

    Rafine karbonhidratlar ve şeker bakımından zengin gıdalar depresyon semptomlarını arttırabilir. Bu tip gıdalar kan şekerini aniden yükseltir ve aynı şekilde hızla düşmesine neden olur. Kan şekerinin bu kadar hızlı değişmesi yorgunluğa ve sinirlilik haline yol açabilir.

    Tüketilmesi Gereken Gıdalar
    Omega 3 yağ asidi bakımından zengin gıdaları arttırın ve en az haftada 3 kez bu esansiyel yağ asidini içeren gıdalar tüketin. Omega 3 tek başına ruh halini geliştirmenize yardımcı olabilir. Depresyondayken ceviz, keten tohumu, zeytinyağı ve yağlı balık gibi gıdalar tüketebilirsiniz.

    Kan şekerinizi belirli bir seviyede tutmak için yavaş sindirilen gıdalar tüketebilirsiniz. Kahverengi pirinç, tam tahıllı makarna, kepekli tahıllar bu dönemde gıdalar nedeniyle oluşan yorgunlukla baş etmenizde yardımcı olacaktır.

    Folik asit ve B-12 vitamini eksikliği depresyon belirtilerinin artmasına ve şiddetlenmesine neden olabilir. Turunçgiller, baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve yumurta gibi gıdalar yiyerek B vitamini tüketimini arttırabilirsiniz. Sağlık marketlerde B vitamini desteklerini bulabilirsiniz ancak bunların olası yan etkileri hakkında bilgi almak ve sizin için uygun olup olmadığını öğrenmek için doktorunuza danışmalısınız.

    Alternatif Depresyon Tedavisinde Egzersizin Rolü
    Depresyondaki birinin fiziksel olarak aktif olması zor olabilir ancak yapılacak düzenli egzersizler ruh halini kesinlikle yukarı taşıyacaktır. Bazı insanlar için egzersiz antidepresan ilaçlar kadar etki sağlayabilir. Düzenli egzersiz kişinin kendini daha iyi hissetmesini sağlayan endorfin salgılatır ve nörotransmitterleri artırarak stresi hafifletir.

    Egzersizin depresyon üzerinde olumlu etkilerini görmek için düzenli egzersizi bir alışkanlık haline getirin. Örneğin haftada 5 gün günde 35 dakika yapılan tempolu yürüyüşler faydalı olabilir.

  • Anoreksiya Nervoza Hastalığı Nedir

    Anoreksiya Nervoza Hastalığı Nedir

    Anoreksiya Nervoza bir psikolojik hastalıktır. Genelde genç yaştaki ve zayıflama tutkunu bayanlardan görülen Anoreksiya Nervoza hastalığı tedavi edilmemesi durumunda ölümle sonuçlanabilir. Anoreksiya Nervoza hastalığına yakalananlar yemek yemezler, uyku sorunları vardır ve bunlara rağmen sürekli enerjik dururlar. Bu durum metabolizmanın çalışmasını tamamıyla etkileyen bir durumdur. Anoreksiya Nervoza hastalığına yakalanan bir kaşı istediği kadar zayıf ve ideal kiloda olsun mevcut kilosunu asla kabul etmez ve sürekli zayıflamak ister. Bir deri bir kemik dahi kalsa bu kilosunun hala çok olduğunu düşünür ve bu duruma kendini inandırır. Eğer sizlerinde bu tarz sorunlarınız varsa hiç vakit kaybetmeden uzman bir doktorla görüşünüz. Hepinize sağlık kokan uzun bir yaşam dileriz.

    Anoreksiya Nervoza Belirtileri Nelerdir

    Anoreksiya Nervoza hastalığına yakalananlarda görülen başlıca belirtileri siz değerli takipçilerimizle paylaşmak istiyoruz. Bu belirtileri kendinizde de gözlemliyorsanız en kısa zaman içerisinde uzman bir doktora görününüz.

    Anoreksiya Nervoza Hastalık Belirtileri ;

    – Aşırı derecede ve fiziki olarak da kendisini gösteren kilo kayıpları yaşanır.
    – Kişi içine kapanık hale gelir ve sosyal çevresinden kopar.
    – Kendisini spora verir ve hiç yorulmuyormuş gibi egzersiz yapar.
    – Şişmanlamaktan korkar ve bu bir psikolojik sorun haline gelir.
    – Kişi aşırı derecede yorgunluk çeker ama bunu belli etmemeye çalışır.
    – Kişi sürekli üşür
    – Kendisini herkül gibi güçlü zanneder fakat kaslarda güçsüzlük görülür.
    – Yemek yememek için sürekli bahane bulur ve bu bahanelere kendisini inandırır.
    – Kişi çok zayıftır fakat sürekli çok şişmanladım der.
    – Başkaları için yemek pişirir ama kendisi asla yemez.
    – Kişi yemek yediği için utanır ve kendisini suçlu hisseder.
    – Bu hastalığa yakalanan kişi bayansa düzensiz adet görür.
    – Ten rengi beyazlaşır ve soluk bir hal alır.
    Hepinize sağlık kokan uzun bir yaşam dileriz. Bu belirtiler sizde varsa en kısa zaman içerisinde uzman bir doktora görününüz.

    “Eğer hastalık tedavi edilmezse kansızlık, vücut sıvı ve elektrolit dengesizlikleri, saç dökülmesi, kemik erimesi, bağırsak tıkanması, kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği ve sonuçta ölüm görülebilir. Unutmayalım ki A.N. psikiyatrinin tek ölümcül hastalığıdır. Bu hastalığa tutulan her 100 hastadan 5’i ne yazık ki kaybedilmektedir.”

  • Cinsel Arzuyu Sabote Eden Şeyler

    Cinsel Arzuyu Sabote Eden Şeyler

    Çevrenin etkisi

    Eşler arası ilişkide ortaya çıkan ve cinsellik açısından tahrip gücü yüksek bazı duygular var. Bu duyguların analizine geçmeden önce cinsel sorunların oluşumunda çevre ve etkileşimin rolüne kısaca değinelim.

    Bireyin en yakınlarından şu veya bu düzeyde etkileşimde bulunduğu tüm insanlar, kültürel ve sosyal doku hatta ekolojik yapı bu çevrenin unsurlarıdır.

    Cinsel sorunlar da diğer psikolojik sorunlar gibi kişinin kendi içinde ürettiği ve kendi başına yaşadığı sorunlar olmaktan çok çevre ile etkileşim içinde oluşan ve yaşanan sorunlardır. Cinsel sorunlarda çevre faktörünün ve etkileşimin önemini vurguladıktan sonra asıl konumuz olan eşler arası sorunlara dönebiliriz.

    Bir çift düşünelim; erkek ya da kadında şu veya bu düzeyde herhangi bir cinsel sorun olsun. Bu cinsel sorun yalnızca sorunlu eşle görüşülerek anlaşılabilir ya da tedavi edilebilir mi? Elbette hayır.

    Sorun her ne kadar yalnızca bir eşe aitmiş gibi görünse de aslında eşler arası etkileşim içinde ortaya çıkmakta ve yaşanmaktadır. Dolayısıyla sorunun anlaşılması ve çözümlenmesi için eşlerle birlikte görüşülmesi ve eşler arası etkileşimin doğasının ortaya konması gerekir.

    Eşler arası güven sorunu

    Eşler arası ilişkiler bazen cinselliği tahrip eder niteliktedir. Bu neden böyle olur ya da eşler bu duruma neden düşer?

    Burada cinselliği olumsuz etkileyen özellikle iki duygudan bahsetmek gerekir:

    Bunlardan biri öfke diğeri de reddedilme ya da terk edilme korkusudur. Aslında çoğu zaman bu iki duygu birbiriyle ilişkilidir. Eşler genellikle bu duyguların cinselliği ne kadar kötüleştirdiğinin farkında değildir. Sağlıklı ve doyurucu bir cinsellik için eşler arasında müşfik ve güvene dayalı bir ilişki şarttır.

    Güven özellikle kadınlar için çok daha önemlidir. Kadınlarda genellikle bağımlılığa bir eğilim vardır. Kadında güven duygusunun oluşması için eşler arasındaki ilişki kadının bu bağımlılık ihtiyacını karşılar nitelikte olmalıdır.

    Güven duygusu eşlerin çocukluk dönemindeki anne baba etkileşimleriyle de yakından ilişkilidir.

    Anne ve babası sürekli kavga eden ya da ayrılan bir çocuğu düşünelim. Bu çocuk ister kız isterse erkek olsun, erişkinlik döneminde karşı cinsle güvene dayalı bir ilişki kurması güçtür.

    Özellikle bu tür sorunlar kadınlar için daha da önemlidir. Çatışmalı bir aile içinden gelen bir kadında en küçük bir olay ondaki güvensizlik duygularını açığa çıkaracaktır. Güven duygusunun kadınlarda cinsel doyum kapasitesini belirleyen en önemli faktör olduğunu hesaba kattığımızda bu sorunun önemi de kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

    İktidar çatışması büyük tehlike

    Cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyen bir diğer eşler arası sorun da güç-iktidar çatışmasıdır. Eşlerin birbiri üzerinde iktidar kurma ve yönlendirme çabaları çok sık karşılaşılan bir durumdur.

    Güç çatışmaları çoğu zaman eşlerde yoğun bir öfke duygusunu açığa çıkarır. Eşler ilişkinin başlangıcında daha kontrollü olduklarından bu tür çatışmalar zamanla su yüzüne çıkar.

    Güç mücadelesi bir çiftin ilişkisindeki en önemli unsur olduğu zaman yaşamın diğer yönleri önemsizleşir. Örneğin bir erkek için eşi üzerinde hakimiyet kurmak, sosyal hayatta başarı ya da iyi bir cinsel ilişkiden daha önemli hale gelebilir.

    İşin kötü tarafı çift bu tür duygularının sıklıkla bilincinde değildir. Güven tesis edilemediği ya da bir güç mücadelesi yapıldığı zaman söz konusu olan gerçek ilişki değil bir sağırlar diyaloğudur. Böyle bir ilişkide eşler isteklerini ifade etmekte cesaretsizdirler.

    İsteklerini dile getirseler bile karşı tarafça işitilmezler. Her iki eşin de terapi sürecinde, daha önceden farkında olmadıkları ve cinselliği tahrip eden olumsuz duygularının bilincine varabilmeleri gerekir. Kısacası cinsel sorunlar eşler arası olumsuz etkileşimlerden kaynaklandığı zaman çözüme ancak ilişkinin düzeltilmesiyle ulaşılabilir.