Etiket: bağımlılık

  • Erkek yoksa alışveriş var

    Erkek yoksa alışveriş var

    İlk günlerde iki tarafa da çok keyifli gelen bağımlılık hali zamanla ilişkinizin katili olabilir. Bağlılık temelinde yürüyen bir ilişki ise iki tarafın da kendini gerçekleştirebildiği bir şölene dönüşebilir. Acaba sizin ilişkiniz hangi sınıfa giriyor?

    Soru net: İlişkinizde bağlı mısınız, bağımlı mı? Ancak cevap biraz karmaşık… Özellikle de ataerkil bir topluma doğmuş olan biz kadınlar için… Gittikçe daha fazla büyük şehirlerde yaşamaya başlasak da, iş hayatında daha fazla yer alıp hatta daha fazla yükselsek de önce kendimizi ikna edemiyoruz bağımsızlık fikrine… Ve tabii biz ikna olmayınca “bağımsız kadın” tanımı hak ettiği yeri asla bulamıyor toplumsal sözlüğümüzde…

    Bağımlılık ve bağımsızlık kavramlarının en çok kafa karıştırdığı yerlerden biri de ikili ilişkiler… İnvivo Psikoloji’den Klinik Psikolog Başak Tanrıverdi ile ilişkilerimizi ve bağımlılıklarımızı konuştuk.

    Önce bağlı sonra bağımlı

    Psk. Başak Tanrıverdi, ilişkilerde kadınların erkeklere genellikle önce bağlandığını sonra bağımlı hale gelebildiğini söylüyor ve ekliyor: “Ataerkil bir toplum olmamız nedeniyle kadınlara verilmiş belli sıfatlar var. Bağımsızlık kavramı kadın kelimesi ile yan yana geldiğinde hoş karşılanmıyor ve basit, sorumsuz kadın olarak karşılık buluyor. Oysa erkek için bağımsızlık güç anlamına geliyor” diyor. Bu bakış açısının, kız çocuklarının baba ile olan iletişimi, babaların kız çocuklarına farklı ve daha korumacı davranması, namus kavramına çok önem vermesi nedeniyle bir süre sonra kadınların öğrenilmiş çaresizliği haline geldiğini belirten Psk. Tanrıverdi, “Kız çocuk aynı korumacı yaklaşımı ileride eşten de bekliyor ve o eş de yetiştirilişinden dolayı buna müsait oluyor. Erkek çocuklar da ‘bağlı’ olmanın kılıbıklık anlamına geldiği bilgisi ile büyüdüğü için bağlı olmak isterken bile bağımsızmış gibi yapmak zorunda kalıyor. Bu erkek için de büyük bir psikolojik sorun oluşturuyor aslında. Sistem bu şekilde kendini sürekli devam ettiriyor. Kadın bu şekilde bağımsızlığından ödün verdikçe erkek aktifleşiyor, sahte kimlik oluşuyor, o da olmadığı birine dönüşüyor. Ben Türkiye’deki evlilikleri genellikle bu şekilde görüyorum” diyor.

    Çalışmak yeterli olmuyor

    Kadınların bir zamanlar sadece erkeklerin hakim olduğu iş hayatına girmeleri de aslında sistemi fazla değiştirmiyor. Kadınlara artık kalıtsal şekilde gelen rol dağılımı ve öğrenilmişlikler bocalamaya neden oluyor. Psk. Başak Tanrıverdi önemli olanın kadınların çalışıp çalışmaması olmadığını belirterek, “Sabahtan akşama kadar çalışıp, eve gidip kocasından dayak yiyip bir de üstüne keyif sürmesi için kocasına para veren kadınlar da biliyoruz. Tabii ki kadınların çalışması özellikle yeni nesil için çok büyük bir adım. Ancak kadınlar hala para konusunda pasif kalıyor. Gücün simgesi olan paranın erkeğin elinde olması gerekiyor. Kadın kocasından daha yüksek maaş alıyorsa bundan tedirginlik duyuyor. Çalışıyorsa ve çocuğu evdeyse vicdan azabı çekiyor. Bu nedenlerle çalışan kadının bağımsız kadın olduğunu henüz söyleyemiyoruz” diyor.

    Erkeğin de bağımlılıkları var

    Peki erkekler gerçekten ne kadar bağımsız? Psk. Tanrıverdi bunun da tartışılması gerektiğini söylüyor. Araştırmalara bakıldığında kadınların daha sık depresyona girdiği görülse de boşanmaların ardından depresyona girenlerin aslında erkekler olduğu anlaşılıyor. Erkek artık hayatında olmadığında kadın hayatını, ev düzenini, ocaktaki yemeğini, çocukların bakımını sürdürebilirken erkek hep hazıra alışmış olduğu için zorlanıyor. Bu anlamda erkeklerin de kadınlara bağımlı hale geldiği görülüyor. Tek fark, erkekler toplumun onlara verdiği güçten dolayı bunun pek farkında olmuyor. Farkındalarsa bile dışlanma endişesi ile değilmiş gibi yapıyorlar.

    Gerçekten bağımsız mısınız?

    Kendimizi modern toplumun bağımsız kadınları olarak görürken bir anda ilişkimize bakıp aslında “bağımlı” olduğumuzu fark etmemiz mümkün… Bir ilişkide bağımlı olmak her zaman kendinden ödün verip her şeyi karşı tarafa yüklemek ve onun isteklerinin olmasına çalışmak anlamına geliyor. Eğer hayatınızdan memnunsanız, yapmak istediklerinizi yapabiliyorsanız ve bu konuda bir kaygı yaşamıyorsanız, kocanız olmadan da kendi ayaklarınız üzerinde durabileceğinize inanıyorsanız sevgiden, aşktan ve bağlılıktan söz edebilirsiniz.

    Psk. Tanrıverdi, annelik rolünün de kadınlarda bocalamaya neden olabildiğini, anne olan birçok kadının kendine çok fazla “ben” yüklediğini, toplum anneliği kutsallaştırırken annenin de “Ben anneyim” ifadesine çok fazla tutunabildiğini hatta bilinçaltı düzeyde eşi ile olan sorunlarını örtbas ederek istediklerini çocuk üzerinden gerçekleştirmeye çalıştığını söylüyor. Bu aşamada anne çocuğa bağımlı hale geliyor. Eğer çocuk annenin hayal ettiği gibi olmazsa kapıyı çalan yine depresyon oluyor.

    Psk. Tanrıverdi, “Kadın eğer çalışıyorsa, istediği mesleği yapıyorsa, kendini istediği gibi değiştirebiliyorsa, kendi ayakları üzerinde duruyorsa, partneri ile, eşi ile, eşin ailesi ile ilişkilerinde dengeyi kurabiliyorsa ve çocuğunun kendisi olarak var olmasına izin veriyorsa ayakta durabilen bağımsız bir kadındır ve o ilişki bağımlılık değil bağlılık ilişkisidir” diyor.

    Bu tanımda “istediği mesleği yapıyor” olmak ifadesi yer alsa da aslında bir kadının bağımsız olması çalışmasını gerektirmiyor. Çok para kazanan ancak eve geldiğinde bunun hiçbir anlam taşımadığı ilişkiler olabildiği gibi çalışmadığı ve boşandığı halde çocuklarına sahip çıkan, depresyona girse bile kendini hemen toparlayan, kendisi ve çocukları için hayatta daha yapacak çok şeyi olduğunu bilen kadınlar da var.

    İlişki bağımlıları

    Sürekli bir ilişki içinde olmadan yapamayan kadınlar da görüyoruz. Belki de onlardan biriyiz. Burada kadının anne-baba ile sevgi ilişkisi, ilk ilişki deneyimi gibi faktörler rol oynuyor. Başkası olmadan yaşayamıyorsanız, şu anki partneriniz hayatınızdan gidecek korkusu yaşıyorsanız, o giderse ben ne yaparım diyorsanız, ayrılmak istediğiniz halde yalnızlık korkusu ile bunu yapamıyorsanız ve sürekli onay bekliyorsanız ilişki bağımlılığından şüphelenebilirsiniz.

    Erkek yoksa alışveriş var

    Kadın ve bağımlılık deyince akla alışveriş bağımlılıklarının gelmemesi imkansız… Burada da bir şeye bağlanma isteğinin altında yatan bir konu mutlaka oluyor. Bu konu herkes için değişebilse de bunu baskılamak için seçilen ortak yol alışveriş bağımlılığı olabiliyor. Temizlik bağımlılığı da benzer nedenlerle ortaya çıkıyor. Hepsinin altında bilinçaltındaki yanlış şemaların kodlanması yer alıyor. Ancak söz konusu ilişkilerdeki bağımlılık olduğunda bu diğer konularda olduğu gibi göze batmıyor. Kadının bir erkeğe bağımlı olması aksine takdir ediliyor. Erkeklerin de tercihi de bu kadınlar yönünde oluyor. Bağımsız kadın ne hemcinsleri ne de erkekler tarafından seviliyor.

    Aşırı verici erkeğe dikkat

    Siz bazen gerçekten bağımsız bir ilişki kurduğunuzu düşünürken partnerinizin size bağımlı hale gelmesi de söz konusu olabiliyor. Bunu nasıl ayırt edebileceğinizin ipuçlarını da Psk. Başak Tanrıverdi şöyle veriyor: “Aslında bağımlılıkta kadın-erkek diye çok fazla ayırmıyoruz ama Türk toplumundaki ilişkilere baktığımızda erkeğin bağımlı olması halinde ilişkiyi başka boyutlara taşıyabildiğini görüyoruz. Maddi ve manevi anlamda aşırı verici olabiliyorlar, kadının her dediğini yapma eğilimi, kadının parasına el koyma, kadına çok karışma, kıskanma gibi davranışlar ortaya çıkıyor.”

    Bir tarafın bağımsız, diğerinin bağımlı olduğu ilişkiler sağlıksız olsa da aslında en uzun sürenler oluyor. Peki bağlı olmanın sağlıklı hali nedir? “Bunun için net kurallar söyleyemem” diyen Psk. Tanrıverdi şöyle devam ediyor: “İki tarafın da sevgi ve hoşgörü içinde, önce kendi bireyselliğini ondan sonra karşı tarafın bireyselliğini düşündüğü ve herkesin kendini gerçekleştirebildiği ilişki tatmin edici oluyor, enerji çok yükseliyor.”

    İlişkinizi test edin

    Klinik Psikolog Başak Tanrıverdi’nin Formsanté okuyucuları için hazırladığı mini test ile ilişkinizi gözden geçirebilirsiniz.

    1- İlişkinize zarar geleceği ve terk edileceğiniz kaygısını sık yaşıyor musunuz?

    A) Evet

    B) Hayır

    2- “Partnerim benim her şeyim, onsuz yapamam“ gibi düşünceler kafanızdan sıkça geçiyor mu?

    A) Evet

    B) Hayır

    3- Partnerinizle ilişkiye başladıktan sonra ailenize, arkadaşlarınıza ve çevrenize çok az vakit ayırıp daha çok partnerinizle mi vakit geçirmeyi tercih ediyorsunuz?

    A) Evet

    B) Hayır

    4- Zaman geçtikçe partnerinizden beklentileriniz

    artıyor mu?

    A) Evet

    B) Hayır

    5- Sürekli bir evlilik ısrarı yapıyor musunuz ya da evlenmeden önce yaptınız mı?

    A) Evet

    B) Hayır

    6- Partneriniz için kendi kişiliğiniz, hayat tarzınız ya da mesleğinizden sıkça ödün veriyor musunuz?

    A) Evet

    B) Hayır

    7- Partnerinizi değiştirmeye ya da kontrol etmeye çalışıyor musunuz?

    A) Evet

    B) Hayır

    8- Depresif semptomları, özgüven eksikliğini, yetersizlik duygusunu sık yaşıyor musunuz?

    A) Evet

    B) Hayır

    9- İlişkinizde partnerlerden biri öteki partneri kontrol altında tutmak istiyor mu?

    A) Evet

    B) Hayır

    10- İlişkinizde partnerlerden biri sürekli talep ederken öteki sürekli verici mi?

    A) Evet

    B) Hayır

    EVET‘ler çoğunlukta ise dikkat! Kendinizi bulmanızda yardıma ihtiyacınız var. Unutmayın ilişkiler değil, bireyler bağımlıdır. Yalnız olmadığınızı bilin, toplumun yüzde 5-10’u sizinle aynı süreci paylaşıyor. Kendinize olan saygıyı artırmak ve ilişkiniz konusunda farkındalık kazanmak için destek alabilirsiniz.

  • Elektronik sigara yararlı mı zararlı mı?

    Elektronik sigara yararlı mı zararlı mı?

    Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi, sigarayı bırakmak isteyenler arasında son zamanlarda kullanımı yaygınlaşan elektronik sigara konusunda araştırma başlattı.

    Elektronik sigaranın yararlarını ve zararlarını ortaya koymak için bir araya gelen Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Köseoğlu ve Biyofizik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Bilgen ile Anestezi ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Uğur klinik ve deneysel araştırmalara başladı.

    Doç. Dr. Fatih Uğur, yaptığı açıklamada, elektronik sigarada tütünün yanmasıyla oluşan, kanın oksijen taşıma kapasitesini bozan karbonmonoksit ve kanserojen olan tarın bulunmadığını söyledi.

    Bugüne kadar yapılan anket çalışmalarında elektronik sigaranın yüzde 30 ile yüzde 80 arasında normal sigarayı bırakmaya, yüzde 70 ile yüzde 90 arasında da sigarayı azatmaya yardımcı olduğunun bildirildiğini ifade eden Uğur, elektronik sigaraya bağımlılığın ise normal sigaraya göre yüzde 25 ile 60 arasında olduğunu kaydetti.

    Uğur, elektronik sigara kullanırken en sık boğazda rahatsızlık ve ağızda kuruluk gibi şikayetler ortaya çıktığını belirterek, bunları kullanıcıların en fazla dörtte birinin söylediğini, ayrıca her kullanımda oluşmadığının ve şiddetli düzeyde olmadığının ifade edildiğini anlattı.

    Prof. Dr. Emel Köseoğlu ise 2003 yılında patent almış yeni bir ürün olan elektronik sigara üzerinde yapılmış bilimsel araştırma sayısının az olduğunu belirtti.

    Mevcut çalışmaların da az sayıda kişi üzerinde gerçekleştirildiğine dikkati çeken Köseeoğlu, şöyle devam etti:
    “Çalışmalarda içimde görülen rahatsızlıkların zaman içerisinde azaldığı belirlenmiştir. Ayrıca elektronik sigara içimiyle vücuda alınan nikotinin normal sigaradakine göre oldukça az miktarda olduğu bulunmuştur. Sigara içmemekle oluşan endişe, depresyon, açlık, düşük konsantrasyon gibi yoksunluk belirtilerini normal sigara kadar olmasa da giderdiği belirlenmiştir. Bu şekilde normal sigara içme isteğini azalttığı ortaya konmuştur.”

    “Toksik madde daha az”

    Köseoğlu, normal sigarada 4 binin üzerinde kimyasal bulunduğuna dikkati çekerek, bunların 43’ünün kanserojen ve 400’ünün ise toksik olduğunu anlattı:

    Elektronik sigaranın kartuş sıvısında ise toksik madde olmadığını ya da eser miktarda bulunduğunu belirten Köseoğlu, şöyle konuştu:

    “Fakat kartuş sıvısının ısınması ile oluşan buharda eser veya az miktarda toksik madde varlığı saptanmıştır. Bu toksik maddeler normal sigaraya göre 9 ile 450 kez daha az olarak bulunmuştur. Yine elektronik sigara buharında çok ince partiküller saptanmıştır. Bunların sağlık üzerine etkileri net değildir. Ayrıca ısıtıcı ünite ile kartuşun birlikte imal edildiği kartomizer denilen bir bölüm içeren elektronik sigaraların, sıvısında ve oluşan buharında az oranda, çok küçük partiküller şeklinde metal parçacıkları gözlenmiştir. Bu metal parçacıklarının solunum sistemi hastalıklarına yol açma riski vardır.

    Yapılan çalışmalarda ek olarak, kullanılan elektronik sigaranın tipi ve markası ile birlikte toksik ajanların miktarında değişiklik olabileceği gözlenmiştir. Ayrıca, elektronik sigara içilmesi ile normal sigara içiminde olduğu gibi kısa dönemde solunum yolu direncinde artma olduğu saptanmıştır. Pasif içicilik yönünden yapılan çalışmalarda ise normal sigara içiciliğinde ciddi oranda pasif içicilik varken e- sigara ile bunun eser oranda olduğu saptanmıştır. Ayrıca e-sigara içilmesi ile vücuda alınan nikotin miktarı normal sigaraya göre çok azdır. Bununla bağlantılı olarak e-sigarada görülen bağımlılık normal sigaradakinden daha azdır.”

    “Deneysel çalışma yapılmamış”

    Konu yeni olmasından dolayı bilgi eksikliği olduğunu ve bu nedenle de objektif olarak irdelenmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Köseoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    Elektronik sigara ile ilgili literatürde yapılan çalışmalar kısa dönemde etkileri değerlendiren çalışmalar. Ayrıca az sayıda kişi üzerinde gerçekleştirilmişler. Uzun süreli çalışmalarla uzun dönemdeki etkiler değerlendirilebilir. Yine daha fazla kişi ile çalışmalar yapılabilir. Solunum sistemi, kalp ve damarlar ile kan hücreleri üzerine etkileri daha ayrıntılı incelenebilir. Bu konularda deneysel çalışmalar gerçekleştirilebilir. İçilen buhardaki partiküller ve sağlık üzerine etkileri konusunda çalışılabilir. Pasif içicilikle ilgili çalışmalar yapılabilir. Kişilerin hafıza ve dikkat gibi beyin aktiviteleri üzerine ve psikiyatrik durumları üzerine yaptığı etkiler incelenebilir. Bağımlılık ile ilgili çalışmalar yapılabilir. Diğer normal sigarayı bırakma yöntemleri ile karşılaştırılabilir. E-sigaranın normal sigaraya olan bağımlılığı azaltmak için kullanabileceği yollar, teknikler belirlenip geliştirilebilir. Daha sağlıklı ve normal sigarayı bırakmada daha etkili olabilmesi için değerlendirmeler ve çalışmalar yapılabilir.”

    Prof. Dr. Mehmet Bilgen de elektronik sigara hakkında deneysel çalışma yapılmadığına dikkati çekerek, “Erciyes Üniversitesinde elektronik sigara üzerinde birtakım klinik ve deneysel çalışmalar başlattık. Bu konuda bilgi almak isteyenler, ilgili araştırmacılar ve çalışmalarımıza iştirak etmek isteyen kişilerle temasa geçmekten memnuniyet duyarız” diye konuştu.

    Peki Sistem Nasıl Çalışıyor?

    Cihazı kullanmaya başlayım içine hava çektiğiniz zaman hava sensörü hemen aktif olarak çalışır ve entegre devreyi bildirim gönderir.Entegre devre akım sistemini açarak  bulaştırıcı kısmana akım vererek buharlaştırma olayının başmasını tetikler Bu kısımda bulunan tugsten – wolfram teli derhal ısınır ve temas halindeki alkaloit sıvısını buharlaştırır. Oluşan soğuk buhar, çekilmekte olan hava ile birleşir.

    Hem kullanıcılar tarafından yapılan anketler sonucu olumlu etilerinin çok fazla olması ve güvenilir olmasıyla elektronik sigara bir çok insanın sigarayı bırakmasında en önemli etkilerden birini sağlamıştır.
    Bir sigara 4 binden fazla kimyasal madde içermektedir ve bu maddelerin arasında en yoğun kanserojen  üreten maddeler bulunmaktadır.Kullanıcılar arasında yapılan anketlere göre elektronik sigara en yüksek derecede sigara tiriyakilerinde bile ürettiği buhara dönüştürdüğü sıvıya dilerseniz az bir miktarda nikotin ekleyebiliyorsunuz.Böylece hem sigarayı bırakmış oluyor hemde sigara aradığınız duyguyu bulabiliyorsunuz.

    Elektronik sigara fiyatları 

    39.00TL dan başlayıp 699.00TL fiyat aralığında satılmaktadır!

    Bileşenleri

    Sıvı, sıvı buharlaşan bir “atomizer”, ve bir pil için bir ağızlık ve bir rezervuar görevi gören bir plastik kartuş: Elektronik sigara üç temel bileşenleri içerir.

  • İnternet bağımlılığı hasta ediyor!

    İnternet bağımlılığı hasta ediyor!

    Günlük hayatımızın vazgeçilmezleri arasına giren internetin, bilgi ve iletişim kaynağı olmanın ötesinde, bazı kişiler için bağımlılığa dönüştüğü, bunun da birçok probleme yol açtığı bildirildi.

    Hayatımıza 80’li yılların ortalarında giren kişisel bilgisayarların ardından, 90’lı yıllarda merhaba dediğimiz internetle günlük hayatımızda bankacılıktan sağlığa, yemek tariflerinden oyuna kadar birçok işimizi teknolojinin sunduğu imkanlarla hallediyoruz.

    Ancak uzmanlar, bilgisayar ve internet kullanımının sağladığı avantajların yanında sık kullanımından kaynaklanan birçok problemi de beraberinde getirdiğine dikkati çekiyor.

    Şırnak Halk Sağlığı Müdürlüğünde görevli psikolog Caner Ceylan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, internetin bilgi ve iletişim kaynağı olmasının ötesine geçtiğini belirterek, bunun bazı kişiler için bağımlılığa dönüştüğünü ve “ortaya çağın hastalığı, internet ve bilgisayar bağımlılığı“nın çıktığını söyledi.

    Birçok kişinin gerçek dünyada karşılığını bulamadığı tutkuları sanal dünyada yaşamaya çalıştığına vurgu yapan Ceylan, “İnternet, global biçimde kullanılan bir bilgilenme kaynağıdır. Bilgisayar teknolojisinin olumlu kullanımının yanısıra olumsuz kullanım alanları da mevcuttur. İnternet kullanıcıları evlerinden bile çıkmadan, siberalem aracılığıyla dünyayı gezebilir ve başka şekilde asla karşılaşamayacakları insanlarla ilişki kurabilmektedirler. Ne var ki, internet ne kadar çekici olsa da kullanıcılarında teknik zorluklar sonucunda hayal kırıklığı ve endişe yaratan problemleri de beraberinde getirmektedir” diye konuştu.

    İnternet bağımlısı gruplar

    İnternet ve bilgisayar bağımlılığının pratikte 5 farklı tiplerini gördüklerini ifade eden Ceylan, şöyle konuştu:

    “İnternet sosyal iletişimi artıran ama aynı zamanda sosyal izolasyona neden olan bir araçtır. Hem iletişimi kolaylaştırır, hem de iletişimin yakınlığını bozarak iletişimi bozar. İnternet ve bilgisayar bağımlılığının çok farklı tiplerini günlük pratikte görüyoruz. Bunların ilki erotik ve pornografik sayfalara meraklı bağımlılar. Genellikle erkeklerde görülüyor. İkinci sırada ise arkadaş arayanlar var. Bu gruba siber ilişki meraklıları giriyor. Buluşma yeri sohbet odaları oluyor genellikle. Üçüncü grupta ise online kumarbazlar dediğimiz sanal kumarhanelerin ve alışveriş sitelerinin müşterileri bu grupta yer alıyor. Dördüncü grupta ise yeni bilgilere ulaşmak için saatlerce sörf yapanlar, siteden siteye atlayıp, enformasyon yüklemesinden haz alan bilgi meraklıları geliyor. Beşincisi ise bilgisayara ve bilgisayar teknolojisine kafayı takmış ve genelde oto yarışı gibi bilgisayar oyunlarına meraklı gençler ve yetişkin erkekler bulunuyor.”

    “Bağımlılık kişileri asosyalleştiriyor”

    İnternet bağımlılarının bilgisayar başında oldukça fazla zaman geçirdiklerinden dolayı mecbur olmadıkça aileleriyle iletişime geçmediklerini anlatan Ceylan, “Bu tip insanlar zamanla boşluğa düşerler. Depresyon, kendini iyi hissedememe ve çöküntü belirtileri gösterebilirler. Bağımlılıktan dolayı kişiler asosyalleştikçe kendilerinde sosyal fobi gelişebilir. Kendine güveni olmayan insanlar, internet başında birden farklı kişiliğe bürünüp, kendilerini olduğundan farklı olarak daha iyi, daha cesur, daha güvenilir ve daha güçlü gösterebilirler. Daha çok sosyal paylaşım sitelerindeki yorumlarında adeta edebiyat dersi verirler. Aslında bu kişiler sanal bir maske takmışlardır. O sanal maskenin arkasına sığınıp kendini olduğundan daha iyi göstermeye çalışır. Bu da o kişiye zamanla çok zarar verir. Çünkü kişinin gerçek kişiliği ile sanal dünyadaki kişiliği birbiriyle örtüşmediğinde bu tür bireyler kişilik bölünmesi yaşar. Acaba hangisi benim diye zaman zaman ikilemde kalırlar” ifadelerini kullandı.

    “Aile bağları olumlu ve güçlü olmalı”

    Şırnak Devlet Hastanesi psikiyatristlerinden Burcu Yücetürk ise internet bağımlılığının diğer bağımlılıklar gibi yatkınlığı olan bireylerde ortaya çıktığına işaret etti.

    İnternet bağımlılığının henüz bir hastalık olarak tanımlanmamasını rağmen bu yolda hızla ilerlendiğini dile getiren Yücetürk, “Bu bağımlılığa yakalanmada önleyici etkenler arasında aile bağlarının olumlu ve güçlü olması yer alır. Yine aile içerisinde belirlenmiş kurallar ve yapılandırılmış sistemlerin olması, sosyal alanda güçlü ilişkiler kurulması, çeşitli alışkanlıkların kazanılması ve geliştirilmesi ile ailelerin çocuklarıyla yakın ilişkide olması sayılabilir” değerlendirmesinde bulundu.
    AA

  • Aşk 4 Yıldan Sonra Bağlılığa Dönüşüyor

    Aşk 4 Yıldan Sonra Bağlılığa Dönüşüyor

    Frederic Beigbeder’in kaleme aldığı “Aşkın ömrü 3 yıldır” isimli kitap yayınlandıktan sonra iyice hararetlenen “Aşkın son kullanma tarihi olur mu?” tartışmaları halen sürerken yapılan bilimsel araştırmalar böyle bir sürenin olduğunu doğruluyor.

    Aşkın kimyası denilen, enerji, neşe, dikkat yoğunlaşması ve ödül kazanma motivasyonu olan dopamin hormonu 4 yılın sonunda tükenmeye başlıyor ve yerini ilişkilerin yürümesinde kilit rol oynayan bağlılık duygusunu artıran oksitosin hormonuna bırakıyor.
    Konut Kredisi başvurusu için tıkla. 10 yılda \%0,67 burada

    Aşkı dolu dizgin yaşayan hiçbir çiftin kabul etmek istemediği “aşkın ömrü” ile tartışmalara son noktayı koyan bilimsel araştırmalar aşkın bir süresi olduğunu doğruluyor. Kadın erkek herkesin üzerinde konuştuğu aşkın ömrü ile ilgili konuşan Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Aylin Sezer, aşkın insanın hissettiği hiçbir duyguya benzemediğini söyleyerek, “Aşık olunca aklımızdan geçen binlerce düşünceye, kalbimizdeki duygular ve bedenimizin verdiği tepkiler eşlik eder. Duygular yoğunlaşır; mutluluk, hüzün, heyecan, huzur ve özlem aynı anda yaşanır. O kişiyi düşünmek bile vücudun tepki vermesine neden olur. Gözbebekleri büyür, vücut ısısı artar, çoğu cinsel doğrultuda olmak üzere bedensel tepkiler tüm vücutta hissedilir” dedi.

    Aşkın, beynin ödül ve haz ile bağlantılı bölümleriyle ilgili olduğunu söyleyen Sezer, aşkın kimyasının enerji, neşe, dikkat yoğunlaşması ve ödül kazanma motivasyonu olan dopamin hormonundan oluştuğunu belirtti. Yapılan çalışmalarda aşık çiftlere birbirlerinin fotoğrafları gösterildiğinde, beynin ödül ve haz bölümünün aktif hale geldiğinin ortaya çıktığını vurgulayan Psikolog Sezer, “Aşık olunduğunda hissedilen heyecan ve enerji, beynin haz bölgesinin aktive olmasıyla salgılanan dopaminin eseri” diye konuştu.
    ÇİKOLATA AŞK HORMONUNU ARTIRIYOR

    Yenilik ve heyecanlı aktiviteler kadar dopamin salınımını tetikleyen bir başka şeyin de çikolata olduğunu dile getiren Psikolog Aylin Sezer, ilişkilerin bitiminde çikolata yemenin iyi gelmesinin bir sebebinin de bu olabileceğini belirtti. Ayrılık kaygısına, dopaminin yarattığı etkinin eksikliğini hissetmekle bağlantılı bir çeşit yoksunluk sendromu olarak da bakılabileceğini söyleyen Psikolog Sezer, “Çikolatanın beynimizde yarattığı etki de, kaybettiğimizi düşündüğümüz ve özlediğimiz hisleri bize yaşatıyor. Benzer bir etki, Sevgililer Günü’nde de yaşanıyor. Hediye edilen, birlikte yenen çikolatalar, dopamin salgılanmasını tetikleyip, ilişkiden alınan hazzı artırıyor” şeklinde konuştu.

    AŞK GİDİYOR, BAĞLILIK GELİYOR

    Yapılan araştırmalara göre aşkın ömrünün 18 ay ile 4 yıl arasında olduğunun ortaya çıktığını söyleyen Sezer, bu süre sonunda kişilerin dopaminin yarattığı güçlü etkiyle bağışıklık kazandığını ve heyecan ile birlikteliğin verdiği hazzın da azaldığını belirterek, “Evrimsel teori de ilişkilerin ömrü için biçilen dört yıllık süreyi destekliyor. Bu teoriye göre, her ilişkinin amacı üremek ve soyunu devam ettirmek. İlişkilerin çoğu başladıktan dört yıl sonra bitebiliyor ya da olumsuz bir döneme geçebiliyor, çünkü bir çocuğun her iki ebeveynin desteğiyle büyümesi gereken süre de yaklaşık olarak dört sene” dedi.

    Dört yıldan sonra dopamin hormonunun azalmasıyla aşkın boyutunun değiştiğini dile getiren Sezer, bu süreden sonraki ilişkilerin yürümesini sağlayanın bağlılık duygusu olduğunu belirtti. Yapılan araştırmalarda dört yıldan uzun süren ilişkileri olan çiftler incelendiğinde bağlılık duygusunun artmasını sağlayan oksitosin hormonunun fazlaca salgılandığının belirlendiğini kaydeden Aylin Sezer, “Bir annede çocuğunu emzirirken artan bu bağlılık hormonunun, uzun süre birlikte olan çiftlerin birbirlerine sarıldıklarında da arttığı görülüyor.

    Araştırmalar, oksitosin hormonun orgazm sırasında en üst seviyeye çıktığını gösteriyor. Orgazm sırasında veya sonrasında kişilerin partnerleriyle sonsuza dek birlikte olmayı isteme hissi yaşamalarının bir sebebi de bu. Oksitosini, yani bağlılık duygusunu artırmanın en direk yolu dokunmaktan geçiyor. Masaj yapmak, sarılmak, öpüşmek ve sevişmek, bu hormonun salgılanmasını artırarak, bağlılık hissini güçlendiriyor” dedi.

  • Alternatif Depresyon Tedavisi

    Alternatif Depresyon Tedavisi

    Depresyon; sizi hedeflerinizi gerçekleştirmekten uzaklaştıran, duygu durumunuzu olumsuz yönde etkileyen ve motivasyonunuzu düşüren bir ruhsal bozukluktur. Farklı şekillerde ortaya çıkan hastalık hayatınızda önemli bir rol oynayabilir. Günümüzde depresyon tedavisinde terapi ve ilaçlar bir arada kullanılmaktadır ve tedavisi mümkündür. Alternatif depresyon tedavisi yöntemleri arıyorsanız beslenme ve düzenli egzersizlerle bu profesyonel tedavi sürecine katkıda bulunabilirsiniz.

    Kaçınılması Gereken Gıdalar
    Beslenme programınıza özen göstererek depresyonun bazı belirtilerini azaltmanız mümkün. Uzak durulması gereken ilk şey alkol. Alkol başlangıçta belki ruh halinizi üst seviyelere çıkarıp olumsuz düşüncelerden kurtulmanıza yardımcı olabilir ancak gerçekte bir depresandır ve bir süre sonra duygu durumunuzu daha da kötü yapar. Depresyon döneminde alkol tüketimi cazip gelebilir ancak bunun sonunun alkol bağımlılığı olabileceğini unutmayın.

    Rafine karbonhidratlar ve şeker bakımından zengin gıdalar depresyon semptomlarını arttırabilir. Bu tip gıdalar kan şekerini aniden yükseltir ve aynı şekilde hızla düşmesine neden olur. Kan şekerinin bu kadar hızlı değişmesi yorgunluğa ve sinirlilik haline yol açabilir.

    Tüketilmesi Gereken Gıdalar
    Omega 3 yağ asidi bakımından zengin gıdaları arttırın ve en az haftada 3 kez bu esansiyel yağ asidini içeren gıdalar tüketin. Omega 3 tek başına ruh halini geliştirmenize yardımcı olabilir. Depresyondayken ceviz, keten tohumu, zeytinyağı ve yağlı balık gibi gıdalar tüketebilirsiniz.

    Kan şekerinizi belirli bir seviyede tutmak için yavaş sindirilen gıdalar tüketebilirsiniz. Kahverengi pirinç, tam tahıllı makarna, kepekli tahıllar bu dönemde gıdalar nedeniyle oluşan yorgunlukla baş etmenizde yardımcı olacaktır.

    Folik asit ve B-12 vitamini eksikliği depresyon belirtilerinin artmasına ve şiddetlenmesine neden olabilir. Turunçgiller, baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve yumurta gibi gıdalar yiyerek B vitamini tüketimini arttırabilirsiniz. Sağlık marketlerde B vitamini desteklerini bulabilirsiniz ancak bunların olası yan etkileri hakkında bilgi almak ve sizin için uygun olup olmadığını öğrenmek için doktorunuza danışmalısınız.

    Alternatif Depresyon Tedavisinde Egzersizin Rolü
    Depresyondaki birinin fiziksel olarak aktif olması zor olabilir ancak yapılacak düzenli egzersizler ruh halini kesinlikle yukarı taşıyacaktır. Bazı insanlar için egzersiz antidepresan ilaçlar kadar etki sağlayabilir. Düzenli egzersiz kişinin kendini daha iyi hissetmesini sağlayan endorfin salgılatır ve nörotransmitterleri artırarak stresi hafifletir.

    Egzersizin depresyon üzerinde olumlu etkilerini görmek için düzenli egzersizi bir alışkanlık haline getirin. Örneğin haftada 5 gün günde 35 dakika yapılan tempolu yürüyüşler faydalı olabilir.