Etiket: anlayış

  • Mutlu ilişkilerin sırları

    Mutlu ilişkilerin sırları

    Mutlu çiftlerin sırlarının ne olduğunu, nasıl böyle mutlu olabildiklerini hiç merak ettiniz mi? Gerçek sevgiye dayalı ve duygusal açıdan destek veren bir ilişki yaratmak mümkün… İlişkilerde uyumu ve mutluluğu yakalamak, zamanla sevgiye dönüşen aşkı devam ettirmek için çok önemli! Bunun için sekiz temel duygusal gereksinimin ya da yaklaşımın ilişkilerde hayata geçirilmesi gerekiyor: “Koşulsuz sevgi, ilgi, anlayış, saygı, takdir, kabullenme, güvenme ve sabır…”

    ANLAYIŞ

    Partner ilişkilerindeki görüş ve inanış etmenlerinin etkisiyle beliren düşünüş biçimi ve zihniyet olarak tarif edilen anlayış, “hoş görme ve hâlden anlama” olarak anlam kazanıyor. İnsan ilişkilerinin temelini sağlıklı iletişim oluşturuyor. Bu iletişimi daha doğrusu ilişkileri geliştirmek, iyileştirmek, barış ve huzur getirmesi için yönlendirmek şansına sahip olan da yine çiftin kendisi… Bu şansı doğru ve bilinçli bir şekilde ve iyi kullanmak, çiftin birbirine anlayışla davranması, “anlayış ve hoşgörü” kavramlarına günlük yaşamda ve özellikle çatışma hallerinde kurtarıcı unsur olarak dört elle sarılmak, sorunsuz iletişimin en kestirme yolu olarak biliniyor. Çift birbirinin yerine kendini koyduğunda, olaylara onun bakış açısıyla bakmaya çalıştığında anlayışlı olmanın ilk adımını atmış oluyor. Çift “Partnerimin duyguları nasıl?”, “Bugüne kadar yaşadıklarından nasıl etkilendi?” gibi soruların yanıtını bulmaya çalıştığında, birbirleri hakkında düşünmeye başladığında da ikinci adım atılmış oluyor. Son adım ise tüm bunları çiftin birbirine hissettirilmesinde yatıyor. Gülümseyerek ve yumuşak bir ses tonuyla çift birbirini anlamaya çalıştığında, koşulsuzca sevdiğini ve kabul ettiğini gösterdiğinde düşünce ve duygu kanallarını açabiliyor, empati kurabiliyor, “ben” merkezli değil de “sen” merkezli bakış açısını ortaya koyabiliyor. Anlayışlı olan bu yaklaşımla herhangi bir sözün, duygunun ya da durumun anlamı daha derin hissedilebiliyor. Çift birbirini anlayarak dünyayı bir başkasının görüş açısından değerlendirebiliyor. Bu nedenle anlayışlı yaklaşım adeta, “Seni yargılamadan önce, senin ayakkabılarınla yürüyeceğim!” anlamına geliyor.

    GÜVENME

    Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma, bağlanma ve itimat  anlamında kullanılan güvenme, yüreklilik ve cesaret gerektiriyor, karşıdaki kişinin dürüstlük, zekâ, güvenilirlik, adalet ve samimiyet gibi olumlu niteliklerini kabul etmeyi, herhangi bir hata ya da kusurun olması durumunda karşı tarafın iyi bir açıklama yapılabileceğini düşünmeyi ve çiftlerin yaşadıkları sorunlarının çözümünde olumlu sonuçlara varabilecekleri konusundaki inancı içinde barındırıyor. Bir erkeğin en derin arzularından biri, bir kadını mutlu etmek… Erkek o kadının hayatında bir fark yaratacağını bildiği zaman güven duygusu artıyor. Bu nedenle yakın ilişkilerde bir kadının en önemli görevlerinden biri güvenmek ve erkek düş kırıklığına uğradığı zaman bile, yine takdir ve kabul edip, erkeğe güven duygusunu yitirmemek… Ancak bir erkek için ilgi göstermeyi öğrenmek ne kadar zorsa, bir kadın için de güvenmeyi öğrenmek o kadar zor… Özellikle yakın ilişkilerde eğer bir kadın defalarca düş kırıklığına uğramışsa, benliğinin güven duyan yanını inkâr etme eğilimi göstermesi beklenen bir durum…

    İLGİ

    Dikkati öncelikle belirli bir şey üzerinde toplama eğilimi olarak tarif edilen ilgi, çiftin birbirine yakınlık duyması, birbirlerinden ve birlikte yaptıkları etkinlerden hoşlanması ve birbirlerine öncelik tanımaları eğilimi olarak biliniyor. Bu nedenle ilgi duymak partnerin iyiliği ve mutluluğu için endişelenmeyi, onu değerli ve çok özel görmeyi de içeriyor.

    KABUL ETME

    Bir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olmak anlamına gelen kabul etme, karşıdakinin kişiliğini ya da davranışlarını isteyerek algılama, karşıdakinin hatalarını bağışlama, bir öneriyi uygun bulma ve onaylamayı kapsıyor. Bu nedenle kabul etme duygusu, minnet duyma duygusuyla birlikte gelişiyor. Bir kişiyi olduğu gibi ve koşulsuzca kabul etmek, dünyanın en değerli armağanlarının başında geliyor ve karşı tarafta yeterlilik hissinin gelişmesine yardımcı oluyor.

    GÜVENME

    Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma, bağlanma ve itimat  anlamında kullanılan güvenme, yüreklilik ve cesaret gerektiriyor, karşıdaki kişinin dürüstlük, zekâ, güvenilirlik, adalet ve samimiyet gibi olumlu niteliklerini kabul etmeyi, herhangi bir hata ya da kusurun olması durumunda karşı tarafın iyi bir açıklama yapılabileceğini düşünmeyi ve çiftlerin yaşadıkları sorunlarının çözümünde olumlu sonuçlara varabilecekleri konusundaki inancı içinde barındırıyor. Bir erkeğin en derin arzularından biri, bir kadını mutlu etmek… Erkek o kadının hayatında bir fark yaratacağını bildiği zaman güven duygusu artıyor. Bu nedenle yakın ilişkilerde bir kadının en önemli görevlerinden biri güvenmek ve erkek düş kırıklığına uğradığı zaman bile, yine takdir ve kabul edip, erkeğe güven duygusunu yitirmemek… Ancak bir erkek için ilgi göstermeyi öğrenmek ne kadar zorsa, bir kadın için de güvenmeyi öğrenmek o kadar zor… Özellikle yakın ilişkilerde eğer bir kadın defalarca düş kırıklığına uğramışsa, benliğinin güven duyan yanını inkâr etme eğilimi göstermesi beklenen bir durum…

    KOŞULSUZ SEVGİ

    Yüreklerin en çok susadığı duygu olan koşulsuz sevgi, çıkarsız sevmek olarak biliniyor. Kişinin yapacağı uygun davranışlar karşılığında verilen bir sevgi olmuyor, karşılıksız, hesapsız bir sevgiyi tarif ediyor. Bu nedenle bağlayıcı, birleştirici, paylaştırıcı ve bir araya toplayıcı bir yaklaşım olan koşulsuz sevgi, sevgilerin en güzelini, en gerçeğini, çiftin birbirinin iyi taraflarını da kötü taraflarını da sevmesini, olduğu gibi kabul etmesini ifade ediyor.

    TAKDİR ETME

    Beğenme, beğenip belirtme ve değer verme anlamına gelen takdir etme, bir şeyin değerini, önemini ve gerekliliğini anlamak veya bir başkasının davranış ya da çabalarına değer vermek olarak tarif ediliyor. Takdir edilmek kadınlar için bir “istek”, erkekler için bir “gereksinim” düzeyinde oluyor. İstek ertelenebiliyor ama gereksinim nefes alıp vermek gibi vazgeçilmez bir durum…

    SAYGI

    Özel ve değerli olmayı içine alan, partnere karşı dikkatli, özenli ve ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusuna saygı adını veriyoruz. Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusunu içinde barındıran saygı, bir kişiye, bir düşünüşe, bir eyleme, bir başarıya, bir insanın kişiliğine yüksek değer ve önem vermekten doğan özel bir duygu… İlişkinin cicim ayları geçince ve çiftler birbirlerine alışıp rahatlayınca, başlangıçtaki nazik sözler ve jestler, çok yanlış bir şekilde, yavaş yavaş azalmaya başlıyor. Ancak içinde saygı ve koşulsuz sevgiyi barındıran nezaket, çiftleri bir arada tutan bir tutkal… Nezaketin temeli ise saygıya dayanıyor. Saygılı bir yaklaşım karşıdaki kişinin haklarını, isteklerini ve gereksinimlerini kabul etmeyi kapsıyor. Ancak istek ve gereksinimlere saygı duymanın nedeni korku olmamalı, nezaket ve karşı tarafın bunu hak ettiğine inanmak olmalı…

    Cem KEÇE

  • Hamilelikte cinselliğe bakış değişiyor

    Araştırmalara göre hamileliğin ilk 12 haftasında kadınların cinsel isteklerinde azalma oluyor. Bu durumla beraber hamilelik ve sonrasındaki süreç eşlerin hayatlarını her yönden olduğu gibi cinsel yönden de etkiliyor.

    VKV Amerikan Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Psikolog Aslı Akkan, hamilelik boyunca yaşanan cinsel sorunların kolayca aşılabilmesi için çiftlerin birbilerine anlayış, şefkat, ilgi ve sevgiyle yaklaşması gerektiğini söylüyor.

    42-16877172Evlilik kurumunun ve çiftler arasındaki ilişkinin sağlığının test edildiği önemli noktalardan biri de çocuk sahibi olunmaya karar verilmesi, hamilelik ve hamilelik sonrası sürecin eşler üstündeki etkisidir. Hamilelik ve hamilelik sonrası süreç eşlerin duygusal süreçlerini etkilediği kadar, cinsel hayatlarını da etkilemektedir. Her ne kadar bu süreç cinsel hayatı eskisinden farklı kılacaksa da bu farklılığın bireylerin ilişkilerini etkilemesine ve zorlamasına en az düzeyde izin verilmesini sağlaması önemlidir.

    Hamilelik süresince jinekoloğu tarafından medikal, fizyolojik herhangi bir sorun görülmeyen ve cinsel hayatı yaşamasına izin verilen kadının, yaşadığı hormonal ve fiziksel değişiklikler cinsel isteksizliğine sebep olduğu kadar kadının kendi inanç sistemi de bu durumu tetikler. Araştırmalara bakıldığında sağlıklı bir hamilelik yaşamakta olan kadınların ilk 12 haftada cinsel isteklerinde azalma olduğu görülmekteidir. Yaşadığı fiziksel yorgunluk, bulantı, kilo alımı, rahat bir pozisyon bulamama gibi sebepler bu durumu açıklayabilmekle beraber, kadının kendindeki değişime adapte olma sürecinde yaşadığı kaygılar, bebeğime zarar verir miyim endişesi, ve fiziğindeki değişime bağlı olarak eşinin onu eskisi gibi istemeyeceği inancı da çok büyük rol oynamaktadır. Benzer düşünceler erkeği de etkilemektedir ve onu da cinsellikten soğutmaktadır. Hamilelik boyunca cinsellikle ilgili yaşanılabilecek bu çeşit sorunları engellemenin en önemli yolu ise çiftlerin bir birleriyle mümkün olan en açık şekilde konuşmalarıdır. Kaygılarını ve isteklerini dile getirdikleri zaman sağlıklı cinselliklerini neyin etkilediğini bulacaklar ve sorun odaklı çözüme ulaşacaklardır.

    Hamilelik süresince çiftlerin cinsel hayatlarında yaşayabilecekleri sorunlar doğum sonrası da devam edebilir ve bu konunun önemi unutulmamalıdır. Doktorunun izin verdiği zaman itibariyle kadının cinsel ilişkiye girmesinin herhangi bir sakıncası yoktur ancak cinsel ilişkiyi etkileyebilecek psikolojik faktörler yine ortaya çıkabilir. Doğum ve bebek bakımının kadın için son derece yorucu olması nedeniyle doğum sonrası ilişki sıklığında azalma beklenen bir durumdur. Ancak doğum sonrası depresyon veya başka sağlık problemi olmadığı taktirde genellikle doğumdan 3 ay sonra hamilelik öncesi cinsel ilişki sıklığına dönülmesi beklendiktir. Bebeğin bakım ihtiyaçları azaldıkça, uykusu düzene girdikçe cinsel aktivite de normale dönmeye başlar.

    Doğum sonrası fiziksel yorgunluk dışında cinselliği etkileyebilecek durumlar :

    Ağrı Korkusu : Bir çok kadının doğum sonrası ilişkiye girmekten çekinme nedenin ağrılı ilişkiden korkmaları ve kaygıları arttıkça da girdikleri ilişki sırasında disparoni (ağrılı cinsel beraberlik) ve vajinismus (vajinal kasların kasılması sonucu cinsel beraberliğin olamaması) gibi sorunlar yaşayabildikleri araştırmalarda gözlemlenmiştir.

    Estetik Kaygılar : Vücudundaki değişim ve/veya aldığı kilolar yüzünden kendini beğenmeyen kadının cinsellik sırasında zihnini sürekli bedeniyle meşgul etmesi cinsel ilişkiden zevk almasını önleyebilir. Bununla bağlantılı olarak, eşini eskisi kadar bakımlı bulmayan erkek de cinsel yaşamdan uzaklaşabilir.

    Rol Değişimi : Çocukları olan kadar sadece birbirine odaklanan çiftler, doğumun ardından neredeyse tüm ilgiyi çocuğa yöneltmeye başlayabilir. Bir yandan yeni bir yaşama uyum sağlamaya çalışmanın gerginliği, bir yandan da birbirlerinden eskisi kadar ilgi görememenin yarattığı sıkıntı cinsel isteksizliğin oluşmasına yol açabilir.

    Bu sorunların en az seviyede yaşanması ve ilişkiyi en az ölçüde etklilemesini sağlamak için çiftlerin, özellikle erkeğin eşine şefkat, ilgi, sevgi ve anlayış ile yaklaşması, beğenisinin devam ettiğini belli etmesi, kadının ise bu geçiş döneminin özelliklerini bilerek eski haline döneceğini sorun olmadığını bilmesi gereklidir. Ayrıca çiftlerin haftada l yada 2 kez bebek yanlarında olmadığı zamanlarda bir arada olmaya özen göstermeleri gereklidir. Bu birbirleri için ayrılmış özel zamanlarda ev ya da bebek hakkında konuşmayıp, kendileri ve bir birleri hakkında konuşmaları, eskisi gibi ortak paylaşımlar yaşamaları tavsiye edilebilir. Bunların yanı sıra okşamak, dokunmak veya kucaklaşmak gibi cinsel duyguları tetikleyebilecek davranışlarda bulunmak cinsel hayatlarının canlanmasına yardımcı olacaktır. Tüm bunlara rağmen sıkıntılar yaşanıyorsa bir uzmandan yardım almak da faydalı sağlayacaktır.

    Kaynak : NTV-MSNBC