Etiket: alkali diyet
-
Alkali diyet koruyor mu zarar mı veriyor?
Beslenme konusunda sürekli moda şeklinde furyalar oluyor. Taş devrinden Dukan’a, detokstan alkaliye uzanan çeşitler acaba sağlıklı mı? Bu diyetler metabolizmamızı nasıl etkiliyor?Her gün limonlu sularla güne başlamak bizi zayıflatıyor mu? Zayıflarken sağlığımızdan mı oluyoruz? Bu diyetlerin bilimsel temelleri var mı? Uzm. Diyetisyen Banu Salman alkali diyet konusunda sorularımı yanıtladı.Alkali diyet nedir?“Alkali Diyet” çılgınlığı ortalığı kasıp kavurmaya başladı. Alkali diyetin ya da alkali olarak önerilen besinlerin zayıflatıp zayıflatmadığına ya da kanserden koruyup korumadığına dair onlaca soru alyorum. Cevabımsa hep aynı, eğer biri size bazı besin, içecek ya da ilaçların kanınız ve midenizin asidik oranını değiştirdiğini söylüyorsa o kişi beslenmeden ve metabolizmadan anlamıyordur.Alkali diyeti önerenlerin arkasındaki teori; et, süt, şeker, kafein, alkol, yapay ve işlenmiş yiyecekleri yemekten kaçınmak, daha fazla taze sebze, meyve ve kuruyemiş tüketerek vücudun pH seviyesini dengede tutmaktır. Bu diyeti uygulayacak kişiler kesinlikle rafine şeker tüketmemeleri konusunda uyarılır.Gerçekten anlamıyorlar mı? Neden?Evet gerçekten de anlamıyorlar beslenmeden de besinlerin vücuttaki işlevlerinden de. Toplum ise, hep yeni, ilginç bilgilerin peşinde, özellikle de medya. Eğer bir haber ezber bozuyorsa ve ilgi çekiyorsa doğru olup olmadığının hiçbir önemi yok. Popüleritesi varsa iyidir. Örneğin ben bugün çıkıp “ şekerin zayıflatıcı etkisi ortaya çıktı” ya da “ sigara kansere karşı bir numaralı koruyucudur!” desem inanılmaz medyatik olur ve bunun doğruluğunu sorgulamayan binlerce kişinin ilgisini çekebilirdim.Alkali diyet de bence aynen böyle. Fazlası var azı yok. Herşeyden önce kanımızı ya da midemizi asidik ya da alkalik (bazik) yapan şeyler, besinler değil, vücudun kendisidir. Yani vücut yediklerinizin asit oranını ayarlayarak vücudunuza uygun hale getirir. Düşünün ki mide asit oranı oldukça yüksek bir organımızdir ( pH :1-2) ve zaten aldığınız besinler otomatik olarak asidik olacaklardır. Bu durumda ise vücudun dengesini korumak için pankreas devreye girer ve salgıladığı hormon ve kimyasallarla dengeyi kurar.Alkali diyette verilen öneriler bilimsel ve etik mi?Alkali diyet ile ilgili yapılmış ve bu diyetin yararlarını kanıtlayıp uzun süre uygulanmasını destekleyen hiçbir bilimsel veri ve çalışma yok. Bu sistem vücudu güya nötr, asit ve baz yapan yiyeceklerin gruplarını uygulayıcılarına öğretmek ister. Nötr yapanların şeker, yağ, çay, kahve, nişasta; asit yapanların et, yumurta, peynir, tahıllar, erik, armut; alkali yapanların süt, sebze, meyve ve yağlı tohumlar olduğunu anlatır.Alkali beslenme diye anlatılan beslenme önerilerinin hem bilime hem de etiğe uymadığını en basit şekliyle açıklamak gerekirse ; evet pH dengesi vücut için önemlidir ve bunu vücut her ne koşulda olursa olsun zaten kendi kontrol sistemi ile denetler. Vücudumuzdaki hücrelerin çalışması nötr ortamlarda olur. Ancak vücudumuz bu sıvıların nötr ortamda tutulması için hiçbir şeyden etkilenmeyen bir denetim mekanizması bulunur.Bu denetim mekanizmasında ise, yaşlanma, çok yeme, az uyuma, çok asitli yeme gibi etkenler vücudun asit-baz dengesini değiştirmez. Vücut sadece açlık grevi gibi özel durumlar dışında bu dengeyi asla bozmaz ki “alkali diyet yapıyorum” diye metabolik açlığa (vücudun yaşamsal fonksiyonlarını yerine getiremeyecek kadar kötü beslenmesi) girmiş onlarca insan tanıyorum. Bu nedenle yeterli ve dengeli beslenme öğretilerinin saptırılarak anlatılması ve uygulamaya alınması son derece yanlış ve sağlıksız. Bizler toplumu doğru bilgilendirmeli ve bilimin ışığından uzaklaşmadan önerilerde bulunmalıyız.Alkali su içmek işe yarar mı?Unutulmaması gereken en önemli nokta şudur; “Tüm yiyecekler ağızdan alındıktan sonra midede asidiktir ve barsakda pankreas salgılarıyla bazik olur !“Bu kural değişmez ve vücudun otokontrolü halindedir. Siz ne yerseniz yiyin. Yiyeceklerin içerisindeki asit veya alkali yapan mineraller birbirlerini dengeleyerek ya da metabolizma sonucu oluşan asitlerle birleşerek bir denge içerisinde vücut sıvısının nötr ortamda kalmasını sağlar. Bu tıbbi kural hiç değişmez ve özel yiyeceklere, alkali su gibi bir içeceğe de gereksinim duymadan ömür boyunca düzenli çalışmasına devam eder. Beslenmemizin asit veya baz oluşturan yiyeceklerden zengin oluşu kanın nötr durumda kalmasını asla etkilemez.Diyetinizde çok fazla asit veya baz oluşturan yiyecek bulunsa dahi kanın asit veya alkaliye dönüşme durumu diye bir şey söz konusu dahi değildir.Alkali diyetin zararı var mı?Alkali diyetin uzun süre kullanımı özellikle demir, çinko ve kalsiyum eksikliğine sebep olur. Bu mineraller ise kadınlar için hayati önemi olan minerallerdir. Bazı önemli vitaminleri saymıyorum bile.Ekmek ve tahıl grubu besinlerden aldığımız B grubu vitaminleri ve etten aldığımız B 12 gibi ve maalesef bu tür vitamin ve mineralleri ilaç olarak dışardan tamamlamaya çalışsanız bile, araştırmalar göstermiş ki vücut için yeterli olamıyor. Tüm bu besin ögelerinin eksikliği sonucunda metabolizmada dönüşü olmayan travmalar oluşabiliyor. Demir eksikliğine bağlı anemi, çinko eksikliğine bağlı cilt, deri ve saçlarda sağlık sorunları, B 12 yetersizliğine bağlı unutkanlık, Alzheimer, kalsiyum eksikliğine bağlı kalp rahatsızlıkları, diş ve kemik problemler gibi bir çok sağlık problemi ve dahası bu durum için örnek verilebilir.İlginç olan ise; bu vitamin ve minerallerin eksikliğinde oluşabilecek hastalık ve tedavilerine ilişkin milyonlarca bilimsel yayın ve makale varken, alkali diyet diye tarama yaptığınızda bilimsel bir araştırma ne yazık ki bulamıyorsunuz.Sizi et, süt, pek çok meyve ve tahıldan uzaklaştıran, çiğ sebze ve bazı meyvelerle ile çok kısıtlı bir kaç tahıl türevini yemenize izin veren bu beslenme modeli de diğer tüm moda diyetler gibi modası geçmeye mahkum olacaktır.Peki ne yapmalı ?Yeterli ve dengeli beslenmenin formülü oldukça açık. Buna popüler tanımlamalar yapmaya hiç ama hiç gerek yok.Günlük aldığınız enerjinin yüzde 50-60’ını karbonhidratlardan kilolu iseniz bu miktar azaltılabilir, yüzde 25-30’unu yağlardan ve yüzde 15-20’sini de proteinlerden almalısınız. Karbonhidrat seçeneklerinizi daha çok posalı olanlardan yani tam tahıllı ekmek, makarna, yulaf , meyve, sebze gibi, protein seceneklerinizi az yağlı olanlardan yani yarım yağlı süt, yoğurt ve et ürünleri ile kuru baklagiller gibi ve yağ seceneklerinizi de daha çok doymamış yağlardan zeytinyağı, ayçicek ve mızırözü karışımları ile badem, fındık ceviz gibi yaptığınız sürece sorun yok demektir.Bir de size müthiş bir içecek ! Hem zayıflatıyor hem, hastalıklara karşı koruyucu ve yaşlanmayı geciktiriyor. Tam da duymak istediğiniz şu zayıflatan mucize iksirlerden !! Ne mi? Tabiiki su! Bol bol içiniz . Alkali falan değil, bildiğiniz su.Amerikayı yeniden keşfetmenin bir anlamı yok. Yeni çalışmalar ve bilimsel yenilikler elbette var ancak adı üstünde: Bilimsel.Yazar: Esra ÖzKaynak: milliyet.com.tr -
Alkali diyet mucizesi
Alkali diyet; genel anlamda et, süt, tuz, yağ, deniz ürünleri ve paketli yiyeceklerin tüketimini azaltarak , bunun yerine yapısı alkali olan meyve ve sebzelerin miktarını diyette artıran bir diyettir. Amacı , vücut ph ‘ını alkali yaparak zayıflamaya destek olmaktır.
Öncelikle şunu söylemek gerekir ki; siz ne yerseniz yiyin vücudunuzun bazik veya alkali olmasını yediklerinizle ayarlayamazsınız. Vücut tüm organlarıyla ve sistemiyle bir bütün haldedir. Kan ph’ını dengede tutmak için vücudun bir tamponlama sistemi vardır.Fazla asidik veya fazla alkalik olma durumunda organizma bu sistemini kullanır. Örneğin; böbreklerin fazla asidik veya alkalik olan üreyi kanda toplayarak dışarı atılacak idrara dönüştürmesi vb.
Alkali diyet mucizesi Alkali diyet mucizesi
Yiyeceklerin içerisindeki asit veya alkali yapan mineraller birbirlerini dengelerler . Örneğin bir et yemeği yediğinizde (asidik yapı) yanında yediğiniz bol yeşillikli bir salata (alkali yapı) beslenmeniz için doğru bir seçimdir. Üzerinde durulması gereken ve unutulmaması gereken bir nokta; siz ister alkali isterse asidik beslenin , midenizde bütün besinler asidiktir ve ince barsaklarda pankreas salgılarıyla birlikte de bazik olurlar.
HER METABOLİK OLAY SONRASI ASİT OLUŞUR..
Her metobolik olay (yürüme, konuşma, düşünme, görme vb), beslenme yoluyla alınan besin değerlerinin kan yoluyla hücrelere taşınması ve besin değerlerinin, hücrede bir tür yanma yoluyla kimyasal reaksiyona girmesi sonucu çıkan enerjinin bıraktığı atık yine asittir. Yani siz istediğiniz kadar alkali diyet beslenirseniz beslenin vücudunuzun ürettiği enerji sonucunda ürettiği enerji atığı yine asidiktir.
ALKALİ DİYET VÜCUDUNUZUN PROTEİN İÇERİĞİNİ YETERİNCE KARŞILAMAZ…
Alkali diyetin temelinde meyve ve sebze ağırlıklı beslenip et ve süt ürünlerini ortadan kaldırmak amaçlanır.Unutmamak gerekir ki vücudumuzdaki tüm dokuların temeli proteindir. Eksik protein vitamin ve mineral kayıplarının yanı sıra , ilerleyen dönemde kas yıkımlarının sebebidir. Hızlı ağırlık kaybı yaşanır fakat hızlı kilo kaybı özellikle vücutta suyun da azalmasına sebep olur.
HELİKOBAKTER PİLORİ: KANSER SEBEBİ
Yanlış beslenmeye dayalı bir yaşam tarzı bir mide enfeksiyonu olan ve ilerleyen dönemde mide kanserine yol açabilen bir halk sağlığı sorunudur.
Helikobakter pilori , (midenin son bölümüne yerleşir ve burada çok sayıda koloniler yapar. Helikobakter pilori kendisini midenin zararlı asitlerinden korumak için ortamı alkali yapmak suretiyle sürekli olarak amonyak üretir.
Siz alkali bir su içtiğinizde, buna karşılık bazik ortamı asidik yapmak için asit salgısını daha da artırır. Bu da gastrit , reflü gibi hastalıkların temelini oluşturur. Kısacası midenin dengesini bozar ve yorarsınız.
ASİT-BAZ DENGESİNİN BOZULMASI BEYNE ZARAR VERİR…
Asit baz dengesinin vücutta bozulması özellikle sinir iletiminde aksamalara sebep olarak ilerleyen dönemlerde demans, alzehimer gibi hastalıkları tetikler…
VE DİĞER HASTALIKLAR…
Organizmanın yapısını değiştirmeye çalışmak, zorlamak, sıvı-elektrolit dengesinde bozukluğunun yanı sıra; hiperürisemi ve gut hastalıkları ilerleyen dönemde böbrek taşları ve kronik böbrek yetmezliğine kadar ilerleyen tablolarla bizi karşı karşıya bırakır. Doku proteinlerinin korunamaması bir diğer yandan myokard atrofisi ile sonuçlanan tablolar doğurur.
VİTAMİN VE MİNERAL KAYBINA DİKKAT!!
Bu diyetin uzun süre kullanımı vücutta demir, kalsiyum ve B12 gibi önemli minerallerin eksikliğine sebep olur. Özellikle midede B12’ nin emilimi gerçekleştiği için midedeki herhangi bir bozukluk ciddi B 12 kayıplarına yol açar. İstediğiniz kadar takviye dışardan mineral ve vitamin destekleri yapılsa bile besinlerden alınan vitamin ve minerallerin emilimleri bozulacağı için uzun süren bir alkali diyette vücudun yaşayacağı travma kaçınılmazdır. Vitamin ve mineral kayıpları bizim için birçok hastalığın göstergesidir.
PEKİ NE YAPMAK GEREKİR?
VÜCUDUNUZUN DOĞASINI BOZMAYIN!!…
Alkali diyet mucizesi yerine yeterli ve dengeli beslenmek kilo kaybının en püf noktasıdır. Unutmayalım ki alkali diyetin herhangi bir bilimsel dayanağı yoktur, bu tür popüler hale gelmiş magazinsel bilgilere inanmamanızı tavsiye ediyoruz…
Dyt. Gizem TAŞKIN tarafından yazılmıştır.
-
Alkali diyet gerçekten işe yarıyor mu?
Son yılların yükselen beslenme trendlerinden biri de alkali diyet. Vücutta hayati fonksiyonları olan enzimlerin işlevleri bulundukları ortamın pH değerine, yani asidik veya alkali olmasına göre değişiyor. Peki vücudun asit yükü artarsa ne olur? Sorunun cevabı, “Hayat daha çok asit maddelere karşı yapılan bir mücadeleden oluşur” diyen Prof. Canfeza Sezgin’de.
Çok sayıda insan hem fazla kilolarından kurtulmak hem de daha fit ve sağlıklı yaşamak için alkali diyetin peşinden gidiyor. Alkali beslenmenin kilo kontrolü dışında bazı hastalıklardan korunmada ve tedavilerinde de etkili olduğu belirtiliyor. Bu hastalıklardan biri de görülme sıklığı tüm dünyada hızla artan kanser.
Bazı kaynaklarda alkali tedavinin kanserle mücadelede etkili olduğu yönünde bilgiler mevcut. Biz de konuyu İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Canfeza Sezgin’e sorduk.
Sudaki çözeltilere hidrojen iyonu veren maddelere asit, hidroksil iyonu veren maddelere baz ismi verilir. Bir solüsyondaki hidrojen iyonu yoğunluğu pH terimi ile ifade edilir.
Prof. Sezgin, öncelikle vücuttaki asit- baz dengesinden ve bu dengenin ne anlama geldiğinden bahsetti: “Hayat daha çok asit maddelere karşı yapılan bir mücadeleden oluşur. pH değerinin sağlıklı olması hücreiçi işlevlerin sağlıklı yürütülmesi için hayati önemdedir. Hücre içi ve hücre dışı pH değerleri daima bir dengede olup, bu dengeyi iyon pompaları ve tampon sistemleri sağlar. Normal kan pHdüzeyindeki oynamalar ciddi sorunlara neden olabilir. Hücre dışı en önemli tampon sistemi bikarbonat ve karbondioksit olup, böbrek ve akciğer tarafından düzenlenir. İhtiyaç fazlası asit maddeler ise böbrek yoluyla atılır.”
ASİT – BAZ DENGESİNİ NELER ETKİLİYOR?
Böbrek veya karaciğer hastalığı, kontrol altında olmayan diyabet asidik ortama neden oluyor. Sigara, alkol, et, süt ürünleri, sorbütol ve früktoz içeren gıdaların fazla tüketilmesi de asit yükünün artmasından sorumlu. Ayrıca böbrek, karaciğer ve akciğer hastalığına genetik yatkınlık, beslenme ve çevresel faktörler bu dengede belirleyici etkiye sahip.
FAZLA ASİT YÜKÜ DNA MUTASYONUNA YOL AÇABİLİR
Hayati fonksiyonları yürüten enzimlerin, bulundukları ortamın pH değerine göre işlev değişikliğine uğradığını söyleyen Prof. Canfeza Sezgin’in, asit-baz değeri ve alkali tedaviyle ilgili ntv.com .tr’nin sorularına yanıtları şöyle:
-Vücutta asit yükünün fazla olması neden sakıncalı?
“Asidik veya gereğinden fazla alkali ortamda enzimlerin işlevleri bozulur. Bu durum uzun süre devam ederse hücrelerin normal yapılarında bozulma, anormal proteinlerin yapılması ile genetik şifre olan DNA’da mutasyona neden olur. Bu süreç de kanserin başlangıç aşamasını oluşturur. Ayrıca asidik ortamda bağışıklık sistemi hücrelerinin işlevleri bozularak, anormal yapıların ortadan kaldırılması engellenir.
KANSER HÜCRELERİ ASİT Mİ SEVER?
– Son zamanlarda alkali tedavinin kanserle mücadelede etkili olduğuna dair görüşler yayılıyor. Alkali tedavi kanser tedavisiyle nasıl kombine edilir ve tedavi protokollerine girmiş midir?
Kanser hücrelerinin enerji üretimi, normal sağlıklı hücrelerden farklıdır. Kanserde daha fazla şeker tüketilirken daha az enerji üretimi olur. Yani randımanı düşük eski model bir motor gibi düşünebiliriz. Kötü randımanlı enerji üretiminin sonucu olarak da kanser hücresinin içinde laktik asit miktarı artarak asidik bir ortam oluşur. Kanser hücresi de asidik maddelerin kendi yaşamını tehdit etmesi nedeni ile bu asitleri dışarı atar. Kendi içini asidik ortamdan temizlerken, dışında da asidik bir kalkan oluşturur. Yani kanser hücresi asit sevmez ama metabolizmalarının farklılığı asit oluşturmalarına neden olur.
ALKALİ TEDAVİ KANSERDE ETKİLİ Mİ?
Kemoterapi ilaçlarının çoğunun hafif bazik yapıda olması nedeni ile kanser hücresinin dışındaki asidik zırh içinde toplanarak hücrenin içine daha az girerler. Bağışıklık sistemi hücreleri bu asidik zırh ile etkilerini yitirir. İlk laboratuvar çalışmaları kanser tedavisinde ağız ve damar yoluyla alkali madde uygulanmasının, kanser hücresinden dışarı asidik madde atılmasını sağlayan pompaları engelleyen ilaçların beraber kullanılmasının yararlı olabileceğini gösterdi. Alkali tedavi, standart kanser tedavisi olmayıp, yardımcı ve tamamlayıcı bir yaklaşımdır. Özellikle düşük doz kemoterapi protokollerinde uygulanması ile ilgili çalışmalar bildirilmektedir.
DOKTORUNUZA DANIŞMADAN ALKALİ YAPICI MADDELER KULLANMAYIN
– Daha çok hangi kanser türlerinde olumlu sonuç verir?
Alkali tedavi tek başına kanser tedavisinde etkili değildir. Kemoterapi yanında yardımcı olarak uygulandığında olumlu sonuç alınabilmektedir. Kanser hücrelerindeki asit pompalarını engelleyen ilaçlar ile bağışıklık sisteminin etkinliği de arttırılabilmektedir. İnsanlarda yararı ile ilgili az sayıda çalışma olup osteosarkom, metastaz yapmış meme kanseri ve yüzeyel mesane kanserinde yardımcı tedavi olarak yararlı olabileceği klinik çalışmalarda gösterilmiştir. Hastalar onkoloji doktorlarının önerisi olmadan alkali yapıcı maddeler kullanmamalıdır, çünkü bazı hayati kanser ilaçlarının etkisini bozabilmektedir.
AĞIZDAN ALINAN BİKARBONAT KANSERİ ETKİLER Mİ?
-Ağız yoluyla verilen bikarbonatın kanseri tedavi ettiğine yönelik söylentiler var, bu doğru mu?
Hayır, ağız yoluyla verilen bikarbonat idrarı ve kanı alkali yapabilir ama kanser çevresindeki dokuyu etkilemez. Burada asit üretimini sağlayan pompaların da engellenmesi gereklidir. Asit pompalarını engelleyen ilaçların yüksek dozlarda verilmesi, kanser hücrelerinin hayatta kalma şansını azaltmada yardımcı olmaktadır. Kanser ilaçlarının kullanıldığı tedavi olmadan bu yaklaşımların başarı şansı rastlantısal diyebileceğimiz nadir seviyede görülür. Bu nedenle tıbbi tedavinin yerini tutmaz. Uygun hastalarda yardımcı yaklaşım olarak faydalanıyoruz.
HERKES BİKARBONATI GÜVENLE KULLANABİLİR Mİ?
Sağlıklı insanlar beslenmelerine dikkat ederek vücutlarındaki asit yükünü azaltsınlar. Diyet yapmadan, alkol ve sigara gibi alışkanlıkları bırakmadan ağızdan alınan bikarbonatın ek yararı olmaz. Alkali beslenme tarzı zaten sağlıklı olanıdır, birçok hastalıktan korur. Kanser tedavisi alanların ise onkoloji doktorunun önerisi olmadan bu tür tedavileri alması sakıncalıdır, bazı kanser ilaçlarının etkisini engelleyerek ciddi sorun yaratabilir. Bazı hastalarda da bulantı, kusma ve ishal gibi ek sorunlara neden olabilir.
HANGİ GIDALAR ALKALİ, HANGİLERİ ASİT?
– Özelde kanser, genelde tüm hastalıklardan korunmak ve sağlıklı yaşamak için beslenme nasıl olmalı, alkali beslenme açısından hangi gıdalara ağırlık verilmeli, hangilerinden uzak durulmalı?
Gıdaların % 80’ inin alkali, % 20’ sinin asidik gıdalardan oluşması önerilmektedir. Sebze, meyve ile fasulye gurubu gıdaların hemen tamamı alkali dengeye katkıda bulunmaktadır. Tahıllardan kinoa ve karabuğday ile fındık, fıstık, ceviz, badem, kabak çekirdeği, ay çekirdeği gibi kuruyemişler alkali dengeyi destekler. Yeşil yapraklı sebzeler en faydalı gurubu oluşturur. Sebzelerin çiğ veya yarı çiğ tüketimi daha yararlıdır. Patlıcan, domates ve patates gibi gıdalar kabuklarıyla tüketilmelidir. Sebze veya buğday çimi suyu tadı iyi olmamakla birlikte çok faydalıdır. Sağlıklı protein kaynağı olarak tofu, kinoa, kestane ve badem gibi gıdalar tüketilmelidir. Tüm bitkisel baharatlar ve doğal tatlandırıcılar alkali gruptadır. Et ve süt ürünleri, yumurta, tahıl içeren çeşitli gıdalar (arpa, yulaf, buğday, mısır, pirinç, çavdar, makarna), kakao, kahve, ketçap, mısır şurubu, alkol, alkolsüz içecekler, hardal, şeker, sirke ve şarap ise asidik olup sınırlı tüketilmelidir.
‘ŞEKER EN TATLI ZEHİR’ Mİ?
– Hastaların kafasını karıştıran noktalardan biri de şeker. Çünkü doktorlar bu konuda ikiye bölünmüş durumda. Bazıları “kanser hastası kesinlikle şeker yemesin çünkü savaşçı T hücrelerini öldürüyor” diyor. Bazıları da “Şekerin kanseri beslediğine yönelik bilimsel bir veri yok” ifadesini kullanıyor. Görüşünüz nedir, kanser hastası şekerli besinleri tüketebilir mi?
Sorun şekerde değil şekerin vücuda alınış biçimi ve miktarında. Eğer şeker hızla kana karışan basit şeker yapısındaysa (tatlı, çörek, börek, beyaz un, mısır-früktoz şurubu, meyve suyu vb.) kan şekerinde ani yükselişe tepki olarak insülin salgısı artar. Bir diğer faktör de ihtiyaçtan fazla şekerin bol miktarda alınmasıdır. Bu tarz beslenme gün içinde sık ve sürekli olursa bir süre sonra kısır döngüye girerek kilo alımı, yağlanma, insülin direnci ve metabolik sendroma neden olur. Sonuçta kanser riskinin arttığı, kanser varlığında hastalığın ilerlemesinin arttığı tablo gelişir. Ya� hücreleri, kanser kök hücrelerinin beslenmesini sağlayan maddeler salgılar, insülin ayrıca kanser hücrelerinin çoğalmasını uyarır. Bu nedenle kanser hastaları basit şeker yerine ihtiyaçlarına göre ölçülü, meyvenin posasıyla veya tam tahıl olarak alınmasıyla şeker emiliminin daha yavaş olduğu lif içeriği yüksek gıdalardan şeker almalıdır. Ayrıca günlük düzenli egzersiz yaparak ihtiyaç fazlası kalori yakılmalı, bağışıklık sistemi desteklenmelidir.
-
Alkali diyet uygulaması zor bir diyet mi?
Son zamanların trend diyetleri arasında adı geçen ‘alkali’ aslında tamamen bir sağlıklı beslenme biçimi. Bu konuda kitapları olan Dr. Ayşegül Çoruhlu, bunu vücuda alınan, alkali oluşturan besinlerin miktarının asit oluşturanlardan daha fazla olmasını sağlayan bir “ekleme ve dengeleme” diyeti olarak tanımlıyor. Alkali diyetin en önemli avantajıysa, kilo kaybını sağlamanın yanı sıra sağlık üzerinde de birçok olumlu etkiye sahip olması. Jennifer Aniston, Victoria Beckham, Kristen Dunst, Gwyneth Paltrow, Jennifer Lopez ve Gisele Bundchen da bu diyeti kullananlardan. Çoruhlu, sag-lik.net adlı internet sitesine diyeti şöyle özetledi:
Alkali diyetin temel prensipleri neler?
Öncelikle alkali ve asit kavramlarını açıklayayım. Basit lise kimya bilgisinden hatırlayacağımız üzere, asitler alkalilerle nötralize olurlar. Yani alkali, asidin zıddıdır. Bunları ölçme derecesi pH’tır. pH, 1-7 arasında ise sıvı asittir ve pH, 7-14 arasında ise sıvı alkalidir. Vücudumuzun içindeki sıvıların neredeyse hepsi alkalidir (yüzde 72’mizin su olduğunu hatırlayalım). Vücudumuzdan attığımız ter ve idrar sıvısıysa yüksek oranda asidik sıvılardır. Bu sıvılar her gün atılır çünkü vücut alkali olmak ister. Temel işleyiş bu kadar basit bir prensibe dayanır. Vücudun asit yükünü artıran besinlerin alkali besinlerle beraber alınması alkali diyetin temel prensibidir.Asit ve alkali besinler hangileri?
Hazır gıdalar, işlenmiş etler, basit şekerli besinler, şekerli, kolalı içecekler, kızartmalar, cipsler, kömür ateşinde pişirilmiş yiyecekler, beyaz undan yapılmış besinler, tüm işlenmiş unlar, sağlıksız yağlar, katkı maddeleri, hormonlu ürünler… Asitli besinler listesi böyle uzayıp gidiyor. Alkali besinler olan taze sebzeler, çoğu taze meyve, tohumlar (badem vs.), tohum yağları, diğer sağlıklı yağlar (zeytinyağı, balık yağı, avokado yağı, keten tohumu yağı gibi), baharatlar, su. Bu besinler sağlıklı çünkü vücudu alkali yapıyorlar. Vücuttan asit atılım işini kolaylaştırıyorlar. Sağlıklı kalmanın ve kalıcı kilo vermenin en kestirme yoluysa her öğünde tüketilen alkali olan besinlerin miktarlarını asitlendiren gıdalardan 3 kat fazla tutmak.Alkali diyet uygulaması zor bir diyet mi?
Alkali diyet, aslında şimdiye kadar doğru bildiklerimizin toplamı olarak tanımlanabilir. Alkali diyet yeni bir kavram ya da trend değil. Zaten tüm hekimlerin bildiği vücudun normal çalışma süreçleriyle ilgili bilgilerin toplamı. Yeni olansa, vücudun istediği alkali seviyesini doğru besin seçimlerimizle yapabileceğimiz bilgisi. Ayrıca şunu özellikle vurgulamalıyım ki alkali diyet, diyet sözcüğünün çağrıştırdığı gibi bir kısıtlama değil. Aksine, vücuda alınan alkali oluşturan besinlerin miktarının asit oluşturanlardan daha fazla olmasını sağlayan bir “ekleme ve dengeleme” diyeti. Örneğin bir öğünde sadece et yiyen bir kişiyle, aynı öğünde et ve yanında et miktarının en az 3 katı sebze yiyen kişinin kalp-damar sağlığı aynı olamaz. Aynı şekilde sebze ekleyerek daha fazla yiyen kişide kilo problemleri (beklediğinizin aksine) daha az görünür. Çünkü sadece asitli gıdaları tüketerek asitlenen bir bünye daha kolay yağ depolar.Neden asitli diyet içecekler de kilo yapıyor?
Aslında çoğu kişi fazla yemekten değil, öğünlerindeki özellikle de sadece akşam yemeğindeki yanlış seçimler yüzünden kilo alıyor. Çünkü mesele kalori veya protein hesapları değil; mesele modern yaşamdaki beslenme şeklimizde asitlendiren besinlerin alkali besinlere göre fazla tüketilmesidir. Ve tabii öte yandan asıl mesele kilo da değil; kilo maskesi altında yanlış besinlerin vücutta yarattığı asitlemenin tüm sağlığımızı olumsuz etkilemesi. Kabul etmek zorundayız: Ne yiyorsak oyuz!Alkali diyeti takip edenler sağlık durumlarında ne gibi değişiklikler fark edecek?
Alkali beslenen kişiler, vücuttaki atılacak asit miktarını anında azaltacakları için idrarlarının rengi açılacak ve kokusu hafifleyecek. Alkali beslenen kişinin deodorant kullanması gerekmeyecek çünkü ter kokusu azalacak. Yüksek protein diyetleri yapanlarda olan ağız kokusu olmayacaktır. Dışkılama daha düzenli ve sorunsuz olacak, gaz ve hazımsızlık problemleri azalacaktır. Mide yanması, reflü şikâyetleri azalacak, kilo kayıpları bel bölgesinden olacaktır. Alkali beslenen bireyler daha dinlemiş uyanacaklar ve daha enerjik olacaklardır. Uzun vadedeyse: kan testlerinde olumlu değişiklikler görülecek, kolesterol, şeker, insülin değerleri düşecek, tiroit fonksiyonları daha düzgün çalışmaya başlayacak, azalan damar plakları ve azalan karaciğer yağlanması, yavaşlayan kemik erimesi gibi olumlu sağlık durumları yaşama ihtimalleri fazlalaşacaktır. Kısaca alkali beslenme kilodan kansere kadar her türlü sağlık sorunun azalmasına yardımcıdır.AKŞAM YEMEKLERİNDE BU KURALLARA DİKKAT!
• Daima aldığınız protein miktarının dört katı kadar çiğ sebze tüketmeye çalışın.
• Çiğ sebze yeterince tüketemiyorsanız sebze suyu için.
• Kırmızı et yediğinizde sebze desteği normalden daha fazla olsun.
• Akşam yemeği lokmalarınızı en az 15 kez çiğnenerek yutun.
• Yemekle beraber alkol, ayran, meyve suyu ve benzeri içecekleri içmeyin.
• Yemekten iki saat sonra bir bardak suya bir yemek kaşığı limon veya doğal elma sirkesi ekleyip için.
• Televizyon karşısında atıştırmalık olarak bolca limonlu salatalık yiyebilirsiniz.
• Mideniz kazınırsa yatmadan hemen önce bile olsa, bir katı yumurta yemeniz mümkün.
• Yatmadan önce bir bardak karbonatlı su içmeyi unutmayın. (1 litreye yarım çay kaşığı karbonat ekleyerek hazırlayabilirsiniz.)
• Karbonatlı sudan tüm güne yayılmış olarak en az 1,5 litre tüketmelisiniz.NELER YEMELİ?
Alkali diyet beslenme biçimi gün boyu pek çok besini tüketmenize ve farklı kombinasyonlar yapmanıza olanak tanıyor. İşte seçenekler:KAHVALTI
Lor veya ricotto peyniri, söğüş yeşillikler (limon ve soğuk sıkım zeytinyağı eklerek, gün içinde sarı ve kırmızı sebzeleri tüketmek serbest), siyah tuzsuz zeytin, 4 yumurta beyazı ve 1 sarısı ile omlet veya haşlama, az miktarda tereyağı, keçi, koyun peynir türleri, avokado (bir bütün, limonla, mayonez veya başka sos yok), iki dilim glütensiz veya karabuğday ekmeği, az miktarda üzüm pekmezi ve tahin, yeşil çay ve bitki çayları, badem sütü (akşamdan içme suyuna konulup buzdolabında 1 gece bekletilen bademler, ideal kahvaltı içeceğine dönüşür. Çok yüksek alkali yapma kapasitesi var.) Haftada birer gün ceviz ve fındık da kahvaltıya eklenmeli.ÖĞLE YEMEĞİ
Her türlü çiğ sebze, salata, haşlama, buharda pişmiş tüm sebzeler, tüm çorbalar, her çeşit zeytinyağlı sebze yemeği, baklagillerin hepsi, balık türevlerinin hepsi, salatalar (sos olarak sadece limon, zeytinyağı ve elma sirkesi), kahverengi kabuklu pirinç pilavı, kabuklarıyla haşlanmış patates, varsa tatlı patates, glütensiz undan makarna, pizza.AKŞAM ÜSTÜ
1 avokado, 2 kaşık Hindistan cevizi sütü, 10 adet badem, 2 adet meyve.AKŞAM YEMEĞİ
Beyaz yeşil ve mor sebzeler (sarı-kırmızı sebzeler yok ve sebzelerin büyük kısmı çiğ olacak), ızgara, haşlama, zeytinyağlı sebze türevleri, haşlanmış ve ızgara somon balığı, diğer balık türevleri (kabuklular hariç), hindi eti, tavuk göğüs eti, dana ve kuzu eti, dana ciğeri, kelle paça, pastırma.