Orgazm olamayanlar için tavsiyeler… Orgazm olamayan kadınların kendilerini zorunlu hissettikleri için ilişki esnasında orgazm taklidi yaptıklarını söyleyen Dr. Cem Keçe, tavsiyelerde bulundu Orgazm, cinsel hazzın en yoğun şekilde yaşanması ile gerçekleşir. Orgazm esnasında rahim, vajina kontrolsüz ve güçlü bir şekilde kasılır.
Orgazm olmak, beynin cinsel uyarıları yoğun bir şekilde alması sonucu vücudun genital bölgelerinin bu uyarılara cevap vermesi olarak tanımlanır. Orgazm olamayan kadınlar kendilerini zorunlu hissettikleri için ilişki esnasında orgazm taklidi yapabilirler.
Orgazm olmak ve orgazm evrelerini sağlıklı bir şekilde yaşayabilmek için nefes kontrolü, orgazm egzersizleri, açık iletişim, ön sevişme, düzenli spor ve beslenme şekli oldukça önem arz etmektedir. Orgazm olamayan kadınlar için Cinsel Terapi Uzmanı Dr. Cem Keçe, tavsiyelerde bulundu.
ORGAZMA YARDIMCI OLACAK NEFES KONTROLÜNÜ SAĞLAYIN
Orgazm için yardımcı olacak nefes kontrolü nefsin kontrolünü sağlar. Özellikle partnerlerinden önce boşalamayan veya orgazm olamayan kadınlar aşağıdaki önerileri uygulamalıdır:
Kadın ilişki sırasında sırt üstü yatarak bacaklarını partnerinin omuzlarına ya da omuz hizasına kaldırmalı ve ellerini karınlarına koyarak derin derin nefes almalıdır. Nefes kontrolü orgazmı kolaylaştıran en etkili yöntemdir.
ORGAZM OLMAK İÇİN SEVİŞİRKEN AKTİF OLUN
Kadınlar orgazm yaşamak istiyorlarsa sevişirken biraz aktif olmalıdırlar. Bunu da en iyi kadın kalçasını öne iterek yani hareket ettirerek yapabilir. Bu da onun kontrolü elinde tutması ve kasılmasını ayarlayabilmesi anlamına gelmektedir.
AŞK KASLARINIZI ÇALIŞTIRIN
Vajinada bulunan aşk kasları adını verilen pelvik taban kasları orgazma ulaşmanın garantisidir. Aşk kasları cinsel birleşme dışında da aktif olarak kullanmak gerekir.
Tuvalete gidildiğinde, iş yerinde ya da otururken pelvik taban kasları aynı idrar yaparmış gibi gevşetilmeli ve ardından idrar tutarmış gibi kasılmalıdır.
ORGAZM İÇİN ÖN SEVİŞME SÜRESİ YETERLİ OLMALI
Orgazm olabilmek ya da orgazmı güçlü bir şekilde hissedebilmek için ön sevişme oldukça önemlidir.
Yeterli bir ön sevişme sonrası; en az ön sevişme kadar uzun ve kesintisiz bir penetrasyon yani penis-vajina birlikteliği olabilir ve doyurucu bir orgazm yaşanabilir. Yani ön sevişme süresi birleşme süresini belirler.
ORGAZMI KOLAYLAŞTIRMAK İÇİN DÜZENLİ SPOR YAPIN
Spor yapmanın cinsel isteği artırdığı ve cinsel yaşam süresini uzattığı da unutulmamalıdır. Yani düzenli egzersiz yapmak orgazmı kolaylaştırıyor.
Ayrıca spor cinsel organlara giden kan basıncının artırır. Spor erkekler için cinsel birleşme süresini uzatır ve erkek vajina içerisinde daha uzun süre kalabilir.
İYİ BESLEN GÜÇLÜ ORGAZMLAR YAŞA
Cinsel yoğunlaşmayı engelleyen yorgunluk hissini önlemek için bu yiyecekleri tüketin;
Süt, yerfıstığı, balık, et, peynir, yumurta, bezelye, soya fasulyesi, buğday özü ve yeşil sebzelerde bulunan “lösin”, arpa, beyin, yürek, süt, karaciğer, istiridye, nohut, bezelye, pirinç, soya fasulyesi, buğday özü ve buğday ununda bulunan “B1 vitamini” ve yoğurt, istiridye, yeşil sebze, mantar, buğday özünde bulunan “B2 vitamini kadınlarda vajina kaslarının esnekliği ile hareketliliğinin oluşumuna yardımcı olur.
ORGAZM PROBLEMLERİNİ PARTNERİNİZLE KONUŞUN
Partnerinizle açık açık konuşmalı ve net bir dille istediklerinizi talep etmelisiniz. Orgazm olamadığınızda orgazm taklidi yapmak zorunda değilsiniz.
Birçok erkek yanlış bir inanış nedeniyle bebeğe ve anneye zarar veririm düşüncesiyle hamilelik döneminde eşiyle cinsel ilişkiye girmiyor. Hatta birçoğu, hamilelikte eşiyle ilişkiye girememesini aldatma gerekçesi yapıyor.
Aslında doktorunuz aksi yönde bir tavsiyede bulunmadığı sürece, gebelikte cinsel ilişkiye girmek tamamen güvenli.
Hamilelikte cinsel ilişkinin faydaları
Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, eğer gebelik esnasında; açıklanamayan vajinal kanama, amnios sıvısının gelmesi, rahim ağzı yetmezliği, bebeğin eşinin aşağıda olması, daha önce erken doğum, çoğul gebelik gibi hamileliği tehlikeye düşürecek bir durum yoksa hamileliğin her döneminde cinsel ilişkiye girilebileceğini söylüyor.
“Önemli olan yavaşça hareket etmektir” diyen Op. Dr. Betül Görgen, kuruluk, ekstra hassas serviks ve cinsel ilişki sonrası lekelenme gibi sebepler yüzünden gebelikte cinsel ilişki sırasında dikkatli hareket etmek gerektiğine işaret ediyor.
Op. Dr. Betül Görgen, dokuz aylık gebelik boyunca cinselliğe zaman ayırmanızı gerektirecek dokuz sebep ve gebelikte cinsel ilişkinin dokuz faydasını şöyle anlattı. ORGAZMIN ARDINDAN DAHA İYİ BİR UYKU
Gebeler, hamileliğin her döneminde uyku sorunları yaşayabilirler. Özellikle, sık tuvalete gitme ihtiyacı gebeliğin ilk üç aylık döneminde oldukça rahatsız edicidir. Son üç aylık dönemde de anne adayı, iyice büyümüş göbeğinden dolayı rahat uyuyamayabilir. Bazı kadınlar da gebelikteki hormonal değişikliklerden kaynaklı uykusuzluk problemi yaşarlar. Seks bütün bu uyku sorunlarını ortadan kaldırabilir, çünkü orgazmın hemen arkasından prolaktin hormonu salgılanır, bu da kişinin rahatlamış ve uykulu bir hale girmesine yardımcı olur. Gece uykusunu güzel almış bir anne sabah daha enerjik bir anne demektir.
SEKS AĞRILARINIZI ENGELLER
Birçok gebe bütün gün boyunca gece kendilerini yatağa atmanın hayalini kurar ama günün sonunda yataklarına kavuştuklarında, orada da rahat edemediklerini fark ederler. Çabuk büyüyen rahim genel olarak vücuda büyük yük yükler, bu da bazen ağrılara sebep olur. Ama seks bu ağrıları engelleyebilir. Orgazm sırasında “sevgi hormonu” olarak da bilinen oksitosin hormonu salgılanır ve bu hormonun ağrıyı engelleme ve ağrı toleransını arttırma gibi özellikleri vardır.
SIK SIK SEKS DAHA AZ HASTALIK
Herkes bağışıklık sisteminizi nasıl güçlendirebileceğiniz konusunda bir şeyler söyler. Bilimsel araştırmalara göre sık sık seks yapan insanlar daha az hasta oluyor. Gebe kadınlarda normale göre zaten baskılanmış bir bağışıklık sistemi vardır. Seks, vücutta hastalıklara karşı savaşan antikorların sayısını arttırır ve bu sayede minik bebeğinizi beklerken en son başınıza gelmesini isteyeceğiniz hastalıklardan korunmuş olursunuz. DAHA AZ ALTA KAÇIRMA İHTİMALİ
Birçok kadının gebelikleri sürecince hiç beklemedikleri bir anda, öksürdüklerinde, güldüklerinde ya da bir şeye şaşırdıklarında, altlarına kaçırdığı olmuştur. Pelvik tabanınız, leğen kemiğinizdeki tüm organları tutan bir tramboline benzer ve mesanenin kontrolüne yardımcı olur. Seks yapmak pelvik tabanınızı güçlendirmeye yardımcı olur. Orgazm pelvik kaslarda kasılmalara sebep olur. Keyif veren bir egzersiz yapmış gibi olursunuz. İdrar yaparken, idrar akışını durdurmak için kullandığınız kaslar pelvik taban kaslarıdır.
CİNSEL İLİŞKİ KAN BASINCINI DÜŞÜRÜR
Gebelik boyunca sağlıklı beslenme kan basıncının istenen düzeyde kalmasına yardımcı olur ama bilimsel araştırmalar cinsel ilişkinin de sistolik kan basıncını (büyük tansiyon) düşürmede etkili olduğunu göstermiştir. Tansiyonunuzun istenen düzeyde olması bebeğinizin ve sizin sağlığınız ve gebeliğinizdeki riskleri azalttığı için önemlidir. Sağlıklı kan basıncı sizi doğum için suni sancı (indüksiyon) almaktan ve hatta sezaryen ameliyatı olmaktan koruyabilir.
ORGAZM RUH HALİNİZİ İYİLEŞTİRİR
Anne adayları bazen gebeliğin zorluklarından bunalabilirler. Yorgunluk hissi ve bir türlü rahat edememek genel ruh halinizi kötü yönde etkileyebilir. Cinsel ilişki sırasında orgazmla hem anne hem bebek için faydalı olan endorfin hormonu salgılanır, bu da ruh halinizin iyileşmesine yardımcı olur. Ayrıca oksitosin hormonu da anne ve baba arasında sevgi ve yakınlığı arttırarak daha mutlu bir ilişkiye kapı aralar. Orgazmın bu kadar faydası olduğunu muhtemelen bilmiyordunuz.
DAHA AZ STRES
Bir çiftin hayatında bebeklerini bekledikleri dönem hep güzel hatırlanacak bir zaman dilimi olmalıdır ama bu dönemin strese sebep olduğu zamanlar da vardır. Yine strese karşı orgazm bir rahatlama kaynağıdır. Oksitosin ve endorfinler beyindeki haz merkezlerini harekete geçirir, bu da gerginlik, stres ve hatta depresyonun azalmasını sağlar.
DOĞUM KASILMALARINI BAŞLATIR YA DA İLERLETİR
Meninin içinde prostaglandinler denen rahimin açılmasına ve yumuşamasına yardımcı olan bileşenler vardır. Orgazm sırasında da çok fazla oksitosin hormonu salgılanır. Bu hormon aynı zamanda kasılmalara sebep olan ve bebeğinizin rahim kanalından geçerek dünyaya gelmesine yardımcı olan hormondur. Vücudunuz doğuma hazırsa, cinsel ilişkide bulunmak doğum kasılmalarının başlamasını tetikleyebilir. Kasılmalar başladığında, eşinizle beraber bu kasılmaları karşılıyorsanız onunla yakın hareket ediyor olmaktan ve salgılanan yüksek oksitosin nedeniyle cinsel olarak uyarılmış olabilirsiniz. Gebelik kesesi açılmadığı ve anne adayının suyu gelmediği sürece, doğum kasılmaları sırasında cinsel ilişkiye girmek tamamen güvenlidir ve hatta doğum için de faydalıdır. Kulağa biraz tuhaf geldiği için birçok çift böyle bir şeyi denemeyi akıllarından bile geçirmez. Fakat kasılmalar sırasında cinsel ilişki doğumu ilerleterek, bebeğin dünyaya daha çabuk gelmesini sağlayabilir.
DAHA ÇABUK İYİLEŞME
Gebelik sürecince güçlendirilen pelvik taban kasları, bebeğin doğumundan sonra da annenin daha hızlı iyileşmesine yardımcı olur. Güçlü bir pelvik taban bebeğin doğumunu kolaylaştırır, iyileşme süreci de daha az ağrılı olur. Yine de doktorunuza mutlaka gebeliğiniz boyunca cinsel ilişkinin sizin için güvenli olup olmadığını konusunu danışın. Unutmayın, eğer güvenliyse, bu dönemde cinsellikten uzak kalmamanız için dokuz sebebiniz var.
Hamilelikte bazı kadınların cinselliğe olan ilgisi artarken, bazılarının da azaldığını anlatan Op. Dr. Görgen, anne adaylarına “Size doğru gelen ve sizi rahat ettiren neyse onu yapın” tavsiyesinde bulunuyor. Erkeklere de seslenen Görgen, “Eşler, lütfen anne adaylarını rahat ettirmeye dikkat edin. Hamilelikte ilişkiye girilebiliyormuş diyerek istemediği halde eşinizi ilişkiye zorlamayın” diyor.
Hepimizin bildiği G noktası ve klitoral orgazmın dışında, öpüşerek, göğüs uçlarının uyarılmasıyla hatta sadece düşünerek bile orgazm olmak mümkün. Özellikle de cinsel ilişki sırasında orgazma ulaşmakta zorlanıyorsanız, diğer orgazm çeşitleri size yardımcı olabilir.
Hiç duymadığınız 12 orgazm türü
Karışık orgazm
Aynı anda birden fazla bölgenin uyarıldığı oldukça yoğun yaşanan bir orgazm çeşidi de karışık orgazm. Penatrasyon sırasında göğüs uçlarının uyarılması, öpüşmek ya da oral seks sırasında ellerle G noktasına baskı yapılması karışık orgazma ulaşmanın en kolay yolları.
Mental orgazm
Fiziksel bir uyarıcı olmadan sadece düşünce gücüyle de orgazma ulaşmak mümkün. Nefes egzersizlerinden ya da cinsel fantezilerden yararlanarak sadece düşünce gücüyle oldukça şiddetli orgazmlar yaşanabiliyor. Çünkü aslında en büyük seks organı beynimiz ve yeterli odaklanmayla fiziksel bir uyarıcıya ihtiyaç duymadan da zevk almanız mümkün.
G noktası orgazmı
Hala gizemini koruyor olsa da birçok uzman G noktasının gerçek olduğu konusunda hemfikir, aynı zamanda en güçlü orgazmı yaşamanın yolunun buradan geçtiğinde de. Vajinanın ön duvarından bulunan G noktası, birçok kadın için bulunması zor olsa da, penatrasyon sırasında orgazma ulaşmanın tek yolu
Göğüs orgazmı
Birçok kadının varlığından haberdar olmadığı bir orgazm çeşidi; göğüs orgazmı. Ne kadar inandırıcı gelmese de Science of Relationships (İlişki Bilimleri) tarafından yapılan araştırma sonuçları,göğüs uçlarının uyarılması ile orgazma ulaşılabileceğini gösteriyor. Araştırmaya göre, vajina ve klitorise baskı yapıldığında harekete geçen genital beyin korteksi, göğüs uçları uyarıldığında da benzer bir tepki veriyor. Böylece göğüslerin yeterince uyarılmasıyla da orgazm yaşanabiliyor.
Dudak orgazmı
Uzun süreli ve duygusal yoğunluğu olan bir öpüşmeyle de kadınların orgazma ulaşması mümkün. Çünkü birçok sinir ucunun toplandığı dudaklar, vulva, klitoris ve göğüs uçları kadar hassas. Bu hassasiyet sayesinde de birçok kadın öpüşme sırasında uyarılıyor hatta başka bir fiziksel etki olmadan da orgazma ulaşabiliyor. Ancak oldukça zorlu bir orgazm çeşidi olan dudak orgazmı için gerçekten odaklanmaya ve iyi öpüşen bir partnere ihtiyacınız var.
Anal orgazm
Anal seks birçok kadının ilk tercihi değil. Ancak uzmanlar bu yolla da orgazma ulaşmanın mümkün olduğunu söylüyor. Kayganlaştırıcı kullanarak ve mümkün olduğunca yavaş hareketlerle başlayan bir anal seks birçok kadın için oldukça zevkli olabiliyor. Bu bölgede bulunan sıkı kaslar ve ince epitel hücreler kadınların orgazma ulaşmasını kolaylaştırıyor ama zarar görmemesi adına uzun süre devam edilmemesi tavsiye ediliyor.
U-spot orgazmı
Pek bilinmeyen orgazm çeşitlerinden biri de üretra üretra orgazmı. Üretranın üç tarafı klitorisle çevrili yani aslında klitorisiniz sandığınızdan çok daha büyük ve içe doğru 3-5 santim arasında ileriliyor. U noktası uyarıldığında, sertleşen doku uç kısmın kanla dolmasını sağlıyor ve böylece orgazma ulaşılabiliyor. Ancak elbette bu bölgenin hassasiyeti göz önüne alınarak sadece elle ya da buna uygun seks oyuncaklarıyla uyarılması tavsiye ediliyor.
A-spot orgazmı
Anterior fornix (ön tavan kısmı) olarak adlandırılan iç vajinal bölge de orgazmı sağlayan alanlardan biri. Vajina duvarının ön kısmındaki üste doğru ilerleyen bir noktada bulunan A-spot, uzmanlara göre oldukça yoğun orgazmlar yaşamanızı sağlayabiliyor. Çünkü bu bölgeye yapılan baskı G noktasının da dolaylı olarak uyarılmasını sağlıyor.
Servikal orgazm
Derin nokta orgazmı olarak da bilinen başka bir orgazm çeşidi de servikal (rahim boynu) bölgeye uygulanan baskıyla ortaya çıkıyor. Derin bir penatrasyon sonucu ulaşılabilen bu bölgeye tekrarlanan bir uyarıdan çok baskı uygulamak orgazma ulaşmayı kolaylaştırıyor. Ancak bazı kadınlarda bu bölge aşırı hassas olabildiği için, baskı uygulanması acıya da neden olabiliyor. Yapılan araştırmalarda bazı kadınlar bu yöntemle oldukça yoğun orgazm yaşadıklarını belirtirken, bazıları ise servikal bölgenin uyarılmasını anal sekse benzeterek acı verici olduğunu söylüyor.
Klitoral orgazm
Klitoris hakkında bilinmesi gerekenlerden biri de yaklaşık 8 bin sinir ucunun bulunduğu ve kadın vücudunun en hassas bölgesi olduğu. Bu kadar çok sinir ucunun bulunması sayesinde kadınlar için zevk noktası görevi görüyor. Diğer orgazm çeşitlerini yaşayamayan birçok kadın, cinsel ilişki, oral seks ya da mastürbasyon yoluyla klitoral orgazm yaşayabiliyorlar. Klitorisin art arda uyarılması ya da baskı uygulanmasıyla ulaşılan bu orgazm çeşidi, birçok kadının en yoğun orgazm deneyimini oluşturuyor.
Bölgesel orgazm
Aslında erotik olduğunu fark etmediğiniz bile birçok vücut bölgenizin orgazma ulaşmanızı sağlayabileceğini biliyor muydunuz? Eğer yeterince odaklanırsanız, köprücük kemiği, ense, iç uyluk ve prostatınızın uyarılmasıyla bölgesel orgazma ulaşmanız mümkün. Partnerinizle ya da tek başınıza vücudunuzu keşfetmek için de bölgesel orgazm oldukça iyi bir seçenek olabilir.
Çoklu orgazm
Aslında bir kadının orgazma ulaşması sayısı sınırsız. Birçok kadın arka arkaya orgazm yaşayabiliyor. Kegel egzersizlerini yapıp vücudunuzu keşfetmeniz çoklu orgazma ulaşmanın ilk adımları. Fantezilerden, uyarıcılardan ve doğru tekniklerden yararlanarak ve ilk orgazmınızın ardından biraz rahatlamak için kendinize zaman tanıyarak çoklu orgazm yaşamanız mümkün.
Cinsel tiksinti bozukluğu bizim toplumumuzda özellikle kadınlarda oldukça sık görülen bir cinsel sorundur.
Cinsellikten iğrenme ve tiksinti ile kendisini gösteren bir cinsel işlev problemidir. Cinsel ilişkiye karşı endişe ve korkuyla beraber cinsellikten iğrenme,cinsel ilişki dışında cinsel sıvılardan ( meni,vajen salgıları..) da tiksinme eşlik eder. Cinselliğe karşı aşırı bir duyarsızlık, cinsellikten nefret ve öfke vardır. Cinsel isteksizlikten farklıdır.
Cinsel tiksinti bozukluğuna sahip olan kişilerde her türlü cinsel uyarım veren durum veya nesnelerden kaçınma ve cinsellikten iğrenme söz konusudur.Yani öpüşme, kucaklaşma, sevişme, kızlık zarı, erkek menisi,kadın vajina salgısı,penis ya da vajinasından iğrenme gibi de ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda tiksinti ve fobik kaçış sadece belli bir şeye yönelik olabilir ve kişi diğer cinsel eylemleri daha rahat yaparken kendi tiksindiği durumlar için belli yasaklar koyabilir.
Vajinismuslu kadınlarda penisten korkmak,penisin görüntüsünden ve renginden rahatsız olmak,meniye dokunmaktan ve kokusundan iğrenmek gibi bazı cinsel tiksintiler olabilmektedir.
Cinsel Tiksinti Bozukluğu Nedenleri Nelerdir?
Yaşanmış cinsel travmalar (taciz, cinsel istismar ve tecavüzler..)
Cinsellikle ilgili yanlış, eksik katı ahlaki yargılar
Cinsellikle ilgili yasaklar,günah ve kurallarla büyüme
Cinsellikle ilgili sahit olunmuş olay ya da konuşmalar ve negatif etkilenim
Cinsel tiksinti bozukluğu
Cinsel İstek Bozukluğu Tedavisi Nasıldır?
Cinsel istek bozukluğunda kişiye cinsel terapi uygulanır. Bu tür cinsel tedaviler “davranışsal- bilişsel cinsel terapiler”olarak geçmektedir. Uygulanan yöntem “sistematik duyarsızlaştırma (sistematik desensitizasyon)” olarak geçer.
Bu şekilde cinsel tiksinti bozukluğu tedavisinde öncelikle cinsellikle ilgili yanlış, eksik ve ön yargılı bilgileri düzeltmek için öncelikle geçmiş cinsel yaşam, koşullanmalar ve cinsel kaygılar üzerinde çalışır. Danışanlarda cinsel tiksintiye neden olan durumlar tespit edilir.
Daha sonra bir takım cinsel egzersizler ve ev ödevleri ile kişinin cinsel hayata uyum için çalışmalar yapılır. Bunlar kendi vücudunu ve cinsel organları tanıma, masaj, pelvik taban kas egzersizleri (Kegel egzersizleri) ve daha sonra erkek cinsel organlarına adaptasyon çalışmalarıdır.
Psikiatrik nedenlerle olan hastalıklarda psikoterapi ve ilaç tedavisi uygulanabilmektedir.
Kadınlar cinsel isteksizlik … Cinsellikten uzaklaşma ve isteksizliğin birçok nedene bağlı olduğunu ifade eden Dr. Üney, “Bazen bu duruma fiziksel sorunlar neden olurken, bazen de psikolojik sorunlar neden olmaktadır.Cinsellikten soğuma esasında isteksizlik olarak ortaya çıkmaktadır. Cinsel problemlerle psikoterapistlere başvurmanın en sık nedenidir. Hatta cinsel problemlerin yarısı bu konuyla ilgilidir. Ülkemizde bu konu bir tabu olarak karşımızdadır. Bunun en sık nedeni cinsellik hakkında bilgi eksikliği veya yanlış bilgilenmedir.” dedi. En çok yanlış bilgi; erkekler her zaman isteklidir ve kadınların cinsel isteğinin olması ayıp olmasıdır. diyen Üney kadınların erkeklere göre cinsellikten daha fazla soğumuş durumda olduklarını kaydetti.
Kadınlar cinsel isteksizlik
Amerika’da yapılan bir araştırmada erkeklerin yüzde 15’i kadınların ise yüzde 32’si cinsellikten soğumuş durumdalar. Bizim ülkemizde de benzer ve belki de kadınlar açısından durum daha vahimdir. Cinsellikten soğumanın bedensel nedenleri şeker hastalığı, kalp hastalığı, tansiyonproblemleri gibi yaşam boyu süren hastalıklar, kanserler, menopoz, kullanılan ilaçlar ve hormonsal sorunlardır.
Cinsellik yaşam boyudur ve isteksizliğin tedavi süreci vardır.
Kadınlarda cinsellikten soğumanın nedenleri:
1. Cinsel konuda bilgi yetersizliği
2. Cinsel konularda istekli gözükürse, bunun başka anlamlar çekilmesi kaygısı
Orgazm olamayan kadınların kendilerini zorunlu hissettikleri için ilişki esnasında orgazm taklidi yaptıklarını söyleyen Dr. Cem Keçe, tavsiyelerde bulundu
Orgazm, cinsel hazzın en yoğun şekilde yaşanması ile gerçekleşir. Orgazm esnasında rahim, vajina kontrolsüz ve güçlü bir şekilde kasılır.
Orgazm olmak, beynin cinsel uyarıları yoğun bir şekilde alması sonucu vücudun genital bölgelerinin bu uyarılara cevap vermesi olarak tanımlanır. Orgazm olamayan kadınlar kendilerini zorunlu hissettikleri için ilişki esnasında orgazm taklidi yapabilirler.
Orgazm olmak ve orgazm evrelerini sağlıklı bir şekilde yaşayabilmek için nefes kontrolü, orgazm egzersizleri, açık iletişim, ön sevişme, düzenli spor ve beslenme şekli oldukça önem arz etmektedir. Orgazm olamayan kadınlar için Cinsel Terapi Uzmanı Dr. Cem Keçe, tavsiyelerde bulundu.
ORGAZMA YARDIMCI OLACAK NEFES KONTROLÜNÜ SAĞLAYIN
Orgazm için yardımcı olacak nefes kontrolü nefsin kontrolünü sağlar. Özellikle partnerlerinden önce boşalamayan veya orgazm olamayan kadınlar aşağıdaki önerileri uygulamalıdır:
Kadın ilişki sırasında sırt üstü yatarak bacaklarını partnerinin omuzlarına ya da omuz hizasına kaldırmalı ve ellerini karınlarına koyarak derin derin nefes almalıdır. Nefes kontrolü orgazmı kolaylaştıran en etkili yöntemdir.
Hepimiz biyolojik olarak erkek ya da kadın cinsiyetiyle dünyaya geliyoruz. Ancak aramızda kendini içine doğduğu cinsiyete değil, karşı cinse ait hisseden bireyler de var. “Cinsel kimlik hoşnutsuzluğu” adı verilen konuyu enine boyuna araştırdık.
Hayatta bazı şeylerin bir nedeni yoktur, sadece öyledir. Cinsel tercih ve cinsel kimlik konusuna da bu açıdan bakmak gerekiyor. Tek başına oğlunuzun bebeklerle oynaması ya da kızınızın erkek gibi giyinmesi onun ileride trans bir birey olacağını göstermiyor. Ya da erkek çocuğun rol model alabileceği babası yoksa ve annesiyle büyüdüyse… Anne kız çocuğun, baba erkek çocuğun cinsel kimlik oluşumunda etkili ancak belirleyici değil.
Aslında cinsel kimlik hoşnutsuzluğunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Araştırmacılar bunun biyolojik, genetik, ailevi, sosyal ve kültürel faktörlerdeki etkileşimin bir sonucu olabileceği üzerinde duruyor. Toplumda nadir görülen bu durum, hem kişiyi hem aileyi sınayan, depresyon ve intiharlara yol açan, cinsiyet değiştirme operasyonuna kadar uzanan, zor ve uzun bir yolculuk…
Cinsel kimlik hoşnutsuzluğu
BEDENLE RUH ÇATIŞIYOR Peki “cinsel kimlik hoşnutsuzluğu” nedir ve nasıl ortaya çıkıyor? Bu hoşnutsuzluğu yaşayan kişiler kadın gibi hissediyorsa kendini erkek bedenine hapsolmuş, erkek gibi hissediyorsa kadın bedeni içine hapsolmuş olarak tanımlıyor. Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Başkanı Dr. Cem Keçe’den tıbbi olarak tanımını yapmasını istediğimizde şöyle açıklıyor: “Cinsel kimlik, kişinin cinsiyetinin farkında olması, bedenini ve benliğini belli bir cinsiyet içinde algılaması, duygu ve davranışlarının da buna uygun olmasıdır. Kısaca, kişinin kendisini kadın ya da erkek olarak kabul etmesi şeklinde tanımlanıyor. Ancak kişinin kız ya da erkek doğması, cinsel kimliğini kazanması için yeterli değil. İnsanların büyük bir kısmının cinsel kimliği biyolojik cinsiyetleri ile uyumlu olmasına rağmen, bazı kişiler kendilerini biyolojik cinsiyetlerine değil karşı cinsiyete ait hissedebiliyor. Kişinin cinsel kimliği ile biyolojik cinsiyetinin örtüşmediği bu duruma “transseksüalite” deniyor. Yani kişinin yaşadığı ve dışa vurduğu cinsel kimliğiyle birincil veya ikincil cinsel özellikleri arasında belirgin bir uyuşmazlık varsa, bu uyuşmazlığa yol açan cinsel özelliklerinden kurtulmayı çok istiyorsa, diğer cinsten olmayı çok arzuluyorsa ve bu durum toplumsal, mesleki ya da diğer işlevsellik alanlarında düşüşe yol açıyorsa transseksüalite tanısı konulabiliyor.”
ERKEN DÖNEM
Doğarken anatomik, genetik ve biyolojik özelliklerimizle belirlenen cinsiyet bizim “biyolojik cinsiyetimiz”. Kız ya da erkek olduğumuz bilincini ise üç yaşına geldiğimizde kazanmaya başlıyoruz. “Ben kızım” ya da “Ben erkeğim” duygusu “fallik dönem” adı verilen üç-altı yaşları arasında hissediliyor. Böylece cinsel kimliğin temelleri atılıyor.
Memorial Şişli Hastanesi’nden Psikiyatrist Prof. Dr. Sedat Özkan, çocuklarda cinsel kimlik çatışmasını andıran davranışları, erken dönemde anne-babaların şöyle fark edebileceğini söylüyor: “Karşı cinsten olmayı isteme ve bu konuda diretme, karşı cinse uygun giyinme isteği, hissettiği cinsiyete ait oyun ve oyuncaklarla oynama, oyun arkadaşlarını karşı cinsten yani hissettiği cinsten seçme, cinsel anatomisinden hoşlanmama ve karşıt cinsin cinsel özelliklerini isteme görülebiliyor. Çocuklukta karşıt cinsiyete özgü davranışlar, her zaman erişkinlik döneminde cinsel kimlik hoşnutsuzluğu yaşanacağı anlamına gelmeyebiliyor. Erken çocukluk ve ergenlikte bu gibi davranışlar fark edildiğinde, ebeveynlerin yapması gereken cezalandırıcı ve yargılayıcı tutumları bir tarafa bırakmak, süreci anlamaya çalışmak ve destek alabilecekleri, konunun uzmanı bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmaktır”.
ERGENLİK Erken dönemde oluşmaya başlayan cinsel kimlik, ergenlikte güçleniyor. Konuyu biraz daha açarsak, cinsiyet hoşnutsuzluğu, özellikle ergenlikte kişinin bedeninde yaşadığı ikincil seks karakterlerinin gelişimine karşı duyduğu hoşnutsuzluk ile kendisini gösteriyor. İkincil seks karakterleri; biyolojik bir kız çocuğunda meme gelişimi ya da adet kanamaları, biyolojik bir erkek çocuğunda ise sakal gelişimi, boyunun uzaması ya da sesinin kalınlaşması şeklinde kendini gösteriyor. Kişi, bunlardan bir tür huzursuzluk duyuyor. Bu süreçleri yaşayan kişinin ruh sağlığı uzmanına başvurması gerektiğini belirten Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD) Yönetim Kurulu Üyesi Uzm. Dr. Seven Kaptan, “Bu süreçleri yaşayan kişi ruh sağlığı uzmanına başvurduğunda bir değerlendirme sürecinden geçiyor. Yapılan değerlendirme onun kız ya da erkek kimliğine sahip oluşunun onaylanması değil; bu süreçte kendisini tanımasını kolaylaştırmak, yaşadığı huzursuzlukları anlamlandırmak amacını taşıyor. Yani ruh sağlığı uzmanına gidip noter gibi cinsiyet kimliği bedensel cinsiyetine uymuyor, sen bir transsın ve tedavi almalısın gibi bir yanıt verilmiyor. Bu her birey için farklı sürelerde bir gözlem gerektirebiliyor” diyor.
HOMOSEKSÜELLIKLE AYNI ŞEY DEĞİLT
ransseksüellik, çoğu zaman bir cinsel yönelim olan homoseksüellikle karıştırılıyor. Toplumsal önyargılar, homofobi ve transfobi gibi nedenlerden kaynaklanan bu karışıklığa Prof. Dr. Sedat Özkan açıklık getiriyor: “Eşcinsellik dediğimizde cinsel bir yönelimden söz etmiş oluyoruz. Cinsel yönelim, kişinin hangi cinsiyete yönelik cinsel ve duygusal çekim duyduğuyla ilgili. Eşcinsellik, kişinin cinsel ve duygusal çekiminin kendi cinsiyetinden kişilere yönelik olduğu anlamına geliyor. Burada kişinin kendi biyolojik cinsiyeti ile ilgili bir hoşnutsuzluktan bahsedilmez, kendi bedeni ve cinsiyeti ile hoşnut olabilir ama cinsel ve duygusal olarak hemcinslerine çekim duyuyordur.”
CİNSİYET DEĞİŞTİRME Cinsel kimlik hoşnutsuzluğu yaşayan bireylerin en büyük arzusu cinsiyetlerini değiştirmek… Uzm. Dr. Seven Kaptan, pek çok ülkede cinsiyet değişikliği için yasal sınırın 18 yaş olduğunu, hormon tedavilerine ise aile onaylarıyla daha erken yaşlarda başlanabileceğini söylüyor. Ancak belli bir yaş belirtmenin doğru olmayacağını da ekliyor: “Cinsiyet değişikliği şu yaşta olmalı demek doğru olmaz; kişinin fiziksel sağlığı, ailevi ve sosyal desteği, yaşam kalitesi gibi pek çok değişkene göre şekillenebiliyor.”
Cinsel kimlik hoşnutsuzluğu yaşayan kişi, cinsiyet değiştirme operasyonuna karar verdikten sonra uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkıyor. Kişinin bir psikiyatrist tarafından uluslararası standartlara göre en az üç-altı ay takip edilmesi gerektiğini anlatan Uzm. Dr. Kaptan, psikiyatrist uygun görürse ilk etapta hormon tedavisine başlanabileceğini belirtiyor: “Ortalama bir yıllık hormon tedavisi ile kişi, kendisini hissettiği cinsiyetin görünümünde gerçek yaşam deneyimi ediniyor. Bu dönemde yaşayabileceği uyum zorlukları, aileye açılma, eğitim ve işinde kendisini ifade etme gibi konularda ruh sağlığı uzmanı ile destekleyici görüşmelerini sürdürüyor. Bu sürecin sonunda trans olduğunu belirten heyet raporu ile mahkemeye cinsiyet değişikliği talebi ile başvuruyor. Yasal onay alındıktan sonra cerrahi tedavilerini tamamlıyor. Cerrahi tedaviler sonrasında ise tekrar mahkemeye başvurarak kimlik ve isim değişikliği için talebini iletiyor.”
BİR RESSAMIN GERÇEK HAYAT HİKAYESİ
Gerçek bir hayat hikayesinden sinemaya uyarlanan “The Danish Girl” (Danimarkalı Kız), tam da bu konuyu anlatıyor. Filmde tarihte bilinen ilk cinsiyet değiştirme operasyonlarından biri olarak nitelendirilen ressam Einar Wegener’ın hikayesi anlatılıyor.
Einar Wegener, eşi Gerda Wegener gibi bir ressam… Kendi içinde bastırdığı “kadın olma isteği” artık bastırılamaz hale geldiğinde o ve eşi için hem kişisel hem de ilişkileri anlamında büyük bir mücadele başlıyor. Filmin bizim için önemli olan kısmı, çiftin entelektüel bir çevrede yaşıyor olması. Fakat bu bile transseksüalitenin normal karşılanması için yeterli değil. Hele bir de filmin 20’li yıllarda geçtiğini düşünürsek durum daha da vahim. Çünkü o zamanların anlayışına göre “entelektüel” çevrede bile olsa, transseksüellik bir tür sapkınlık, kişilik bozukluğu… Günümüzde halen toplumun transseksüellere nasıl baktığını düşünürsek o yıllarda bunun olması kulağa normal geliyor.
Transseksüellik, çoğu zaman bir cinsel yönelim olan homoseksüellikle karıştırılıyor. Toplumsal önyargılar, homofobi ve transfobi gibi nedenlerden kaynaklanan bu karışıklığa Prof. Dr. Sedat Özkan açıklık getiriyor: “Eşcinsellik dediğimizde cinsel bir yönelimden söz etmiş oluyoruz. Cinsel yönelim, kişinin hangi cinsiyete yönelik cinsel ve duygusal çekim duyduğuyla ilgili. Eşcinsellik, kişinin cinsel ve duygusal çekiminin kendi cinsiyetinden kişilere yönelik olduğu anlamına geliyor. Burada kişinin kendi biyolojik cinsiyeti ile ilgili bir hoşnutsuzluktan bahsedilmez, kendi bedeni ve cinsiyeti ile hoşnut olabilir ama cinsel ve duygusal olarak hemcinslerine çekim duyuyordur.”
CİNSİYET DEĞİŞTİRME Cinsel kimlik hoşnutsuzluğu yaşayan bireylerin en büyük arzusu cinsiyetlerini değiştirmek… Uzm. Dr. Seven Kaptan, pek çok ülkede cinsiyet değişikliği için yasal sınırın 18 yaş olduğunu, hormon tedavilerine ise aile onaylarıyla daha erken yaşlarda başlanabileceğini söylüyor. Ancak belli bir yaş belirtmenin doğru olmayacağını da ekliyor: “Cinsiyet değişikliği şu yaşta olmalı demek doğru olmaz; kişinin fiziksel sağlığı, ailevi ve sosyal desteği, yaşam kalitesi gibi pek çok değişkene göre şekillenebiliyor.”
Cinsel kimlik hoşnutsuzluğu yaşayan kişi, cinsiyet değiştirme operasyonuna karar verdikten sonra uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkıyor. Kişinin bir psikiyatrist tarafından uluslararası standartlara göre en az üç-altı ay takip edilmesi gerektiğini anlatan Uzm. Dr. Kaptan, psikiyatrist uygun görürse ilk etapta hormon tedavisine başlanabileceğini belirtiyor: “Ortalama bir yıllık hormon tedavisi ile kişi, kendisini hissettiği cinsiyetin görünümünde gerçek yaşam deneyimi ediniyor. Bu dönemde yaşayabileceği uyum zorlukları, aileye açılma, eğitim ve işinde kendisini ifade etme gibi konularda ruh sağlığı uzmanı ile destekleyici görüşmelerini sürdürüyor. Bu sürecin sonunda trans olduğunu belirten heyet raporu ile mahkemeye cinsiyet değişikliği talebi ile başvuruyor. Yasal onay alındıktan sonra cerrahi tedavilerini tamamlıyor. Cerrahi tedaviler sonrasında ise tekrar mahkemeye başvurarak kimlik ve isim değişikliği için talebini iletiyor.”
Erkeklerin bir ‘sorununa’ çözüm olarak geliştirilmiş bu ilacı kadınlar kullanırsa ne olur?
Sildenafil ilacının ticari ismi olan Viagra ya da halk arasındaki adıyla ‘küçük mavi hap’, cinsel olarak uyarılmış erkeklerin erekte olamaması durumuna bir çözüm olarak geliştirilmiştir. Günlük hayatta ve ilaç endüstrisinde, adı birçok şakanın içerisinde geçiyor olduğundan mıdır bilinmez, çoğu insan tarafından Viagra ismi ve bu ilacın işlevi bilinir.
Kadınlar Viagra İçerse
Peki, erkeklerin bir ‘sorununa’ çözüm olarak geliştirilmiş bu ilacı kadınlar kullanırsa ne olur?
Soruyu cevaplamadan önce, erkekler üzerinde Viagra’nın nasıl işlediği konusunu detaylandıralım. Cinsel uyarım sırasında, erkek vücudu penisin erektil dokusunun içerisine nitrik oksit salgılar ve cyclic guanosine monophosphate (cGMP) üreten enzim uyarılır. Bu durum düz kas hücrelerinin gevşemesine ve penis içerisindeki arterlerin genişlemesine sebep olarak penise doğru akan kanın miktarını artırır. Ayrıca erektil doku da kan ile dolar. Bu sonuçların birleşimiyle de ereksiyon meydana gelir. Viagra da, düz kas hücrelerinin içerisindeki cGMP seviyesini düzenleme yoluyla çalışır.
Bu yüzeysel açıklamadan sonra, ilk sorduğumuz sorunun cevabına geçelim. Peki, kadınlar Viagra içerse ne olur?
2003 yılında University of California’da yapılan bir çalışmada, menopoz öncesi kadınlar üzerinde sildenafil sitratın (Viagra) etkileri belirlendi. Bulgulara göre Viagra, kadınlarda cinsel birleşme ve uyarılma sırasında genital bölgedeki hassasiyeti ve tatmini artıyor. Yani başka bir ifadeyle, Viagra kadınların da cinsel performansını artırıyor olabilir. Fakat bu ilacı kullanan kadınlarda birtakım küçük yan etkiler de gözlemleniyor; baş ağrısı, cilt kızarması, burun iltihaplanması, bulantı gibi.
Yapılan çalışmalarda elde edilen bulgular sizde, Viagra’nın kadınlar için de kullanılabilir bir ilaç olduğu izlenimini uyandırmış olabilir. Fakat henüz bu ilaç, kadınların kullanımı için resmi olarak onaylanmış değil. Bu sebeple Viagra kullanımı, yaşanan sorunlar için doğru bir tedavi yöntemi olmayabilir.
Bugüne kadar uğruna birçok kadının hayatı söndü… Kızlık zarını herkes bekâretin simgesi bir damla kan olarak gördü… Peki tüm bunlar doğru mu? Yoksa kızlık zarı tarih mi oldu?
Sadece ülkemizde değil birçok ülkede kadınların başlıca sorunu olan bekâret, bugüne kadar hep ilk cinsel ilişkiyle gelen kanla simgelendi. Oysa günümüzde bu inanışın doğru olmadığını savunan görüşler var. Cinsel Sağlık Enstitüsü (CİSED) de bu konu hakkında yaptığı son açıklamalarda bekâretin aslında kanla simgelenmesinin yanlış olduğunu ve her şey doğru yapıldığında ilk ilişkide acı, ağrı ve kanama olmadığını açıkladı. CİSED Başkan Yardımcısı Psikolog Gülüm Bacanak, “Ne yazık ki ülkemizde cinsel eğitim yok; kızlarımız ve erkeklerimiz cinsellik konusunda hiçbir şey bilmeden ya da çok sınırlı bilgi ile ilk ilişkiyi yaşıyorlar. Erkekler, biraz daha bilgili ve deneyimli oluyor; ancak artık toplum her şeyi serbestçe yaşıyormuş gibi görünse de, kızların evlilik öncesi cinsel ilişki yaşamalarına hâlâ hoş bakılmıyor. Bir de ilk ilişkinin rahat olmaması gerektiğine dair bir beklenti oluyor; yani kadın acı çekmezse, kan gelmezse bu defa erkek şüpheye kapılıyor. Yani doğal bir dürtü olan cinsellik, toplum tarafından çok zor bir hale getiriliyor. İlk gece ile ilgili olarak kızların kafalarında bazı korkular oluyor. Acı çekmek, ağrı duymak, kanama ya da kanamama gibi. Bu şartlarda sağlıklı bir ilişki zaten beklenmiyor. Eğer erkek de ilk gece kızın korkularını fark etmeyip zorlarsa o zaman durum daha da travmatik olabiliyor. Fakat ilk gece kız ve erkek rahat olur, erkek eşini rahatlatır ve gevşetirse, yeterli ön sevişme yapılırsa acı, ağrı ve kanama da olmayabiliyor. Acıyı, ağrıyı ve kanamayı yaratan şey, ilişki sırasında kadının kendini kasması erkeğin de zorlaması oluyor” diyor. İşte Psikolog Gülüm Bacanak’tan bekâret ile ilgili çarpıcı açıklamalar!
Günümüzde çoğu kadın ilk ilişkide kan gelmemesinden şikâyetçi. Bu durumun sebebi de psikolojik mi? Yani kadınların cinsellik konusunda rahatlamasıyla ilişkili olabilir mi?
Kan gelmemesi şikâyetçi olunacak bir durum değil aslında; ancak toplumda öyle bir beklenti var. Genç kızlarımız daha önce hiçbir cinsel temasta bulunmadığı halde ilk ilişkide kan gelmediğinde kendinden şüphe etmeye başlıyor ve bu onların psikolojisini de bozuyor. Ayrıca ne yazık ki erkeklerimizde de kan görme beklentisi çok fazla.
Bekâret korkusu kadınları farklı şeylere itiyor Bekâret tabusu kadının cinsel hayatını nasıl etkiliyor?
Bekâret bir damla kanla ölçülebilen bir şey değil. Bekâret aslında kişinin beyninde. Tabii ki “Herkes önüne gelenle birlikte olsun, toplum kurallarını hiçe sayarak cinselliği yaşasın” demiyoruz; ancak toplumun erkeğe, sınırsız cinsel özgürlük sağlarken, kadının cinselliğini bastırıp kısıtlaması da ileride kadının evlilik hayatında cinsellikten hiçbir zaman zevk alamamasına neden olabiliyor.
Bugüne kadar bekâret hakkında bilinenler yanlış mı?
Zaten aslında yüzyıllardır var olan bir gerçek var. Halk arasında söylenenler, her zaman doğru olmayabiliyor. Bu konuda tabii ki kadın doğum uzmanları daha ayrıntılı bilgi sahibi ve bizim görüşlerimize katılmayabilirler, ancak herkesin kabul ettiği bir gerçek var; aslında kızlık zarı doğuştan delik. Kızlık zarı bir perde gibi vajina ağzını kapatıyor ve ilk ilişkide yırtılacak, delinecek, patlayacak sanılıyor. Hatta ilk ilişkide kızlık zarından patlama sesi geleceğini düşünen ve bu yüzden ilişkiden korkan danışanlarımız bile oluyor. Oysa kızlık zarının ortasında âdet kanının aktığı bir açıklık bulunuyor yani orası tamamen kapalı değil; her kadın da âdet gördüğüne göre demek ki kızlık zarı toplumun zannettiği gibi bir yapı değil.
Farklı bakış…
Kadın Doğum Uzmanı Dr. Hüseyin Kösoğlu ise kızlık zarı ile ilgili şunları söylüyor: 11-12 çeşit kızlık zarı tipi bulunuyor.
İlk ilişkide mutlaka kan gelmesi zorunlu değil, çünkü dış genital organlarla, iç genital organlar farklı yapılardan oluşuyor.
Cinsel temasla birlikte kızlık zarı bazen eriyebiliyor ve bu durumda kan gelmiyor.
Kızlık zarının bulunduğu bölgede doku parçası varsa cinsel organ içeri girerken zar yırtılabiliyor, bu durumda kan gelebiliyor.
Kan gelme durumu genelde cinsel ilişkide yaşanan psikolojik rahatlıkla ilgili değil, kızlık zarının yapısıyla ilgili bir durum.
Nilgün Yıldız Devamı Formsante Dergisi Kasım 2010 Sayısında…
Toplumumuzun kapalı kutularından biri olan cinsel hayata dair bilgiler ya deneme-yanılma yoluyla ya da kulaktan dolma ediniliyor. Hal böyle olunca ortaya çıkan en ufak bir hurafe toplumda yer edinip, kuşaktan kuşağa yanlış bilgiler aktarılmasına neden oluyor.
Günümüz internet çağı ama bunu atomu parçalamak için kullananların sayısı, cinsel bilgi edinmek için bilgisayar karşısına geçenlerden bir hayli az. 2000’li yıllarla birlikte internetin hayatımıza daha yoğun girmesiyle biraz daha konuşulabilir ve bu konuda bilgiye erişilebilir olsa da cinsellik, Türk toplumunun en büyük tabularından biri. Bırakın iki arkadaşın bu konuda bir şeyler paylaşmasını, anne-babalar çocuklarıyla dahi konuşamıyor. Dolayısıyla kulaktan dolma edinilen ilk cinsel bilgiler gelecekte sağlıksız ilişkiler yaşanmasına, beraberliklerde sorunlara, cinsel doyum ve tatminden uzak insan sayısının artması dışında başka hiçbir işe yaramıyor. Biz de toplumdaki yaygın cinsellik hurafelerini bir bilenden öğrenelim diyerek, Medilife Sağlık Grubu’ndan Psikiyatri Uzmanı Dr. Çiğdem Demir ile görüştük. Dr. Demir, cinsel mitleri ve doğruları Formsanté okurları için anlattı…
ERKEK HER ZAMAN CİNSEL İLİŞKİYİ İSTER VE HAZIRDIR. Bu inanış hem erkek hem de kadın için sorun yaratmanın yanı sıra kadın-erkek ilişkisini ve arkadaşlıkları bozucu etkiye sahip. Erkek açısından etkisine bakıldığında, cinsel ilişki istemediği durumlarda erkeği zorluyor, istese de istemese de ilişkiye girmeye çalıştığı ya da yakınlaştığı veya kendisine yakınlık gösteren her kadına cinsel istek duyması gerektiğini sanıyor. Kadın tarafından bakıldığında ise onlara yakınlaşan her erkeğin aklında cinsellik olduğunu düşünüyorlar.
CİNSELLİK İÇİN MUTLAKA EREKSİYON GEREKLİDİR. Böyle düşünen erkek, cinsel yakınlaşmanın erken döneminde dikkatini penisine ve ereksiyonuna çevirerek kendini sıkıştırıyor, gelişen performans kaygısı nedeniyle cinsel hazzı engelliyor. Özellikle ara ara sertleşme zorluğu yaşayan erkeklerde ereksiyonun yakın takibi, cinsel ilişkiye dair konsantrasyonu bozarak ereksiyon zorluklarının artmasına neden oluyor. Ayrıca sertleşmeye odaklanmış bu yoğun dikkat, erkekte sevişmenin birleşme dışındaki yönlerinin ihmal edilmesine, böylece hem kendi hem de partneri açısından cinsel yaşamın zevklerini sınırlamasına yol açıyor.
CİNSELLIĞI ERKEK YÖNETİR, HER ŞEYİ BİLİR VE EYLEMİ MUTLAKA O BAŞLATIR. Sevişmeyi başlatan ve sürdürenin erkek olması inanışı kadını pasifize ediyor. Bu inanışı, cinsel olarak arzulu ve aktif kadından korkan toplumlar yaratıyor. Özellikle de kendine güvensiz erkekler, eşlerinin cinsel isteklerinin farkına varmaktan rahatsız oluyor. Erkeğin bu rahatsızlığına karşılık olarak kadın da kendini sadece eşinin istediği zaman ve onu memnun etmek için ilişkiye girmeye koşullandırıyor. “Erkek her şeyi bilir” yanlış inanışıysa, cinsel yaşamda bir sorun olduğunda erkeğin kendini yetersiz hissetmesi ve kendi erkekliğini sorgulamasına neden oluyor.
CİNSELLİK İÇGÜDÜSELDİR, ÖĞRENİLMEZ. Cinselliğin içgüdüsel yönü olabilir ama cinsel yaşam, aktif çaba ve öğrenilenlerle güzelleşiyor. Cinselliğin içgüdüsel olduğu ve öğrenilemeyeceği yönündeki inanışı, kişileri aktif çaba ve öğrenmenin getireceği katkılardan mahrum bırakacağı gibi, bir sorun yaşandığında kendilerinde eksiklik olduğu algısını da yaratıyor.
ERKEĞİN PENİS BOYU, CİNSEL İLİŞKİ İÇIİN ÇOK ÖNEMLİDİR. Cinselliğin anatomik ve fizyolojik özelliklerine bakıldığında penis boyunun cinsel ilişki için önemli olmadığı görülüyor. Bu konudaki yanlış inanış, erkeklerde penis boylarının yeterli olup olmadığıyla ilgili kaygılarla kendini gösteren, cinsel kimlikleriyle ilgili kuşkularını yansıtıyor.
HAMİLEYKEN KURULAN CİNSEL İLİŞKI BEBEĞE ZARAR VERİR. Eğer kanama, düşük tehdidi, genital enfeksiyon ve benzeri ekstra bir tıbbi sorun yoksa hamileyken kurulan cinsel ilişkinin bebeğe zararı yok. Çünkü içinde bulunduğu amniyon sıvısı, bebeği dış faktörlere karşı koruyor. Bu konuda, cinsel ilişki sırasında karın bölgesine baskı yapmayacak pozisyonların tercih edilmesi önem taşıyor. Öte yandan gebelikte cinselliğin devam etmesinin hem hormonal hem psikolojik açıdan yararları da bulunuyor.
ÇİFTLERIN AYNI ANDA ORGAZM OLMASI GEREKİR. Cinsel fizyolojileri farklı olan kadın ve erkeğin aynı anda orgazm olması ancak rastlantısal unsurlarla ilişkili olarak yaşanabilecek bir durum. Bu yanlış inanış, aynı anda orgazm olmadıklarında çiftlerde eksiklik duygusuna neden olabiliyor.
BİR KADININ BAKİRE OLDUĞUNUN KANITI, CİNSEL BİRLİKTELİĞİN ARDINDAN KAN GELMESİYLE ISPATLANIR. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki ilk cinsel birleşmede kızlık zarına bağlı olarak kanama olma olasılığı yüzde 40, yani yüzde 60 kanama olmuyor ya da gözün ayırt edemeyeceği, mikroskobik düzeyde gerçekleşiyor. Bizimki gibi kızlık zarına çok önem verilen kapalı toplumlarda ilk gece cinsel birleşmede kan gelmemesinin, kadının bakire olmadığını gösterdiği inancı bazen kötü olaylara neden oluyor.
MASTÜRBASYON ZARARLIDIR. Mastürbasyon cinselliğin yaşanmasının sağlıklı ve normal bir yolu. Cinsel partneri olmayan kişinin bu isteğini giderme yolu olabileceği gibi, düzenli cinsel partneri olsa da karşı tarafın cinsel ilişki yaşamak için uygun ya da istekli olmadığı koşullarda cinsel isteği gidermede kullanılacak sağlıklı bir etkinlik olarak da öne çıkıyor. Ayrıca cinsel ilişki esnasında çiftlerin tercihine göre, karşılıklı olarak uygulayabilecekleri haz alma aracı olabiliyor. Çeşitli cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde uygulanan cinsel terapilerde ise mastürbasyon tedavi yöntemi olarak kullanılıyor. Mastürbasyonun zararlı olduğu hurafesi, özellikle gençlerin cinsel arzularının farkına varmalarını ve orgazmın hazzını öğrenmelerinin yaratacağı sonuçları engellemek için geliştirilmişe benziyor.
TÜM FİZİKSEL YAKINLAŞMALAR SEVİŞMEYLE SONLANIR. Bu yanlış inanış, eşlerin birbirlerine yakınlık ve sevgi ifadesi olarak temaslarını sınırlıyor. Özellikle erkeğe atfedilen “erkekler cinsel ilişkiyi her zaman ister ve buna her zaman hazırdır” cinsel mitiyle beraber düşünüldüğünde, eşinin sadece sevgi ifadesiyle sokulduğu durumlarda, her iki taraf da istemediği halde kendilerini cinsel ilişkiye geçmek zorunda hissediyor.
MENOPOZ, CİNSEL İSTEĞİ ORTADAN KALDIRIR. Bu miti, üreme ile sevişmeyi birbirine bağlayan kültürel gelenek yaratıyor. Menopozla beraber kadının cinsel hayatının da bittiğine inanan erkek, eşiyle sevişme isteğini ona çekinerek ifade ederken; kadın da cinsel isteğini bastırma ya da ifade etmeme yoluna gidiyor.
ERKEKTE SEVİŞME ESNASINDA PENİSİN SERTLİĞİNİ KAYBETMESİ, EŞİNİ ÇEKİCİ BULMADIĞI ANLAMINA GELİR. Sevişme sırasında erkeğin dikkati azalabiliyor veya başka bir nedenle ereksiyon geçici olarak ortadan kalkabiliyor. Erkeğin cinsel arzusu varsa, sevişmeye devam edildiğinde ereksiyon yeniden sağlanıyor. Ancak ereksiyon kaybı erkek açısından da kaygı faktörü olarak algılanırsa, bunun yeniden sağlanması güç oluyor.
GERÇEK ORGAZM BIRLEŞMEYLE OLANDIR. Yapılan çalışmalara göre kadınların yüzde 98’inin orgazm olması için direkt klitoral uyarı gerekirken, sadece yüzde 2’si birleşme esnasında orgazm olabiliyor. Bu fizyolojik bir özellik olsa da söz konusu hurafe nedeniyle kadın cinsel birleşmeyle orgazm olamadığında kendini eksik hissediyor.
ORAL SEKS SAĞLIKLI DEĞİLDİR. Oral seks; hem cinsel ilişki öncesi zevk alma aracı olarak, hem de kendisi başlı başına bir cinsel etkinlik olarak sağlıklı cinsellik sınırları içinde yer alıyor. Ancak cinsel organlar ve ağız mikrop almak için uygun bölgeler olduğundan oral sekste dikkat edilmesi gereken husus hijyen ve temizliktir.
CİNSEL BİRLİKTELİKTE FANTEZİ KURULMAZ, KONUŞULMAZ. Cinsel ilişki esnasında çiftlerin birbirlerine ne hissettikleri ve o esnada neyi tercih ettiklerine dair geribildirimde bulunması konsantrasyonlarını ve dolayısıyla cinsel hazzı artırıyor. Ayrıca istemedikleri ve konsantrasyonlarını bozan temasları önlemelerini de sağlıyor. Fantezilerin karşılıklı uygunluklar ölçüsünde yaşanması ise kişilerin kendi içlerinde sakladıkları, cinsel yaşamlarına sokmadıkları arzularının ifade edilmesi ve yaşanmasını sağlıyor.
Formsante 2016 – Şubat sayısı Ayşegül Uyanık Örnekal