Kategori: Cinsellik

  • Erkek ve kadın açısından ideal sex süresi

    Erkek ve kadın açısından ideal sex süresi

    Erkek ve kadın açısından ideal sex süresi;

    çoğu erkek ve kadın tüm gece süren seks fantezisine inanır,fakat gerçeklerle karşılaşınca bu faztazileri çoğu zaman hayal kırıklığına ve tatminsizliğe sebep olabiliyor. Cinsel ilişkinin başarısı süresine bağlı değil,yani çiftlerin ilişki sırasında saat tutmaları ve biz şu kadar uzun sex yaptık diye sevinmeleri gereksizdir,özellikle bizim toplumumuzda erkekler için uzun süren cinsel ilişki bir güç simgesi olarak görülüyor,halbuki alakası yok,çünkü başarılı ve kaliteli sex te uzun süren cinsel birleşmeden çok çiftlerin doyuma ulaşması önemli,yani kısacası ilişkinin süresini çiftlerin doyumu belirler,bazen kısa bir sürede doyuma ulaşılabilir.

    ABD ve kanadada 10 yıl süren çalışmalardan sonra 4 dakikalık cinsel birleşmeyi yeterli,10 dakika süren cinsel birleşmeyi ideal ve 13 dakika ve daha uzun süren ilişkiyi yorucu bulunmuştur.

    Op. Dr. Rami ASKER tarafından yazılmıştır.

  • Doğum kontrol hapı Efsaneleri

    Doğum kontrol hapı Efsaneleri

    Söz konusu doğum kontrol yöntemleri olduğunda erkeklerin bilmesi gerekenler. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de kadınlar, kullanacakları doğum kontrol yöntemine eşlerinden veya partnerlerinden etkilenerek karar veriyor. Erkeklerin bu konuda kadınları en fazla etkilediği yöntemler ise geri çekme (yani dışarı boşalma) ve prezervatif kullanımı.

    Geri çekme yöntemi ile prezervatifler ne kadar koruyucu?

    Prezervatiflerin gebeliğe karşı etkin bir koruma sağladığı düşünülse de cinsel ilişki esnasında yırtılma riski var. Bu nedenle 1 yıl içinde partneri prezervatif kullanan 5 kadından 1’i hamile kalıyor. Modern hormonal yöntemler ile kıyaslandığında, prezervatifler gebeliği önleme açısından daha az güvenilir ve daha az etkilidirler, fakat HIV/AIDS dahil olmak üzere cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruma sağlayan tek yöntemdir.

    Geri çekme yöntemi ise en eski ve en güvenilmez doğum kontrol yöntemlerinden biridir. Bu yöntem, erkeğin önemli ölçüde kendine hakim olmasını gerektirir. Türkiye’de geri çekilme yöntemiyle korunan 4 kadından 1’i ilk yılda gebe kalıyor ve bu gebeliklerin bir kısmı kürtaj ile sonuçlanıyor.10

    Modern yöntemler konusunda erkeklerin bilmesi gerekenler neler?

    Doğum kontrol hapları ve spiraller doğru kullanıldığında %100’e yakın koruma sağlayan yöntemlerdir. Hem etkinliği yüksek olan hem de ek faydalar sunan doğum kontrol hapları konusunda “efsane mi gerçek mi?” tartışmalarının yaygın olduğu bir ortamda, Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu erkeklerin en çok merak ettiği ve yanlış bildiği bazı efsaneleri yorumluyor:

    dogum_kontrol_hapi

    Doğum kontrol hapı Efsaneleri

    EFSANE: Doğum kontrol hapları etkili ve güvenilir değildir.

    GERÇEK: İçerdiği sentetik östrojen ve progestin, vücuttaki doğal hormonların yapısına çok yakın, son derece etkili, geri dönüşü olan yöntemlerdir.1 Doğru kullanıldığında %99,9 etkilidir. 

    EFSANE: Doğum kontrol hapı partnerimin/eşimin göğüslerini büyütür.

    GERÇEK: Doğum kontrol hapı kullanımı göğüsleri bir miktar büyütebilir. Bu durum kalıcı değildir; doğum kontrol hapı kullanımı kesildiğinde göğüslerin boyutu eski haline döner.2 

    EFSANE: Doğum kontrol hapı cinsel isteği azaltır.

    GERÇEK: Doğum kontrol hapı kullanırken cinsel yaşam daha güvenli hale gelir. Geri çekilme gibi doğum kontrolü açısından riskli yöntemler kullanılmadığı için ve plansız gebelik endişesinin olmamasıyla cinsel ilişkiden daha fazla zevk alınabilir. 3,4.5 

    EFSANE: Doğum kontrol hapı kilo aldırır.

    GERÇEK: Doğum kontrol hapı kullanan kadınların kilosunda bir değişiklik olmaz. Yeni nesil doğum kontrol hapları iştah arttırmadığı gibi, vücutta su ve tuz tutulmasını da engeller.3,5 

    EFSANE: Doğum kontrol hapı kullanan kadınlar huysuz bir ruh haline bürünür.

    GERÇEK: Doğum kontrol hapı kullanımı ruh halini olumsuz etkilemez, aksine âdet öncesi gerginliği azaltır.3,5 Aslında doğum kontrol hapı kullanan kadınların  başka yönlerden de daha sağlıklı oldukları görülmüştür. Örneğin üreme çağındaki kadınların %80-90’ı adet öncesi dönemde göğüslerde şişkinlik ve çeşitli ağrılar yaşarlar. Kadınların %60’ı âdet öncesi dönemde vücutlarında şişkinlik olduğunu, %70’i göğüslerinde şişkinlik hissettiklerini bildirir.8 Günümüzde yeni nesil doğum kontrol haplarının âdet öncesi şikayetlerde azalma sağladığı saptanmıştır.8 Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda âdet döneminde görülen baş ağrılarında azalma görülmüştür.3,8 Bir çalışmaya katılan kadınların %35’inde âdetle ilişkili baş ağrılarında azalma olduğu bildirilmiştir.8

    EFSANE: Doğum kontrol hapları partnerimin cildi ve bedeni üzerinde olumsuz etki yapar.

    GERÇEK: Yeni nesil doğum kontrol hapları hormonlar üzerindeki etkisiyle ciltteki yağlanmayı önleyerek sivilce oluşumunu engeller ya da var olan sivilceleri azaltır. Doğum kontrol haplarının ayrıca aşırı tüylenmeyi engelleyici, azaltıcı etkisi de vardır. Hapların kullanım süresi uzadıkça, cilt üzerindeki olumlu etkisi daha da belirgin hale gelir.

    EFSANE: Doğum kontrol hapı kullanımı, ileride gebe kalma şansını azaltır, kısırlığa yol açabilir.

    GERÇEK: Doğum kontrol hapları gelecekte kısırlığa neden olmaz, doğum kontrol hapı kullanımını bıraktıktan hemen sonra hamile kalınabilir.3 Bırakıldıktan sonraki gebelik oranları 6 ay icinde %83, 1 yıl icinde %94 olarak saptanmıştır. Bu oranlar bariyer metodunda yani prezervatif ya da diyafram yöntemlerinde görülen oranlara benzerdir.9

    EFSANE: Doğum kontrol hapı kullanılıyorsa prezervatif kullanımına gerek yoktur.

    GERÇEK: Doğum kontrol hapı kullanımı gebeliğe karşı %100’e yakın oranda koruma sağlamakla birlikte, cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklara karşı riskleri ortadan kaldırmaz. Cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklardan korunmak için prezervatif kullanılması gereklidir.3

  • Ev işlerini birlikte yapan çiftlerin seks hayatı daha iyi

    Ev işlerini birlikte yapan çiftlerin seks hayatı daha iyi

    Demek ki neymiş, şartlar eşitlenince, kadın ve erkek yatakta çok daha iyi performans gösteriyormuş!

    Eğer seks hayatınızda küçük çapta sorunlar yaşıyorsanız size bir önerimiz var; ev işlerini birlikte yapın. Yani siz çamaşırları asarken eşiniz de bulaşık makinesini boşaltsın. Hepsini siz yapmayın, bırakın yardım etsin. Görevlerin hepsini üstlenmeyin, ona da görev verin; görev bilinci aşılayın. Tabii bunu yaparken kibar olun, buyurgan olmayın, emir kipleriyle konuşmayın. Özetle nezaketi elde bırakmayarak istediklerinizi yaptırın. Hayatın her alanında da böyle değil mi zaten?

    Peki neden? Çünkü bu, sadece yüklerinizi hafifletmekle kalmayacak, seks hayatınızı da olumlu olarak etkileyecek. Biz söylemiyoruz, yapılan araştırmalar bunu gösteriyor. Evlilik ve Aile isimli bir makalede (Journal of Marriage and Family) çiftlerin, ev işlerinde birbirlerine yardım etmesinin sekse büyük etkisi olduğu yazıyor. Cornell Üniversitesi Profesörü Sharon Sassler, evin tüm sorumluluğunu üzerine alan kadının, sekse karşı soğukluk gösterdiğini çünkü yorgunluğunun, cinsel dürtülerini yoksun bıraktığını söylüyor: “Partnerinin kendisine yardım ettiğini gören bir kadın, seksüel hazzı daha fazla yaşamak istiyor.”

    seks_hayati

    Evliliği, birlikte yaşama hissini arttıran bir unsur olduğu belirtilirken aynı sorumlulukların altına giren çiftlerin, ortaklaşa yaptıkları pek çok eylemde daha başarılı oldukları gözlemleniyor.

  • Doğum kontrol hapı kullanırken

    Doğum kontrol hapı kullanırken

    Doğum kontrol hapını güvenilir ve tam koruma sağlayacak şekilde kullanmak için nelere dikkat etmelisiniz?

    * Doğum kontrol haplarının doktor kontrolü dışında kullanılmaması gerekir.
    * Doğum kontrol haplarının içinde 21 tablet bulunur. Adet kanamasının ilk 5 gününde tercihen 1. veya 2. günde ilk kutuya başlanmalıdır.
    * Günün hangi saatinde alındığı önemli değildir ancak her gün yaklaşık aynı saatlerde alınması gerekir. Bir gün sabah, diğer gün akşam alınması uygun değildir. Bunun yanında  bulantı, baş ağrısı gibi şikayetlere sebep olabileceğinden gece yatmadan önce alınması önerilir.
    * 21 tablet bitene kadar ilaç kullanılmalı ve bittikten sonra ikinci kutuya başlamadan önce 7 gün ara verilmelidir.  8. gün ikinci kutuya başlanır ve kullanım bu şekilde devam eder.
    * İki yıl aralıksız kullanımın ardından 2 ay ara verilmelidir.
    * Eğer ilacın alımı unutulursa hatırlanıldığı anda hemen alınmalıdır.
    * Üst üste 2 gün hap alımı unutulduğunda doğum kontrol hapının güvenirliği tam olmaz. Böyle bir durumda bir sonraki adet kanamasına kadar ek tedbirlerle korunmak gereklidir.

  • Daha iyi seks için öneriler…

    Daha iyi seks için öneriler…

    Aklınızdaki soru işaretlerini gidermenin, monotonlaşan hayatınıza renk katmanın tam zamanı!
    1 Seksi önemseyin
    Cinsellik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası ve cinsel açıdan tatmin olmak, yaşama genel bakışımızı etkileyecek kadar önemli. Pfizer’in, bağımsız araştırma ajansı Vision Critical aracılığıyla Türkiye’nin de dahil olduğu sekiz Avrupa ülkesinde toplam 4108 kişiye yaptırmış olduğu ‘When it comes to sex’ (Cinsellik söz konusu olduğunda) anketinde, katılımcılara cinselliğin, hayatı algılamaları konusunda ne kadar önemli olduğu sorulmuş. Araştırmaya göre kadın ve erkeklerin büyük çoğunluğu cinsel açıdan tatmin olma hissinin yaşama genel bakışları açısından önemli veya çok önemli olduğunu kabul ediyor. Ankete katılan erkeklerin yüzde 80’i, kadınların da yüzde 62’si cinsel açıdan tatmin olma hissinin önemli bir faktör olduğunu kabul ediyor. Siz de ‘Cinsel hayatım ne durumda?’, ‘Seks hayatımın nasıl olmasını isterdim?’ gibi soruları kendinize sorarak, çözmek istediğiniz problemleri belirleyebilir ve ilk adımı atabilirsiniz.

    2 Monotonluktan kurtulun

    Rutin bir gününüz nasıl geçiyor? Evli ve çalışan birçok kadın için senaryo şu şekilde: Kalk, hızlıca giyin, makyaj yap, trafiği aşabilirsen vaktinde işe git, kahvaltıyı bir poğaçayla geçiştir, 1-2 kahve molası dışında tüm gün çalış, tekrar trafikle boğuş, eve ulaş, yemek hazırla, duş al, çocuklarla ilgilen, vaktin kalırsa biraz dizi izle ve yatma vakti geldi, işin yoksa bir de seviş! Kulağa ne kötü geliyor değil mi?
    Şimdi senaryoyu biraz farklılaştıralım… Sabah seksi, güne güzel başlamak için harika bir yol! Üstelik salgılayacağınız mutluluk hormonlarıyla tüm gününüzün daha stressiz geçmesini bile sağlayabilir! Ayrıca birlikte duş almak, gün ortasındaki flörtöz mesajlar ya da çocuklar eve gelmeden yapılan küçük bir kaçamak da monotonlaşan seks hayatınıza iyi gelebilir.

    3 Görünüşünüze takılmayın

    Kilolar, bacaklardaki 1-2 tüy, ter kokuyorum düşüncesi… Tüm bunlarla ve kötü göründüğünüz düşüncesiyle kafanızı meşgul ederseniz, duygularınız üzerine yoğunlaşamazsınız. Ve unutmayın, erkekler yatakta kendine güvenen kadınları daha çekici bulur!4 Seksten bahsedin
    Partnerinizle cinselliği konuşuyor musunuz? Çiftlerin birçoğu yatak odasındaki sorunları konuşmaktan çekiniyor. Konuşmadıkça da çatışmalar artıyor. Sevdikleriniz, sevmedikleriniz, fantezileriniz ve seks sırasındaki duygularınızdan bahsetmeniz birbirinizi daha iyi tanımanızın, vücutlarınızı keşfetmenin en garantili yolu. ‘Utanırım’ demeyin, aklınızdan geçen yaramaz cümleleri onunla paylaşmayı deneyin!

    5 Ön sevişmeyi uzatın
    Pfizer’in, ‘When it comes to sex’ anketine göre katılımcıların yüzde 68’i için ‘fiziksel ön sevişme’ kendilerinin ve eşlerinin cinsel tatmininde en önemli ya da ikinci önemli unsur… Dokunma, temas, elle uyarma… Tüm bunlar kadınlar için orgazm kadar önemli. Ön sevişme hem sonraki doyum açısından iyi bir temel oluşturuyor, hem de psikolojik açıdan hazzı arttırıyor. ( elele.com.tr/iliski-seks)

  • Yatağa öz güvenli girin

    Yatağa öz güvenli girin

    Sevdiğiniz adamın yanında çok mutlusunuz, birlikte çok güzel vakit geçiriyorsunuz ama ne zaman küçük cilveleşmeler başlıyor, işte o an size bir haller oluyor…
    Kendinizi mutsuz, kasılmış ya da rahatsız hissediyorsanız belli ki öz güveninizi yatak odasının dışında bırakıyorsunuz.

    Karşınızda sizi çok seven, sizin de aşık olduğunuz ve çekici bir erkek var. Birlikteliğinize seviye atlatma zamanı geldi. Sanki hissetmişçesine o geceye hazırlandınız. Her şey çok güzel… Baş başa akşam yemeğinin ardından, bir kulüpte eğlendiniz ve evet bu gece birlikte olacaksınız. Derken tüm hayalleriniz suya düşüyor. Çünkü partnerinizin tüm çabalarına rağmen bir türlü kendinizi açamıyorsunuz. Bunun pek çok nedeni olabilir. Bunlardan biri de cinsel açıdan öz güveninizin yetersiz olması. Peki her şey iyiyken neden bunu yaşıyorsunuz? Bu sorunun cevabını bugünde değil de geçmişte mi aramak gerekiyor?

    Öz güven duygusunun temellerinin çocukluk yaşlarında, kişiliğimizin çekirdeğinin oluştuğu 0-3 yaş arasında atıldığını söyleyen Uzman Psikolog-Psikoterapist Esra Erdoğan, “Güven ya da güvensizlik, öncelikle bağlanmayla oluşuyor. Anne-çocuk ilişkisi yetişkinlik için temel oluşturuyor ve burada yapılan hataların sonuçları yaşamın tümünü etkiliyor” diyor.

    Kişilik gelişiminin özellikle cinsel kimlik açısından keskin virajlarından biri de ergenlik yani 13-21 yaş arası dönem olarak kabul ediliyor. Bu dönemde dengeli bir kimlik ve sevme erdemi oluşuyor. Böylece gerçekten sevip, kabul etmek duygusu ve bilinci sağlanıyor. Çocuk bu evrede sevmenin bir meziyet olduğunu ve kimlik oluşumundaki önemini kavrıyor.

    Cinselliğin en hararetli olmaya başladığı ve kimlik bunalımının dış görünüşle giderilmeye çalıştığı günler de bu döneme denk geliyor. Bu dönemdeki çocuklar sürekli kabul görmeyi, beğenilmeyi istiyor. Ergenlikte arkadaş çevresi ergene “Değersizsin” mesajını veriyor, daha da kötüsü bu mesaj ailenin çocukluktan beri üstü kapalı ya da açık verdiği mesajla örtüşüyorsa, bu durum onun tüm yaşamına kaçınılmaz biçimde yansıyor. Bu yansımanın cinsel yaşamdaki yeri ise cinsel soğukluk, kullanılıyormuş duygusu, orgazm olamama, kendini beğenmeme ve karşı tarafı hak etmediği inancı ile yatağa girmemeye kadar gidebiliyor. Beğenilmeyen kişi kendini de beğenmemeye başlayarak, bir kısır döngü içine giriyor.

    İLK AŞAMA KENDİNİ KABUL!
    Psikolog Esra Erdoğan, yatakta özgüven sahibi olmanın, kişinin kendilik kabulünün tam olması anlamına geldiğini belirterek, “Eğer kişi vücudunu beğeniyorsa, bu durumu kolaylaştırıyor. Lakin bahsettiğimiz kişinin güzel ya da çirkin olmasıyla değil, kendini nasıl gördüğüyle ilgili. Örneğin çok güzel ama kendini çirkin görebilen biri kendiyle barışık değilken, kilolu olmasına rağmen bedenini çok beğenen biri kendiyle barışık olabiliyor. Öte yandan kendini güvende hissetmesi de gerekiyor. İster partneri ister eşi… Karşısındakine güven duyması, onu kabul etmesi ve kabul gördüğünü bilmesi önem taşıyor. Ama bu bencilce bir sevgi de olmamalı tabii… Çünkü, kişi kendiyle mutsuzsa karşısındakine verdiği ve aldığı da hep mutsuzluk, huzursuzluk oluyor. Unutmayın, ileride partneriz değişebilir; o yatakta değiştiremeyeceğiniz tek kişi sizsiniz. Dolayısıyla yatağa bu düşüncelerle, karşılıklı kabul, sevme, biricik olduğunu hissetme gibi duygularla giren insan iyi bir seks hayatına kavuşuyor.”

    BEDENİNİZLE BARIŞIN
    Kendi bedeniyle barışık olmak mutluluğun en önemli anahtarlarından biri. “Önemli olan fiziki olarak dışarıdan nasıl göründüğü değil, kişinin kendisini aynada nasıl gördüğü ve hissettiğidir” diyen Psikolog Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Çok güzel bir fiziği olmayan ama aynaya baktığında bedenini beğenen biri olabildiği gibi, tam tersi kendiyle barışık olmayan insanlar da çok güzel olmasına rağmen kendinde eksiklikler görebiliyor. Hatta kendilerini çirkin bile bulabiliyorlar. Dolayısıyla kendiyle barışık olmayan kişi yatakta da kasılıyor. Bu da doğal olarak kasılmış bir beden ve ruh halini beraberinde getiriyor. Gergin bir beden ve ruh ile orgazm olmak zordur. Çünkü orgazm bir zirveyi ve sonrasında rahatlayabilmeyi gerektiriyor. O rahatlamaya gelebilmek için de kadının kendini bırakmayı, teslimiyeti yaşayabilmesi gerekiyor.”

    Çok sayıda kişi tarafından arzulanmasına ve eşi de bir o kadar istek duyulan bir erkek olmasına rağmen Angelina Jolie’nin geçirdiği depresyon nedeniyle çiftin evliliği önemli sorunlar atlattı. Psikolog Erdoğan, o günlerde Brad Pitt’in bir söyleşisinde söylediklerinin bu tür sorunlar yaşayan tüm eşlere örnek olması gerektiğini belirterek, şunları söylüyor: “Brad Pitt, o günlerde eşine nasıl şefkatle yaklaştığını, Angelina Jolie’yi içine düştüğü depresyondan nasıl kurtardığını anlatıyordu. Eğer bir erkek eşini gerçekten seviyor ve onu kazanmak istiyorsa Brad Pitt’in yaptığı gibi davranması gerekiyor.
    Burada kadına düşen önemli roller de var. Öncelikle insanların evlendikten sonra asla kendine bakmayı bırakmaması gerekiyor. Her iki taraf da incelendiğinde flört döneminde en şık, en bakımlı haliyle sevgilisinin karşısındayken, evlendikten sonra bir tişört, bir eşofmanla evde dolaştıkları görülüyor. Bu da karşı cinsin gözünde cinsel imajının yavaş yavaş sönmesine neden oluyor. Anlattığım durum depresyon yaşamayan kişiler için de geçerli. Sosyal öğrenmeyle geçen bu durumu kişi ailesinde gözlemliyor ama bunun değişmesi gerekiyor. Özellikle kadınların önce ben demeyi öğrenmesi şart! Sevişirken yatakta kendi bedeninden keyif alması gerekiyor. Birçoğunun söylediği ‘Ben orgazmı bilmiyorum’ demek okuma yazma bilmiyorum demekle aynı anlama geliyor.”

    GEÇMİŞ TRAVMALAR SU YÜZÜNE ÇIKIYOR 
    Partnerlerden birinde cinsel anlamda özgüven eksikliği olması ilişkinin gidişatını derinden etkiliyor. Örneğin vajinismus, cinsel soğukluk gibi bir durum varsa bu noktada kadının geçmişine bakmak gerekiyor. Tacize uğramış bir kadın bu durumu bilinçaltına itebiliyor. Psikolog Esra Erdoğan kadının yaşadığı bu olayın yıllar sonra, evlenmesinin ardından eşiyle birlikte olacağı zaman ağrılı cinsel ilişkiyle kendini gösterebildiğini belirtiyor: “Bu kişiler terapiye geldiğinde görünürde hiçbir şey olmuyor. İlişkileri güzel bir flörtle başlamış, içinde aşk, sevgi, iletişim, bağlılık var. Ancak bu tür sorunların kökeninde eğer fiziksel bir sorun yoksa yüzde 75-80 gibi ciddi bir oranda hatırlanan ya da hatırlanmayan bir ya da birden fazla travma yatıyor. Bunların çözümünde yoğun psikoterapi gerekiyor.”

    TEDAVİDE EĞİTİM ŞART! 
    İlişkilerin bitmesine dahi yol açabilen güven eksikliğinin cinsel hayata yansımasının tedavisinde psikoterapi ve eğitim büyük önem taşıyor. Psikolog Erdoğan, kişinin kendi seçtiği bir terapistle görüşüp, ondan aldığı bilgileri bir sonraki seansa dek uygulaması ve verilen ödevleri hayata geçirmesi gerektiğini belirterek, bunun kısa zamanda sonuç alınacak bir sorun olmadığının da altını çiziyor: “Bir anda özgüven sahibi olunmaz. Bu bir süreç. Önce öğrenme, ardından eğitim gerekiyor. Ne farkı var derseniz; öğrenmek için okumak ya da konuşmak gerekiyor. Ama bunu davranışa döküp, hayata geçirmek eğitim sürecini oluşturuyor. Dolayısıyla kişi öğrendiklerini hayata geçirebildiği, davranışa dökebildiği, içsel olarak oturtabildiği zaman eğitimini tamamlamış oluyor.”

    Yatakta öz güven eksikliğinin erkeklerdeki yansıması performans kaygısı şeklinde olabiliyor. Bu durumun temelinde eğer fiziksel bir sorun yoksa ve psikolojik birtakım problemlerden kaynaklanıyorsa yine mutlaka çocukluk, ilk ergenliğe bakmak gerekiyor. Psikolog Erdoğan, erkeklerin ilk deneyimlerinin çevrenin de baskısıyla genellikle bir profesyonelle birlikte olarak başladığına değinerek, “Ama bu, bir ilişkiden çok karşı tarafın onunla birlikte olmasına izin vermesi şeklinde gelişiyor. Bu da genç erkeklerde, kendilerini kötü hissetmekle beraber, ilk kurulan ilişki biçimini genelleyerek sadece kendi doyumlarının yeterli olduğu inancının yaygınlaşmasına sebep oluyor. İlişki kurmayı yanlış öğrenen erkek, cinselliği yapması gereken bir vazife olarak değerlendirirken kendi ejekülasyonunu da yeterli görüyor. Durum bu kadar basite indirgendiğinde birlikteliklerinde kadının mutluluğunu nasıl sağlayacağını öğrenemeyen erkek cinselliği vajina-penis düzleminde değerlendiriyor, ki bu da kadın orgazmını çoğu zaman yaptığı role inanmaktan öteye taşıyamıyor” diyor.

    * Formsanté dergisinden alınmıştır.

  • +18 rüyalar…

    +18 rüyalar…

    Cinsel hayatı olsun olmasın, mutlu ya da mutsuz herkes yaşamının bir döneminde erotik rüya görüyor. Bu uzmanlarca normal kabul edilse de cinselliğin tabu olduğu ülkemizde kadınlar rüyalarında dahi özgür kalamıyor!

    Kan ter içinde uykudan uyandığınızı düşünün. Hayır, kabus değildi gördüğünüz… Düşünüzde en sevdiğiniz dizinin başrol oyuncusuyla ya da her sabah iş yerinde rastlaştığınız uzun boylu, esmer yakışıklıyla pek sıkı fıkıydınız, hatta belki de biraz daha fazlası… Böyle bir durumda ne hissedersiniz? Neden ben diye kendinize sorar mısınız? Ayıp, günah diyerek aklınızdan bu fikirleri çıkarmak mı istersiniz? Siz gelin bunlardan utanıp, sıkılmayı bir tarafa bırakın. “Erotik rüyalar görmek son derece sağlıklı” diyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Ceyda Güvenç’in sözlerine kulak verin…

    CİNSEL HAYATIN HAYAL ALEMİNE YANSIMASI NASIL OLUYOR? BU DURUMUN KİŞİNİN FANTEZİ DÜNYASIYLA BİR İLGİSİ VAR MI? 

    Cinsel hayatın hayal alemine yansımasından değil de cinsellikle ilgili hayal kurabilmenin buna olumlu katkısından söz edilebilir. Fantezilerin varlığı, aktif ve doyumlu bir cinselliğin göstergesi kabul ediliyor. Cinsel fanteziler, cinsel uyarılmayı artırmada, cinselliğin sıradanlaşmasını önlemede, seks hayatını renklendirmede kuşkusuz ki önemli öğeler. Ancak “fantezi” kavramı çoğunlukla yanlış anlaşılarak, düşünülenlerin hayata geçirilmesi olarak algılanıyor. Fantezi içeriklerinin bir kısmının sıra dışı cinsel eylemler olabilmesi de kabulü zorlaştırıyor. Dolayısıyla fanteziler “ayıp, suç, sapkınlık” kavramlarıyla birlikte anılıyor. Oysa fantezinin kelime anlamı “düşlem”. Fantezilerin hayaldeki kurgular olduğu, istenirse hayata geçirilebileceği, paylaşılabileceği, istenmezse paylaşılmayacağı konusunda kadına güven vermek ise dirençlerini kırma konusunda yardımcı olabiliyor. “Gündüz düşü” diye de adlandırılan her tür fantezinin doğal ve normal olduğunun, partnerle yaşanan cinsellikte de fantezi kurmanın olağan olduğunun altını çizmek gerekiyor. Fantezilerin partnerli cinsellikte hayata geçirilmesi ise bunun bireylerce kabul görmesi, hoşa gitmesi durumunda mümkün olabiliyor.

    UYKUDA ORGAZM NEDİR?

    Fanteziler gündüz düşü olarak kabul edilirken, gece de düş gördüğümüzün unutulmaması gerekiyor. Uykuda orgazm, çoğu araştırmacı tarafından bedenin bilinçsiz bir işlevi olarak kabul ediliyor. Bu tanım, genellikle erotik rüya kavramıyla birlikte anılıyor. Kadınlarda ihmal edilmiş uykuda orgazm, son yıllara kadar yok sayılıyordu. Bu durum gece kirlenmesi, uykuda bel gelmesi, gece boşalması, düş azması, ıslak rüya gibi isimlerle de anılıyor. Kadınlarda çoğunlukla farkındalık ve isimlendirme olmuyor. Çünkü cinsel eğitim de taraflı… Erkeklere “gece boşalması” anlatılıyor, oysa kadının yaşadığının adı bile yok. Uykuda orgazm bedenin doğal işlevi olmakla birlikte, bilinçli cinsel etkinliğin karşılığı olmuyor.

    EROTİK RÜYA GÖRMEK, CİNSİYETE GÖRE DEĞİŞİYOR MU?

    Evet, erkeklerin ve kadınların erotik rüyaları arasında farklar olduğu biliniyor. Araştırmalar, kadınların fantezilerinde ve rüyalarında bile pasif ve edilgen konumda olduklarını gösteriyor. Yaşam boyu erotik rüya görme oranı erkeklerde yüzde 100’e yakın iken bu sayı kadınlarda yüzde 40-70’te kalıyor. Erkekler ergenlikte çok sık erotik rüya görüyor. Partnerli cinselliğe geçişle bu oran azalabiliyor. Kadınlarda ise erotik rüyalar ve uykuda orgazma ileri yaşta rastlanıyor. Hele de mastürbasyon yapmayan kadınlarda, sıklıkla ilk partnerle yakınlaşmalardan sonra ortaya çıkan cinselliğin keşfiyle başlıyor.

    Erkek ve kadın cinselliğinin anatomisi, fizyolojisi, psikolojisi, sosyolojisi, kültürel kabulleri; fanteziyi ve rüyayı üreten bölge ile erkek ve kadın beyni farklı. Kadın cinselliğinin birçok faktör tarafından kontrol edildiği, erkeklere göre kompleks olduğu kabul ediliyor. Fanteziler ve rüyaların önemi, ilk cinsellik araştırmalarını yapan Kinsey’nin raporlarında belirtilmiş, daha sonra yapılan araştırmalarla da benzer sonuçlar alınmıştı. Daha da önemlisi bunlar danışanların öykülerinden doğrulanmıştı. Erkeklerde genellikle tanınan, ünlü ve çekici biriyle sıra dışı cinsel eylemleri ve mutlaka birleşmeyi içeren kısa erotik rüyaları olduğu bildiriliyor. Kadınlar ise daha önceden partnerleriyle yaşadıkları cinsel eylemleri hayal etmeyi tercih ettiği için, rüyalar da bu şekilde oluyor. Sevdikleri biriyle romantik yakınlaşmaları içeren uzun rüyalar da görülebiliyor. Erkekler rüyalarında sıklıkla tanınmış biriyle hızlıca cinsel birleşmeyi içeren durumları aktarırken; kadınlar yüzde 90 önceden tanınan, hoşlanılan karşı cinsle, sıklıkla dokunmalarla sınırlı, nadiren de cinsel birleşmeyi içeren rüyalar bildiriyor. Bu yönden bakarsak, aslında kadınların hayalleri bile kısıtlı. Birleşme dışı cinsel davranışların senaryolaştırılması daha yaygın. Rüyalarda bile duyguyla öpüşmeye evet ama birleşmek nadiren oluyor. Kadınlar gerek gündüz, gerekse gece düşlerini açıklamaktan da sıkılıyor. Çünkü geleneksel kadın rolüyle bağdaşan hareket biçimi “sıkılmak.” Sonuçta; fantezi kurmanın, erotik rüya görmenin bile suç, ahlaksızlık, günah, ayıp sayıldığı, kadınların cinselliği evlendiği erkeklerden öğrendiği, cinselliğini erkeğin izin verdiğince yaşadığı, üstelik renkli yaşamadığı ve yaşatmadığı için suçlandığı bir toplumda yaşıyoruz.

    BU TÜR RÜYALAR KİŞİNİN GÜNDELİK YAŞANTISINI NASIL ETKİLİYOR?

    Aslında keyifli rüyalar olarak kodlanıp, olumsuz etkilememesi gerekiyor ama çoğu kişide alışılmamış rüya içeriği nedeniyle suçluluğa yol açarak, olumsuzluk yaratabiliyor. Cinsel terapistler içinse aktif cinsel yaşamı olamayan insanlar açısından cinsel isteğin var olduğu ve en azından cinsel istek bozukluğu bulunmadığı yolunda bir gösterge şeklinde kabul ediliyor. Toplumumuzda cinsel rüya ve orgazm gusül abdesti zorunluğunu doğuracağından, sabahları banyo yapma gençler ve yaşlılar açısından problem olarak görülüyor. Bunun üzerine “Evdekiler anlarsa!” sorunsalı da durumu pekiştirerek, sıkıntıya yol açabiliyor.

    CİNSEL DOYUMSUZLUĞUN BUNDA ETKİSİ VAR MI? YOKSA SAĞLIKLI VE DÜZENLİ BIR CİNSEL İLİŞKİSİ OLAN KİŞİLER DE BU TÜR RÜYALAR GÖREBİLİR Mİ?

    Uzun yıllar, bilinçliyken cinsellik yaşamayan kişilerin uykuda orgazmla doğal bir çözüm üretip, gereksinimlerini karşıladıkları düşünüldü. Erkekler için bu kısmen doğru olabilir. Aktif cinsel yaşam, mastürbasyon ve partnerli cinsellik yaşanmadığında erkeklerde erotik rüyalar artabiliyor. Oysa Kinsey ve sonraki araştırmacılar kadınlar açısından buna karşı çıkıyor. Uykuda orgazm, kadınların uyanıklıkta orgazm olabilirlikleriyle doğru orantılı oluyor. Uyanıklıkta seksüel perhizler, uykuda orgazm sıklığını artırmıyor. Aksine kadınlarda cinsel rüya ve istem dışı orgazmlar, uyanıklıktaki istemli orgazm sayısı çoğalınca fazlalaşabiliyor.

    EVLİ YA DA SÜREN BIR İLİŞKİSİ OLAN KADINLARIN RÜYALARINDA FARKLI ERKEKLERİ GÖRMESİ NEYE IŞARET EDİYOR? BU DURUM KADINDA SUÇLULUK DUYGUSU YARATIYOR MU?

    Aslında hiçbir şey anlatmıyor. Aynı durum erkekler için de geçerli! Bu durum eşin daha az çekici olması anlamına da gelmiyor. Uyku, yasaklar ve özdenetimden arındırılmış bir ortam. Rüya içeriği farklı partnerleri kapsayabileceği gibi, alışılmamış ve yasaklanmış davranışları da barındırabiliyor ve bu olağan kabul ediliyor. Ama çoğunlukla kadınlar uyku ve fantezideki partneri “kuma” gibi düşünüp, eşleri için bunu yok sayarak, kabullenmiyor. Hal böyle olunca, kendi cinsel rüyalarıyla ilgili de suçluluk duyuyor.

    İNTERNET, FİLMLER VE KİTAPLAR GİBİ ÇEVRESEL FAKTÖRLER EROTİK İÇERİKLİ RÜYALARIN GÖRÜLMESİNDE ETKİLİ Mİ?

    Uyanıklıktaki uyarılma durumu açısından dünyadaki ve ülkemizdeki medya organları incelendiğinde, televizyon, internet ve gazetede cinsel obje olarak kadın bedeninin çok daha sık kullanıldığı görülüyor. Dolayısıyla heteroseksüel erkekler ve eşcinsel kadınlar, cinsel fantezileri tetikleyen dış uyaranlarla daha çok karşılaşıyor. Heteroseksüel kadınların ise daha çok dış etken olarak yakınlarında hoşlandıkları birilerinin olması durumunda cinsel rüyaları artıyor.

    PEKİ SONUÇ OLARAK EROTİK RÜYA GÖRMENIN SAĞLIKLI OLDUĞU SÖYLENEBİLİR Mİ?

    Kesinlikle evet!

    SÜREKLİ HALE GELİRSE BİR UZMANA DANIŞMAK GEREKİR Mİ?

    Çoğunlukla hayır. Aktif cinsel yaşam da süreklilik arz eder ve uzmana danışmak gerekmez. Nadiren, özellikle yaşlılarda spontan uyarılma bozukluğu olarak adlandırılan hastalığın bir komponenti olarak ortaya çıktığında ise uzman yardımı almak gerekiyor. Bu durumda uyanıklıkta da durup dururken, istemli bir cinsel uyarı olmaksızın istemsiz orgazm olabiliyor. Artmış cinsel rüyalar da buna eşlik ediyor. Söz konusu hastalık halinde altta yatan tıbbi nedenin araştırılması, epileptik bozukluklar ya da ilaçların yan etkileri gibi birtakım durumların ayrıştırılması önem taşıyor.

    Formsante 2016 – Ocak sayısı
    Ayşegül Uyanık Örnekal

  • Cinsel hayata dair bilgiler

    Cinsel hayata dair bilgiler

    Toplumumuzun kapalı kutularından biri olan cinsel hayata dair bilgiler ya deneme-yanılma yoluyla ya da kulaktan dolma ediniliyor. Hal böyle olunca ortaya çıkan en ufak bir hurafe toplumda yer edinip, kuşaktan kuşağa yanlış bilgiler aktarılmasına neden oluyor.

    G
    ünümüz internet çağı ama bunu atomu parçalamak için kullananların sayısı, cinsel bilgi edinmek için bilgisayar karşısına geçenlerden bir hayli az. 2000’li yıllarla birlikte internetin hayatımıza daha yoğun girmesiyle biraz daha konuşulabilir ve bu konuda bilgiye erişilebilir olsa da cinsellik, Türk toplumunun en büyük tabularından biri. Bırakın iki arkadaşın bu konuda bir şeyler paylaşmasını, anne-babalar çocuklarıyla dahi konuşamıyor. Dolayısıyla kulaktan dolma edinilen ilk cinsel bilgiler gelecekte sağlıksız ilişkiler yaşanmasına, beraberliklerde sorunlara, cinsel doyum ve tatminden uzak insan sayısının artması dışında başka hiçbir işe yaramıyor. Biz de toplumdaki yaygın cinsellik hurafelerini bir bilenden öğrenelim diyerek, Medilife Sağlık Grubu’ndan Psikiyatri Uzmanı Dr. Çiğdem Demir ile görüştük. Dr. Demir, cinsel mitleri ve doğruları Formsanté okurları için anlattı…

    ERKEK HER ZAMAN CİNSEL İLİŞKİYİ İSTER VE HAZIRDIR.
    Bu inanış hem erkek hem de kadın için sorun yaratmanın yanı sıra kadın-erkek ilişkisini ve arkadaşlıkları bozucu etkiye sahip. Erkek açısından etkisine bakıldığında, cinsel ilişki istemediği durumlarda erkeği zorluyor, istese de istemese de ilişkiye girmeye çalıştığı ya da yakınlaştığı veya kendisine yakınlık gösteren her kadına cinsel istek duyması gerektiğini sanıyor. Kadın tarafından bakıldığında ise onlara yakınlaşan her erkeğin aklında cinsellik olduğunu düşünüyorlar.

    CİNSELLİK İÇİN MUTLAKA EREKSİYON GEREKLİDİR.
    Böyle düşünen erkek, cinsel yakınlaşmanın erken döneminde dikkatini penisine ve ereksiyonuna çevirerek kendini sıkıştırıyor, gelişen performans kaygısı nedeniyle cinsel hazzı engelliyor. Özellikle ara ara sertleşme zorluğu yaşayan erkeklerde ereksiyonun yakın takibi, cinsel ilişkiye dair konsantrasyonu bozarak ereksiyon zorluklarının artmasına neden oluyor. Ayrıca sertleşmeye odaklanmış bu yoğun dikkat, erkekte sevişmenin birleşme dışındaki yönlerinin ihmal edilmesine, böylece hem kendi hem de partneri açısından cinsel yaşamın zevklerini sınırlamasına yol açıyor.

    CİNSELLIĞI ERKEK YÖNETİR, HER ŞEYİ BİLİR VE EYLEMİ MUTLAKA O BAŞLATIR.
    Sevişmeyi başlatan ve sürdürenin erkek olması inanışı kadını pasifize ediyor. Bu inanışı, cinsel olarak arzulu ve aktif kadından korkan toplumlar yaratıyor. Özellikle de kendine güvensiz erkekler, eşlerinin cinsel isteklerinin farkına varmaktan rahatsız oluyor. Erkeğin bu rahatsızlığına karşılık olarak kadın da kendini sadece eşinin istediği zaman ve onu memnun etmek için ilişkiye girmeye koşullandırıyor. “Erkek her şeyi bilir” yanlış inanışıysa, cinsel yaşamda bir sorun olduğunda erkeğin kendini yetersiz hissetmesi ve kendi erkekliğini sorgulamasına neden oluyor.

    CİNSELLİK İÇGÜDÜSELDİR, ÖĞRENİLMEZ.
    Cinselliğin içgüdüsel yönü olabilir ama cinsel yaşam, aktif çaba ve öğrenilenlerle güzelleşiyor. Cinselliğin içgüdüsel olduğu ve öğrenilemeyeceği yönündeki inanışı, kişileri aktif çaba ve öğrenmenin getireceği katkılardan mahrum bırakacağı gibi, bir sorun yaşandığında kendilerinde eksiklik olduğu algısını da yaratıyor.

    ERKEĞİN PENİS BOYU, CİNSEL İLİŞKİ İÇIİN ÇOK ÖNEMLİDİR.
    Cinselliğin anatomik ve fizyolojik özelliklerine bakıldığında penis boyunun cinsel ilişki için önemli olmadığı görülüyor. Bu konudaki yanlış inanış, erkeklerde penis boylarının yeterli olup olmadığıyla ilgili kaygılarla kendini gösteren, cinsel kimlikleriyle ilgili kuşkularını yansıtıyor.

    Cinsel hayata dair bilgiler
    Cinsel hayata dair bilgiler

    HAMİLEYKEN KURULAN CİNSEL İLİŞKI BEBEĞE ZARAR VERİR.
    Eğer kanama, düşük tehdidi, genital enfeksiyon ve benzeri ekstra bir tıbbi sorun yoksa hamileyken kurulan cinsel ilişkinin bebeğe zararı yok. Çünkü içinde bulunduğu amniyon sıvısı, bebeği dış faktörlere karşı koruyor. Bu konuda, cinsel ilişki sırasında karın bölgesine baskı yapmayacak pozisyonların tercih edilmesi önem taşıyor. Öte yandan gebelikte cinselliğin devam etmesinin hem hormonal hem psikolojik açıdan yararları da bulunuyor.

    ÇİFTLERIN AYNI ANDA ORGAZM OLMASI GEREKİR.
    Cinsel fizyolojileri farklı olan kadın ve erkeğin aynı anda orgazm olması ancak rastlantısal unsurlarla ilişkili olarak yaşanabilecek bir durum. Bu yanlış inanış, aynı anda orgazm olmadıklarında çiftlerde eksiklik duygusuna neden olabiliyor.

    BİR KADININ BAKİRE OLDUĞUNUN KANITI, CİNSEL BİRLİKTELİĞİN ARDINDAN KAN GELMESİYLE ISPATLANIR.
    Yapılan çalışmalar gösteriyor ki ilk cinsel birleşmede kızlık zarına bağlı olarak kanama olma olasılığı yüzde 40, yani yüzde 60 kanama olmuyor ya da gözün ayırt edemeyeceği, mikroskobik düzeyde gerçekleşiyor. Bizimki gibi kızlık zarına çok önem verilen kapalı toplumlarda ilk gece cinsel birleşmede kan gelmemesinin, kadının bakire olmadığını gösterdiği inancı bazen kötü olaylara neden oluyor.

    MASTÜRBASYON ZARARLIDIR.
    Mastürbasyon cinselliğin yaşanmasının sağlıklı ve normal bir yolu. Cinsel partneri olmayan kişinin bu isteğini giderme yolu olabileceği gibi, düzenli cinsel partneri olsa da karşı tarafın cinsel ilişki yaşamak için uygun ya da istekli olmadığı koşullarda cinsel isteği gidermede kullanılacak sağlıklı bir etkinlik olarak da öne çıkıyor. Ayrıca cinsel ilişki esnasında çiftlerin tercihine göre, karşılıklı olarak uygulayabilecekleri haz alma aracı olabiliyor. Çeşitli cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde uygulanan cinsel terapilerde ise mastürbasyon tedavi yöntemi olarak kullanılıyor. Mastürbasyonun zararlı olduğu hurafesi, özellikle gençlerin cinsel arzularının farkına varmalarını ve orgazmın hazzını öğrenmelerinin yaratacağı sonuçları engellemek için geliştirilmişe benziyor.

    TÜM FİZİKSEL YAKINLAŞMALAR SEVİŞMEYLE SONLANIR.
    Bu yanlış inanış, eşlerin birbirlerine yakınlık ve sevgi ifadesi olarak temaslarını sınırlıyor. Özellikle erkeğe atfedilen “erkekler cinsel ilişkiyi her zaman ister ve buna her zaman hazırdır” cinsel mitiyle beraber düşünüldüğünde, eşinin sadece sevgi ifadesiyle sokulduğu durumlarda, her iki taraf da istemediği halde kendilerini cinsel ilişkiye geçmek zorunda hissediyor.

    MENOPOZ, CİNSEL İSTEĞİ ORTADAN KALDIRIR.
    Bu miti, üreme ile sevişmeyi birbirine bağlayan kültürel gelenek yaratıyor. Menopozla beraber kadının cinsel hayatının da bittiğine inanan erkek, eşiyle sevişme isteğini ona çekinerek ifade ederken; kadın da cinsel isteğini bastırma ya da ifade etmeme yoluna gidiyor.

    ERKEKTE SEVİŞME ESNASINDA PENİSİN SERTLİĞİNİ KAYBETMESİ, EŞİNİ ÇEKİCİ BULMADIĞI ANLAMINA GELİR.
    Sevişme sırasında erkeğin dikkati azalabiliyor veya başka bir nedenle ereksiyon geçici olarak ortadan kalkabiliyor. Erkeğin cinsel arzusu varsa, sevişmeye devam edildiğinde ereksiyon yeniden sağlanıyor. Ancak ereksiyon kaybı erkek açısından da kaygı faktörü olarak algılanırsa, bunun yeniden sağlanması güç oluyor.

    GERÇEK ORGAZM BIRLEŞMEYLE OLANDIR.
    Yapılan çalışmalara göre kadınların yüzde 98’inin orgazm olması için direkt klitoral uyarı gerekirken, sadece yüzde 2’si birleşme esnasında orgazm olabiliyor. Bu fizyolojik bir özellik olsa da söz konusu hurafe nedeniyle kadın cinsel birleşmeyle orgazm olamadığında kendini eksik hissediyor.

    ORAL SEKS SAĞLIKLI DEĞİLDİR.
    Oral seks; hem cinsel ilişki öncesi zevk alma aracı olarak, hem de kendisi başlı başına bir cinsel etkinlik olarak sağlıklı cinsellik sınırları içinde yer alıyor. Ancak cinsel organlar ve ağız mikrop almak için uygun bölgeler olduğundan oral sekste dikkat edilmesi gereken husus hijyen ve temizliktir.

    CİNSEL BİRLİKTELİKTE FANTEZİ KURULMAZ, KONUŞULMAZ.
    Cinsel ilişki esnasında çiftlerin birbirlerine ne hissettikleri ve o esnada neyi tercih ettiklerine dair geribildirimde bulunması konsantrasyonlarını ve dolayısıyla cinsel hazzı artırıyor. Ayrıca istemedikleri ve konsantrasyonlarını bozan temasları önlemelerini de sağlıyor. Fantezilerin karşılıklı uygunluklar ölçüsünde yaşanması ise kişilerin kendi içlerinde sakladıkları, cinsel yaşamlarına sokmadıkları arzularının ifade edilmesi ve yaşanmasını sağlıyor.

    Formsante 2016 – Şubat sayısı
    Ayşegül Uyanık Örnekal

  • Mutlu cinsellik ipuçları

    Mutlu cinsellik ipuçları

    Cinsellik doğum öncesi başlayıp ömür boyu devam eden, yalnızca cinsel organları değil tüm bedeni ve aklı içeren bir durumdur. Cinsellik insanların değerleri, duyguları, kişilikleri, fiziksel görünümleri ve içinde yaşadıkları topluma göre şekillenen bir kavramdır. Yani cinsellik insanın olmazsa olmazıdır diyebiliriz.

    Cinsellik hem çok yasaklanan hem çok merak edilen, bir yandan utanılan biryandan övünülen, çok konuşulan ama çok az bilinen bir konudur. Doğru bilgilendirmeye ihtiyaç olan önemli bir konudur. Cinsel sorunlar, insanları en fazla mutsuz eden sağlık sorunlarının başında gelmektedir. Cinsel sağlığın bozulması hem fiziksel sağlığı bozmakta hem de gerek kadın gerekse erkekte halkalar halinde ruhsal sağlığın ve ardından aile sağlığının ve sosyal sağlığın bozulmasına yol açmaktadır.

    mutlu_cinsellik

    Mutlu ve doyurucu cinselliğin ön koşulu, karşılıklı saygı ve eşler arası etkin iletişim ve paylaşımdır. Mutlu bir cinsel yaşam için ilişki karşılıklı güven, dürüstlük, açıklık, paylaşım ve saygı üzerine temellendirilmelidir.

    Doyumlu bir cinsellik, öncelikle bireyin kendi bedenini tanıması ile mümkündür. Bireyin, cinsel haz noktalarını fark etmesi ve bunu cinsel eşiyle paylaşmaktan kaçınmaması mutlu bir cinsel ilişki yaşamasını sağlar. Cinselliğin nasıl yaşanacağına dair ayrıntılarda (anal, oral sevişme gibi) çiftlerin ortak kararı olmalı ve her iki tarafın istek, onay ve rızası ile gerçekleştirilmelidir. Hiç kimse hoşlanmadığı bir cinsel davranışı yaşamak ya da sürdürmek zorunda değildir. Kadının doyumlu bir cinsel ilişki yaşayabilmesi (orgazma ulaşması) için ön sevişmeye yeterince zaman ayrılması gereklidir. İstenmeyen gebelik ve cinsel yolla bulaşan hastalık kaygısı, özellikle kadının mutlu ve doyumlu cinsellik yaşamasını engeller. Çift, bu konuda önlemlerini önceden almış olmalıdır.

    Mutlu ve doyumlu bir cinsellik için kişiler birbirlerine karşı sorumlu davranmalı, mahremiyete ve kişisel hassasiyetlere önem verilmelidir. Karşılıklı sevgi, saygı ve güvene dayanan bir ilişkide, cinsellik her iki cinsel eş için daha doyumlu olabilmektedir. Cinsel birleşme için uygun zaman ve ortam seçilmelidir. Güvensiz ortamlarda kadının doyum sağlaması güçtür. Çünkü kadın, cinselliğe daha fazla toplumsal kaygılarla yaklaşır ve yine cinsel haz duyabilmesi için tüm duyu organlarının ve beynin buna hazır olması gereklidir. Çift, cinselliğe ilişkin mitleri (yanlış inanışları) ve toplumsal değerleri, birlikte konuşarak ve paylaşarak aşmaya çalışmalıdır.

    Cinselliğin insan sağlığındaki öneminin daha iyi anlaşılması ve cinselliğin yaşamdaki yerinin artması ile cinsel estetik kaygılar artmıştır. Kişinin cinsel mutluluğu ve cinsel başarısı üzerinde olumlu etki sağlayan cinsel estetik işlemler daha fazla talep edilmekte hastalar ve hekimler tarafından daha fazla tavsiye edilmektedir. Kendi cinsel organlarını tanıyan, beğenmeyen ve sorunlarını fark eden kadınlar bunların çözümü için gerekli ameliyat veya diğer tedavilere büyük ilgi göstermektedirler. Cinsel açıdan kendini daha güvende hissetme, daha rahat bir sosyal hayat isteği nedeniyle kadınlar ve erkekler cinsel organlarında değişiklik yapmak isteyebilmektedirler. Cinselliği azaltabilecek fiziksel sorunların estetik cerrahi işlemler ile ortadan kaldırılması mutlu ve doyumlu bir cinselliğe katkı sağlamaktadır.

    Doç. Dr. Ayla ÜÇKUYU tarafından yazılmıştır.

  • Genital siğil ve cinsellik

    Genital siğil ve cinsellik

    Genital siğiller Human papilloma virsünün (HPV) neden olduğu seksüel yol ile bulaşan en yaygın hastalık, öyle ki A.B.D istatistiklerine göre kadınların %40’ı bu virüsü taşıyor, her yıl 500bin yeni vaka bildiriliyor…

    Genital siğillerin %90’ı Human papilloma virüsünün tiplerinden Tip 6 ve Tip 11 ile bulaşmakta..Bu siğiller görüntü olarak, pembe beyaz, yumuşak, geniş tabanlı ya da dışarıya doğru karnıbahar tarzında büyümüş şekilde olabilirler.

    Genellikle herhengi bir belirti vermeyebilir ancak, kaşıntı, yanma, hassasiyet de yapabilirler.Hem erkek hem de kadınlarda yerleştiği yere göre de klinik belirti yapabilir, akıntı, idrar yapmada zorluk gibi…

    Siğiller olmadan da HPV vücutta bulunabilir ve temasla bulaşabilir. Hastalık belirtileri kişinin bağışıklık sisteminin bu virüsle başedemediği durumlarda ortaya çıkar. HPV vücutta kalıcıdır. Siğiller tedavi edilse bile virüsün vücutta kaldığı, zaman zaman alevlenerek tekrar siğil şeklinde kendini gösterdiği bilinmektedir.

    Tedavi genellikle siğillerin üstüne uygulanabilen asit, jel ya da kremlerle sağlanabileceği gibi, elektrokoterle yakma, kriyoterapiyle dondurma ya da çok geniş yayılım varsa cerrahi ile sağlanabilir.

    Burada önemli olan hastaya bunun yaşam boyu devam eden bir infeksiyon olduğunu, zaman zaman tekrarlayabileceğini ve bulaştırıcılığının devam ettiğini net bir şekilde anlatmaktır…

    Genital Siğil Virüsünden Nasıl Korunabiliriz?

    Seksüel temasta kondom kullanımı koruyucu bir yöntem olmakla beraber kesin koruma sağlayamaz. Burada önemli olan nokta henüz bir cinsel teması olmamış çocukların aşılanmasıdır. Human Papilloma Virus Tip 6 ve Tip 11’e karşı geliştirilen aşının kullanımı bu anlamda çok önemlidir.

    Genital Siğil Virüsünün Kanser Yapan Tipleri de Vardır:

    Human Papilloma Virüs Tip 16, Tip 18 , Tip 31 , Tip 33 en sık karşılaştıklarımız olmak üzere diğer bazı tiplerle beraber bu virüs kadında rahim ağzına yerleşip burada kansere neden olmaktadır. Bulaşma yine cinsel temasla olmaktadır. Rahim ağzı, şikayeti olsun olmasın tüm kadınlarda, her yıl yapılan pap -smear testiyle bu nedenle kontrol edilmelidir.

    Rahim ağzı kanserini önleme amaçlı geliştirilen aşı HPV Tip 16 ve Tip 18’e karşı ve aynı zamanda siğil yapan tiplerden Tip 6 ve Tip 11 ‘e karşı da geliştirilmiş olup bu virüsün 4 tipine karşı koruma sağlamaktadır. Bu nedenle öncelikle 9-26 yaş arası kız çocukları olmak üzere daha sonra diğer yaş grupları da aşılanmalıdır.

    Op. Dr. Evrim AKSOY tarafından yazılmıştır.