Selam. K.validem çocuğumuza bakıyor. Kızım 2 yaşında. Akşam işten geldiğimde kendimi iyi hissetmiyordum. Eve girince kızım mızmız şekilde babaanne dede ağlama-naz modunda dışarıya gitmek istedi. Her zamanki gibi abartılı şekilde babaanne ve dede ağlamasın diye avutmaya çalıştıkça bizim kız laf anlamadı. Uzun süredir biriken her şey üst üste geldi ve sonunda çocuk bakımı ile ilgili çakıştığımız bazı konular ağzımdan dökülüverdi. Bu çocuk oyuncak değil anne. Bazı şeyleri öğrenmeli. Akşam olduğunda sizin bu evden gideceğinizi bilecek ve ağlamayacak. Ağlıyor diye üstünü bile giydirmeyi beklemeden tamam tamam dışarı çıkalım davranışı yanlış. Sabretmeyi öğrenmeli. Çocuğu akşama yakın uyutma anne. Sana kaç kere söyledim! Ağlama kızım gel televizyon izle. tabi dedim hiç sıkılmasın TV , bilgisayar telefon izlesin. Peşimize ağlıyor çıkalım arabayla gezdirelim bari diye çocuğu alırken, bu çocuk evde sıkılıyor bu saate kadar çıkarsaydınız dedim. Kalbim deli gibi çarpmaya başladı tabi. Annemde sen benim baktığım çocuğu beğenmiyorsun, ben alındım deyince... Sana kırıldım dedi. Gel anlat şimdi kendini derdini. Aranızda benim gibisini yaşayan var mı bilmiyorum ama aşırı aşırı iyilik beni boğmaya başladı. kap kap bizim eve taşınan yemeklerden. Bizim eve aldığımız yerine kendi aldıklarını çocuğa yedirmelerinden, giyecek bir şeyi yok deyip kıyafetler alınmasından. Ekmeğiniz bayat size ekmek alıp gelelim, çöpünüzü atalım. Torunumuzu biz sizden çok seviyoruz, çok daha iyi davranıyoruz hissiyatından. Bir sürü şey işte. Kendi doğrularıyla aşırı ilgi ve sevgiyle torun evlat sevgisi yaşarken gelin olarak onlara katılan benim doğumdan sonra giderek daha çok suskunlaştığımı anlamak istemediler. belki benzer şeyleri yaşayan vardır diye bunları yazıyorum. ben derdimi anlatmaya çalıştım özrümü diledim. Çünkü bu hayattaki amacım haklı olmak değil mutlu olmak. Konuşarak anlaşmak. Çabam çocuğumun özünün bozulmaması, ona iyilik yaptıklarını sanırlarken aslında zarar verdiklerini görmeleri. Fazlaca yedirdiklerinde iyi bir şey yapmadıkları. vb bir sürü şey. Sürekli onlara borçlu hissetmekte başka bir his. Özgürlüğün, kurduğun cümlelerin, pek çok şeyin kısıtlanması gibi. Onların gözünden bakınca ise canlarıyla başlarıyla bizim için çalışıyorlar. Ben onların bizim için istediği hayatı değil, bu hayatta öğrendiklerimi uyguladığım basit hayatı yaşamak istiyorum. Kırmadan dökmeden ben bu işin içinden nasıl çıkacağım?