- 23 Ağustos 2010
- 1.662
- 276
- 198
- Konu Sahibi farahnihal
- #1
Bu boyutuyla ele almadan önce bir ayrıntı zihnimizde yer bulmalıdır. Şimdi bizim ‘evimiz’ diye tutturduğumuz şey nedir?Tapusu bizde olan ve kira ödemediğimiz bir beton yığınına mı ev diyoruz yoksa içine girip iffetimizi koruduğumuz, bizi sıcak ve soğuktan koruyan, cenneti kazanmamız için amellerimizi içine yığdığımız yapıya mı ev diyoruz?
Eğer bizim ev dediğimiz şey, tapusu bizde olan, kimsenin olmayan beton yığını ise o zaman evsiz Müslümanlar gerçekten büyük bir yoksulluk içindedirler. Onların huzuru, ahengi hatta ibadeti bile yerli yerinde değildir. Korkarım evsizlik, eşsizlik gibi anlaşılır olacaktır. Elbette ev,bizim için betonuna, gürültüsüne rağmen hayat demekse, evsiz olmak bize ölümü hatırlatacaksa, evimiz olunca da ölümü bile kendimizden uzaklaştırmış olacaksak, o takdirde ne pahasına olursa olsun bir ev sahibi olmamız doğrudur.
Herkes işini gücünü bırakıp ev sahibi olmalıdır. Hayır, evlerimiz bizim sıcaktan soğuktan korunduğumuz, ideallerimizi ihya etmeye çalıştığımız yuvalarımızı yansıtıyorsa o takdirde samanlıklarda doğup büyüyenler, altındaki ahırın sıcaklığı ile ısınmaya çalışarak yaşadıkları evlerde oturup gidenler acaba ölü müydüler? Onların hayatını ne ile adlandıracağız? Mobilya da görmediler. Apartman da… Ama huzurlu yaşadılar. Doyasıya uyudular, temiz havada sabahladılar. Tahtaların arasından dışarıdaki yağan karın izlendiği evlerde küçük bir soba ile üşümeden oturup akşamı beklediler. Bir de bizim sıcacık evlerimizde grip olan yavrularımızı görseler nasıl bir yorum yapardılar acaba?
Ev işini karıştırdık. Bizim evlerimiz olması gerekirken biz evlerin olduk. Ömrümüzün sonuna kadar bir evin taksitini ödemeye razı olduk, tam o bitecekken bir ev daha koyduk hesaba. Onu ödedik derken ev taksiti ödeme memurları gibi yaşadık.
Evlerimizin içi ve bizim o evlerdeki emellerimiz ikinci plana itildi. İhtiyaçtan ötürü mü, taklitten ötürü mü ev sahibi olduğumuzu belirlemekte bile zorlandık. Evet, bu sözlerin bir bölümü size uymuyordur ya da siz, kendinizi bu sözlerin dışında görüyorsunuzdur. Aynı şey benim için, öbür mü’min için geçerlidir. Birimizin öbürünü tenkit etmesi gerekmiyor. Bir istila altındayız. Ev ev derken karşımıza faiz çıktı, israf çıktı, kör taklit çıktı. Ne sağlık, ne mantık, ne idrak… Büyük bir kaosun içinde kaldık.
Dünya ne kadar, ahiret ne kadar? Ev nereye oturuyor, faiz nereye oturuyor?
Evlerimizde huzur ve bereket bize lazım değil mi? Faizle huzur ve bereket olur mu?
Bu bir fitne dalgasıdır. Evi olanlar da olmayanlar da aynı yöne doğru koşmaktadırlar. İmanımız bizi farklı kılmalıdır. Taş yığınlarının altında kalmaktansa imanımızla dik durmayı tercih etmeli, tavrımızı o yönde kullanmalıyız.
Huzur ve afiyet içinde yaşadığınız samanlık gibi evlerinizin olmasını, diri diri betonlara gömülmekten kurtulmanızı dilerim.”NURETTİN YILDIZ
Eğer bizim ev dediğimiz şey, tapusu bizde olan, kimsenin olmayan beton yığını ise o zaman evsiz Müslümanlar gerçekten büyük bir yoksulluk içindedirler. Onların huzuru, ahengi hatta ibadeti bile yerli yerinde değildir. Korkarım evsizlik, eşsizlik gibi anlaşılır olacaktır. Elbette ev,bizim için betonuna, gürültüsüne rağmen hayat demekse, evsiz olmak bize ölümü hatırlatacaksa, evimiz olunca da ölümü bile kendimizden uzaklaştırmış olacaksak, o takdirde ne pahasına olursa olsun bir ev sahibi olmamız doğrudur.
Herkes işini gücünü bırakıp ev sahibi olmalıdır. Hayır, evlerimiz bizim sıcaktan soğuktan korunduğumuz, ideallerimizi ihya etmeye çalıştığımız yuvalarımızı yansıtıyorsa o takdirde samanlıklarda doğup büyüyenler, altındaki ahırın sıcaklığı ile ısınmaya çalışarak yaşadıkları evlerde oturup gidenler acaba ölü müydüler? Onların hayatını ne ile adlandıracağız? Mobilya da görmediler. Apartman da… Ama huzurlu yaşadılar. Doyasıya uyudular, temiz havada sabahladılar. Tahtaların arasından dışarıdaki yağan karın izlendiği evlerde küçük bir soba ile üşümeden oturup akşamı beklediler. Bir de bizim sıcacık evlerimizde grip olan yavrularımızı görseler nasıl bir yorum yapardılar acaba?
Ev işini karıştırdık. Bizim evlerimiz olması gerekirken biz evlerin olduk. Ömrümüzün sonuna kadar bir evin taksitini ödemeye razı olduk, tam o bitecekken bir ev daha koyduk hesaba. Onu ödedik derken ev taksiti ödeme memurları gibi yaşadık.
Evlerimizin içi ve bizim o evlerdeki emellerimiz ikinci plana itildi. İhtiyaçtan ötürü mü, taklitten ötürü mü ev sahibi olduğumuzu belirlemekte bile zorlandık. Evet, bu sözlerin bir bölümü size uymuyordur ya da siz, kendinizi bu sözlerin dışında görüyorsunuzdur. Aynı şey benim için, öbür mü’min için geçerlidir. Birimizin öbürünü tenkit etmesi gerekmiyor. Bir istila altındayız. Ev ev derken karşımıza faiz çıktı, israf çıktı, kör taklit çıktı. Ne sağlık, ne mantık, ne idrak… Büyük bir kaosun içinde kaldık.
Dünya ne kadar, ahiret ne kadar? Ev nereye oturuyor, faiz nereye oturuyor?
Evlerimizde huzur ve bereket bize lazım değil mi? Faizle huzur ve bereket olur mu?
Bu bir fitne dalgasıdır. Evi olanlar da olmayanlar da aynı yöne doğru koşmaktadırlar. İmanımız bizi farklı kılmalıdır. Taş yığınlarının altında kalmaktansa imanımızla dik durmayı tercih etmeli, tavrımızı o yönde kullanmalıyız.
Huzur ve afiyet içinde yaşadığınız samanlık gibi evlerinizin olmasını, diri diri betonlara gömülmekten kurtulmanızı dilerim.”NURETTİN YILDIZ