VAKTİ-saati gelip çattı ve Atatürk'ün Ankara'ya gelişinin
yıldönümünde, işte
ben yine "Ya Atatürk çıkıp gelse" yazımı yazıyorum:
Gazi, yanında silah arkadaşları, beyaz bir atın üzerinde
Ahlatlıbel'den
gözüktü, aşağıdaki Ankara'ya bakıp İsmet Paşa'ya sordu:
"Yanlışlıkla Meksiko City'e inmiş olmayalım Paşa, bu ne?.."
"Angara..."
"Şu dumandan ucu gözüken ne?.."
"Atakule..."
"Vatanı beton ile örtmüşler, kulenin ucu açıkta kalmış demek...
Peki bu
kendi etrafında dönüp duran efendi, oynamayı unutmuş Ankara
seymeni
midir?.."
"Hayır Gazi Hazretleri, o Başvekil Tayyip Bey..."
Gazi Başvekil'e dönerek:
"Söyle bakalım Başvekil, bu her taraftaki delikler ne, düşmanın
top ateşine
karşı müdafaa hattı mıdır?..."
"Altgeçit Atam..."
"Bu soba borusu nevinden havadakiler ne?.."
"Üstgeçit..."
"Peki, muasır medeniyet seviyesine geçit temin edilmiş midir?.."
"Hedef buyurduğunuz istikamette hayırlara vesile olacak şekilde
ilerleme
sağlanmış, şükürler olsun ki dış itibarımız son yetmiş
yılın en yüksek
noktasına yükselmiş, Allah'ın izni ile yabancı sermaye bilhassa
bankacılık,
turizm, sanayi, haberleşme, ulaşım, konut alanlarına akın
etmişlerdir..."
Gazi, İsmet Paşa'ya eğilerek:
"Biz Büyük Taarruz'da akını püskürttük, demek ki dönüp öte
yandan
gelmişler..."
Ata, kırbacı ile işaret ederek:
"Şu cüz hocası kılıklının elindeki flama ne, Suudi Kralı da mı
bizi
karşılamaya gelmiştir?..."
"Hayır, o Büyükşehir Belediye Başkanı, elindeki de Ankara'nın
amblemi Gazi
Hasretleri..."
At binemedikleri için bir at arabasının içinde bekleyenleri
göstererek sorar
Gazi:
"Bunlar kim, hamamcı esnafı mı?..."
"Kabine üyeleri..."
"Mekteb-i Mülkiye'den midirler?.."
"Hayır Gazi Hasretleri, ekseriyet imam-hatip'ten..."
Gazi, kabine üyelerine "Memleketin durumu nedir?" diye sorduğunda,
onlar hep
bir ağızdan "Hamd olsun..." diye bağırırlar.
İsmet Paşa'nın kulağına eğilir Gazi:
"Hilafeti kaldırdık da laikliğe geçtik gibi aklımda yanlış
kalmış demek
ki..."