Türbelerimiz ve Hikayeleri

ZENBİLLİ ALİ EFENDİ TÜRBESİ

zembilli.JPG


zembilli2.jpg


ZEMBİLİN HİKAYESİ
Mübarek mütebessimdir, refiktir, yumuşaklığı sever. Ufacık çocukları bile muhatap edinir, onlara nasihat eder. İnsanların çekinmeden soru sorabilmelerini çok ister. Ancak üç kıtaya yayılan bir imparatorluğun şeyhülislamı halkın gözünde destan kahramanı gibidir. O, ne kadar mütevazı olursa olsun, karşısındakileri ter basar, huzurda sıkılırlar. Mübarek pratik bir yol bulur. Zembilini camdan sarkıtır. Sorusu olan bir kağıda yazıp zembile bırakır. Mübarek derhal cevabını yazar ve yine zembille sallandırır aşağı. Düşünürseniz zor iştir. Her gün önünüze gelen yüzlerce kağıt ve birbirine benzeyen sıradan sualler. Ama o bunu kurtuluşunun sermayesi bilir. Öyle ya, insanlara Allah’ın dinini öğretmekten güzel iş mi vardır?

Mübarek çok merhametlidir, kendisine ve çevresindekilere yapılanları görmezden gelir, ancak mukaddesatımıza saldıranlara acımaz. Hatta sultanı tavır koymaya zorlar. Yavuz’u Çaldıran savaşına sürükleyenlerden biri odur. Yine Mısır Seferini sonuna kadar destekler.

Rodos'ta geçen yıllar
Kanuni bütün Avrupa'yı hizaya sokar. Ancak Rodos hâlâ Akdeniz'in çıbanıdır. Zembilli Ali Efendi Padişah'ı sefere inandırır. Mübarek gözü kara bir cihat sevdalısıdır. Hatta yiğitlere yoldaş olur, adanın fethine katılır. Eli kanlı eşkıyalara, fitneci şövalyelere karşı savaşır. Rodos ele geçince burada kalmaya niyetlenir. Ömrünün son demlerini yerli halka İslâmiyet'i anlatmakla geçirir. Burada medreseler, imaretler kurar ve ileri yaşına rağmen yıllarca imamlık yapar. Nice Rum'un hidayetine vesile olur ki, Rodoslu Müslümanların mayasında onun gayretleri vardır.

Mübareğin sonu hoş olur. Ayan beyan ölüme hazırlanır. O gün görülmedik şekilde neşelidir ve çevresindekilerle tek tek helalleşir. Talebeleri ayrılık vaktinin geldiğini anlar, çok ağlarlar.

Nurlu kabri Zeyrek yokuşunda kendi dergâhının bahçesindedir.

Zenbilli Ali Efendi
Zenbilli Ali Efendi ( .... - 1526)
Osmanlı devrinin sekizinci Şeyh?ül-İslamıdır. Asıl adı Ali Cemali olan Zenbilli Ali Efendi, ?Zenbilli Müfti? unvanıyla meşhurdur. Molla Fenari?nin hocası ve Sultan I. Murad zamanın ünlü ulemasından Cemalüddin Muhammed Aksariy soyundan Ahmet İbn-i Mehmet Çelebi?nin oğludur. Karaman?da doğmuştur fakat doğum tarihi belli değildir.

İlk tahsilini Karaman ve Konya?da yaptıktan sonra, istanbul?da Molla Hüsrev?in, Bursa?da Mevlana Hüsamzade Muslihiddin Efendi?lerin derslerine devam ederek onlardan icazet aldı. Bursa?da hocasının kızı ile evlendi. Tahsilini tamamladıktan sonra Edirne Taşlık Ali Bey Medresisi?ne müderris tayin edilse de, Karamanlı Mehmet Paşa ile aralarının açılması üzerine, bu medresede uzun süre kalmadı. Sadrazam kedisini düşük bir maaşla Beylerbeyi medresesine atayınca, Zenbilli Ali Efendi, şeref ve haysiyetini gözeterek istifa etti ve Şeyh Muslihiddin İbn-i Vefa Hazretlerinin hizmetine girdi.

Fatih Sultan Mehmed?in vefatı ile II. Beyazıd tarafından saraya davet edilse de davete icebet etmedi. Kendisine gücenen padişah, Zenbilli Efendi?yi önce Bursa?ya sonra da Amasya?ya müderris olarak sürgün etti. İsmail Hami Danişmend, davete icabet etmemesinin sebebini onun Sultan Cem taraftarı olabileceği ihtimaline bağlar. Sürgünden izinsiz ayrıldığı için görevinden azledilirse?de Padişah II. Beyazıd?ın görmüş olduğu bir rüya üzerine, Zenbilli Ali Efendi affdilerek, 1503 yılında Şeyh?ül İslam oldu. Ayrıca yeni bitmiş olan Beyazıd Medresesi?ne müderris olarak atandı.

Yavuz Selim?in tahta çıkması ile ünü daha da arttı. Doğruluğu ve hakseverliği ve cesateri ile, Yavuz?un gözüne girdi ve onu etkisi altına aldı. ?Eğer şeriata aykırı emirler verirsen, ben de senin hal?ine fetva veririm? diyecek kadar cesur ve hakşinas davrandı. Kanuni döneminde de görevde kalan Z. Ali Efendi Rodos?un fethine de katıldı. Fethi müteakip imam ve hatiplik görevini yaptı orada İslami müesseseleri kurdu. 932 H. 1526 M. yılında İstanbul?da vefat etti. Z. Ali Efendi, Zeyrek yokuşunda medfundur. Şeyh?ül-İslamlık süresi 24 yıldır.

Kendisine sunulan soru kağıtlarını (istenen fetvaları) sarkıttığı zenbille alıp, yine cevaplarını soru sahiplerine zenbille verdiği için Zenbilli Ali Efendi ismini almıştır. Fıkıh alanında Muhtaratü?l Feteva isimli bir eseri ile manzum ve mensur iki risalesi vardır. Ayrıca II. Beyazıd adına ahlâk ilmi ile alakalı bir eseri de mevcuddur.
3 PADİŞAH DÖNEMİNDE ŞEYHÜLİSLAMLIK YAPMIŞ MÜBAREK BİR ŞAHSİYET KESİNLİKLE ZİYARET EDİLMESİ GEREKEN BİR ŞAHSİYET ...İSTANBUL'A GİDİNCE LİSTEMDE OLACAKLAR ARASINDA
 
EBUL HASAN HARAKANİ


Anadolu’ya doğru yola çıkanlardan biri Ebul Hasan El Harakani Hazretleri. Mevlana ondan övgüyle bahseder. 1033 yılında Kars’taki Yahniler dağında düşmana karşı savaşırken şehit düşer.

Kanatlanıp pervaz etmeyi, yükselip gökler ötesi alemlere varmayı kim istemez ki? Gönül Hayatında ‘tevhid’e ulaşmayı ve ruhani zevklere gömülüp gitmeyi kim arzulamaz ki? Duygu ve düşüncede saflaşıp özüne ermeyi, insani melekelerini geliştirip rabbanileşmeyi kim düşünmez ki? Elbette bunlar dünyaya geliş amacını bilen herkesin hayalidir. Ama herkes böyle olmayı başaramıyor. Çünkü; cismani zevklerden sıyrılıp behimi arzulara başkaldırmak, binbir kötü duygulardan geçerken bedeni hazlara “Evet” dememek, bir çocuk gibi şu dünyanın çamuruna batmamak kolay olmuyor. Evet… İnsanın yürüdüğü yolda veya yolun sonunda “Esfele-i safilin” de var, “Âlâ-yı illiyyîn” de var, şeytanı şeytanlıkta geri bırakmak da. Tıpkı Efendimiz’in (sas) sevgisi ile kalbi dopdolu olan Ebul Hasan El Harakani Hazretler’i gibi. O meleklerin ulaşamadığı ufuklara ulaşanlardan. O sadece Peygamberimiz’in izini takip ederek insanlığa iyiliği tavsiye edip kötülükten men etmek için Horasan’dan hicret edenlerden biri.

Ebul Hasan El Harakani Hazretleri… O Selçukluların Anadolu’ya girişini kolaylaştırmak için yola koyulanlardan biri. 1033 yılında Kars’ta bulunan Yahniler dağında düşmana karşı savaşırken şehit düşüyor. Harakani Hazretleri öyle bir hayat yaşadı ki, ölümünden sonra gelen Mevlânâ Celaleddin-i Rumi Hazretleri gibi birçok zat kendisinden övgüyle bahseder.

Hatta asrın müellifi, Ebul Hasan El Harakani Hazretleri’ni, ölmelerine rağmen halen yeryüzünde tasarrufu devam eden beş büyük zattan biri olarak ifade eder. Çünkü; O daha dünyada iken ahireti görmeyi başardı. İnsanların imanlarının kurtuluşuna hizmet etmeyi varlığının gayesi olarak gördü. Birçok ulema gelip geçmiştir şu hayattan ama en önemli beş büyük zattan sayılmasına rağmen Harakani Hazretleri çok az kişi tarafından biliniyor.

Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve Bediüzzaman Said Nursi kaynaklarında ve sohbetlerinde Hasan Harakani’den övgüyle bahsediyorlar. Ebu’l Hasan Harakani evliyanın büyüklerinden, insanları hakka davet eden ve kendilerine Silsile-i Aliyye adı verilen büyük alim ve velilerin altıncısıdır. Zamanın hükümdarı Sultan Mahmud-i Gaznevi, onun sohbetinde bulundu. Hatta Ebu’l Hasan Harakani’nin ona bir de hırkasını hediye ettiği bizlere rivayet ediliyor. 963 ile 1033 yılları arasında yaşayan Ebul Hasan Harakani Hazretleri’nin asıl ismi Ali b. Ahmet b. Cafer’dir. Mevlânâ Mesnevi’sinde ise “Ebul Hüseyn” diye geçer. Prof. Dr. Reynold Nicholson, Mevlânâ’nın Mesnevi’sine yazmış olduğu şerhte şunlara dikkat çekiyor: “Mevlânâ Celaleddin-i Rumi şiirlerinde her ne zaman “Şeyh-i Din” kavramını kullanırsa bundan amacı Şeyh Ebu’l Hasan Harakani olmuştur.” Yine Mevlânâ birçok sohbetinde “Bizim söylediklerimiz Ebu’l Hasan Harakani’den aldıklarımızdan başka bir şey değildir.” diye belirtiyor.
Ebu’l Hasan Harakani’nin tasavvufi anlayışında muazzam bir insan sevgisi hakimdir. İnsanlara hizmeti kendi varlığının gayesi olarak kabul etmiştir. “Allah’ım; Keşke ben ölseydim de, başkaları ölümü tatmasaydı” veya “Keşke bütün yaratılmışların cezasını bana çektirseydiler de, onlar cehenneme gitmeseydiler” sözleri bunun en açık örnekleridir. Hasan Harakani mükemmel bir ruh inceliğine sahipti; “Allah’ım gariplerin benim tekkemde ölmelerine müsaade etme. Zira Ebu’l Hasan’ın tekkesinde bir garip öldü derlerse, ben o garibin ölümüne tahammül edecek güce sahip değilim” şeklinde Allah’a yalvarıyor.

Ebu’l Hasan Harakani Hazretleri’nin irfani açıklamalarını oluşturan “Nuru’l Ulum’’ isimli eseridir. Bu yazma tek nüsha halinde Britanya Müzesi kütüphanesinde bulunuyor.
 
Kars’ta Kaleiçi Mahallesi’nde bulunan Evliya Camii ve Hasan-ı Harakani Türbesi ziyaretçi akınına uğruyor.
Mevlana, Yesevi ve Nakşibendi’nin manevi hocası ve Mevlana’dan 200 yıl önce yaşamış olan Hasan-ı Harakani’nin Kars’ta bulunan türbesini ziyaret etmek için 81 ilden ve yurt dışından çok sayıda insan Kars’a gelerek Harakani türbesini ziyaret ederek dilekte bulunuyor. Selçukluların Anadolu’ya girişini kolaylaştırmak için yola koyulan ve 1033 yılında Kars’ta bulunan Yahniler dağında düşmana karşı savaşırken şehit düşen Ebu-l Hasan El Harakani Hazretleri’nin türbesi her gün yüzlerce yerli ve yabancı turist ziyaret ederek dua ediyor.

Kars Kalesi’nin altında bulunan Hasan-ı Harakani Türbesi’ni ziyaret edenler, burada tutulan dileklerin yerine geldiğini belirtiyor. Harakani Türbesi’ni ziyaret etmek için gelenler daha sonra sırasıyla Kars Kalesi, Havariler Kilisesi ve Ani Harabeleri’ni gezerek Kars’tan ayrılıyor.

Özellikle Cuma günleri insan akınına uğrayan Harakan-i Türbesi, vatandaşların Kars’ta dua ettiği tek türbe olarak da biliniyor. Daha önce bir dileğinin kabul olması sebebiyle Harakan-i Türbesi ziyaretçilerine şekerleme dağıtan bir vatandaş, Harakan-i Türbesi’nde dua ederken bile mutluluk duyduğunu ifade etti. Türbeyi ziyaret eden vatandaşlarca maneviyatın yüreklerde hissedildiği yer olarak adlandırdıkları Harakan-i Türbesi, maneviyat duygusuyla birlikte inanç turizmi adına da Kars’a çok şey kazandırıyor.

Hasan-ı Harakani Türbesi, Selçuklulardan önce Anadolu’daki Oğuz Beylerinin yapmış olduğu savaşlarda şehit düşen Hasan-ı Harakani’ye aittir. Hasan-ı Harakani’nin mezarı XVI. yüzyılda bulunmuş ve Serdar Lala Mustafa Paşa tarafından 1579 yılında türbesi yapılmıştır. Bu türbeden ötürü de yanındaki camiye Evliya Camisi ismi verilmiştir. Hasan-ı Harakani Türbesi’nin çevresinde 21 adet mezar bulunmaktadır. Türbe, 3.80x5.80 metre ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Türbenin üzeri kubbe ile örtülü olup, bu kubbe dıştan çinilerle kaplanmıştır. Türbe duvarlarında 3 küçük pencere ve bir de giriş kapısı bulunmaktadır. Türbenin giriş kapısı üzerine kitabesi yerleştirilmiştir. Ayrıca türbe avlusunun girişinde de 972 (1564) tarihli bir kitabe bulunmaktadır.
 
Aziz Mahmut Hüdâyi

istanbul-evliyalari-15-aziz-mahmut-hudayi.jpg



Üsküdar’ın tepelerinden birinde olan türbesinde yazılı bir duası vardır Aziz Mahmut Hüdâyi hazretlerinin:

Sağlığımızda bizi, vefatımızdan sonra kabrimizi ziyaret edenler ve türbemizin önünden geçtiğinde Fatiha okuyanlar bizimdir. Bizi sevenler denizde boğulmasın, ahir ömürlerinde fakirlik çekmesin, imanlarını kurtarmadıkça göçmesin.

Özellikle eskiden Boğaz’dan geçen gemilerin kaptanları bu dört türbenin önünden geçerken düdük çalar ve mürettebatını bu evliyaların ruhuna Fatiha okumaya davet ederlermiş.

ALLAH'IM bizi de oraya gitmeyi nasip eyle inş hayırlarla amin...giden arkadaşlar varsa ya da gitmeyi düşünenler bize de dua edin..

İstanbul'daki arkadaşlar çok sessizsiniz
 
** ABDULHAKİM ARVASİ HZ./BAĞLUM/ANKARA **


BAĞLUM
Bağlum, Ankara'nın Keçiören ilçesine bağlı büyük bir belde olup merkeze 13 km. Çevre yoluna çok yakın. Bölgedeki en eski yerleşim yerlerinden biri olan Bağlum 1530 yılında Anadolu Vilayetinin Ankara kazasına bağlı 37 haneli bir köymüş. Evliyalar diyarı olan Bağlum'un belde mezarlığında Horasan’dan gelme Yakup Evliya, yine Merkez Camii avlusunda Horasan’dan gelme Yusuf ve Sadık Evliyaların türbeleri bulunmaktadır. Ayrıca İslam alimi Seyyid Abdülhakîm Arvâsî ve şair Abdürrahim Karakoç'un mezarları da belde mezarlığındadır...



SEYYİD ABDÜLHAKİM ARSAVİ (HZ.)
Son asırda yetişen, zahir ve batın ilimlerinde kamil ve dört mezhebin fıkıh bilgilerinde mahir, büyük âlim ve ruh bilgilerinin mütehassısı büyük velidir. Silsile-i aliyyenin otuz dördüncüsüdür. Babası Seyyid Mustafa Efendidir. 1865 yılında Van'ın Başkale kazasında doğdu. Arvasi hazretleri, çok sayıda talebe yetiştirdi. Bunlardan en meşhurları, Necip Fazıl Kısakürek ve Hüseyin Hilmi Işık’tır.
Abdülhakîm Arvâsî 18 Eylül 1943’te İzmir’de mecburî ikamete tâbi tutuldu. Daha sonra geçtiği Ankara'da 27 Kasım 1943’te vefat etti. Bağlum Kabristanı'nda medfundur.



Necip Fazıl, otuz yaşına kadar yaşadığı arayış dönemi dediğimiz buhranları yılların neticesinde tanıştığı ve böylece her taşın yerine oturmaya başlamasına vesile olan Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ile 1934 yılında madde âleminde başlayan ve 1943 yılında mürşidinin vefatından sonra da mana aleminde süren hayatını anlattığı “O ve Ben” isimli eserinin ilk baskısının ismini, “Büyük Kapı” koymuştur.



Necip Fazıl’ın, Abdülhakîm Efendi’yi ve tasavvufu tanımadan önceki şiirlerinde baskın unsur, arayış, korku, yalnızlık, cinler ve periler gibi boşlukta olmanın ifadesi kavramlar iken; onu tanıdıktan sonra, Allah, tasavvufî ve dinî kavramlar arayışa cevap gibi görünür. Hatta ileri yaşlarındaki şiirlerinde ve nesirlerinde tasavvufî unsurlar başta olmak üzere dînî kavramları daha fazla özümsemiş ve içselleştirmiş bir şekilde detaylarıyla ele alır. Necip Fazıl, elinden tutarak kendisini Allah’ın ve Resulü’nün yoluna götüren ve götürürken de bu yolun tehlikelerini öğreten Abdülhakîm Arvâsî’ye, hayatının sonuna kadar tam bir teslimiyet ile sadakatini göstermiştir.



Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri Bağlum’a Defnedilişi...
Şimdi bir mesele:
Mübarek nâşın İstanbul’a nakli için resmî makama başvuruyorlar. Tahnit (ilâçlama) mecburiyeti olduğu cevabı veriliyor. İmkânsız!.. O halde?.. Şehrin belediye sanırları içinde ölenlerin Asrî Mezarlığa gömülmesi şartı var… Daha imkânsız!.. O halde?.. Kırşehir’e kaldırma ve orada bazı yakınları arasında toprağa vermeyi düşünüyorlar. Bu da resmî şarta uygun değil…
O sırada ahşap evin kapısı çalınıyor ve kim olduğu nereden geldiği, ne istediği belli olmayan ak sakallı bir adam:
— Ankara civarında Bağlum isimli bir köy vardır, diyor; orada Nakşî şeyhlerinden bir zat da medfun… Oraya götürünüz, kendilerine uygun yer orasıdır!
Ve çıkıp gidiyor. Meçhul adamın arkasından koşuyorlarsa da ele geçiremiyorlar. Bağlum, Ankara’nın belediye sınırları dışında olduğu halde, cenazeyi battaniyeye sarıp bir taksi içine atıyorlar ve en yakınlarından birkaç kişi, Bağlum nahiyesine götürüyorlar. Yolda İbrahim Arvâsi’nin Keçiören’deki köşküne uğruyorlar ve techiz tekfin işini orada yapıyorlar. Bir de bakıyorlar ki, 12 kişiden ibaret olan yakınlarının cenaze etrafındaki dairesi 500 kişiye çıkmıştır. Bunlar kimdir, nereden gelmişlerdir, ne demek isterler, hep meçhul
Efendi Hazretlerini; yalçın ve çırılçıplak Bağlum mezarlığının ilkokula bitişik köşesine, namsız nişansız, ilânsız, işaretsiz şekilde defnediyorlar.
Mübarek mezar, bugün, üzerinde yazısız bir taş olarak, her şatafattan uzak, semalara tebessüm etmektedir.

Kaynak: Necip Fazıl Kısakürek’in kitabından alınmıştır.
 
Karyağdı Türbesi

İtfaiye Meydanında olup, kapısının üstünde kaba bir yazı ve onun altında 1477 tarihi görülmektedir. Kurşunları sökülmüş kubbesi yer yer çatlamıştır. Duvarlarında birçok onarım izleri görülmektedir.

Sekizgen planlı, kubbeli bir türbedir. Duvarları: bir sıra kesme taş, üç sıra tuğla ile örülmüştür. Taşların arasına da, dikey birer tuğla konulmuştur. Ceplelerin beşinde, keşme taş çerçeveli, sağır sivri kemerli birer alt pencere vardır. Bir sıra taş, üç sıra tuğla ile örülen kemerlerin aynalıkları tuğladır. Pencereler, lokmalı demir parmaklıklıdır. Yedi cephede hemen sağır kemerlerin üzerinde bulunan, yuvarlak tuğla kemerli küçük üst pencereler, alçı şebekelidir.
Güneydeki sağır cephelerin içersinde, birer mihrabiye ve niş vardır. Duvarlar: iki sıra, kurt dişi ile sona erdirilir. Kubbesi: kurşun kaplamalıdır. Bir çok kez onarılmış olmasına rağmen, kurşunları kısmen dökülmüş ve kubbesi çatlamış durumdadır.

Türbenin kapısı doğudadır. Kapının eşik ve şöveleri yekpare taştandır. Üstte, dilimli taşlarla örülü sivri bir kemerin içinde dikdörtgen bir mermere yazılmış kitabenin altında, basık kemerli giriş kapısı bulunmaktadır.

Türbenin içinde, bir sanduka vardır. İçten yükselen kubbesi, küçük bir kapısı vardır. Kızlar: kısmetlerinin açılması amacıyla, Karyağdı Türbesini ziyaret ederek, adak adarlar. Türbenin içine doldurulan gereksiz eşyalar nedeniyle, manevi havası bozulmuştur.


karyagdi.jpg
karyagdi2.jpg


Halk arasında, türbede yatanın bir kız olduğuna dair rivayetler vardır.

Olay 15. yüzyılın ortalarında yaşanır. Hikâye şöyledir; Ankara'nın en güzel kızlarından biri gelin olmuş. Vakit gelmiş hamile kalmış. Olacak ya, hamile gelinin canı öyle bir şey ister ki , bulup buluşturmak çok zordur. Herkes yazın güneşinde buram buram terlerken, O Ağustos ayında kar istemektedir.

Kar bu; her mevsimde bulunmaz ki. Gidip uzaklardan getirmek de mümkün değil.. O zaman şimdiki gibi kolaylıklar da yok .
Kadıncağız, gündüz hayalinde kar helvaları yemiş. Her gece rüyasında kar yağmış. Bir an gelmiş, artık dayanamaz olmuş. Herkesin uykuya daldığı bir gece, bahçeye çıkıp hem ağlamış, hem istemiş: "Allah’ım" demiş; Her şey senin elinde! Sen, ol deyince gökyüzünden kar da yağar, nur da yağar! Ver Allah’ım! Lâpa lâpa kar ver. Avuç avuç kar yiyeyim. İçimin şu bitmez yangını sönsün. Kar ver Allah’ım!

Bazı işler Allah ile kul arasında sırdır. Nasıl olmuşsa olmuş, lâpa lâpa kar yağmaya başlamış o gece. Yerler bembeyaz olmuş. Gelin şükretmiş Allah’a. Avuç avuç alıp yemiş karlardan. Ertesi sabah Ankara'yı bembeyaz karlar içinde görenler büyük bir şaşkınlığa uğramışlar.
Ancak gelinimiz birkaç gün sonra hasta olur..Yediği kar ona dokunmuş, yatağa düşmüştür. Kısa bir süre sonra da vefat eder. Bebeği için hazırlanan kenarı pullu duvak, gelinin tabutuna örtülür.
Görenler der ki: Türbenin üstüne her gece , herkesin derin uykulara vardığı saatlerde, bir şey yağar. Yere düşmeden kaybolur gider .Kar mı yağar , nur mu yağar, bilinmez.
 
KAR YAĞDI HATUN DUA’SI

Bismillahirrahmanirrahim

Sırrı Süphan Piri Süleyman nuru can Muhammed,erde geçte dağda taşta müşgül işte yetiş ya Allah ya Muhammed.Salladım selaya yolladım Mevla’ya sen muradımı kabul eyle gelecek cumaya.
La ilahe illallah Muhammeden Resullullah selalar sesiyle arş gölgesiyle sen muradımı kabul eyle melekler duasıyla Karyağdı Sultan Hazretleri yüzü suyu hürmetine.

Amin.
 
başka türbeleri biliyor musunuz ? tarihi eserlerimizi ve de bu Türbede yatan veli zatları anmış oluruz kim bilir neler yaşadılar kimlere öncülük ettiler ve neler öğrettiler...
 
başka türbeleri biliyor musunuz ? tarihi eserlerimizi ve de bu Türbede yatan veli zatları anmış oluruz kim bilir neler yaşadılar kimlere öncülük ettiler ve neler öğrettiler...
Selam canım tam sayfalara bakamadım ama Seyyid Abdulhakım Arvası Hz. türbesi var Ankara Bağlum da. Bağlum merkez camiinin içinde de Horasandan gelme Yusuf ve Sadık Evliyalar var..
 
Ah ankarada bir hacı Bayram veliye gidebildim
Gitmek ziyaret etmek isterim nasip eşim o konuda kafa dengim değil
 
X